Semiramis ve Sammu-ramat: efsane ile kraliçe arasında
Semiramis, antik dünyanın en ünlü kadın figürlerinden biri. Yunan ve Roma yazarlarına göre, o, Babil'i kuran, Asya'yı fetheden, Hindistan'a kadar seferler düzenleyen ve sonunda bir güvercine dönüşerek göğe yükselen, efsanevi bir kraliçeydi. Ama Semiramis efsanesinin arkasında, gerçek bir kadın var: Asur kraliçesi Sammu-ramat.
Bu sayfada, Semiramis efsanesini ve onun arkasındaki tarihsel kraliçeyi anlatmak istiyorum. Sammu-ramat kimdi? Asur kaynakları onun hakkında ne söylüyor? Ve neden, bir Asur kraliçesi, yüzyıllar sonra, efsanevi bir figüre dönüştü? Siz, efsanelerin arkasında, gerçek insanlar aramayı sever misiniz?
Yunan yazarlarının Semiramis'i
Semiramis efsanesinin en ayrıntılı anlatımı, MÖ birinci yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi Diodoros'un eserinde yer alıyor. Diodoros, kendisinden önce, MÖ beşinci yüzyılın sonlarında, Pers sarayında hekim olarak çalışmış Ktesias'ın yazılarından yararlanıyordu.
Diodoros'a göre, Semiramis, Askalon'daki bir göl tanrıçasının kızıydı. Doğduktan sonra terk edildi ve güvercinler tarafından beslendi. Bir çoban tarafından bulunup büyütüldü. Daha sonra, bir Asur subayıyla evlendi; ardından, efsanevi Asur kralı Ninos'un dikkatini çekti ve onun eşi oldu. Ninos'un ölümünden sonra, Semiramis, krallığı yönetti, Babil'i kurdu, büyük seferler düzenledi ve sonunda, bir güvercine dönüşerek, göğe yükseldi.
Bu anlatı, açıkça efsanevi. Ninos, gerçek bir Asur kralı değil; adı, Ninova şehrinden türetilmiş bir figür. Babil, Semiramis'ten çok daha önce kurulmuştu. Ama efsane, antik dünyada, büyük bir etki yarattı ve Semiramis, yüzyıllar boyunca, güçlü ve tehlikeli bir kadın hükümdarın simgesi oldu.
Sammu-ramat
Asur kaynaklarında, Semiramis adını hatırlatan, gerçek bir kraliçe var: Sammu-ramat. Sammu-ramat, MÖ dokuzuncu yüzyılın sonlarında hüküm süren Asur kralı V. Şamşi-Adad'ın eşi ve onun ardından tahta çıkan III. Adad-nirari'nin annesiydi.
Sammu-ramat'ın, Asur tarihinde, olağandışı bir konuma sahip olduğu anlaşılıyor. Asur kraliyet yazıtlarında, kraliçeler, genellikle, çok az anılır. Ama Sammu-ramat, birkaç önemli yazıtta, oğlunun yanında, adıyla anılıyor. Bu, onun, sarayda, büyük bir siyasi etkiye sahip olduğunu düşündürüyor. Bir kraliçenin adının, bir kralın yazıtında yer alması, Asur için, kendi başına bir haber değeri taşıyordu.
Pazarcık Steli
Sammu-ramat'ı anan en ilginç yazıtlardan biri, Türkiye'de bulundu: Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde ele geçen bir sınır steli. Bu stel, bugün, Kahramanmaraş Müzesi'nde bulunuyor. Stel, aslında, iki farklı dönemin yazıtını taşıyor; arka yüzünde, daha sonraki bir Asur kralına ait, başka bir yazıt bulunuyor. Bu, Asurluların, eski bir anıtı, yeni bir amaç için, yeniden kullandığını gösteriyor.
Stelin bir yüzündeki yazıtta, III. Adad-nirari ve annesi Sammu-ramat'ın, Fırat'ı geçtiği ve Kummuh ile Gurgum krallıkları arasındaki bir sınır anlaşmazlığında, sınırı belirlediği anlatılıyor. Kummuh, bugünkü Adıyaman ve çevresine; Gurgum ise, bugünkü Kahramanmaraş çevresine karşılık geliyor.
Bu yazıt, Sammu-ramat'ın, oğluyla birlikte, bir askeri sefere katıldığını ve uluslararası bir anlaşmazlığın çözümünde rol oynadığını gösteriyor. Bu, bir Asur kraliçesi için, son derece sıra dışı bir durum. Bazı akademisyenler, bu yazıtı, Sammu-ramat'ın, oğlunun saltanatının ilk yıllarında, bir tür naiplik yaptığının kanıtı olarak yorumluyor; ama bu yorum, kesin değil.
Nimrud ve Assur'daki yazıtlar
Sammu-ramat, başka yazıtlarda da anılıyor. Nimrud'daki Nabu tapınağında bulunan iki heykelin üzerindeki yazıtta, bir vali, heykelleri, III. Adad-nirari ve "sarayın hanımı" Sammu-ramat'ın hayatı için, Nabu'ya adadığını belirtiyor. Bu, bir kraliçenin, kralla birlikte, bir adak yazıtında anılmasının, nadir örneklerinden biri.
Assur şehrinde, Asur krallarının ve önemli yetkililerin anısına dikilen steller arasında, Sammu-ramat'a ait bir stel de bulundu. Bu stelde, Sammu-ramat, V. Şamşi-Adad'ın eşi, III. Adad-nirari'nin annesi ve III. Salmanassar'ın gelini olarak tanımlanıyor. Bu yazıt, onun, üç kralla olan bağlantısını vurguluyor.
Efsaneye dönüşüm
Bir Asur kraliçesinin, nasıl efsanevi Semiramis'e dönüştüğü, akademisyenler arasında, uzun süredir tartışılıyor. Bir görüşe göre, Sammu-ramat'ın olağandışı etkisi, Asur'un hafızasında yer etti ve bu hafıza, yüzyıllar içinde, Yunan yazarlarına, abartılı ve değiştirilmiş bir şekilde ulaştı.
Bir başka görüşe göre, Semiramis efsanesi, birden fazla güçlü kadın figürünün, tek bir karakterde birleşmesiyle oluştu. Bu figürler arasında, Sammu-ramat'ın yanı sıra, Sanherib'in eşi Naqia-Zakutu da olabilir. Ayrıca, efsanenin bazı unsurları, Suriye'deki tanrıça Derketo ve İştar kültüyle de ilişkilendiriliyor.
Van'daki Şamram Kanalı
Semiramis efsanesinin, Türkiye'de, ilginç bir izi daha var. Van'da, Urartu kralı Menua tarafından, MÖ dokuzuncu yüzyılın sonlarında inşa ettirilen büyük bir su kanalı, yerel halk arasında, "Şamram Kanalı" olarak biliniyor. Şamram adı, Semiramis'ten geliyor.
Bu kanal, gerçekte, Semiramis'le değil, Urartu kralı Menua ile ilişkili. Kanalın boyunca bulunan yazıtlar, onun, Menua tarafından inşa ettirildiğini açıkça belirtiyor. Ama Ermeni tarihçi Movses Horenatsi'nin aktardığı bir efsaneye göre, Semiramis, Van'a gelip burada bir saray ve kanal inşa ettirmişti. Bu efsane, kanala, Şamram adının verilmesine yol açtı. Kanal, bugün bile, bölgede, su taşımaya devam ediyor. Yaklaşık iki bin sekiz yüz yıldır su taşıyan bir kanal, Urartu mühendisliğinin, ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor. Ama kanalın halk arasındaki adı, onu inşa eden kralı değil, efsanevi bir kraliçeyi hatırlatıyor. Bu, efsanelerin, bazen, tarihten daha kalıcı olabildiğinin, güzel bir örneği. Van'a yolunuz düşerse, bu kanalın kenarında durup, iki farklı hikâyenin, aynı suyun üzerinde nasıl buluştuğunu düşünebilirsiniz.
Ortaçağdan operaya
Semiramis'in hikâyesi, antik dünyayla sınırlı kalmadı. Ortaçağ Avrupası'nda, Semiramis, hem hayranlık hem de kınama konusu oldu. Dante, "İlahi Komedya"nın "Cehennem" bölümünün beşinci kantosunda, Semiramis'i, şehvet günahı işleyenler arasında anar. Bu tasvir, Semiramis'in, ahlaki açıdan tehlikeli bir kadın olarak görüldüğünü gösteriyor.
Ama aynı dönemde, bazı yazarlar, Semiramis'i, kadınların da büyük işler başarabileceğinin bir örneği olarak gösterdi. Christine de Pizan, on beşinci yüzyılın başında yazdığı "Kadınlar Şehri" adlı eserinde, Semiramis'i, güçlü ve yetenekli bir hükümdar olarak anlattı.
On dokuzuncu yüzyılda, Semiramis, opera sahnesine taşındı. İtalyan besteci Gioachino Rossini'nin 1823'te sahnelenen "Semiramide" operası, bu efsaneyi, dramatik bir aşk ve iktidar hikâyesi olarak işledi. Bu opera, bugün de, dünya sahnelerinde, zaman zaman sergileniyor.
Bu farklı yorumlar, Semiramis'in, her dönemde, o dönemin kadın ve iktidar üzerine düşüncelerini yansıtan bir ayna olduğunu gösteriyor. Bir dönemde günahkâr, bir başka dönemde kahraman, bir başkasında ise, trajik bir aşık. Pazarcık'taki taş üzerindeki gerçek kraliçe ise, bu yorumların hepsinden uzakta, sessizce duruyor.
Asur sarayında kadınlar
Sammu-ramat'ın olağandışı konumunu anlamak için, Asur sarayındaki kadınların, genel olarak, nasıl bir hayat sürdüğüne de bakmak gerekiyor. Asur sarayında, kralın eşleri, kızları, kız kardeşleri ve hizmetkârları, ayrı bir bölümde yaşıyordu. Bu bölüm, sıkı kurallarla düzenleniyordu. Orta Asur dönemine ait "Saray Fermanları", bu kuralları, ayrıntılı olarak anlatıyor. Bu fermanlar, saray kadınlarına kimlerin yaklaşabileceğini ve nasıl davranılması gerektiğini belirliyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Semiramis efsanesinde, onun annesinin, bir tanrıça olduğu ve sonunda, bir güvercine dönüştüğü anlatılıyor. Güvercin, Mezopotamya'da ve Suriye'de, aşk ve savaş tanrıçası İştar ile ilişkilendiriliyordu. Bu yüzden, bazı akademisyenler, Semiramis efsanesinin, İştar kültünden etkilendiğini düşünüyor.
İştar, Mezopotamya'da, hem aşkın hem de savaşın tanrıçasıydı. O, güçlü, bağımsız ve tehlikeli bir figürdü. Semiramis'in, güzelliği, gücü ve askeri başarılarıyla, İştar'ı hatırlatması, bir tesadüf olmayabilir.
Akademik okuma
Akademisyenler, Sammu-ramat'ın tarihsel rolünü, dikkatli bir şekilde değerlendiriyor. Onun, Asur sarayında, olağandışı bir etkiye sahip olduğu kabul ediliyor; ama onun, gerçekten bir naip olarak ülkeyi yönetip yönetmediği, tartışmalı. Wilfred Lambert ve Kirk Grayson gibi akademisyenler, Sammu-ramat'a dair yazıtları, ayrıntılı olarak inceledi.
Sitchin'in okuması
Sitchin ve bazı Anunnaki yazarları, Semiramis'i, İnanna ya da İştar'ın, yeryüzündeki bir tezahürü olarak yorumluyor. Bu yoruma göre, Semiramis, bir Anunnaki tanrıçasının, insan kılığındaki temsilcisiydi.
Ama Sammu-ramat'ın yazıtları, onu, tamamen insani bir kraliçe olarak tanımlıyor. O, bir kralın eşi ve bir kralın annesiydi.
Forumlarda
Forumlarda, Semiramis, çok farklı şekillerde yorumlanıyor. Bazı kullanıcılar, onu, gizli toplulukların ve ezoterik geleneklerin merkezi figürü olarak görüyor; bazıları ise, onu, kadın gücünün, tarihsel bir simgesi olarak yüceltiyor.
Bence Semiramis'in en ilginç yanı, efsanenin, gerçek bir kraliçeyi, yüzyıllar boyunca, nasıl dönüştürdüğü.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Pazarcık Steli, Semiramis efsanesinin, belki de, en gerçek parçası. Bir kraliçenin, oğluyla birlikte, Fırat'ı geçip bir sınır belirlemesi, Asur için, o kadar sıra dışı bir olaydı ki, belki de, bu olayın hatırası, efsanenin tohumu oldu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Semiramis efsanesini daha önce duymuş muydunuz? Pazarcık Steli'ni görmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap