Giriş yap
🏺 Anunnaki

Şulgi: bir günde Nippur'dan Ur'a koşan tanrı-kral

Mezopotamya krallarının çoğu, kendilerini, savaşlarıyla ve inşa ettirdikleri tapınaklarla anlatır. Ur III kralı Şulgi ise, kendini, bir sporcu, bir müzisyen, bir dilbilimci, bir kâhin ve bir koşucu olarak da anlatır. Ona adanmış ilahilerden birinde, Şulgi, Nippur'dan Ur'a, yaklaşık yüz altmış kilometrelik bir mesafeyi, tek bir günde koştuğunu ve aynı gün geri döndüğünü iddia ediyor. Bu yolculuğun sonunda, bir fırtınaya yakalanıyor; ama yine de, ay tanrısı Nanna için düzenlenen bayrama yetişiyor.

Bu iddia, elbette, tarihsel bir gerçeklik olarak alınamaz. Ama bu ilahi, Şulgi'nin, kendini nasıl sunmak istediğini çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Şulgi, yaklaşık kırk sekiz yıl hüküm sürdü ve bu sürenin büyük kısmında, kendini bir tanrı olarak ilan etti. Bir kralın, kendini hem tanrı hem de insanüstü bir sporcu olarak sunması size ne düşündürüyor?

Babasının gölgesinde

Şulgi, Ur III hanedanlığının kurucusu Ur-Nammu'nun oğluydu. Ur-Nammu, büyük olasılıkla, bir savaşta öldü. "Ur-Nammu'nun Ölümü" adlı edebi metin, kralın ölümünü, yeraltı dünyasına inişini ve orada, tanrılara hediyeler sunarak, yeni yerini almasını anlatıyor. Metin, Ur-Nammu'nun ölümünün, halkı derin bir yasa boğduğunu gösteriyor.

Şulgi, babasının ölümünden sonra, genç yaşta tahta çıktı. Krallığının ilk yirmi yılı, görece barışçıl geçti. Bu dönemde, Şulgi, tapınaklar inşa ettirdi, yollar yaptırdı ve devletin idari yapısını güçlendirdi. Yıl adları, bu dönemde, büyük ölçüde, dinsel ve inşaat faaliyetlerine atıfta bulunuyor.

Krallığının ikinci yarısında ise, Şulgi, doğuda, Zagros dağlarında ve Elam'da, bir dizi askeri sefer düzenledi. Yıl adları, bu dönemde, kentlerin yıkılması ve fethedilmesiyle dolu. Simurrum, Lullubum, Karahar ve Harşi gibi kentlerin adları, tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

Tanrı-kral

Şulgi, krallığının yaklaşık yirminci yılından sonra, kendini tanrı ilan etti. Adının önüne, çivi yazısında tanrıları belirten "dingir" işareti eklenmeye başlandı. Bu, Naram-Sin'den sonra, bu uygulamanın ilk büyük örneğiydi.

Ama Şulgi'nin tanrılaşması, Naram-Sin'inkinden farklı bir biçimde gerçekleşti. Şulgi, kendisi için tapınaklar inşa ettirdi; adına kurbanlar sunuldu; ona ilahiler yazıldı. Bazı kentlerde, Şulgi'nin heykelleri, tapınaklarda, diğer tanrıların heykelleriyle birlikte duruyordu. Ur III idari kayıtlarında, Şulgi'nin heykellerine sunulan kurbanlar, düzenli olarak kayda geçiriliyor.

Şulgi, aynı zamanda, kendini, Uruk'un efsanevi kralları Lugalbanda ve Ninsun'un oğlu, yani Gılgamış'ın kardeşi olarak tanıttı. Bu, onun, hem tanrısal bir statüye hem de Uruk'un efsanevi geçmişine bağlanma çabasını gösteriyor.

Şulgi ilahileri

Şulgi'ye adanmış ilahiler, Sümer edebiyatının en zengin koleksiyonlarından birini oluşturuyor. Akademisyenler, bu ilahileri, Şulgi A, Şulgi B ve benzeri harflerle numaralandırıyor. Bilinen Şulgi ilahilerinin sayısı, yirmiyi aşıyor.

Şulgi A, yani koşu ilahisi, bu koleksiyonun en ünlüsü. Bu ilahide, Şulgi, kendini, "yolların aslanı" ve "hızlı bir at" olarak tanımlıyor. Yollara konaklama yerleri yaptırdığını, bahçeler diktiğini ve yolcuların güvenle seyahat edebilmesini sağladığını anlatıyor.

Şulgi B ise, kralın, entelektüel becerilerini vurguluyor. Bu ilahide, Şulgi, gençliğinde, tablet evinde eğitim gördüğünü, Sümerce ve Akadca yazabildiğini, Elamca, Amorca ve diğer yabancı dilleri konuşabildiğini, müzik aletleri çalabildiğini ve kehanet sanatında usta olduğunu iddia ediyor.

Bu ilahiler, büyük olasılıkla, saray ortamında, Şulgi'nin isteğiyle yazıldı. Bazı araştırmacılar, Şulgi'nin, bu ilahilerin yazımına kişisel olarak katkıda bulunmuş olabileceğini öne sürüyor. Ama bu, kesin değil.

Diplomasi ve evlilikler

Şulgi, yalnızca savaşla değil, evliliklerle de dış ilişkilerini yönetti. Kızlarından birkaçını, Zagros ve Elam bölgelerindeki hükümdarlarla evlendirdi. Bu, bu bölgelerle barışçıl ilişkiler kurmanın bir yoluydu.

Şulgi'nin kendi eşleri arasında da, yabancı prensesler vardı. Ur III kayıtları, Şulgi'nin, birden fazla eşi olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri, Şulgi-simti, Puzriş-Dagan arşivlerinde, kendi ekonomik işlerini yöneten bir kraliçe olarak karşımıza çıkıyor. Şulgi-simti'nin, tanrılar için kurbanlar sunduğu ve kendi hayvan sürülerini yönettiği kayıtlar, kraliyet kadınlarının, ekonomik ve dinsel yaşamda, aktif bir rol üstlendiğini gösteriyor.

Ur-Nammu Yasaları ve Şulgi

Bilinen en eski yasa metinlerinden biri, Ur-Nammu Yasaları. Ama bu yasaların, gerçekte, Ur-Nammu'nun mu, yoksa Şulgi'nin mi olduğu tartışmalı. Bazı araştırmacılar, yasaların, Şulgi tarafından, babası adına yazdırıldığını düşünüyor.

Ur-Nammu Yasaları, Hammurabi Yasaları'ndan yaklaşık üç yüz yıl daha eski. Yasaların ilginç bir özelliği, birçok suç için, bedensel cezalar yerine, gümüş cezası öngörmesi. Örneğin, birinin gözünü çıkaran kişi, belirli bir miktar gümüş ödemek zorundaydı. Bu, Hammurabi'nin "göze göz" ilkesinden farklı bir yaklaşım.

Tanrılar arasındaki ilişki

Şulgi'nin ilahilerinde, tanrılar arasındaki ilişki, Şulgi'nin konumu etrafında düzenleniyor. Şulgi, Nanna'nın, Enlil'in, İnanna'nın ve diğer büyük tanrıların sevgilisi, seçilmişi ve koruyucusu olarak sunuluyor. Ama aynı zamanda, kendisi de bir tanrı.

Bu, ilginç bir teolojik durum yaratıyor. Şulgi, hem tanrılara hizmet eden bir kral, hem de kendisine hizmet edilen bir tanrı. Bazı ilahilerde, Şulgi'nin, İnanna'yla kutsal evlilik törenine katıldığı anlatılıyor. Bu tören, kralın, tanrıçayla birleşerek, ülkeye bereket getirdiğine inanılan bir ritüeldi.

Ordu ve reformlar

Şulgi'nin krallığının ortalarında, devletin yapısında köklü değişiklikler yapıldı. Akademisyenler, bu değişiklikleri, "Şulgi reformları" olarak adlandırıyor. Bu reformlar, krallığın yirminci yılından sonra, kademeli olarak gerçekleşti.

Reformların bir parçası, ordunun yeniden düzenlenmesiydi. Yıl adlarından birinde, Ur'un gençlerinin mızrakçı olarak askere alındığı anlatılıyor. Bu, düzenli bir ordunun kurulması yönünde bir adım olarak yorumlanıyor. Krallığın doğu sınırında, askeri valilerin yönettiği bir "çevre bölge" oluşturuldu. Bu bölgedeki halk, merkeze, "gun mada" adı verilen bir vergi ödüyordu; bu vergi, genellikle hayvan olarak teslim ediliyordu.

Reformların bir başka parçası, tapınak ekonomisinin, devletin denetimi altına alınmasıydı. Tapınakların toprakları ve işçileri, devletin atadığı görevliler tarafından yönetilmeye başlandı. Puzriş-Dagan'ın kurulması da, bu reformların bir parçasıydı.

Bu reformlar, Şulgi'nin tanrılaşmasıyla aynı döneme denk geliyor. Bazı araştırmacılar, bu çakışmanın tesadüf olmadığını, Şulgi'nin, devletin merkezileşmesini, kendi tanrısal statüsüyle meşrulaştırdığını düşünüyor.

Şulgi'nin ölümü

Şulgi'nin nasıl öldüğü, kesin olarak bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, Ur III kayıtlarındaki bazı ayrıntılardan yola çıkarak, Şulgi'nin, bir saray entrikası sonucunda öldürülmüş olabileceğini öne sürüyor. Şulgi'nin ölümüyle aynı dönemde, iki kraliçenin de öldüğüne dair kayıtlar var. Ama bu yorum, tartışmalı.

Şulgi'nin ardından, oğlu Amar-Suen tahta çıktı. Amar-Suen de, babası gibi, kendini tanrı olarak sundu. Ama onun krallığı, yalnızca dokuz yıl sürdü.

Sizce bir kralın ölümünün belirsiz kalması, onun efsanesini güçlendirir mi?

Yolların kralı

Şulgi A ilahisinde, kralın koşusu, yalnızca bir kişisel başarı olarak değil, devletin yollarını güvenli hale getirmesinin bir kanıtı olarak sunuluyor. Şulgi, yolların kenarına, belirli aralıklarla, konaklama yerleri yaptırdığını anlatıyor. Bu konaklama yerlerinde, bahçeler, dinlenme alanları ve görevliler bulunuyordu.

Ur III idari kayıtları, bu konaklama yerlerinin gerçekten var olduğunu gösteriyor. Ulakların ve görevlilerin, bu duraklarda, yiyecek ve içecek aldığına dair kayıtlar, Girsu ve Umma arşivlerinde bulunuyor. Bu kayıtlar, "ulak metinleri" olarak biliniyor; her bir tablet, belirli bir yolcunun, belirli bir günde, ne kadar bira, ekmek ve yağ aldığını kaydediyor.

Bu sistem, daha sonraki imparatorlukların posta ve haberleşme ağlarının erken bir öncüsü olarak görülüyor. Pers İmparatorluğu'nun ünlü kraliyet yolu, bu geleneğin, yaklaşık bin beş yüz yıl sonraki bir devamıydı.

Akademik okuma

Akademisyenler, Şulgi'yi, Mezopotamya tarihindeki en güçlü ve en uzun süre hüküm süren krallardan biri olarak görüyor. Jacob Klein, Şulgi ilahileri üzerine yaptığı çalışmalarda, bu ilahilerin, kraliyet ideolojisinin ne kadar sofistike bir biçimde geliştirildiğini gösterdiğini vurguladı.

Şulgi'nin tanrılaşması, akademisyenler tarafından, devletin merkezileşmesiyle birlikte değerlendiriliyor. Tanrı-kral, devletin tüm kurumlarını birleştiren bir figürdü.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Şulgi'yi, Anunnaki ile özel bir ilişkisi olan, yarı tanrısal bir figür olarak yorumladı. Ona göre, Şulgi'nin olağanüstü becerileri, Anunnaki kökenli bir mirasın sonucuydu. Sitchin, Şulgi'nin döneminin, Anunnaki arasındaki çatışmaların yoğunlaştığı bir dönem olduğunu da öne sürdü.

Akademik okumada, Şulgi'nin olağanüstü becerileri, kraliyet propagandasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Forumlarda

Forumlarda Şulgi, sık sık, "tarihin ilk ultra maratoncusu" başlığıyla paylaşılıyor. Bazı kullanıcılar, yüz altmış kilometrelik bir mesafeyi, bir günde gidip dönmenin, insan kapasitesinin sınırlarında olduğunu, ama tamamen imkânsız olmadığını tartışıyor. Diğerleri ise, ilahinin, edebi bir abartı olduğunu vurguluyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Şulgi'nin koşu ilahisi, bir kralın bedenini, devletin kendisinin simgesi olarak sunuyor. Şulgi'nin hızlı koşan bedeni, devletin yollarının, iletişiminin ve kontrolünün hızını temsil ediyor. Nippur'dan Ur'a koşan kral, iki büyük dinsel merkezi, kendi bedeniyle birbirine bağlıyordu.

Belki de bu, Şulgi'nin döneminde inşa edilen yol ağının ve konaklama yerlerinin, bir tür şiirsel kutlamasıydı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir kralın kendini bir sporcu olarak sunması size ne düşündürüyor? Şulgi'nin iddialarından hangisi size en inanılmaz geliyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap