Giriş yap
🏺 Anunnaki

Sultantepe: Urfa'da bir Asur rahibinin kütüphanesi

Şanlıurfa'dan Harran'a giden yolun üzerinde, ovanın ortasında yükselen bir höyük var: Sultantepe. Yoldan geçenlerin çoğu, ona dikkat etmez; sadece, tarlaların arasında, biraz yüksekçe bir tepe gibi görünür. Ama 1950'lerin başında, bu tepede yapılan kazılar, Asuroloji'nin en değerli buluntularından birini ortaya çıkardı: yedinci yüzyılda yaşamış bir Asur rahibinin, evindeki kütüphane.

Bu kütüphanede, Gılgamış Destanı'nın parçaları, Nergal ile Ereşkigal'in aşk hikâyesi ve başka hiçbir yerde bulunmayan, komik bir masal vardı. Bu sayfada, Sultantepe tabletlerinin hikâyesini anlatmak istiyorum. Siz Urfa'da, Göbeklitepe'nin dışında, bu kadar önemli bir arkeolojik keşif yapıldığını biliyor muydunuz?

Huzirina

Sultantepe'nin antik adı, büyük olasılıkla, Huzirina idi. Huzirina, Yeni Asur döneminde, Asur İmparatorluğu'nun batı eyaletlerinde, Harran'a bağlı bir şehirdi. Harran, o dönemde, önemli bir dini ve idari merkezdi; Huzirina ise, onun çevresindeki yerleşimlerden biriydi.

Asur İmparatorluğu, MÖ dokuzuncu ve yedinci yüzyıllar arasında, Mezopotamya'dan Akdeniz'e, Anadolu'nun güneyinden Mısır'a kadar uzanan, geniş bir alanı kontrol etti. Bugünkü Şanlıurfa bölgesi, bu imparatorluğun, batıya açılan kapısında yer alıyordu. Asur kültürü, dini ve yazısı, bu bölgeye de yayıldı. Bölgede, Asur valilerinin oturduğu saraylar, Asur tanrılarına adanmış tapınaklar ve Akadca yazılmış idari belgeler, bu yayılmanın izlerini taşıyor. Ama yerel halkın büyük kısmı, büyük olasılıkla, Aramice konuşuyordu; Akadca, yönetimin ve dinin diliydi.

Kazılar

Sultantepe'de, 1951 ve 1952 yıllarında, İngiliz arkeolog Seton Lloyd ve Türk arkeolog Nuri Gökçe'nin yönettiği bir ekip, kazılar yaptı. Kazılar, Ankara'daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü ile Türk yetkilileri arasındaki bir işbirliğiyle gerçekleştirildi.

Kazı ekibi, höyüğün eteklerinde, Yeni Asur dönemine ait bir evin kalıntılarını buldu. Bu evin yakınında, yüzlerce tablet ve tablet parçası ortaya çıktı. Tabletlerin, evin dışında, bir duvarın dibinde, bir yığın halinde bulunduğu ve çevrelerinde, büyük küplerin olduğu bildirildi. Bu durum, tabletlerin, bir felaket anında, belki de şehrin düşüşü sırasında, burada bırakıldığını düşündürüyor; ama bu, bir yorum.

Kurdi-Nergal ve oğlu

Tabletlerin kolofonları, yani metnin sonuna eklenen ve kopyalayan kâtibin adını veren notlar, bu kütüphanenin sahibini ortaya koydu. Kütüphane, Kurdi-Nergal adlı bir rahibe aitti. Kurdi-Nergal, bir "şangu", yani tapınak rahibiydi. Onun oğlu Muşallim-Baba da, tabletleri kopyalayan ve kütüphaneyi genişleten kişiler arasındaydı.

Kolofonlarda, ayrıca, Kurdi-Nergal'in öğrencileri de anılıyor. Bazı tabletler, öğrenciler tarafından, öğretmenlerinin gözetiminde kopyalanmıştı. Bu, Kurdi-Nergal'in evinin, aynı zamanda, bir tür okul işlevi gördüğünü düşündürüyor. Kurdi-Nergal, belki de, Huzirina'daki genç kâtiplere, Mezopotamya edebiyatını ve dini metinlerini öğreten bir öğretmendi.

Kolofonlardaki tarihlere göre, tabletler, MÖ yedinci yüzyılın sonlarına, yani Asur İmparatorluğu'nun son dönemine ait. Bazı tabletlerin, MÖ 619 civarında kopyalandığı düşünülüyor. Bu, Ninova'nın düşüşünden, sadece birkaç yıl öncesi. İmparatorluk çökerken, bir rahip, hâlâ destan kopyalatıyordu.

Tabletlerde neler var?

Sultantepe tabletleri, çok çeşitli metinler içeriyor. Bunlar arasında, Gılgamış Destanı'nın, birkaç tabletinden parçalar var. Bu parçalar, Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinin kopyalarıyla karşılaştırıldığında, bazı farklılıklar gösteriyor ve destanın, farklı yerlerde, farklı şekillerde kopyalandığını ortaya koyuyor.

Kütüphanede, ayrıca, "Nergal ve Ereşkigal" adlı mitin, Standart Babil versiyonunun, en kapsamlı kopyalarından biri de bulundu. Bu mit, yeraltı dünyasının kraliçesi Ereşkigal ile savaş ve veba tanrısı Nergal arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Daha önce, bu mitin, sadece daha kısa bir versiyonu, Mısır'daki Amarna'dan biliniyordu. Sultantepe kopyası, mitin, çok daha uzun ve ayrıntılı bir versiyonunu sundu.

Kütüphanede, "Ludlul bel nemeqi", yani "Bilgelik Efendisine Övgü" adlı şiirin parçaları, Naram-Sin ile ilgili "Kuta Efsanesi", dualar, büyü metinleri, kehanet metinleri ve tıbbi metinler de var. Bu çeşitlilik, bir Asur rahibinin, ne kadar geniş bir bilgi yelpazesine sahip olması gerektiğini gösteriyor.

Tıbbi ve büyü metinlerinin varlığı, Kurdi-Nergal'in, sadece bir edebiyat meraklısı değil, aynı zamanda, toplumuna hizmet eden bir uzman olduğunu düşündürüyor. Bir Asur rahibi, hastalıklara karşı dualar okuyabilir, kötü alametleri yorumlayabilir ve kötü ruhları uzaklaştırmak için ritüeller yapabilirdi. Kütüphanesindeki metinler, bu görevler için, birer el kitabı işlevi görüyordu. Bir hastanın evine çağrılan rahip, belki de, yanına, bu tabletlerden birini alıyordu. Bu açıdan bakıldığında, Sultantepe kütüphanesi, bir koleksiyondan çok, çalışan bir meslek insanının, kendi atölyesiydi.

Nippurlu Yoksul Adam

Sultantepe tabletlerinin en ünlü metni, belki de, "Nippurlu Yoksul Adam" adlı komik masal. Bu metin, başka hiçbir yerde, tam olarak bulunmadı; bildiğimiz neredeyse tüm metin, Sultantepe'den geliyor.

Masalın kahramanı, Gimil-Ninurta adlı, çok yoksul bir adam. Elindeki son parayla, bir keçi satın alıyor ve onu, Nippur'un belediye başkanına, hediye olarak götürüyor. Ama belediye başkanı, keçiyi alıyor, Gimil-Ninurta'ya, sadece bir kemik ve biraz kötü bira veriyor ve onu, kapı dışarı ettiriyor.

Gimil-Ninurta, intikam yemini ediyor. Masalın geri kalanında, üç kez, farklı kılıklara girerek, belediye başkanını kandırıyor ve her seferinde, onu dövüyor. Bir kez kralın elçisi, bir kez doktor, bir kez de sıradan bir yolcu kılığına giriyor. Sonunda, belediye başkanı, perişan bir halde kalıyor.

Bu masal, Mezopotamya edebiyatının, mizahi yanını gösteren, nadir örneklerden biri. Bazı akademisyenler, onu, Binbir Gece Masalları'ndaki bazı hikâyelerin ya da Nasreddin Hoca fıkralarının, uzak bir öncüsü olarak görüyor. Bu bağlantının, doğrudan mı yoksa sadece tematik mi olduğu, tartışmalı. Siz bir zengini kandıran bir yoksulun hikâyesini, neden bu kadar severiz?

Yayın

Sultantepe tabletleri, İngiliz Asurolog Oliver Gurney ve Amerikalı Asurolog Jacob Finkelstein tarafından yayımlandı. "The Sultantepe Tablets" adlı iki ciltlik eser, 1957 ve 1964'te çıktı. Gurney, ayrıca, Anatolian Studies dergisinde, tabletler üzerine, bir dizi makale yayımladı.

Tabletler, bugün, büyük ölçüde, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bulunuyor. Bir kısmı ise, Şanlıurfa Müzesi'nde ve başka yerlerde olabilir. Bu tabletler, Türkiye'de bulunan, en önemli Asur edebi metinleri arasında yer alıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Sultantepe'deki "Nergal ve Ereşkigal" metni, tanrılar arasındaki ilişkilere, ilginç bir bakış sunuyor. Mitte, gökyüzündeki tanrılar, bir şölen veriyor; ama Ereşkigal, yeraltı dünyasını terk edemediği için, şölene katılamıyor. Bunun yerine, veziri Namtar'ı, kendi payını almak üzere, göğe gönderiyor.

Şölende, Nergal, Namtar'a, saygı göstermiyor. Bu hakaret, Ereşkigal'i öfkelendiriyor ve Nergal'in, yeraltı dünyasına inmesini istiyor. Nergal, yeraltına iniyor ve orada, Ereşkigal ile bir aşk ilişkisi yaşıyor. Mitin sonunda, Nergal, yeraltı dünyasının kralı oluyor. Bu mit, gök ve yeraltı tanrıları arasındaki gerilimi ve uzlaşmayı, renkli bir şekilde anlatıyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Sultantepe kütüphanesini, Asur İmparatorluğu'nun taşra bölgelerinde, edebi ve dini bilginin, nasıl korunduğunu ve aktarıldığını gösteren, çok değerli bir örnek olarak görüyor. Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesi, bir kralın, imparatorluğun merkezinde kurduğu dev bir koleksiyondu. Sultantepe ise, bir taşra rahibinin, kendi evinde, kendi öğrencileriyle oluşturduğu, daha mütevazı bir kütüphane.

Bu karşılaştırma, Mezopotamya edebiyatının, sadece büyük saraylarda değil, taşradaki rahip ve kâtip ailelerinde de yaşadığını gösteriyor. Benzer özel kütüphaneler, Asur şehrinde ve Uruk'ta da bulundu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Nergal ve Ereşkigal mitini, Anunnaki arasındaki, gerçek bir güç mücadelesi olarak yorumladı. Ona göre, Nergal, Anunnaki'nin bir üyesi olarak, Afrika'daki bir bölgeyi yönetiyordu ve Ereşkigal ile evliliği, iki Anunnaki grubu arasındaki bir siyasi ittifaktı.

Ama Sultantepe'deki metin, bir taşra rahibinin evinde, öğrenciler tarafından kopyalanan bir edebi eser olarak bulundu. Aynı kütüphanede, Nippurlu Yoksul Adam gibi, açıkça kurgusal ve mizahi metinler de vardı. Bu bağlam, Nergal ve Ereşkigal mitinin de, bir tarih kaydından çok, bir edebi eser olarak okunduğunu düşündürüyor.

Forumlarda

Forumlarda, Sultantepe, neredeyse hiç anılmıyor. Şanlıurfa ile ilgili tartışmalarda, ilgi, büyük ölçüde, Göbeklitepe'ye yöneliyor. Bazı kullanıcılar, Göbeklitepe ile Anunnaki arasında, bağlantılar kurmaya çalışıyor; ama Göbeklitepe, Sümerlilerden, binlerce yıl daha eski.

Bence Sultantepe, Şanlıurfa'nın, haksız yere gölgede kalan bir hazinesi. Bu höyükten çıkan tabletler, Mezopotamya edebiyatının, en değerli metinlerinden bazılarını korudu. Gimil-Ninurta'nın hikâyesini, belki de, bir Urfa kahvehanesinde, bugün bile, keyifle anlatabilirsiniz.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Kurdi-Nergal'in kütüphanesi, bize, Asur İmparatorluğu'nun son yıllarında, bir taşra rahibinin, hem kutsal hem de eğlenceli metinleri, birlikte okuduğunu gösteriyor. Belki de bir Asur rahibi, bir gün, öğrencilerine, Nergal ile Ereşkigal'in aşkını; ertesi gün ise, Gimil-Ninurta'nın kurnazlıklarını anlatıyordu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Nippurlu Yoksul Adam'ın hikâyesi, size, hangi modern hikâyeleri hatırlatıyor? Şanlıurfa'ya gitseniz, Sultantepe'yi de görmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap