Süleymaniye Müzesi'ndeki Gılgamış tableti: sedir ormanının sesleri
Gılgamış Destanı'nı yıllardır okuyorsanız, sedir ormanı sahnesini muhtemelen bir savaş sahnesi olarak hatırlıyorsunuzdur. İki kahraman, korkunç bir bekçiyi yener ve ağaçları keser. Ama 2014'te yayımlanan bir tablet parçası, bu sahneye, beklenmedik bir ses ekledi: kuşların, böceklerin ve maymunların sesi. Orman, artık sadece bir savaş alanı değil, canlı ve gürültülü bir yer olarak çıktı karşımıza.
Bu parça, Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye şehrinde bulunan Süleymaniye Müzesi'nin koleksiyonunda. Bu sayfada, bu tabletin hikâyesini, ne söylediğini ve neden bu kadar ilgi çektiğini anlatmak istiyorum. Siz bir destanın, yüzyıllar sonra, yeni satırlarla değişebileceğini düşünür müydünüz?
Tablet nereden geldi?
Süleymaniye Müzesi, Irak Kürdistan Bölgesi'nde, Mezopotamya eserlerinin korunduğu önemli bir kurum. 2003 sonrasında, Irak'ta, arkeolojik alanların yağmalanması ve eserlerin kaçırılması, büyük bir sorun haline geldi. Bu dönemde, bazı müzeler, kaçakçıların elindeki eserleri, kaybolmalarını önlemek için satın alma yoluna gitti.
Bildirildiğine göre, Süleymaniye Müzesi de, 2011 civarında, bir grup tableti, bir aracıdan satın aldı. Bu tabletlerin nereden çıkarıldığı, kesin olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklar, onların, güney Irak'taki bir alandan, belki de Babil bölgesinden geldiğini tahmin ediyor; ama bu, doğrulanmış bir bilgi değil. Kaçak kazıdan çıkan bir eserin en büyük kaybı da bu: bağlamı. Tabletin hangi binada, hangi katmanda ve hangi diğer eserlerle birlikte bulunduğunu, artık hiçbir zaman öğrenemeyebiliriz.
Satın alma, bu tür durumlarda, her zaman tartışmalıdır. Bir yandan, eser, kaybolmaktan ve özel bir koleksiyona gömülmekten kurtarılıyor. Öte yandan, para ödemek, kaçakçılığı teşvik edebilir. Müzelerin bu ikilem karşısında ne yapması gerektiği, arkeoloji dünyasında hâlâ tartışılan bir konu. Siz bu durumda, bir müze yöneticisi olsaydınız, tableti satın alır mıydınız?
Tableti kim okudu?
Tablet, Iraklı Asurolog Farouk Al-Rawi tarafından tanındı. Al-Rawi, Londra'daki SOAS'ta çalışan ve Gılgamış Destanı'nın en kapsamlı modern edisyonunu hazırlayan Andrew George ile birlikte, tableti inceledi. İkisi, bulgularını, 2014'te, Journal of Cuneiform Studies dergisinde, "Back to the Cedar Forest" başlıklı bir makaleyle yayımladı.
Makaleye göre, tablet, Standart Babil versiyonunun beşinci tabletine ait. Beşinci tablet, Gılgamış ve Enkidu'nun sedir ormanına varışını ve Humbaba ile karşılaşmalarını anlatıyor. Daha önce bilinen kopyalarda, bu tabletin büyük bölümü kayıptı. Yeni parça, tabletin başı ve sonu ile ilgili, daha önce bilinmeyen satırlar içeriyordu. George ve Al-Rawi, tabletin, birinci binyılın ilk yarısına, büyük olasılıkla Yeni Babil dönemine ait olabileceğini düşündü; ama bu tarih de, bağlam olmadan, yazı biçimine dayanan bir tahmin.
Ormanın sesleri
Yeni satırların en çok dikkat çeken kısmı, sedir ormanının tasviri. Önceki kopyalarda, orman, daha çok, karanlık ve tehlikeli bir yer olarak sunuluyordu. Yeni parçada ise, orman, canlı bir ses dünyası olarak anlatılıyor.
George ve Al-Rawi'nin çevirisine göre, ormanda, kuşlar ötüyor, ağustos böcekleri sürekli bir ses çıkarıyor ve maymunlar bağırıyor. Metin, bu sesleri, Humbaba için çalınan bir müziğe, bir orkestraya benzetiyor. Yani orman, Humbaba'nın sarayı gibi; ve bu sesler, onun sarayında çalan müzisyenler gibi.
Bu benzetme, Humbaba'nın imajını değiştiriyor. Önceki okumalarda, Humbaba, bir canavardı. Yeni satırlarda ise, o, kendi sarayında, müzikle eğlendirilen bir hükümdar gibi görünüyor. Bu, okura, Gılgamış ve Enkidu'nun, aslında, bir yabancının evine izinsiz giren ve onun düzenini bozan kişiler olduğunu hissettiriyor.
Maymunlar meselesi
Metindeki "maymun" kelimesi, ayrı bir ilgi çekti. Mezopotamya'da yaşamayan bir hayvanın, Lübnan'daki bir ormanda tasvir edilmesi, ilk bakışta tuhaf geliyor. George ve Al-Rawi, bu kelimenin, gerçekten maymunlar anlamına geldiğini savundu ve bunun, ormanın egzotik, uzak bir yer olarak tasvir edilmesiyle ilişkili olabileceğini önerdi.
Bazı okurlar, bunu, Mezopotamyalıların, sedir ormanını, aslında, hiç görmediklerinin bir kanıtı olarak yorumladı. Bazıları ise, maymunların, Mezopotamya'da, ithal edilmiş egzotik hayvanlar olarak bilindiğini ve saray hayvanat bahçelerinde tutulabildiğini hatırlattı. Asur kabartmalarında, haraç olarak getirilen maymun tasvirleri var. Yani bir kâtip, maymunu, hiç ormana gitmeden de tanıyor olabilirdi.
Enkidu'nun pişmanlığı
Yeni parçanın bir başka önemli kısmı, tabletin sonunda. Humbaba öldürüldükten sonra, Enkidu, Gılgamış'a, yaptıklarının farkına vardığını söylüyor gibi görünüyor. George ve Al-Rawi'nin yorumuna göre, Enkidu, ormanı yok ettiklerini ve bunun, tanrıları kızdıracağını kabul ediyor. Ormanı, bir çöl haline getirdiklerini söylüyor.
Bu satırlar, bazı modern okurlar tarafından, ekolojik bir bilinçle yorumlandı. Ama burada dikkatli olmak gerekiyor. Metindeki pişmanlık, bugünkü çevre bilinciyle aynı şey değil. Enkidu'nun endişesi, daha çok, tanrıların gazabı ve Enlil'in, Humbaba'yı, ormanın bekçisi olarak atamış olması ile ilgili. Yine de, metnin, ormanın yok edilmesini, bir kayıp olarak sunması, dikkate değer. Kahramanlık anlatılarında, zafer genellikle sorgulanmaz; burada ise, zaferin hemen ardından, bir kahramanın, yaptığı şeyin ağırlığını tarttığını görüyoruz. Bu kısa an, destanın duygusal derinliğini artırıyor.
Neden bu kadar az şey biliyorduk?
Gılgamış Destanı'nın beşinci tabletinin, bu kadar eksik kalmasının bir nedeni var. Standart Babil versiyonunun kopyalarının büyük kısmı, Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinden geliyor. Bu tabletler, kütüphanenin MÖ 612'de yıkılmasıyla, parçalandı. On dokuzuncu yüzyılda kazılıp Londra'ya taşınan binlerce parça arasında, her tabletin her satırı korunmadı.
Bu yüzden, Gılgamış'ın modern metni, farklı şehirlerden ve dönemlerden gelen kopyaların bir araya getirilmesiyle oluşturuluyor. Bir tabletin bir kopyasında eksik olan satır, bir başka kopyada korunmuş olabilir. Süleymaniye parçası da, tam olarak böyle bir boşluğu doldurdu: Ninova kopyalarında kırık olan satırlar, bu tablette okunabiliyordu. Her yeni kopya, bir başka kopyanın sessiz kaldığı yerde konuşabilir; bu da, müze depolarında ve koleksiyonlarda bekleyen tabletlerin, neden hâlâ bu kadar değerli olduğunu açıklıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Sedir ormanı sahnesinde, tanrılar arasındaki ilişkiler, arka planda, önemli bir yer tutuyor. Humbaba, Enlil tarafından, ormanın bekçisi olarak atanmış. Gılgamış'ı ise, güneş tanrısı Şamaş destekliyor. Yani ormandaki savaş, aynı zamanda, iki tanrının iradesi arasındaki bir gerilim.
Şamaş, Gılgamış'a, Humbaba'ya karşı, on üç rüzgâr gönderiyor ve onun yenilmesine yardım ediyor. Ama Enlil, daha sonra, Humbaba'nın öldürülmesine öfkeleniyor. Bu öfke, destanın ilerleyen bölümlerinde, Enkidu'nun ölümüyle sonuçlanacak kararın arka planını oluşturuyor. Yeni satırlardaki pişmanlık, bu gelecek cezayı, önceden hissettiriyor gibi.
Akademik okuma
George ve Al-Rawi'nin makalesi, akademik çevrelerde, önemli bir katkı olarak kabul edildi. Yeni satırlar, beşinci tabletin yapısını daha iyi anlamayı sağladı. Ayrıca, Standart Babil versiyonunun, hâlâ, yeni parçalarla genişletilebilecek bir metin olduğunu gösterdi.
Bu tür bulgular, Gılgamış Destanı'nın, tamamlanmış bir metin olmadığını, sürekli yeni parçalarla zenginleşen bir yapboz olduğunu hatırlatıyor. Andrew George'un 2003'te yayımlanan iki ciltlik edisyonu, o zamanki bilgilere dayanıyordu; Süleymaniye parçası, bu edisyondan sonra gelen ve onu tamamlayan katkılardan biri oldu.
Sitchin'in okuması
Sitchin, sedir ormanını, Anunnaki'nin bir iniş alanı ya da bir uzay üssü olarak yorumladı. Ona göre, Lübnan'daki Baalbek, bu ormanın bulunduğu yerdi ve Gılgamış, oraya, ölümsüzlük için tanrılarla iletişim kurmaya gidiyordu. Humbaba ise, ona göre, bu üssü koruyan bir mekanizma ya da bir bekçiydi.
Ama Süleymaniye parçası, ormanı, bir üs olarak değil, canlı bir doğal alan olarak tasvir ediyor. Kuşlar, böcekler ve maymunlar, bir uzay üssünün değil, bir ormanın sesleri. Bu yeni satırlar, Sitchin'in yorumuna, açıkça destek vermiyor; aksine, ormanın, metinde, doğanın kendisi olarak sunulduğunu gösteriyor.
Forumlarda
Forumlarda, Süleymaniye parçası, 2015'te, haber sitelerinde yer aldığında, kısa süreliğine büyük ilgi gördü. Bazı başlıklar, "Gılgamış Destanı'nın kayıp bölümü bulundu" gibi abartılı ifadeler kullandı. Bu, bazı okurlarda, destanın tamamen değiştiği izlenimini yarattı.
Aslında, parça, destanın genel akışını değiştirmedi; sadece bir sahneye, yeni ayrıntılar ekledi. Bazı forum kullanıcıları, maymunları, Anunnaki'nin genetik deneylerinin bir izi olarak yorumladı; bu yorumun, metinde hiçbir dayanağı yok. Bence en ilginç tartışma, ormanın yok edilmesi ve Enkidu'nun pişmanlığı üzerineydi; bu tema, bugünkü okura, gerçekten bir şeyler söylüyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Süleymaniye parçası, bize, kadim okurların, Humbaba'yı, belki de bizim sandığımız kadar kötü görmediğini düşündürüyor. Ormanın müziği ve Enkidu'nun pişmanlığı, sahneyi, bir kahramanlık zaferinden çok, bir kayıp olarak da okumaya izin veriyor. Belki destanın bu bölümü, kadim dinleyiciye, zaferin bir bedeli olduğunu hatırlatıyordu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Humbaba'yı, ormanının müziğiyle birlikte düşündüğünüzde, ona bakışınız değişiyor mu? Kaçakçıların elinden satın alınan bir eserin müzeye girmesini, doğru buluyor musunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap