Giriş yap
🏺 Anunnaki

Sina'da nükleer savaş iddiası: İddia ne, kaynağı ne? Ur Ağıtı ve kötü rüzgâr

Anunnaki anlatılarının en karanlık bölümü, bir savaş sahnesi. Sitchin'e göre MÖ üçüncü binyılın sonunda, Anunnaki tanrıları arasındaki bir çatışma nükleer silahlarla sonuçlandı. Sina'daki uzay limanı yok edildi, Sodom ve Gomorra yerle bir oldu ve radyoaktif bir bulut doğuya, Sümer'e doğru sürüklendi. Sümer uygarlığı bu "kötü rüzgâr" ile sona erdi.

Bu anlatıyı ilk okuduğumda, bir yandan ürpermiş, bir yandan da kaynağını merak etmiştim. Bir uygarlığın sonunu bu kadar sinematik bir sahneyle açıklamak, insanın hayal gücünü hemen yakalıyor. Peki bu sahnenin dayandığı metinler ne diyor? Burada o metinleri tek tek açmak istiyorum.

İddia ne söylüyor?

Sitchin, bu anlatıyı en ayrıntılı biçimde "The Wars of Gods and Men" ve "The End of Days" kitaplarında işledi. Ona göre Marduk ile Enlil soyundan gelen tanrılar arasındaki iktidar mücadelesi, Ninurta ve Nergal'in "korkunç silahları" kullanmasına yol açtı. Sitchin bu silahları, Erra Destanı'nda geçen "yedi korkunç silah" ile özdeşleştirdi. Patlamanın ardından doğan rüzgâr, Ur, Uruk, Nippur ve Eridu'yu ıssızlaştırdı.

Sitchin bu olaya bir tarih de verdi ve onu Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın çöküşüyle eşleştirdi. Forumlarda bu tarih, neredeyse kesin bir bilgi gibi tekrarlanıyor.

Ur Ağıtı

İddianın en önemli metin kaynağı, Sümer ağıt edebiyatı. "Ur İçin Ağıt" ve "Sümer ve Ur İçin Ağıt" adlı uzun şiirler, Ur'un yıkılışını anlatıyor. Bu şiirlerde bir fırtınadan, kötü bir rüzgârdan söz ediliyor. Rüzgâr kenti yıkıyor, insanlar sokaklarda ölüyor, tapınaklar terk ediliyor, tanrıça Ningal kentinin yıkımına ağlıyor.

Bu şiirleri okuduğumda, en çok tanrıçanın ağıtından etkilendim. Ningal, kentin yıkılmaması için Enlil'e ve An'a yalvarıyor, ama karar değişmiyor. Bir tanrıçanın, diğer tanrılara karşı çaresiz kalması, Sümer edebiyatının en dokunaklı anlarından biri.

Akademik okumada bu "fırtına", Ur'un gerçek tarihsel yıkılışını, yani Elamlıların ve Şimaşkilerin MÖ yaklaşık 2000 yılında kenti ele geçirmesini anlatan şiirsel bir dil. Fırtına, Mezopotamya edebiyatında Enlil'in yıkıcı gücünün bilinen bir imgesi. Düşman ordusu, tanrının gönderdiği bir fırtına olarak betimleniyor. Ağıtlar, Isin hanedanı döneminde, kentin yeniden inşası sırasında, belki de tapınağın yıkılmasından dolayı tanrıları yatıştırmak için okunuyordu.

Siz bir şiirde "fırtına" kelimesini okuduğunuzda, onu harfiyen mi alırsınız, yoksa bir benzetme olarak mı? Bir ordunun saldırısını bir fırtınaya benzetmek, bugün bile kullandığımız bir dil değil mi?

Erra Destanı

Sitchin'in bir diğer kaynağı, Akadca Erra ve İşum Destanı. Bu destanda veba ve savaş tanrısı Erra, Marduk'u tahtından uzaklaştırıp dünyaya yıkım getiriyor. Yanındaki yedi savaşçı, Sebitti, onun silahları. Destanın sonunda İşum, Erra'yı yatıştırıyor ve dünya kurtuluyor.

Akademik okumada Erra Destanı, MÖ birinci binyılda, Babil'in yaşadığı karışıklıklar ve istilalar döneminde yazılmış bir metin. Yazarı Kabti-ilani-Marduk olarak biliniyor; tabletin sonunda kendisi bu metni bir rüyada gördüğünü söylüyor. Destan, bir halkın neden yıkım yaşadığını, tanrıların öfkesi üzerinden açıklıyor. Destanın kopyaları, evlerde bir tılsım gibi asılıyordu; çünkü metnin okunduğu evi vebanın teğet geçeceğine inanılıyordu.

Bu ayrıntı bana çok şey anlatmıştı. Bir nükleer savaşı anlatan bir metin, evlere koruyucu tılsım olarak asılır mıydı? Yoksa bu metin, insanların korktukları salgına karşı bir dua mıydı?

Sodom ve Gomorra, Tall el-Hammam

Forumlarda bu iddia, son yıllarda yeni bir kaynakla desteklenmeye çalışılıyor: Ürdün'deki Tall el-Hammam. 2021'de Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir makale, bu kentin Orta Tunç Çağı'nda bir kozmik hava patlamasıyla, yani atmosferde parçalanan bir göktaşıyla yok edildiğini öne sürdü. Makale, Sodom öyküsüyle bağlantı da kurdu.

Bu makale, yayımlandıktan sonra ciddi eleştiriler aldı; dergi bazı görseller için düzeltme yayımladı ve makaleye editör notu eklendi. Önemli bir nokta: makalenin kendisi, bir nükleer savaştan değil, doğal bir göktaşı olayından söz ediyor. Forumlarda ise bu makale bazen "Sodom'da nükleer patlama kanıtlandı" başlığıyla paylaşılıyor. Bu, bir kaynağın söylemediği bir şeyi ona söyletmenin iyi bir örneği.

Sina'daki siyah taşlar

Bir diğer forum argümanı, Sina çölünde görülen siyah, yanık görünümlü taşlar. Bu taşların bir patlamanın izi olduğu öne sürülüyor. Jeologlar ise bu kararmanın, çöllerde yaygın olan "çöl verniği" adlı bir tabaka olduğunu açıklıyor. Bu tabaka, mangan ve demir oksitlerinin binlerce yıl içinde kaya yüzeyinde birikmesiyle oluşuyor. Aynı vernik, Amerika'daki çöllerde de, Avustralya'da da görülüyor. Hatta Sina'daki Serabit el-Khadim'de, Mısırlıların turkuaz madenlerinin yakınındaki kayalara kazınmış Proto-Sinai yazıtları, tam da bu vernikli yüzeylere kazındığı için okunabiliyor.

Ningal'in sesi

Ur Ağıtı'nın en uzun bölümlerinden biri, Ningal'in kendi ağzından anlattığı bölüm. Tanrıça, fırtınanın geldiği günü hatırlıyor: gece uyuyamadığını, fırtınanın sesinin onu yatağından kaldırdığını, kentinin üzerine çöken karanlığı. Sonra tanrılar meclisine gidip gözyaşlarıyla yalvardığını anlatıyor: "Kentim yıkılmasın" diye. An ve Enlil ise kararı değiştirmiyor. Bu bölümde dikkatimi çeken şey, tanrıçanın sesinin bir anne sesi olması. Ningal, kentini bir çocuk gibi sahipleniyor; tapınağını bir ev gibi, halkını bir aile gibi.

Thorkild Jacobsen, "The Harps That Once..." adlı çeviri derlemesinde bu ağıtları İngilizceye kazandırırken, şiirin duygusal yoğunluğunu korumaya özen gösterdi. Piotr Michalowski ise "The Lamentation over the Destruction of Sumer and Ur" başlıklı edisyonunda metnin farklı kopyalarını karşılaştırdı. Bu çalışmalar, ağıtın birden fazla tabletten derlendiğini ve okul ortamında da kopyalandığını gösteriyor. Yani bu metin, Sümer öğrencilerinin ezberlediği, kuşaktan kuşağa aktarılan bir yas şiiriydi.

Bir silah raporu, okullarda yas şiiri olarak ezberletilir miydi? Bu soruyu sormadan bu metni bir savaş kaydı olarak okumak bana eksik geliyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Bu iddia, tanrılar arasındaki ilişkiyi bir savaş ilişkisi olarak okuyor. Sümer ve Babil metinlerinde tanrılar arasında gerçekten çatışmalar var: Enuma Eliş'te Marduk ile Tiamat, Erra Destanı'nda Erra ile Marduk. Ama bu çatışmalar, Mezopotamyalıların kendi dünyasını, kendi tarihini anlama çabasının bir parçası. Bir kentin yıkılması, o kentin tanrısının diğer tanrılar tarafından terk edilmesi olarak anlatılıyordu.

Ur Ağıtı'nda Ningal'in çaresizliği de bunu gösteriyor. Tanrılar, bir meclis içinde karar alıyor; kararı veren Enlil, kararı taşıyan fırtına. Bu bir silah değil, bir hüküm.

Akademik okuma

Akademisyenler, Sümer'in sonunu birden fazla etkenle açıklıyor: Elam ve Şimaşki saldırıları, Amorit göçleri, tarımsal topraklarda tuzlanma ve merkezi devletin yönetim yükü. Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın son kralı İbbi-Sin'in döneminde tahıl fiyatlarının fırladığını gösteren yazışmalar bile var. Bu, tek bir sinematik olay değil, yavaş ve karmaşık bir çöküş.

Sitchin'in okuması

Sitchin'in okuması, bu karmaşık çöküşü tek bir olaya indiriyor. Bu, okuyucuya bir neden, bir suçlu ve bir sahne veriyor. İnsan zihni, yavaş süreçlerden çok tek bir olayı hatırlamaya yatkın. Bu yüzden nükleer savaş anlatısı, tuzlanma ve göç anlatısından çok daha akılda kalıcı.

Forumlarda

Forumlarda bu konu, genellikle Hindistan'daki Mohenjo-daro'da bulunan "radyoaktif kemikler" söylentisiyle birlikte tartışılıyor. Bu söylentinin kaynağı belirsiz; kazı raporlarında böyle bir ölçüm yok. Bazı kullanıcılar bu konuyu araştırıp söylentinin izini sürüyor; bu tür paylaşımlar, forumların en değerli içerikleri arasında.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Ur Ağıtı'ndaki "kötü rüzgâr", aslında bir savaştan çok bir travmanın dili. Kentini kaybeden insanlar, bu kaybı anlatmak için en güçlü imgeyi seçti: her şeyi silip süpüren, durdurulamaz bir rüzgâr. Bugün bir nükleer savaşın imgesine başvurmamız da belki benzer bir şey: kendi çağımızın en büyük korkusunu, geçmişe yansıtıyoruz.

Bu bir yorum. Kesin bir bilgi değil.

Bir korkunun geçmişe yansıması

Nükleer savaş anlatısının ilk kez Soğuk Savaş yıllarında bu kadar yaygınlaşması bence tesadüf değil. Sitchin'in kitapları, insanların sığınak tatbikatları yaptığı, gökyüzüne kuşkuyla baktığı bir dönemin okurlarına ulaştı. Bir okurun, kendi döneminin korkusunu antik bir ağıtta yeniden bulması, o ağıta yeni bir anlam yüklemesi çok insani bir şey. Ama bu anlam, şiiri yazanın değil, şiiri okuyanın anlamı. Bu ikisini ayırabildiğimizde, hem Sümerlerin yasını hem de kendi korkularımızı daha iyi anlayabiliriz.

Size soru

Ur Ağıtı'nı okudunuz mu? Tanrıça Ningal'in çaresizliği sizi nasıl etkiledi? Bir uygarlığın sonunu tek bir olayla mı, yoksa yavaş bir süreçle mi açıklamak size daha inandırıcı geliyor? Çöl verniğini kendi gözünüzle gören var mı? Yorumlarda paylaşın.

Bir sonraki yazıda başka bir korkunun izini süreceğim: 2012 ve Maya takvimiyle Nibiru'nun birleştirildiği o kıyamet beklentisi.

Kaynaklar açıkken karar sizin; ben yalnızca kapıyı aralık bırakmaya çalışıyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap