Giriş yap
🏺 Anunnaki

Sümerce neden yalınkat bir dil?

Bir dili, akrabaları olmadan düşünmek zordur. Türkçeyi düşünün: Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Özbekçe, Yakutça gibi, onlarca akraba dil var. İngilizce, Almanca ve Hollandaca ile; İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca ile akraba. Ama dünyanın en eski yazılı dillerinden biri olan Sümercenin, bilinen hiçbir akrabası yok. Dilbilimciler, böyle dillere, "yalınkat dil" ya da İngilizce terimle "language isolate" diyor.

Bu sayfada, Sümercenin neden yalınkat bir dil olarak kabul edildiğini, onun nasıl bir yapıya sahip olduğunu ve onu başka dillerle akraba gösterme çabalarının neden başarısız olduğunu anlatmak istiyorum. Siz bir dilin, binlerce yıl boyunca yazılıp, sonra hiçbir iz bırakmadan yok olabileceğini düşünür müydünüz?

Yalınkat dil ne demek?

Bir dilin yalınkat olması, onun, bilinen herhangi bir dil ailesine, güvenilir bir şekilde bağlanamaması demek. Dilbilimciler, iki dilin akraba olduğunu göstermek için, düzenli ses denklikleri arıyor. Yani bir dildeki belirli bir ses, diğer dilde, sistematik olarak, başka belirli bir sese karşılık gelmeli. Bu denklikler, çekirdek kelime dağarcığında, örneğin sayılar, vücut parçaları ve akrabalık terimleri gibi, kolayca ödünç alınmayan kelimelerde, görülmeli.

Bu yöntem, karşılaştırmalı dilbilim olarak biliniyor ve on dokuzuncu yüzyılda, Hint-Avrupa dil ailesinin keşfiyle, olgunlaştı. Sümerce için, bu yöntemle, güvenilir bir akraba dil bulunamadı. Bu, Sümercenin, akrabası olmadığı anlamına gelmiyor; sadece, akrabalarının, yazıya geçmeden yok olduğu ya da bugün tanıyamadığımız kadar uzaklaştığı anlamına geliyor.

Dünyada, başka yalınkat diller de var. Bask dili, İspanya ve Fransa'nın sınırında konuşulan, belki de en ünlü örnek. Japonya'daki Aynu dili, Kuzey Amerika'daki bazı yerli diller ve Hindistan'daki Burushaski de, yalınkat diller arasında sayılıyor. Kadim dünyada ise, Sümerce, Elamca ve Hurrice gibi diller, akrabası bilinmeyen ya da çok az bilinen diller arasında.

Sümercenin yapısı

Sümerce, eklemeli bir dil. Yani kelimeler, bir köke, çeşitli ekler eklenerek oluşturuluyor. Bu özellik, Türkçeye benziyor; ama bu benzerlik, akrabalık göstermiyor. Dünyada, birbirinden tamamen bağımsız, pek çok eklemeli dil var: Türkçe, Macarca, Fince, Japonca, Korece, Svahili ve Keçuva gibi.

Sümercenin bir başka özelliği, ergatif bir yapıya sahip olması. Ergatif dillerde, geçişsiz fiillerin öznesi ile geçişli fiillerin nesnesi, aynı şekilde işaretleniyor; geçişli fiillerin öznesi ise, farklı bir ekle işaretleniyor. Bu yapı, Türkçede yok; ama Bask dili, Gürcüce ve bazı Kafkas dilleri gibi dillerde var. Sümercede, bu ergatif yapı, tam değil; dilbilimciler, onu "bölünmüş ergatif" olarak tanımlıyor.

Sümercede, isimler, iki sınıfa ayrılıyor: insan ve insan olmayan. Bu ayrım, zamirlerde ve bazı eklerde, görülüyor. Fiiller ise, çok karmaşık bir yapıya sahip: fiil kökünün önüne ve arkasına, birçok ek ekleniyor. Bu ekler, kişiyi, yönü, kipliği ve başka anlamları belirtiyor. Bu fiil zincirinin, tam olarak nasıl işlediği, Sümerologlar arasında, hâlâ tartışılıyor.

Emesal lehçesi

Sümercenin, bilinen bir lehçesi de var: Emesal. Bu lehçe, edebi metinlerde, özellikle tanrıçaların ve kadınların konuşmalarında kullanılıyor. Ayrıca, gala adı verilen ağıt rahiplerinin ilahilerinde de Emesal kullanılıyordu.

Emesal, standart Sümerceden, özellikle kelime dağarcığında ve bazı seslerde farklılaşıyor. Örneğin, bazı kelimelerin, Emesal'de, farklı bir biçimi var. Akademisyenler, Emesal'in, gerçekten kadınların konuştuğu bir lehçe mi, yoksa belirli bir edebi ya da dini üslup mu olduğunu tartışıyor. Bu, Sümercenin, tek tip bir dil olmadığını, içinde çeşitlilik barındırdığını gösteriyor. Emesal metinlerini okumak, bugün, Sümerologlar için, ayrı bir uzmanlık gerektiriyor; çünkü bazı kelimeler, standart Sümerceden o kadar farklı ki, ilk bakışta, tanınmıyor. Kadim kâtipler de, bu farkı biliyordu ve Emesal kelimelerini, standart karşılıklarıyla eşleştiren özel sözlük listeleri hazırladı. Bu listeler, bugün, Emesal'i anlamamızı sağlayan en önemli araçlardan biri.

Ölü ama yaşayan dil

Sümerce, MÖ üçüncü binyılda, güney Mezopotamya'da, konuşma dili olarak kullanılıyordu. Ama aynı dönemde, Akadca da, giderek yaygınlaşıyordu. İki dil, yüzyıllar boyunca, yan yana yaşadı ve birbirini etkiledi. Sümercenin, ne zaman konuşma dili olarak öldüğü, tartışmalı. Bazı akademisyenler, MÖ 2000 civarında, bazıları ise, biraz daha sonra, Eski Babil döneminin başlarında, Sümercenin, artık konuşulmadığını düşünüyor.

Ama Sümerce, konuşma dili olarak öldükten sonra da, yaşamaya devam etti. Kâtip okullarında öğretildi, dini metinlerde ve törenlerde kullanıldı. Latincenin, Orta Çağ Avrupası'nda, kilise ve bilim dili olarak yaşaması gibi, Sümerce de, Mezopotamya'da, kutsal ve bilimsel bir dil olarak, iki bin yıl daha kullanıldı. Bilinen en son Sümerce metinler, MS birinci yüzyıla kadar uzanıyor. Yani Sümerce, konuşulduğundan çok daha uzun bir süre, yazılmaya devam etti.

Neden okuyabiliyoruz?

Akrabası bilinmeyen bir dili okumak, nasıl mümkün oluyor? Bu sorunun cevabı, Mezopotamya kâtiplerinin bize bıraktığı, iki dilli metinlerde yatıyor. Sümerce, konuşma dili olarak öldükten sonra, Akadca konuşan kâtipler, onu öğrenmek için, Sümerce-Akadca sözlükler ve dilbilgisi listeleri hazırladı.

Bu sözlüklerde, bir sütunda Sümerce, diğer sütunda Akadca kelimeler yer alıyor. Akadca, Sami dil ailesine ait ve İbranice ile Arapça gibi dillerle akraba olduğu için, on dokuzuncu yüzyılda, nispeten kolay çözüldü. Akadcayı okuyabilen akademisyenler, bu iki dilli sözlükleri kullanarak, Sümerceyi de çözmeye başladı. Yani Sümerceyi, bir akrabası sayesinde değil, onu öğrenmeye çalışan kadim öğrencilerin notları sayesinde okuyabiliyoruz.

Tanrılar arasındaki ilişki

Sümerce, Mezopotamya'da, tanrıların dili olarak görülüyordu. Akadca konuşan dönemlerde bile, tanrıların isimleri, genellikle, Sümerce olarak yazılıyordu. Enlil, Enki, İnanna, Ninhursag gibi isimler, Sümerce. Akadca konuşan halk, bu tanrılara, kendi dillerinde, farklı isimler de veriyordu: İnanna, İştar; Enki, Ea oldu.

Bu durum, dini metinlerde, Sümercenin, kutsal bir dil olarak, ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İki dilli ilahilerde, bir satır Sümerce, bir satır Akadca yazılıyordu. Bu, tanrıya, hem kadim, kutsal dilde, hem de anlaşılır olan günlük dilde, hitap etmenin bir yoluydu.

Akademik okuma

Sümercenin yalınkat bir dil olduğu, akademik dünyada, geniş bir uzlaşıyla kabul ediliyor. Sümerce dilbilgisi üzerine, çok sayıda çalışma yapıldı. Marie-Louise Thomsen'in "The Sumerian Language" adlı kitabı, uzun süre, standart bir başvuru kaynağı oldu. Daha sonra, Dietz Otto Edzard ve Bram Jagersma gibi akademisyenler, Sümerce dilbilgisi üzerine, yeni ve ayrıntılı çalışmalar yayımladı.

Bazı akademisyenler, Sümercenin, Mezopotamya'ya, başka bir yerden geldiğini ve oraya, daha önce yaşayan bir halkın dilini, alt katman olarak bulduğunu öne sürdü. Benno Landsberger, Sümercedeki bazı kelimelerin, özellikle meslek ve şehir isimlerinin, Sümerce kökenli olmadığını ve "Proto-Fırat" adını verdiği, daha eski bir dilden geldiğini savundu. Bu tez, hâlâ tartışılıyor; bazı akademisyenler, bu kelimelerin, sadece eski Sümerce biçimler olabileceğini düşünüyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Sümercenin yalınkat olmasını, onun, Anunnaki'den, insanlara, aniden verilmiş bir dil olmasıyla açıkladı. Ona göre, Sümerce, akrabası olmayan bir dil olduğu için, insan dilinin doğal evriminden değil, tanrısal bir müdahaleden kaynaklanıyordu.

Ama yalınkat diller, dünyada, nadir değil. Bask dili, Burushaski ya da Aynu dili gibi örnekler, bir dilin, akrabasını kaybetmesinin, olağan bir durum olduğunu gösteriyor. Dil aileleri, binlerce yıl içinde, yok olabiliyor ve geriye, sadece bir ya da iki üye kalabiliyor. Sümercenin yalınkat olması, onun, tanrısal bir kökeni olduğunu değil, akrabalarının, yazıya geçmeden yok olduğunu düşündürüyor.

Forumlarda

Forumlarda, Sümercenin akrabası, sürekli tartışılan bir konu. Farklı ülkelerden kullanıcılar, Sümercenin, kendi dilleriyle akraba olduğunu öne sürüyor: Türkçe, Macarca, Gürcüce, Tamil dili ve hatta Bask dili. Bu iddiaların her biri, genellikle, birkaç kelime benzerliğine dayanıyor.

Bence bu tartışmanın en ilginç yanı, her milletin, Sümerceyi, kendi geçmişine bağlamak istemesi. Bu, Sümercenin, ne kadar prestijli bir dil olarak görüldüğünü gösteriyor. Ama bilimsel bir akrabalık iddiası, birkaç benzer kelimeden çok daha fazlasını, düzenli ses denkliklerini ve dilbilgisi yapılarının sistematik karşılaştırmasını gerektiriyor. Bu iddiaların hiçbiri, şimdiye kadar, bu ölçütleri karşılayamadı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Sümercenin yalınkat olması, onu, daha da ilginç kılıyor. Bu dil, bize, binlerce yıl önce, Mezopotamya'da yaşayan bir halkın, kendine özgü düşünme biçimini sunuyor. Belki de Sümercenin akrabası, bir gün, beklenmedik bir yerden, bir tablette ya da bir yazıtta, karşımıza çıkar; ama o güne kadar, onu, tek başına, kendi dünyasıyla okumak zorundayız.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir dilin, akrabası olmadan yaşaması, size ne düşündürüyor? Sümercenin, bir gün, bir akrabasının bulunacağını düşünüyor musunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap