Sitchin'in Dünya Tarihçeleri neden bu kadar yayıldı? Yedi kitap, tek bir hikâye ve Enlil ile Enki'nin bitmeyen kavgası
Zecharia Sitchin'in adını duyan herkes, bir noktada "Dünya Tarihçeleri" ifadesiyle de karşılaşıyor. İngilizcede "The Earth Chronicles" adıyla bilinen bu kitap dizisi, 1976'da yayımlanan "The 12th Planet" ile başladı ve 2007'de çıkan "The End of Days" ile tamamlandı. Arada "The Stairway to Heaven", "The Wars of Gods and Men", "The Lost Realms", "When Time Began" ve "The Cosmic Code" yer aldı. Burada tek tek kitapların iddialarından çok, dizinin bir bütün olarak neden bu kadar etkili olduğuna bakmak istiyorum.
Bir gazetecinin dizisi
Sitchin, 1920'de Bakü'de doğdu ve Filistin'de büyüdü. Gençliğinde İbranice ve eski Yakın Doğu dilleriyle ilgilendiğini anlatıyordu; gazetecilik yaptı, sonra New York'a yerleşti ve uzun yıllar bir denizcilik şirketinde çalıştı. Kitaplarını yazarken akademik bir kurumda çalışmıyordu. Bu durum, onun okurları açısından bir zayıflık değil, çoğu zaman bir güç olarak görüldü: Kurumların söylemediğini söyleyen bağımsız bir araştırmacı.
Dizinin ilk kitabı, Anunnaki'yi Nibiru adlı bir gezegenden gelen bir ırk olarak tanıttı. Sonraki kitaplar bu çerçeveyi genişletti: Mısır piramitleri, Güney Amerika uygarlıkları, takvimlerin kökeni, Kutsal Kitap'taki anlatılar ve sonunda kıyamet beklentileri.
Dizinin asıl gücü: süreklilik
Dünya Tarihçeleri'ni tek tek kitaplardan daha güçlü kılan şey, sürekliliği. Her kitap bir öncekinin sonuçlarını kabul edilmiş gerçekler olarak alıp üstüne yeni bir kat çıkıyor. İlk kitapta "olabilir" diye sunulan bir yorum, üçüncü kitapta "gördüğümüz gibi" ifadesiyle anılıyor.
Bu yapı, okura büyük bir yapbozun parçalarını birleştiriyormuş hissi veriyor. Mısır'dan And Dağları'na, Göklerin Merdiveni'nden Tufan'a kadar her şey aynı ana hikâyeye bağlanıyor. Bir okur bir kez bu hikâyeye girdiğinde, her yeni kitap bir bölümü tamamlayan bir parça gibi geliyor.
Bu, edebi açıdan çok güçlü bir teknik. Ama tarih yazımında bir sorun yaratıyor: İlk adımdaki bir hata, bütün kat boyunca taşınıyor ve hiçbir zaman yeniden sorgulanmıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki: iki kardeşin savaşı
Dizinin dramatik omurgası, Enlil ile Enki arasındaki rekabet. Özellikle "The Wars of Gods and Men" kitabında Sitchin, bu iki kardeşin ve onların soylarının yüzyıllar boyunca süren bir iktidar mücadelesine girdiğini anlatıyor. Ona göre Mezopotamya ve Mısır tarihindeki pek çok savaş, bu tanrı ailelerinin vekâlet savaşlarıydı.
Sümer metinlerinde Enlil ile Enki arasında gerçekten bir gerilim var. Atra-Hasis destanında Enlil, insanların gürültüsünden rahatsız olup salgın, kıtlık ve sonunda tufan gönderiyor; Enki ise her seferinde insanları kurtarmanın bir yolunu buluyor. "Enki ve Dünya Düzeni" şiirinde Enki, kendisine verilen görevleri sayarken Enlil'in üstünlüğünü kabul eden ama kendi alanını da güçlü biçimde savunan bir tanrı olarak görünüyor.
Ama metinlerdeki bu gerilim, Sitchin'in anlattığı türden yüzyıllar süren bir aile savaşına dönüşmüyor. Sümer şiirlerinde iki tanrı çoğu zaman aynı mecliste oturuyor, birlikte karar veriyor ve birbirlerinin alanlarına saygı gösteriyor. Gerilim, düşmanlıktan çok bir denge olarak okunabilir: Biri düzeni sert biçimde korurken, diğeri o düzenin içinde esneklik yaratıyor.
Siz bu iki tanrıyı rakip olarak mı, yoksa birbirini tamamlayan iki güç olarak mı görüyorsunuz?
Bu dengeyi en iyi gösteren metinlerden biri, Gılgamış destanının on birinci tabletindeki tufan anlatısı. Orada tufanı kararlaştıran tanrılar meclisi, Enlil'in öncülüğünde hareket ediyor. Enki, yemin ettiği için kararı doğrudan bir insana söyleyemiyor; bunun yerine sazdan bir kulübenin duvarına konuşarak Utnapiştim'i uyarıyor. Tufan sona erdiğinde Enlil, kurtulan bir insan gördüğü için öfkeleniyor. Enki ise ona sert ama ölçülü bir dille cevap veriyor: Suçluya suçunun, günahkâra günahının cezasını ver, ama bütün canlıları yok etme.
Bu sahnede iki tanrı arasında açık bir tartışma var, ama ardından bir uzlaşma geliyor. Enlil, gemiye binip Utnapiştim ile karısını kutsuyor ve onlara ölümsüzlük veriyor. Bir savaş değil, bir müzakere. Sitchin'in dizisi bu sahneyi, iki kardeş arasındaki uzun savaşın bir bölümü olarak yorumladı. Metnin kendisi ise daha çok, öfkeli bir yöneticiyle onu ikna eden bir danışman arasındaki konuşmayı hatırlatıyor.
Bu farkı önemli buluyorum, çünkü bir anlatının tonunu tamamen değiştiriyor. Savaş anlatısı, tarafların birinin kazanmasını bekletir. Müzakere anlatısı ise farklı görüşlerin aynı karar masasında nasıl birleşebileceğini gösterir. Sümer metinlerinin büyük kısmı, ikinci türe daha yakın duruyor.
Akademik okuma
Akademik çevreler, Dünya Tarihçeleri'ni neredeyse hiç ciddi bir tartışma konusu olarak ele almadı. Bunun en önemli nedeni, Sitchin'in çevirilerinin uzmanlarca kabul görmemesiydi. Eski Ahit ve Yakın Doğu dilleri üzerine çalışan Michael S. Heiser, Sitchin'in ana kavramlarını tek tek ele alıp kaynak metinlerle karşılaştıran yazılar yayımladı. Heiser'e göre Sitchin'in "Anunnaki", "Nibiru" ve "šem" gibi kelimelere yüklediği anlamlar, bu kelimelerin metinlerde geçtiği bağlamlarla uyuşmuyor.
Tarihçi Ronald H. Fritze, "Invented Knowledge" adlı kitabında Sitchin'i, uydurma tarih anlatılarının uzun geleneği içinde ele alıyor. Fritze'ye göre bu anlatılar, akademik yöntemin yavaşlığına ve belirsizliğine karşı hızlı ve kesin cevaplar sunduğu için çekici.
Sümerologlar ise dizinin kaynaklarına bakıldığında, Sitchin'in büyük ölçüde yirminci yüzyıl başının çevirilerini ve ikincil kaynaklarını kullandığını belirtiyor. Bu çeviriler, sonraki on yıllarda pek çok noktada düzeltildi; ama Dünya Tarihçeleri bu düzeltmeleri dikkate almadı.
Bu eleştiride ilginç bulduğum bir nokta var. Uzmanların çoğu, Sitchin'i çürütmek için zaman harcamayı gereksiz buldu. Bu sessizlik, okurlar tarafından çoğu zaman "cevap veremiyorlar" diye yorumlandı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendini bir çevirmen ve tarihçi olarak görüyordu. Ona göre Sümer metinleri mecaz değil, düz anlamıyla okunmalıydı: Tanrılar gökten indiyse, gerçekten gökten inmişlerdi; Enki insanı yarattıysa, bunu bir bilim insanı olarak yapmıştı. Dünya Tarihçeleri, bu düz okumanın yedi kitap boyunca tutarlı biçimde uygulanmasıydı. Bu tutarlılık, onun okurları için en ikna edici kanıt oldu.
Neden bu kadar yayıldı?
Birinci neden, zamanlama. İlk kitap, 1970'lerin ortasında, von Däniken'in yarattığı ilginin hâlâ canlı olduğu bir dönemde çıktı. Von Däniken soruları sormuştu; Sitchin ise o sorulara ayrıntılı, kaynaklı görünen cevaplar sundu.
İkinci neden, kaynak görüntüsü. Kitaplar, silindir mühür çizimleri, tablet fotoğrafları ve dipnotlarla doluydu. Okur, akademik bir eser okuyormuş hissine kapılıyordu. Bu görüntü, iddiaların doğruluğundan bağımsız olarak güven yaratıyordu.
Üçüncü neden, dizinin uzunluğu. Otuz yılı aşan bir süreçte yayımlanan kitaplar, okurlarla uzun soluklu bir ilişki kurdu. Bir okur ilk kitabı gençliğinde okuyup son kitabı orta yaşında okuyabiliyordu. Bu süreklilik, okurlarda bir aidiyet duygusu yarattı.
Dördüncü neden, dizinin başka anlatıcılar için bir hammadde olması. Sonraki yazarlar, belgesel yapımcıları ve video içerik üreticileri, Dünya Tarihçeleri'nden parçalar alıp kendi anlatılarına ekledi. Bugün Anunnaki hakkında dolaşan pek çok fikrin kaynağı Sitchin, ama onu okuyanların sayısı, ondan türeyen içerikleri izleyenlerin yanında çok az.
Forumlarda
Forumlarda Dünya Tarihçeleri genellikle bir okuma listesi olarak tartışılıyor. Hangi kitapla başlanması gerektiği, hangi kitabın en ikna edici olduğu sık sorulan sorular arasında. Eleştirel kullanıcılar ise genellikle Heiser'in yazılarını paylaşıyor ve Sitchin'in çevirilerinin akademik sözlüklerle karşılaştırılmasını öneriyor. Türkçe tartışmalarda kitapların çevirilerine erişim sınırlı olduğu için, tartışma çoğu zaman kısa anlatımlar ve videolar üzerinden yürüyor.
Bir başka eğilim de dikkatimi çekiyor: Sitchin'i ilk kez okuyanların bir kısmı, sonradan Sümer metinlerinin akademik çevirilerine yöneliyor. Bu yönelim, eleştirmenlerin kabul etmekte zorlandığı ama göz ardı edilemeyecek bir yan etki.
SohbeX teorisi
Bunu bir spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Dünya Tarihçeleri'nin asıl çekiciliği, insanlık tarihine tek bir yazar ve tek bir olay örgüsü vermesi. Akademik tarih, binlerce araştırmacının yüzlerce yıllık çalışmasıyla oluşmuş, çelişkilerle ve boşluklarla dolu bir mozaik. Dünya Tarihçeleri ise başı, ortası ve sonu olan bir roman gibi.
Enlil ile Enki'nin metinlerdeki gerilimi bu romanın motoru oldu. Ama belki de o gerilimin asıl anlamı, iki zıt eğilimin aynı mecliste yan yana oturabilmesiydi. Sümerliler, düzenle esnekliği, sertlikle merhameti bir savaşın tarafları olarak değil, aynı evrenin iki gerekli yüzü olarak düşünmüş olabilirler. Dünya Tarihçeleri bu dengeyi bir savaşa çevirerek daha heyecanlı bir hikâye kurdu; ama belki de daha az bilge bir hikâye.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Dünya Tarihçeleri'nden herhangi bir kitabı okudunuz mu, yoksa fikirlerine başka içerikler üzerinden mi ulaştınız? Uzun bir dizi boyunca tutarlı kalan bir anlatı, size daha mı güvenilir geliyor? Enlil ile Enki'yi düşman kardeşler olarak mı, yoksa bir dengenin iki kefesi olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap