Giriş yap
🏺 Anunnaki

Sürüngen iddiaları neden bu kadar yayıldı? Bir pulp öyküsü, bir televizyon dizisi ve bir CEO'nun şakası

Anunnaki anlatısının en tartışmalı uzantılarından biri, tanrıların aslında insan kılığına girmiş sürüngen varlıklar olduğu ve bugün de dünyayı gizlice yönettikleri iddiası. Daha önceki bir yazıda bu iddianın Ubeyd figürinleri ve David Icke ile bağlantısını ele almıştım. Burada, iddianın bu kadar tanıdık hale gelmesinin, yani neredeyse herkesin "kertenkele insanlar" fikrini bir yerden duymuş olmasının nedenlerine bakmak istiyorum. Bu yolculukta bir pulp yazarı, iki televizyon ve sinema yapımı, bir kamuoyu araştırması ve bir teknoloji şirketinin yöneticisi var.

Gölge Krallık

Sürüngen varlıkların insan kılığına girerek toplumlara sızdığı fikrinin edebi kökenlerinden biri, Amerikalı yazar Robert E. Howard'ın 1929'da "Weird Tales" dergisinde yayımlanan "The Shadow Kingdom" adlı öyküsü. Howard, Conan'ın yaratıcısı olarak tanınıyor. Bu öyküde, kral Kull'un sarayına, büyüyle insan görünümüne bürünmüş "yılan adamlar" sızmıştır. Kull, danışmanlarının ve muhafızlarının arasında kimin gerçek, kimin yılan adam olduğunu bilemez.

Siyaset bilimci Michael Barkun, komplo kültürü üzerine yazdığı "A Culture of Conspiracy" kitabında, Howard'ın öyküsünü sürüngen sızma fikrinin önemli öncüllerinden biri olarak gösteriyor. Barkun'a göre bu öykü, pulp edebiyatı aracılığıyla sonraki kuşakların hayal gücüne yerleşti ve yıllar sonra komplo teorilerinin malzemesi haline geldi.

Bu ayrıntı, bana çok öğretici geliyor. Bugün bazı insanların gerçek olarak inandığı bir fikir, ilk olarak bir fantastik öyküde, açıkça kurgu olarak ortaya çıktı.

Siz Robert E. Howard'ın adını Conan dışında bir bağlamda duymuş muydunuz?

V: Ziyaretçiler

1983'te Amerikan televizyonunda yayınlanan "V" adlı mini dizi, sürüngen fikrini milyonlarca izleyicinin evine taşıdı. Kenneth Johnson'ın yarattığı dizide, dünyaya barış içinde gelen "Ziyaretçiler", insan görünümündeki bir kaplamanın altında aslında sürüngen varlıklardı. Dizinin en ünlü sahnelerinden biri, bir Ziyaretçi'nin yüzündeki insan derisinin yırtılıp altındaki pullu yüzün ortaya çıkmasıydı.

Johnson, diziyi aslında faşizmin yükselişi ve toplumların nasıl kandırılabileceği üzerine bir alegori olarak tasarlamıştı. Ziyaretçiler'in üniformaları, sembolleri ve propaganda yöntemleri, bilinçli olarak Nazi Almanyası'nı çağrıştırıyordu. Ama dizinin sürüngen imgesi, alegorinin kendisinden daha akılda kalıcı oldu.

Sürüngen iddialarını yayan pek çok kişinin, çocukluğunda ya da gençliğinde "V"yi izlemiş olması tesadüf olmayabilir. İnsan derisinin altındaki pullu yüz, bir kuşağın kolektif hafızasına yerleşti.

Gizli seçkinler

1988'de John Carpenter'ın "They Live" filmi vizyona girdi. Filmde bir işçi, özel bir güneş gözlüğü takınca, toplumu yöneten seçkinlerin aslında insan kılığına girmiş uzaylılar olduğunu ve reklam panolarının gizli itaat mesajları içerdiğini görüyor. Filmdeki uzaylılar sürüngen değil; ama gizli bir seçkin sınıfın insan kılığında toplumu yönettiği fikri, sürüngen iddiasının siyasi boyutuyla birebir örtüşüyor.

Carpenter, filmi 1980'lerin tüketim kültürüne ve Reagan dönemi ekonomi politikalarına yönelik bir hiciv olarak yaptığını açıkça söyledi. Ama film, sonraki yıllarda komplo çevrelerinde bir tür belgesel gibi alıntılanmaya başladı. Bir hicvin, hicvettiği şeye inanan insanlar tarafından benimsenmesi, popüler kültürün tuhaf ironilerinden biri.

Siz "They Live" filmini izlediniz mi? Gözlüğü taktığınızda neyi görmek isterdiniz?

Kamuoyu araştırması ve şaka

2013'te Amerikan kamuoyu araştırma şirketi Public Policy Polling, çeşitli komplo teorilerine inanç üzerine bir anket yaptı. Anketin sorularından biri, "kertenkele insanların" siyasi güç elde ederek toplumu kontrol ettiğine inanılıp inanılmadığıydı. Bu soruya evet diyenlerin oranı küçüktü; ama Amerika'nın nüfusu düşünüldüğünde, bu küçük oran milyonlarca insana karşılık geliyordu. Anket sonucu, dünya çapında haber oldu ve sürüngen iddiası, bir anda ana akım medyanın şaka konusu haline geldi.

Bu ilgi, iddiayı daha da tanınır kıldı. Bir fikir şaka konusu olduğunda, onu daha önce hiç duymamış insanlar da öğreniyor. Alay, bir anlamda tanıtım işlevi görüyor.

Bu dinamiğin en ünlü örneği, Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg ile ilgili. 2016'da düzenlediği canlı bir soru-cevap yayınında, bir kullanıcının sorusu üzerine, kendisinin bir kertenkele olmadığını söyledi. Bu şaka, kısa sürede bir meme dalgasına dönüştü. 2018'de Zuckerberg'in Amerikan Senatosu'ndaki ifadesi sırasında da, onun yüz ifadeleri ve su içme biçimi üzerine sayısız sürüngen şakası paylaşıldı.

Bu şakaları paylaşanların büyük çoğunluğu, sürüngen iddiasına inanmıyordu. Ama her şaka, iddiayı biraz daha görünür kıldı. Sürüngen fikri, artık komplo forumlarının dışında, internet kültürünün ortak bir şakası haline gelmişti.

Korkunun biyolojisi

Sürüngen iddiasının gücünü anlamak için popüler kültürün yanı sıra, insanın yılanlara karşı tutumuna da bakmak gerekiyor. Pek çok araştırmacı, insanların ve diğer primatların yılanlara karşı özel bir dikkat ve korku tepkisi geliştirdiğini öne sürüyor. Antropolog Lynne Isbell, "The Fruit, the Tree, and the Serpent" adlı kitabında, yılanların primat evriminde görme sisteminin gelişimini etkilemiş olabileceğini savundu. Bu görüş tartışmalı, ama yılan figürlerinin insan zihninde neden bu kadar güçlü bir etki bıraktığına dair ilginç bir açıklama sunuyor.

Eğer insanlar, yılan biçimlerine karşı derin bir duyarlılık taşıyorsa, sürüngen imgesinin korku anlatılarında bu kadar etkili olması şaşırtıcı değil. Bir kötü karakteri sürüngen olarak tasvir etmek, izleyicide kelimelere gerek kalmadan bir tedirginlik yaratıyor. "V"nin yapımcıları da, Howard da, bu tedirginliği ustaca kullandı.

Ama aynı duyarlılık, yılanları kutsal ve güçlü varlıklar olarak görmeye de yol açtı. Mezopotamya'dan Hindistan'a, Mısır'dan Mezoamerika'ya kadar pek çok kültürde yılan, hem korkulan hem de saygı duyulan bir figür. Tıbbın sembolü olarak bugün bile kullanılan Asklepios'un asası, üzerine sarılmış bir yılan taşıyor. Korku ile saygı arasındaki bu ince çizgi, bence yılan imgesinin en büyüleyici yanı.

Siz yılan imgesine baktığınızda daha çok korku mu, yoksa merak mı hissediyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki ve Ningişzida

Mezopotamya'da yılan ve ejderha figürleri, gerçekten de tanrılarla yakından ilişkiliydi. Bunların en ilginç örneği, Ningişzida. Ningişzida, yeraltı dünyasıyla, bitki örtüsüyle ve şifayla ilişkili bir tanrıydı. Sembolü, iki yılanın bir asaya sarıldığı biçimdi.

Ningişzida, Lagaş'ın ünlü yöneticisi Gudea'nın kişisel tanrısıydı. Bugün Paris'teki Louvre Müzesi'nde bulunan Gudea'nın sunu kabında, birbirine sarılmış iki yılan ve onları koruyan ejderha figürleri yer alıyor. Gudea'nın bir silindir mühründe ise Ningişzida, omuzlarından boynuzlu yılan başları çıkan bir figür olarak, Gudea'yı elinden tutup daha büyük bir tanrının huzuruna götürüyor.

Bu sahne, Mezopotamya'daki tanrılar hiyerarşisinin güzel bir örneği. Kişisel tanrı Ningişzida, insanı büyük tanrıların huzuruna götüren bir aracı. Yılanlar ise tanrının kimliğinin bir parçası; bir gizlenmenin değil, bir gücün ve bir şifanın sembolü.

Babil'de ise Marduk'un sembol hayvanı, yılan başlı ve pullu bir ejderha olan muşhuşşu idi. İştar Kapısı'nın sırlı tuğlalarında bu ejderhanın görüntüleri hâlâ görülebiliyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Mezopotamya'daki yılan ve ejderha figürlerini, bereketin, yeraltı dünyasının ve tanrısal korumanın sembolleri olarak yorumluyor. F. A. M. Wiggermann, bu figürlerin koruyucu işlevlerini ayrıntılı biçimde inceledi. Hiçbir akademik yorum, bu figürleri tanrıların gerçek görünümü olarak kabul etmiyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Anunnaki'yi sürüngen varlıklar olarak değil, insana benzeyen varlıklar olarak tanımladı. Sürüngen iddiası, daha çok Icke ve onun ardından gelen yazarlar tarafından Anunnaki anlatısına eklendi.

Forumlarda

Forumlarda sürüngen tartışmaları, ciddi inanç ile ironi arasında sürekli gidip geliyor. Bazı kullanıcılar iddiayı gerçekten savunuyor; bazıları ise onu bir şaka olarak paylaşıyor. Bu ikisini birbirinden ayırmak, çoğu zaman oldukça zor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki sürüngen iddiasının yayılmasının asıl nedeni, kurgu ile inanç arasındaki sınırın internet kültüründe silikleşmesi. Bir pulp öyküsü, bir televizyon dizisi, bir hiciv filmi, bir anket ve bir meme, birbirine eklenerek bir anlatı oluşturdu. Bu anlatının her parçası, başlangıçta kurgu ya da şaka olarak ortaya çıktı; ama bir araya geldiğinde, bazı insanlar için bir gerçeklik algısı yarattı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Sürüngen iddiasını ilk nerede duydunuz: bir dizide mi, bir filmde mi, bir şakada mı? Bir kurgunun zamanla bir inanca dönüşmesi size ne düşündürüyor? Ningişzida'nın yılanlarını bir sızma değil, bir şifa sembolü olarak görmek bakışınızı değiştiriyor mu? Yorumlarda paylaşın.

Bu yazıyla birlikte, Anunnaki iddialarının neden bu kadar yayıldığını sorduğum diziyi de tamamlamış oluyorum. Altından genetiğe, Nefilim'den Nibiru'ya kadar her başlıkta aynı şeyi gördüm: Bir anlatı, ancak onu taşıyacak bir araç, bir topluluk ve bir ihtiyaç bulduğunda yayılıyor. Bundan sonraki yazılarda, tabletlerin kendisine, tek tek metinlere ve onları okuyan insanlara daha yakından bakmaya devam edeceğim. Siz hangi metinle başlamamı istersiniz?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap