Giriş yap
🏺 Anunnaki

'Şem' kelimesi roket mi? Bir çevirinin izinde

Tekvin Kitabı'nın on birinci bölümünde, Şinar ovasına yerleşen insanlar, birbirine şöyle diyor: "Gelin, kendimize bir kent ve tepesi göklere erişen bir kule yapalım; kendimize bir şem yapalım, yoksa yeryüzüne dağılırız." Türkçe çevirilerde, bu "şem", "ad" ya da "ün" olarak veriliyor: "kendimize bir ad yapalım."

Zecharia Sitchin, bu cümleyi okuyunca, başka bir şey gördü. Ona göre, "şem", bir ad değil, bir araçtı: göklere yükselen, alevli bir "gök odası". Babil Kulesi, bir fırlatma rampasıydı. İnsanlar, tanrıların aracına benzer bir araç yapmak istemişti. Tek bir sözcüğün çevirisiyle, bir anlatının bütün anlamı değişebilir mi?

Sitchin'in akıl yürütmesi

Sitchin, "On İkinci Gezegen" adlı kitabının yedinci bölümünde, "şem" sözcüğünü uzun uzun tartışıyor. Akıl yürütmesi şu adımlardan oluşuyor.

Önce, İbranice "şem" sözcüğünün, Akadca "şumu" ile, Sümerce "mu" ile aynı anlama geldiğini kabul ediyor. Bu kısım, akademisyenler tarafından da kabul ediliyor: üç sözcük de, "ad" anlamına geliyor.

Sonra, Sümerce "mu" sözcüğünün, başka bir anlamı olduğunu öne sürüyor. Sitchin'e göre, "mu", "yükselen", "dik duran" bir şeydi; bir dikilitaş ya da roket gibi. Bu iddiasını, Sümer metinlerinde, tanrıların "mu"ları ile göğe yükseldiği yönündeki kendi okumalarına dayandırıyor.

Son olarak, Mezopotamya'daki dikilitaşların, yani stellerin, tanrıların gök araçlarının taş kopyaları olduğunu savunuyor. Bir kralın "adını" taşıyan stel, ona göre, bir "şem"in, yani bir uzay aracının, sembolik bir temsiliydi.

Ad ile anıt arasındaki bağ

Sitchin'in akıl yürütmesinin ilginç bir yanı var. Mezopotamya'da, "ad" ile "anıt" arasında, gerçekten de bir bağ bulunuyordu. Krallar, adlarını, taşlara, stellere, tuğlalara yazdırıyordu. Bir kralın adı, bir yapıya yazıldığında, o kral, ölümden sonra da hatırlanacaktı.

Kraliyet yazıtlarının sonunda, sık sık, şu tür lanet cümleleri yer alıyor: "Kim benim adımı silip, kendi adını yazarsa, tanrılar onun adını ve soyunu yok etsin." Bu cümleler, adın, bir kralın varlığının kalıcı bir parçası olduğunu gösteriyor. Adın silinmesi, bir tür ikinci ölümdü.

Bu bağlamda, "kendimize bir ad yapalım" cümlesi, "kendimize kalıcı bir ün kazanalım", "anılmamızı sağlayacak bir eser bırakalım" anlamına geliyor. Kule, bu ünün aracıydı. Akademisyenlerin çoğu, Tekvin'deki cümleyi, bu şekilde okuyor.

Sitchin, ad ile anıt arasındaki bu bağı fark etti; ama bu bağı, tersine çevirdi. Anıtın, adı taşıdığını değil, anıtın kendisinin, bir araç olduğunu öne sürdü.

Sözlükler ne diyor?

Sümerce "mu" sözcüğü, Pennsylvania Sümerce Sözlüğü'nde, birkaç anlamla listeleniyor: "ad", "yıl", "satır", "erkek" ve başka bazı kullanımlar. "Yıl" anlamı, Sümer yıl adlarından geliyor; her yıl, o yıl olan önemli bir olayın adıyla anılıyordu. "Mu", bu nedenle, hem "ad" hem de "yıl" anlamına geliyordu.

Sözlükte, "roket", "uzay aracı" ya da "gök odası" anlamı yok. Sitchin'in bu anlamı, sözlükten değil, kendi yorumundan geliyor.

Akadca "şumu" için de, Chicago Asur Sözlüğü'nün "Ş" cildi, uzun bir madde ayırıyor. Maddede, "ad", "ün", "oğul" (adı sürdüren kişi anlamında), "kayıt" gibi anlamlar var. Yine, bir araç anlamı yok.

İbranice'de "şem"

İbranice'de, "şem", Eski Ahit'te, yüzlerce kez geçiyor. Hemen her kullanımında, "ad" ya da "ün" anlamına geliyor. Tanrının adı, insanların adları, yerlerin adları: hepsi "şem" ile ifade ediliyor.

Tekvin 6:4'te, Nefilim'den söz edilirken, onların "ünlü adamlar" olduğu söyleniyor. İbranice'de, bu ifade, "anşe ha-şem", yani "adın adamları". Sitchin, bu ifadeyi de, "şem'in adamları", yani "gök araçlarının adamları" olarak yorumladı.

Ama İbranice'de, "anşe ha-şem" ifadesi, başka yerlerde de, "ünlü kişiler" anlamında kullanılıyor. Örneğin, Sayılar 16:2'de, Korah'ın isyanına katılan iki yüz elli kişi, "ünlü adamlar" olarak tanıtılıyor. Bu kişilerin, gök araçlarıyla bir ilgisi yok.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya'da, tanrıların da adları vardı ve bu adlar, büyük bir güç taşıyordu. Enuma Eliş'in son bölümünde, tanrılar, Marduk'a elli ad veriyor. Her ad, Marduk'un bir yönünü, bir gücünü anlatıyor. Bu elli ad, Marduk'un, diğer tanrıların güçlerini kendinde topladığını gösteriyor.

Bir tanrıya ad vermek, onun gücünü tanımak demekti. Tanrılar, Marduk'a ad verirken, ona boyun eğiyordu. Bu bağlamda, "ad", bir güç ve otorite simgesiydi.

Tekvin'deki kule anlatısında da, insanların "kendilerine bir ad yapma" isteği, tanrının otoritesine karşı bir meydan okuma olarak okunabiliyor. İnsanlar, kendi güçlerini, tanrınınkine eşit kılmak istiyordu. Tanrı, buna karşılık, dillerini karıştırıyor ve onları dağıtıyor.

Yıl adları ve "mu"

Sümerce "mu" sözcüğünün "yıl" anlamı, Sitchin'in yorumunu sınamak için iyi bir örnek. Sümer ve Eski Babil dönemlerinde, yıllar, sayılarla değil, adlarla anılıyordu. Her yılın adı, bir önceki yılın önemli olayından geliyordu: "Ur-Nammu'nun, Nanna'nın tapınağını inşa ettiği yıl", "Hammurabi'nin, Larsa'yı ele geçirdiği yıl" gibi.

Bu yıl adlarının hemen hepsi, "mu" sözcüğüyle başlıyor. "Mu", burada, "yıl, o yıl ki" anlamında kullanılıyor. Binlerce yıl adı, binlerce tablette, aynı yapıyla korunuyor. Marcel Sigrist ve Peter Damerow, bu yıl adlarının listelerini derledi ve çevrim içi olarak yayımladı.

Sitchin'in yorumuna göre "mu" bir araçsa, bu binlerce yıl adı nasıl okunmalı? "Roket, Hammurabi'nin Larsa'yı ele geçirdiği" gibi bir okuma, anlamsız. Bir sözcüğün anlamını belirlemenin en güvenilir yolu, onun geçtiği bütün bağlamlara bakmak. "Mu" için, bu bağlamların ezici çoğunluğu, "ad" ve "yıl" anlamlarını destekliyor.

Bu yöntem, akademik sözlükçülüğün özü. Bir sözcüğün anlamı, tek bir metinden değil, onun kullanıldığı yüzlerce, binlerce metinden çıkarılıyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Tekvin 11'deki kule anlatısını, genellikle, Babil'in ziggurat'larına, özellikle Etemenanki'ye, bir gönderme olarak okuyor. Etemenanki, Babil'deki Marduk tapınağının ziggurat'ıydı; adı, "göğün ve yerin kuruluş evi" anlamına geliyordu. Andrew George, 2005'te yayımladığı bir makalede, bu ziggurat'ın, Tekvin anlatısının arka planında olabileceğini tartıştı.

Bu okumada, "kendimize bir ad yapalım", Babillilerin, ziggurat'ları aracılığıyla, kalıcı bir ün kazanma isteğini eleştiren bir ifade. İbrani yazarlar, Babil'in görkemli yapılarını, insan kibrinin bir örneği olarak sunuyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, akademik okumanın, kule anlatısının gerçek anlamını kaçırdığını savundu. Ona göre, anlatı, insanların, Anunnaki'nin uzay teknolojisini taklit etme girişimini ve bu girişimin, Anunnaki tarafından engellenmesini anlatıyordu.

Bu okuma, kendi içinde tutarlı bir anlatı oluşturuyor. Ama dayandığı adım, yani "mu" ve "şem" sözcüklerinin bir araç anlamına geldiği iddiası, sözlüklerde bir karşılık bulmuyor.

Forumlarda

Forumlarda, "şem" tartışması, Sitchin eleştirilerinin en bilinen örneklerinden biri. Michael Heiser'ın sitesi, bu konuya ayrı bir bölüm ayırmıştı. Kullanıcılar, bu bölüme sık sık bağlantı veriyor.

Bazı kullanıcılar, Sitchin'in yorumunu, "yaratıcı" ve "cesur" buluyor. Başkaları ise, bu yorumun, bir sözcüğün anlamını, keyfi olarak değiştirmenin bir örneği olduğunu yazıyor. Bir kullanıcı grubunun önerdiği deneme ilginç: Eski Ahit'te "şem" sözcüğünün geçtiği her yere, "roket" sözcüğünü koyup okumak. Bu denemede, cümlelerin çoğu anlamsızlaşıyor.

Türkçe forumlarda, "şem" tartışması, daha az biliniyor. Ama Sitchin'in kitaplarının Türkçe çevirilerinde, bu yorum, olduğu gibi aktarılıyor ve okuyucular, "şem"in roket olduğu fikrini, sorgulamadan benimseyebiliyor.

Dikilitaşlar ve steller

Sitchin'in, stelleri gök araçlarının kopyaları olarak yorumlaması, Mezopotamya sanatına bakıldığında, ilginç bir soru doğuruyor. Mezopotamya stelleri, genellikle, üst kısmı yuvarlak ya da sivri, dikdörtgen taşlar. Üzerlerinde, kabartmalar ve yazıtlar var. Hammurabi Kanunları steli, Naram-Sin'in zafer steli ve Asur kralların stelleri, bunun bilinen örnekleri.

Bu stellerin işlevi, yazıtlarında açıkça belirtiliyor: kralın başarılarını kaydetmek, tanrılara adak sunmak, sınırları belirlemek, yasaları duyurmak. Hiçbir stel yazıtında, stelin bir araç kopyası olduğu söylenmiyor.

Sitchin'in yorumu, stellerin biçimine dayanıyor; yazıtlarına değil. Ama bir nesnenin anlamını, onun üzerindeki yazıyı okumadan, yalnızca biçiminden çıkarmak, yanıltıcı olabilir.

Sitchin'in stel yorumu, bir başka soruyu da gündeme getiriyor: biçim benzerliği, ne zaman bir anlam benzerliğine işaret eder? Bir dikilitaş, bir roketin silüetine benzeyebilir; bir minare de, bir kule de. Ama bu benzerlik, onların aynı işlevi taşıdığını, tek başına, hiçbir şekilde göstermiyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence "şem" tartışması, aslında, insanın kalıcılık arzusuyla ilgili. Kule yapanlar, unutulmamak istiyordu. Krallar, adlarını taşlara yazdırıyordu. Sitchin bile, kitaplarıyla, kendine bir "şem", yani bir ad yaptı. Belki de "şem"in asıl anlamı, roket değil, insanın ölümden sonra da hatırlanma isteği.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

"Kendimize bir ad yapalım" cümlesi, size bugün hangi projeleri hatırlatıyor? Bir sözcüğün çevirisi, bir anlatının anlamını sizce ne kadar değiştirebilir? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap