Şuruppak (Fara): tufan kahramanının kenti
Gılgamış Destanı'nın on birinci tableti, Gılgamış'ın ölümsüzlüğün sırrını aramak için Utnapiştim'e gittiği bölümü anlatır. Utnapiştim, büyük tufandan kurtulan ve tanrılar tarafından ölümsüzlük verilen tek insandır. Gılgamış, ona nasıl ölümsüz olduğunu sorduğunda, Utnapiştim, hikâyesine şu sözlerle başlar: "Şuruppak, senin de bildiğin bir kent, Fırat kıyısında yer alan..."
Yani tufan hikâyesi, belirli bir kentte geçiyor. Bu kent, gerçekten vardı. Bugün Irak'ta, Fara adıyla bilinen bir höyük, antik Şuruppak'ın kalıntılarını barındırıyor. Şimdi o kentin arkeolojik hikâyesine bakalım. Bir efsanenin geçtiği yeri kazmak nasıl bir duygu olurdu, hiç düşündünüz mü?
Kral listesindeki Şuruppak
Sümer Kral Listesi'nin bazı nüshalarında, tufandan önceki son kent olarak Şuruppak geçer. Bu kentte, Ubar-Tutu adlı bir kralın hüküm sürdüğü söylenir. Weld-Blundell koleksiyonundaki bir prizma (WB 444) ve başka nüshalar, tufandan önceki krallığın Şuruppak'ta sona erdiğini anlatır.
Başka bir kaynakta, tufan kahramanı Ziusudra, Ubar-Tutu'nun oğlu olarak geçer. Akadca metinlerde, Utnapiştim de Ubar-Tutu'nun oğludur. Yani farklı dillerde ve farklı dönemlerde yazılmış metinler, tufan kahramanını tutarlı bir biçimde Şuruppak'a bağlıyor.
Bu bağ, Mezopotamya katiplerinin gözünde, Şuruppak'ı insanlık tarihinin bir dönüm noktası yapıyordu. Tufandan önceki dünya, burada bitmişti.
İlk kazılar
Fara'daki ilk kazıyı, 1902-1903'te, Alman Doğu Topluluğu adına Robert Koldewey ve yardımcısı Walter Andrae yaptı. Koldewey, aynı dönemde Babil'de çalışıyordu ve Fara'ya kısa bir süre ayırdı. Ancak bu kazılarda, çok sayıda tablet bulundu.
1931'de, Pennsylvania Üniversitesi'nden Erich Schmidt, Fara'da bir kazı mevsimi daha yürüttü. Schmidt'in kazısı, kentin farklı katmanlarını ve konut alanlarını inceledi. Bu kazının en çok tartışılan sonucu, aşağıda anlatacağım sel katmanıydı.
Daha sonra, uzun bir süre, Fara'da sistematik bir kazı yapılmadı. Alan, özellikle 1990'lardan sonra, kaçak kazılardan büyük zarar gördü. 2016'dan itibaren, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi'nden Adelheid Otto ve Berthold Einwag'ın yönettiği bir ekip, Fara'da yüzey araştırmaları ve manyetometre taramaları yaptı. Bu çalışmalar, kentin sokak düzenini, konut adalarını ve kanallarını, kazmadan haritalamayı amaçladı.
Fara tabletleri
Fara'da bulunan tabletler, yaklaşık MÖ 2600'e, yani Erken Hanedanlık III dönemine tarihleniyor. Bu tabletler, Mezopotamya yazısının, ön-çivi yazısından tam gelişmiş çivi yazısına geçişini gösteren en önemli belgeler arasında.
Tabletlerin büyük kısmı, idari kayıtlar: tahıl dağıtımları, toprak tahsisleri, işçi listeleri. Bu kayıtlar, Şuruppak'ın, o dönemde, binlerce kişinin çalıştığı, karmaşık bir ekonomiye sahip olduğunu gösteriyor. Bazı tabletler, askeri birliklere ve diğer kentlere gönderilen işçilere de değiniyor; bu da Şuruppak'ın, daha geniş bir ittifak ya da devletin parçası olabileceğini düşündürüyor.
Fara tabletleri arasında, sözcük listeleri de var. Bu listeler, Uruk'taki en eski listelerin devamı; meslekler, kuşlar, balıklar, kaplar ve tanrı adları sıralanıyor. Fara'daki tanrı listesi, bilinen en eski tanrı listelerinden biri. Bu listede, yüzlerce tanrının adı geçiyor ve bazı adlar, daha sonraki dönemlerde hiç görülmüyor.
Şuruppak'ın Öğütleri
Fara ve yakınındaki Ebu Salabih'te, bilinen en eski edebi metinlerden birinin kopyaları bulundu: "Şuruppak'ın Öğütleri". Bu metinde, Şuruppak adlı bilge bir baba, oğlu Ziusudra'ya öğütler verir.
Öğütler, gündelik hayata dair pratik tavsiyeler içeriyor: "Tarlanı yolun kenarına yapma", "Kuyu açma, kendi tarlanın içine", "Başkasının karısıyla gülüşme", "Hırsızlık yapma". Bazıları, bugün bile anlamlı; bazıları ise, o dönemin tarım ve toplum düzenine özgü.
Metnin ilginç bir yanı, öğüt veren babanın adının kentin adıyla aynı olması. Bazı araştırmacılar, bu adın, kentin kurucusu ya da kentin simgesi olarak kullanıldığını düşünüyor. Ayrıca öğütleri dinleyen oğlun adının Ziusudra olması, metni tufan geleneğine bağlıyor. Yani tufandan kurtulan kahraman, aynı zamanda babasının bilgeliğini dinleyen bir oğul olarak da hatırlanıyordu.
Sel katmanı
Schmidt'in 1931 kazısında, Fara'da, Cemdet Nasr dönemi ile Erken Hanedanlık dönemi arasında, yani yaklaşık MÖ 2900 civarında, sarı renkli, nehir kaynaklı bir kum ve kil katmanı bulundu. Bu katman, büyük bir selin bıraktığı tortu olarak yorumlandı.
Bu bulgu, Woolley'nin Ur'daki sel katmanından birkaç yıl sonra geldi ve doğal olarak, tufan hikâyesiyle ilişkilendirildi. Ancak Fara'daki sel katmanı, Ur'dakinden farklı bir döneme tarihleniyordu. Kiş'te de benzer katmanlar bulundu, ama bunlar da farklı dönemlere aitti.
Bu farklılık, araştırmacıları, tek bir büyük tufan yerine, Mezopotamya'da farklı zamanlarda, farklı yerlerde yaşanmış çok sayıda yerel sel olduğu sonucuna götürdü. Yine de, Fara'daki katmanın, Erken Hanedanlık döneminin başına denk gelmesi ilginç: Sümer Kral Listesi, tufandan sonra krallığın yeniden başladığını söyler ve bu, Erken Hanedanlık dönemine karşılık gelir.
Tanrılar arasındaki ilişki: Sud'dan Ninlil'e
Şuruppak'ın koruyucu tanrıçası, Sud'du. Bir Sümer miti, "Enlil ve Sud", Enlil'in Sud ile nasıl evlendiğini anlatır. Bu mitte, Enlil, genç Sud'u görür ve ona aşık olur. Sud'un annesi Nisaba, Enlil'den uygun bir başlık parası ister. Enlil, armağanlar gönderir ve sonunda Sud ile evlenir. Evlilikten sonra, Sud, Ninlil adını alır ve Nippur'da Enlil'in eşi olarak hüküm sürer.
Bu mit, başka bir mitle, "Enlil ve Ninlil" ile çelişiyor gibi görünür. O mitte, Enlil, Ninlil'e kaba davranır ve tanrılar meclisi tarafından cezalandırılır. "Enlil ve Sud" ise, düzgün bir kur ve evlilik hikâyesidir. Araştırmacılar, bu iki mitin, farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla yazıldığını düşünüyor. "Enlil ve Sud", belki de Şuruppak'ın tanrıçasını Nippur'un büyük tanrıçasıyla birleştirerek, Şuruppak'ın dinsel önemini artırmak için yazılmıştı.
Tufan hikâyesinde ise, Enki, Şuruppak'taki kahramanı uyarır. Enlil insanlığı yok etmeye karar vermişken, Enki, bir duvara fısıldayarak, kahramanın gemi yapmasını sağlar. Yani Şuruppak, Enki ile Enlil arasındaki en ünlü anlaşmazlığın sahnesidir.
Mühürler ve gündelik hayat
Fara kazılarında, tabletlerin yanı sıra, çok sayıda silindir mühür ve mühür baskısı da bulundu. Bu mühürlerde, hayvan dövüşleri, ziyafet sahneleri ve kahramanların aslanlarla mücadelesi gibi temalar görülüyor. Bazı araştırmacılar, Fara dönemine ait bu mühür üslubunu, ayrı bir sanat evresi olarak tanımlıyor.
Kentin konut alanlarında ise, avlulu evler, fırınlar ve depolar ortaya çıkarıldı. Bazı evlerde, tabletler bulundu; bu da yazının yalnızca tapınaklarda değil, özel evlerde de kullanıldığını gösteriyor. Şuruppak'ın sakinleri, tahıl hesaplarını tutuyor, sözleşmeler yapıyor ve çocuklarını katip okullarına gönderiyordu.
Bu ayrıntılar, bana tufan efsanesinin arkasında, sıradan insanların yaşadığı bir kent olduğunu hatırlatıyor. Efsanenin kahramanı, belki de bu sokaklarda yürüyen birinin hayal gücünden doğdu.
Akademik okuma
Akademisyenler, Şuruppak'ı, Erken Hanedanlık dönemi Sümer toplumunu anlamak için kritik bir kaynak olarak görüyor. Fara tabletleri, idari sistemlerin, eğitimin ve edebiyatın gelişimini gösteriyor. Tanrı listeleri ise, Sümer dininin erken dönemine ait nadir belgeler.
Tufan hikâyesinin Şuruppak'a bağlanması konusunda, araştırmacılar temkinli. Bazıları, kentin gerçek bir sel felaketiyle hatırlandığını ve bu hatıranın efsaneye dönüştüğünü düşünüyor. Diğerleri ise, Şuruppak'ın seçilmesinin, kentin eski ve saygın bir merkez olmasıyla ilgili olduğunu, belirli bir olaya işaret etmediğini savunuyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Şuruppak'ı, Anunnaki'nin tufandan önce Mezopotamya'da kurduğu kentlerden biri olarak yorumladı. Ona göre, Şuruppak, bir "sağlık merkezi"ydi ve Ninlil'in, yani Sud'un yönettiği bir yerdi. Sitchin, tufanı ise, Nibiru'nun Dünya'ya yaklaşmasıyla Antarktika buzullarının kayması sonucu oluşan küresel bir felaket olarak açıkladı.
Akademik okumada, Sud'un adının "uzun" ya da "uzak" anlamıyla ilişkilendirildiği, ama "sağlık merkezi" yorumunu destekleyen bir metin olmadığı belirtiliyor. Tufan konusunda ise, jeolojik veriler, Mezopotamya'da küresel değil, yerel selleri gösteriyor.
Forumlarda
Forumlarda Şuruppak, en çok tufan tartışmalarında anılıyor. Bazı kullanıcılar, Fara'daki sel katmanını, tufanın gerçekliğine dair bir kanıt olarak gösteriyor. Diğerleri ise, Ur, Kiş ve Fara'daki katmanların farklı tarihlere ait olduğunu vurgulayarak, tek bir büyük tufan yerine yerel sellerin olduğunu savunuyor.
Şuruppak'ın Öğütleri ise, bazı başlıklarda, "dünyanın en eski kişisel gelişim kitabı" gibi esprili başlıklarla paylaşılıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Kanaatimce Şuruppak'ın tufan hikâyesindeki yeri, onun bir sınır kenti olarak görülmesinden kaynaklanıyor olabilir. Tufandan önceki dünyanın son kenti, yeni dünyanın ilk tanığı. Bir babanın oğluna öğüt verdiği, bir tanrının bir insanı uyardığı yer.
Belki de katipler, en eski tabletlerin bulunduğu, en eski tanrı listelerinin yazıldığı bu kenti, en eski hikâyenin sahnesi olarak seçti. Çünkü onlar için de Şuruppak, kendi geçmişlerinin en uzak noktasıydı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Tufan hikâyesinin belirli bir kentte geçmesi, size onun gerçek bir olaya dayandığını mı düşündürüyor? Şuruppak'ın Öğütleri'nden hangisi size en çok hitap etti? Yorumlarda yazın.
Giriş yap