Sümerce-Türkçe akrabalığı iddiaları ne diyor?
Türkiye'de, Sümerlilerle ilgili bir sohbet açıldığında, er ya da geç, şu soru gelir: Sümerce, Türkçeyle akraba mı? Bu soru, sosyal medyada, kitaplarda ve hatta bazı televizyon programlarında, sık sık tartışılıyor. Kimileri, iki dil arasında, şaşırtıcı benzerlikler olduğunu söylüyor; kimileri ise, bu benzerliklerin, tesadüften ibaret olduğunu.
Bu sayfada, bu iddianın tarihini, en çok öne sürülen örnekleri ve dilbilimcilerin bu konudaki görüşlerini, olabildiğince dengeli bir şekilde anlatmak istiyorum. Önceden söyleyeyim: bu konuda, benim de bir görüşüm var; ama önce, iddianın kendisini, hakkını vererek dinlemek istiyorum. Siz bu soruyla ilk kez nerede karşılaştınız?
İddianın tarihi
Sümerce-Türkçe akrabalığı fikri, Türkiye'de, özellikle 1930'larda, popülerlik kazandı. Bu dönemde, Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi adı verilen yaklaşımlar, Türklerin ve Türkçenin, dünya uygarlığının köklerinde yer aldığını savunuyordu. Sümerliler, bu tezlerde, Orta Asya'dan göç eden, Türklerle akraba bir halk olarak sunuldu.
Bu tezler, o dönemin siyasi ve kültürel ortamında, yeni kurulan cumhuriyetin, ulusal kimliğini güçlendirme çabasının bir parçasıydı. Atatürk'ün, tarih ve dil çalışmalarına, kişisel bir ilgi gösterdiği biliniyor. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kurulması ve Avrupa'dan, aralarında Asurolog Benno Landsberger'in de bulunduğu bilim insanlarının davet edilmesi, bu ilginin bir sonucuydu.
İlginç bir şekilde, Landsberger gibi profesyonel Sümerologlar, Sümerce-Türkçe akrabalığı tezini desteklemedi. Ama Ankara'da kurdukları Sümeroloji kürsüsü, Türkiye'de, bu alanda, ciddi akademik çalışmaların başlamasını sağladı. Güneş Dil Teorisi, 1940'lardan sonra, büyük ölçüde, akademik gündemden düştü; ama Sümerce-Türkçe akrabalığı fikri, popüler kültürde, yaşamaya devam etti.
Osman Nedim Tuna'nın çalışması
Bu konudaki en çok anılan akademik çalışmalardan biri, Türkolog Osman Nedim Tuna'nın, 1990'da yayımlanan "Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi" adlı kitabı. Tuna, bu kitapta, Sümerce ile Türkçe arasında, ortak olduğunu düşündüğü bir dizi kelimeyi listeledi ve bunların, ödünçleme yoluyla, Türkçeye geçtiğini savundu.
Tuna'nın tezi, iki dilin akraba olduğunu değil, Sümercenin, çok erken bir dönemde, Türkçeye, kelime verdiğini öne sürüyordu. Bu, akrabalık iddiasından farklı bir iddia: ödünçleme, iki dilin, temas halinde olduğunu gösterir; ama aynı aileden geldiklerini göstermez. Tuna'nın bu tezi, Türkiye'de, bazı çevrelerde ilgi gördü; ama uluslararası Sümeroloji ve Türkoloji literatüründe, geniş bir kabul görmedi.
Eleştirmenler, özellikle kronoloji sorununa dikkat çekti. Sümerce, MÖ üçüncü binyılda konuşuluyordu; Türkçenin ise, bilinen en eski yazılı belgeleri, MS sekizinci yüzyıla, yani Orhun Yazıtları'na ait. Arada, üç bin yıldan fazla bir boşluk var. Bu boşluk boyunca, iki dilin nasıl temas ettiği, nerede ve hangi aracılar yoluyla, açıklanması gereken büyük bir soru olarak kalıyor.
En çok öne sürülen örnekler
Bu tartışmada, en çok öne sürülen örneklerden biri, Sümerce "dingir", yani "tanrı" kelimesi ile Türkçe "tengri" ya da "tanrı" kelimesi arasındaki benzerlik. İlk bakışta, bu benzerlik, gerçekten çarpıcı görünüyor. Ama dilbilimciler, bu tür tek tek benzerliklerin, akrabalık ya da ödünçleme için yeterli olmadığını vurguluyor.
Sümerce "dingir" kelimesinin, okunuşu ve kökeni, Sümerologlar arasında tartışmalı. Bazıları, kelimenin, aslında "diğir" ya da benzer bir şekilde okunduğunu öne sürüyor. Türkçe "tengri" kelimesinin kökeni de, Türkologlar arasında tartışılıyor; bazı akademisyenler, bu kelimenin, başka bir dilden, belki de Çin bölgesinden ya da başka bir kaynaktan geldiğini düşünüyor. Bu belirsizlikler, iki kelimenin, doğrudan ilişkili olduğu iddiasını, zayıflatıyor.
Diğer örnekler de, genellikle, benzer sorunlar taşıyor. Bir dilde, binlerce kelime var; iki dilde, rastlantısal olarak benzer görünen birkaç düzine kelime bulmak, istatistiksel olarak, şaşırtıcı değil. Örneğin, Sümerce ile İngilizce, ya da Sümerce ile Japonca arasında da, benzer görünen kelimeler bulunabilir. Dilbilimciler, bu olguya, "rastlantısal benzerlik" diyor ve bir karşılaştırmanın ikna edici olması için, önce, bu rastlantı payının, hesaba katılması gerektiğini vurguluyor. Bir kelimenin anlamını biraz esnetmek, sesini biraz değiştirmek serbest olduğunda, neredeyse her iki dil arasında, uzun bir "ortak kelimeler" listesi hazırlamak mümkün hale geliyor.
Dilbilimciler ne diyor?
Dilbilimciler, iki dilin akraba olduğunu göstermek için, düzenli ses denklikleri arıyor. Yani bir dildeki bir ses, diğer dilde, sistematik olarak, başka bir sese karşılık gelmeli. Bu denklikler, sadece birkaç kelimede değil, yüzlerce kelimede, tutarlı bir şekilde görülmeli.
Sümerce ile Türkçe arasında, bu tür düzenli ses denklikleri, şimdiye kadar, ikna edici bir şekilde gösterilemedi. Ayrıca, iki dilin dilbilgisi yapıları da, önemli farklılıklar gösteriyor. Sümerce, ergatif bir dil; Türkçe ise değil. Türkçede ünlü uyumu belirleyici bir özellikken, Sümercede böyle sistematik bir uyum, kesin olarak gösterilmiş değil. Sümercede, isimler, insan ve insan olmayan olarak ayrılıyor; Türkçede böyle bir ayrım yok. Her iki dilin de eklemeli olması, bir benzerlik; ama eklemeli diller, dünyada, çok yaygın ve birbirinden bağımsız olarak gelişebiliyor.
Bu yüzden, uluslararası dilbilim ve Sümeroloji literatüründe, Sümerce, yalınkat bir dil olarak kabul ediliyor. Sümerceyi, Türkçe, Macarca, Gürcüce, Tamil dili ya da başka dillerle akraba gösterme çabalarının hiçbiri, bilim dünyasında, geniş bir kabul görmedi.
Muazzez İlmiye Çığ'ın görüşleri
Türkiye'de, bu tartışmada, en çok anılan isimlerden biri, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ. Çığ, Sümerce ile Türkçe arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekti ve bazı Sümer kültür öğelerinin, Türk kültüründe de görülebileceğini öne sürdü. Bu görüşler, onun popüler kitaplarında yer aldı ve geniş bir okur kitlesine ulaştı.
Ama Çığ'ın asıl akademik çalışmaları, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ndeki tabletlerin kataloglanması ve yayımlanması üzerineydi. Sümerce-Türkçe ilişkisine dair görüşleri ise, daha çok, popüler yazılarında öne çıktı. Bu görüşler, uluslararası Sümeroloji literatüründe, akrabalık kanıtı olarak kabul görmedi. Çığ'ın bu konudaki tutumu, bir sonraki yazımda, daha ayrıntılı olarak ele alacağım bir konu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Bu tartışmada, tanrı isimleri, sık sık, örnek olarak kullanılıyor. "Dingir" ve "tengri" benzerliğinin yanı sıra, bazı kullanıcılar, Sümer gök tanrısı An ile Türk gök tanrısı Tengri arasında da, bir bağ kuruyor. Her ikisi de, göğün en yüksek tanrısı olarak görülüyor.
Ama gökyüzünü, en yüksek tanrı olarak tasavvur etmek, dünyanın pek çok kültüründe görülen, yaygın bir motif. Hint-Avrupa geleneğindeki Dyeus, Çin'deki Tian ve başka pek çok gök tanrısı, benzer özellikler taşıyor. Bu benzerlik, ortak bir kökenden çok, insanların, gökyüzüne, benzer şekillerde bakmasından kaynaklanıyor olabilir.
Akademik okuma
Akademik dünyada, Sümerce-Türkçe akrabalığı tezi, büyük ölçüde, reddediliyor. Bu ret, siyasi bir tutumdan değil, karşılaştırmalı dilbilimin yöntemlerinden kaynaklanıyor. Aynı yöntemler, Sümerceyi, Macarca, Gürcüce ya da Tamil dili ile akraba gösterme çabalarına da uygulandı ve aynı sonuca varıldı.
Bazı Türk akademisyenler de, bu tezi, eleştirel bir şekilde ele aldı. Türkiye'deki Sümerologların önemli bir kısmı, Sümercenin, yalınkat bir dil olduğu görüşünü paylaşıyor. Bu, tartışmanın, "Türkler" ile "Batılılar" arasında değil, farklı yöntemler arasında yaşandığını gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Sümercenin akrabaları üzerine, pek durmadı. Onun için, Sümerce, Anunnaki'nin, insanlara verdiği, kutsal bir dildi. Bu yüzden, Sümercenin, başka bir insan diliyle akraba olup olmadığı, onun yorumunda, ikincil bir konuydu.
Ama Türkiye'deki bazı Anunnaki tartışmalarında, Sitchin'in yorumları ile Sümerce-Türkçe akrabalığı iddiası, birleştiriliyor. Bu birleşimde, Türklerin, Anunnaki'nin, doğrudan torunları olduğu gibi, çok spekülatif iddialar ortaya çıkıyor. Bu iddiaların, ne Sitchin'in kendi yazılarında, ne de akademik literatürde, bir dayanağı var.
Forumlarda
Forumlarda, bu konu, çok duygusal bir şekilde tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Sümerce-Türkçe akrabalığını reddeden akademisyenleri, Türk düşmanlığıyla suçluyor. Bazıları ise, bu iddiaları, milliyetçi bir hayal ürünü olarak alay konusu yapıyor.
Bence her iki tutum da, tartışmayı zayıflatıyor. Bir dilin akrabalarını aramak, meşru bir merak; ama bu merakın, bilimsel yöntemlerle desteklenmesi gerekiyor. Sümercenin, Türkçeyle akraba olmaması, Türk kültürünün değerini azaltmaz. Ve Sümerceye duyulan ilgi, Türkiye'de, pek çok insanı, kadim Mezopotamya ile tanıştırdı; bu da, bence, değerli bir şey.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Sümerce-Türkçe tartışması, bize, insanların, geçmişle bir bağ kurma ihtiyacını gösteriyor. Belki de Sümerlilerle bir akrabalık aramak, aslında, en eski uygarlıklardan biriyle, kendi hikâyemizi birleştirme isteği. Bu istek, dilbilimsel bir kanıt olmasa bile, kültürel olarak, anlaşılabilir bir şey.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Sümerce ile Türkçe arasındaki benzerlikler hakkında, siz ne düşünüyorsunuz? Bir dilin akrabalığını kanıtlamak için, sizce hangi kanıtlar yeterli olmalı? Yorumlarda yazın.
Giriş yap