Giriş yap
🏺 Anunnaki

Savaş ve kayıp: Irak Müzesi, 2003

Nisan 2003'te, Bağdat'tan gelen görüntüler, dünyanın dört bir yanındaki arkeologları, derin bir şoka uğrattı. Amerikan birlikleri şehre girerken, Irak Ulusal Müzesi, yağmalanıyordu. Vitrinler kırılmış, depolar açılmış, binlerce yıllık eserler, yerlerde ya da kayıptı. Mezopotamya'nın mirasının, en büyük koleksiyonlarından biri, birkaç gün içinde, ağır bir darbe yemişti.

Bu sayfada, Irak Müzesi'nin yağmalanmasını ve savaşların, Mezopotamya mirasına verdiği zararı anlatmak istiyorum. Ne kayboldu? Ne geri getirildi? Ve müzelerin dışında, arkeolojik alanlarda, neler yaşandı? Siz, bir ülkenin müzesinin yağmalandığı haberini duyduğunuzda, ilk aklınıza gelen ne olurdu?

Müze

Irak Ulusal Müzesi, Bağdat'ta bulunuyor ve kökleri, 1920'lere, İngiliz yazar ve arkeolog Gertrude Bell'in girişimlerine kadar uzanıyor. Müze, Sumer, Akad, Babil ve Asur dönemlerinden, binlerce yıllık bir tarihi yansıtan, dünyanın en zengin Mezopotamya koleksiyonlarından birine sahipti. Uruk'tan, Ur'dan, Nimrud'dan ve diğer büyük kazı alanlarından gelen eserler, burada sergileniyordu.

1991 Körfez Savaşı'ndan sonra, müze, uzun yıllar boyunca, halka kapalı kaldı. Bazı eserler, güvenlik nedeniyle, depolara ve başka yerlere taşınmıştı. 2003'teki savaşın öncesinde, müze çalışanları, bazı eserleri, gizli yerlere sakladı. Bu önlemler, daha sonra, birçok eserin kurtarılmasını sağladı. Bu çalışanların, savaşın en tehlikeli günlerinde, kendi canlarını riske atarak, eserleri korumaya çalıştığı biliniyor. Onların isimleri, çoğu zaman, haberlerde yer almadı; ama müzenin bugün hâlâ zengin bir koleksiyona sahip olmasında, onların payı büyük. Bir müzeyi, binası ya da eserleri kadar, onu koruyan insanlar da ayakta tutuyor. Bu insanların hikâyesi, bence, savaşın yıkımı kadar anlatılmayı hak ediyor.

Yağmalanma

Nisan 2003'ün ikinci haftasında, Bağdat'ta, düzen çöktü. Müze, birkaç gün boyunca, korumasız kaldı. Bu sürede, yağmacılar, müzeye girdi. İlk haberler, müzenin tamamen boşaltıldığını ve yüz binlerce eserin kaybolduğunu öne sürüyordu. Bu rakam, daha sonra, büyük ölçüde abartılı olduğu ortaya çıktı; çünkü birçok eser, önceden saklanmıştı.

Ama gerçek kayıp, yine de, büyüktü. Sonraki soruşturmalara göre, yaklaşık on beş bin eserin, müzeden çalındığı tahmin ediliyor. Bunların bir kısmı, büyük ve tanınmış eserlerdi; büyük çoğunluğu ise, silindir mühürler, takılar ve küçük nesneler gibi, kolayca taşınabilen parçalardı. Bu rakamlar, kaynaklara göre değişiyor ve kesin bir sayı vermek zor.

Yağmalamanın, sadece rastgele bir kalabalık tarafından değil, bazı durumlarda, ne aradığını bilen kişiler tarafından da yapıldığı düşünülüyor. Bazı depolara, anahtar kullanılarak girildiği ve belirli eserlerin hedef alındığı belirtiliyor. Bu, yağmanın bir kısmının, organize bir antika ticaretiyle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.

Kurtarma çabaları

Yağmalamadan sonra, eserlerin kurtarılması için, uluslararası bir çaba başladı. Amerikan Deniz Piyadeleri'nde albay olan ve aynı zamanda bir savcı olan Matthew Bogdanos, bir soruşturma ekibi kurdu ve kayıp eserlerin izini sürdü. Bogdanos, bu deneyimini, "Thieves of Baghdad" adlı kitabında anlattı.

Bogdanos'un ekibi, bir af programı başlattı: eserleri geri getiren kişilere, soru sorulmayacaktı. Bu program, binlerce eserin geri dönmesini sağladı. Bazı eserler, camilere bırakıldı; bazıları ise, doğrudan müzeye getirildi.

Geri dönen en ünlü eser, Warka Vazosu'ydu. Uruk'tan gelen bu vazo, yaklaşık beş bin yıllık ve Mezopotamya sanatının, en önemli eserlerinden biri. Vazo, İnanna'ya sunular götüren bir alayı tasvir ediyor. Yağmalamada çalınan vazo, Haziran 2003'te, parçalar halinde, müzeye geri getirildi ve daha sonra restore edildi.

Bir başka ünlü eser, Uruk'tan gelen "Warka Maskesi", yani bir kadın yüzünü tasvir eden mermer bir baş. Bu eser de, çalındıktan birkaç ay sonra, bir tarlada, toprağa gömülmüş halde bulundu.

Kazı alanlarının yağmalanması

Müzedeki yağmalama, dünya basınında büyük yer aldı; ama belki daha büyük bir kayıp, kazı alanlarında yaşandı. 2003'ten sonra, Güney Irak'taki birçok arkeolojik alan, sistematik olarak yağmalandı. Isin, Umma ve diğer antik şehirlerin yüzeyleri, yağmacıların açtığı binlerce çukurla kaplandı.

Uydu görüntüleri, bu yağmalamanın boyutunu, açıkça gösteriyor. Bazı alanlarda, antik şehrin yüzeyi, ay yüzeyi gibi, çukurlarla delik deşik olmuş durumda. Bu çukurlardan çıkarılan tabletler, mühürler ve diğer eserler, yasadışı antika piyasasına satıldı.

Bu tür yağmalamanın en büyük zararı, eserlerin bağlamının kaybolması. Bir tablet, bir arkeolog tarafından, kontrollü bir kazıda bulunduğunda, onun hangi binada, hangi katmanda ve hangi diğer nesnelerle birlikte bulunduğu kaydediliyor. Bu bilgiler, tabletin anlamını anlamak için, çok önemli. Yağmalanan bir tablet ise, bu bağlamdan kopuyor ve bilimsel değerinin önemli bir kısmını kaybediyor.

Yasadışı piyasa

Yağmalanan eserlerin önemli bir kısmı, uluslararası antika piyasasına ulaştı. Bazı eserler, açık artırmalarda, bazıları ise, özel koleksiyonculara satıldı. Bu satışlar, çoğu zaman, belirsiz ve doğrulanamayan geçmiş hikâyeleriyle yapıldı.

Son yıllarda, bazı yüksek profilli davalar, bu piyasayı görünür hale getirdi. Amerika'da, bir şirketin koleksiyonuna ait binlerce tablet ve mühür, yetkililer tarafından el konuldu ve Irak'a iade edildi. Bu iadeler arasında, Gilgamış Rüya Tableti gibi önemli eserler de vardı. Bu davalar, yasadışı ticaretin, ne kadar büyük olduğunu ve ne kadar yüksek düzeylere uzandığını gösterdi.

Müzenin yeniden açılışı

Yağmalamadan sonra, Irak Ulusal Müzesi, uzun yıllar boyunca, halka kapalı kaldı. Bu süreçte, müze çalışanları, uluslararası uzmanlarla birlikte, eserlerin envanterini yeniden çıkardı, hasar gören parçaları restore etti ve galerileri yeniden düzenledi. Bu iş, savaş ve istikrarsızlık koşullarında, son derece zordu.

Müze, 2015'te, resmi olarak, yeniden açıldı. Bu açılış, kısmen, aynı dönemde, Musul'daki eserlerin tahrip edilmesine verilen bir cevap olarak da görüldü. Daha sonraki yıllarda, müze, ziyaretçilere daha düzenli olarak kapılarını açtı ve okul grupları, müzeyi ziyaret etmeye başladı.

Müzenin yeniden açılması, sadece bir binanın kapılarının açılması değildi. Irak halkı için, bu, kendi tarihlerine, yeniden ulaşabilmek anlamına geliyordu. Uzun yıllar boyunca, birçok Iraklı, kendi ülkesinin en değerli eserlerini, ancak kitaplardan ve yabancı müzelerin sitelerinden görebilmişti.

İade edilen eserler

Son yıllarda, Irak'a iade edilen eserlerin sayısı, giderek arttı. Amerika, İngiltere, Lübnan ve başka ülkelerden, binlerce tablet, mühür ve küçük eser, Bağdat'a geri gönderildi. Bu iadelerin bir kısmı, gümrüklerde el konulan kaçak eserlerden, bir kısmı ise, müzelerin ve koleksiyonerlerin, gönüllü olarak geri verdiği parçalardan oluşuyordu.

Her iade, küçük bir zafer. Ama bağlamından koparılmış bir tablet, geri döndüğünde bile, artık hangi binada ve hangi katmanda bulunduğunu söyleyemiyor. Bir eserin evine dönmesi, onun kaybettiği hikâyeyi, ne yazık ki, geri getirmiyor. Sizce, bir eserin hikâyesi mi, yoksa kendisi mi daha değerli?

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya'da, bir şehrin yağmalanması, aynı zamanda, onun tanrılarının yağmalanması anlamına geliyordu. Savaşta kazanan taraf, yenilen şehrin tanrı heykellerini, kendi başkentine götürüyordu. Bu, yenilen şehrin, tanrısal korumasını kaybettiği anlamına geliyordu.

Babil'in tanrısı Marduk'un heykeli, tarih boyunca, birkaç kez kaçırıldı. Hititler, Elamlılar ve Asurlular, farklı dönemlerde, Marduk'un heykelini götürdü. "Marduk Kehaneti" adlı metin, Marduk'un, bu kaçırılmaları, kendi isteğiyle yaptığı yolculuklar olarak anlatıyor. Bu, bir kaybı, anlamlı bir hikâyeye dönüştürmenin, eski bir yoluydu.

Akademik okuma

Akademisyenler, Irak Müzesi'nin yağmalanmasını, kültürel mirasın korunması tartışmalarının, dönüm noktalarından biri olarak görüyor. Bu olay, savaşlarda kültürel mirasın korunmasına dair uluslararası anlaşmaların, nasıl uygulanması gerektiği konusunda, geniş bir tartışma başlattı. Lawrence Rothfield'ın "The Rape of Mesopotamia" kitabı, yağmalamanın arka planını, ayrıntılı olarak inceliyor.

Sitchin'in okuması

Bazı Anunnaki yazarları, Irak Müzesi'nin yağmalanmasını, Anunnaki'ye dair kanıtların, kasıtlı olarak yok edilmesi ya da gizlenmesi olarak yorumladı. Bu yoruma göre, savaşın gerçek amacı, belirli eserlere ulaşmaktı.

Ama bu yorum, yağmalamanın, bilinen ve belgelenmiş nedenlerini, göz ardı ediyor. Yağmalama, güvenlik boşluğu, yoksulluk ve organize antika ticaretinin sonucuydu.

Forumlarda

Forumlarda, Irak Müzesi'nin yağmalanması, sıkça, komplo teorileriyle birlikte tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, kaybolan eserlerin, gizli koleksiyonlarda saklandığını öne sürüyor.

Bence bu iddiaların bir kısmı, aslında doğru: kaybolan eserlerin bir kısmı, gerçekten, özel koleksiyonlarda duruyor. Ama bu, bir Anunnaki komplosu değil, yasadışı antika ticaretinin, acı bir gerçeği.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Irak Müzesi'nin yağmalanması, Mezopotamya mirasının, ne kadar kırılgan olduğunu gösteren, en acı örneklerden biri. Binlerce yıl toprak altında korunan eserler, birkaç gün içinde, kaybolabildi. Belki de, bu mirası korumak, sadece Irak'ın değil, onu merak eden herkesin sorumluluğu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Irak Müzesi'nin yağmalanmasını hatırlıyor musunuz? Kültürel mirası korumak için, sizce, neler yapılmalı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap