Şarkılarda İnanna: Diane Wolkstein ve feminist okumalar
İnanna'yı bugün tanıyan birçok kişi, onunla, bir tabletten ya da bir akademik yayından değil, bir hikâye anlatıcısının sesiyle tanıştı. 1983'te yayımlanan "Inanna, Queen of Heaven and Earth: Her Stories and Hymns from Sumer", Sümer tanrıçasını, yirminci yüzyılın son çeyreğinde, geniş bir okur kitlesine taşıdı. Kitabın arkasında iki isim vardı: hikâye anlatıcısı Diane Wolkstein ve Sümerolog Samuel Noah Kramer.
Bu iş birliği, alışılmadık bir eşleşmeydi. Kramer, Sümer edebiyatının metinlerini, onlarca yıl boyunca, müze depolarındaki parçalardan bir araya getirmiş bir akademisyendi. Wolkstein ise, hikâyeleri, sahnede, yüksek sesle anlatan bir sanatçıydı. Ortaya çıkan kitap, ne tam bir akademik çeviri ne de serbest bir uyarlama oldu. İkisinin arasında bir yerde durdu. Siz İnanna'nın hikâyelerini ilk nereden duydunuz?
Kitabın içeriği
Kitap, İnanna'nın hayatını, bir dizi Sümer metninden derlenen bir sırayla anlatıyor. İlk bölümde, Huluppu ağacı hikâyesi var: genç İnanna, Fırat kıyısında bulduğu bir ağacı, kendi bahçesine dikiyor ve ağaçtan, bir taht ve bir yatak yapılmasını istiyor. Ağaca, bir yılan, bir Anzu kuşu ve Lilitu adlı bir varlık yerleşiyor; Gılgamış, onları kovuyor.
Ardından, İnanna ve Enki hikâyesi geliyor: İnanna, Eridu'ya gidiyor, Enki ile birlikte içiyor ve sarhoş olan Enki'den, me adı verilen uygarlık güçlerini alıp Uruk'a götürüyor. Sonra, İnanna ile çoban Dumuzi'nin kur yapma şarkıları var; bu şarkılar, Sümer aşk şiirinin en canlı örnekleri arasında.
Kitabın merkezinde ise, "İnanna'nın Yeraltı Dünyasına İnişi" duruyor. İnanna, ablası Ereşkigal'in ülkesine iniyor, yedi kapıdan geçerken giysilerini ve takılarını bırakıyor, ölüyor ve bir çengele asılıyor. Enki'nin yardımıyla diriliyor; ama yerine birini bırakması gerekiyor ve bu kişi, Dumuzi oluyor.
Wolkstein'ın yöntemi
Wolkstein, metinleri, Kramer'in akademik çevirilerinden yola çıkarak, sahnede anlatılabilir bir dile dönüştürdü. Tekrarları korudu, çünkü Sümer şiirinde tekrar, ritim ve anlam taşıyordu. Ama kırık satırları, bazen tamamladı; farklı metinleri, tek bir hikâye akışı içinde birleştirdi.
Bu yöntem, kitabın gücü ve zayıflığıydı. Güçlüydü, çünkü İnanna'yı, okunabilir ve anlatılabilir kıldı. Zayıftı, çünkü okur, hangi satırın tabletten, hangisinin Wolkstein'ın düzenlemesinden geldiğini, her zaman ayırt edemiyordu. Farklı dönemlerden ve farklı şehirlerden gelen metinler, tek bir "İnanna'nın hayatı" gibi okunuyordu. Oysa Sümerler, böyle bir biyografi yazmamıştı.
Bu ayrım, bana önemli geliyor. Bir hikâye anlatıcısı, metni yaşatmak için ona dokunmak zorunda. Bir akademisyen ise, dokunduğu her yeri işaretlemek zorunda. Wolkstein ve Kramer'in kitabı, bu iki tutumun arasında bir uzlaşma. Siz bir kadim metni okurken, metne ne kadar dokunulmasını kabul edersiniz?
Feminist okumalar
1970'ler ve 1980'ler, feminist düşüncenin, din tarihine ve mitolojiye yeni sorular sorduğu bir dönemdi. "Tanrıça" hareketi olarak anılan akım, kadim tanrıçaları, ataerkil dinlerden önceki bir kadın gücünün izleri olarak okudu. İnanna, bu okumalarda, merkezi bir figür oldu.
Wolkstein'ın kitabıyla aynı yıl, Jungçu analist Sylvia Brinton Perera, "Descent to the Goddess: A Way of Initiation for Women" adlı bir kitap yayımladı. Perera, İnanna'nın inişini, kadınların psikolojik dönüşümü için bir model olarak yorumladı. Ereşkigal, bu okumada, bastırılmış öfkenin ve acının simgesiydi; İnanna'nın inişi, bu karanlıkla yüzleşmeydi.
Daha sonra, Betty De Shong Meador, "Inanna, Lady of Largest Heart" adlı kitabında, Akad kralı Sargon'un kızı ve Ur'daki ay tanrısı tapınağının yüksek rahibesi Enheduanna'nın İnanna'ya yazdığı ilahileri, şiirsel bir dille yeniden çevirdi. Enheduanna, adı bilinen ilk yazar olarak sık sık anılıyor; bu iddianın kendisi de, akademik tartışmaya açık. Ama onun ilahileri, İnanna'yı, yalnızca aşk tanrıçası değil, savaşın ve kaosun da tanrıçası olarak gösteriyor.
Akademik eleştiriler
Feminist okumalar, akademisyenler arasında, karışık tepkiler aldı. Bazı akademisyenler, bu okumaların, İnanna'yı, modern bir kadın hareketinin ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğini düşündü. Tikva Frymer-Kensky, 1992'de yayımlanan "In the Wake of the Goddesses" adlı kitabında, Mezopotamya tanrıçalarının rolünü, metinlere yakın durarak inceledi. Ona göre, tanrıçaların zamanla geri planda kalması, tek bir "ataerkil devrim" anlatısıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir süreçti.
Julia Assante gibi akademisyenler ise, uzun süre İnanna kültüyle ilişkilendirilen "kutsal fahişelik" fikrinin, kaynaklarda sağlam bir dayanağı olmadığını savundu. Bu fikir, Herodotos'un Babil hakkındaki anlatısından ve on dokuzuncu yüzyıl yorumlarından besleniyordu. Assante'nin eleştirisi, hem eski oryantalist yorumları hem de bu yorumları olumlu bir çerçeveye taşıyan bazı modern okumaları sorguladı.
Şarkılarda ve sahnede İnanna
İnanna'nın inişi, şarkılara, tiyatro oyunlarına ve dans gösterilerine de konu oldu. Wolkstein, hikâyeyi, yıllarca sahnede anlattı. Başka sanatçılar, yedi kapıdan geçişi, bir dans dizisi olarak sahneledi. Her kapıda bir giysinin bırakılması, sahnede, güçlü bir görsel imgeye dönüşüyor.
Bu uyarlamaların çoğu, kaynak olarak Wolkstein ve Kramer'in kitabını kullandı. Böylece, kitabın düzenlemeleri, bazen, doğrudan Sümer metinleri gibi aktarıldı. Bir şarkı sözünde "Sümerler böyle dedi" diye geçen bir satır, aslında Wolkstein'ın bir tamamlaması olabiliyor. Bu, kötü niyetli bir şey değil; ama kaynağın izini sürmeyi zorlaştırıyor.
Kitabın resimleri
Wolkstein ve Kramer'in kitabının bir özelliği de, resimleriydi. Kitapta, Mezopotamya silindir mühürlerinin, kabartmaların ve heykelciklerin fotoğrafları ve çizimleri, metnin yanında yer alıyordu. Bu görseller, okura, hikâyeyi, kadim sanatın içinden görme imkânı veriyordu.
Ama burada da, bir dikkat noktası var. Kitaptaki görsellerin bir kısmı, doğrudan anlatılan hikâyeyle ilişkili değil; farklı dönemlerden ve farklı bağlamlardan seçilmiş. Bir silindir mühründeki kanatlı bir tanrıça figürü, her zaman İnanna olmayabilir. Kitap, bu görselleri, hikâyeye eşlik eden bir atmosfer olarak kullanıyor. Okur ise, onları, hikâyenin doğrudan resmi gibi algılayabiliyor.
Siz bir kitapta, metnin yanındaki resmi, metnin kanıtı gibi okuduğunuz oldu mu?
Tanrılar arasındaki ilişki
İnanna'nın hikâyeleri, Sümer panteonundaki ilişkileri, canlı bir şekilde gösteriyor. Enki ile ilişkisi, bir rekabet ve pazarlık ilişkisi: İnanna, me'leri alıyor; Enki, ayıldığında onları geri almaya çalışıyor ama başaramıyor. Ereşkigal ile ilişkisi, kız kardeşler arasında, gerilimli bir bağ. Ereşkigal, İnanna'yı öldürüyor; ama hikâyenin sonunda, iki dünyanın düzeni yeniden kuruluyor.
Dumuzi ile ilişkisi ise, aşktan ihanete uzanan bir çizgi. İnanna, yeraltından döndüğünde, Dumuzi'yi, yasını tutmadan tahtında otururken buluyor ve onu, yerine yeraltına gönderiyor. Bu son, modern okurları şaşırtıyor. Feminist okumalar, bu sahneyi, farklı biçimlerde yorumladı: bazıları, onu, İnanna'nın gücünün bir ifadesi olarak gördü; bazıları ise, mevsim döngüsüyle ilişkili bir kült anlatısı olarak.
Akademik okuma
Bugün, İnanna metinlerinin akademik çevirileri, Oxford'daki Electronic Text Corpus of Sumerian Literature (ETCSL) projesi aracılığıyla, herkese açık. Bu çeviriler, kırık satırları işaretliyor ve farklı nüshaları ayırıyor. Wolkstein ve Kramer'in kitabını okuyan biri, ETCSL çevirileriyle karşılaştırma yaparak, hangi bölümlerin düzenleme olduğunu görebilir.
Akademisyenler, Wolkstein'ın kitabının, İnanna'yı geniş kitlelere tanıtmadaki rolünü genellikle takdir ediyor. Ama onu, bir kaynak olarak değil, bir uyarlama olarak kullanmayı öneriyorlar. Bu ayrım, İnanna üzerine yazılan popüler metinlerin çoğunda, gözden kaçıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, İnanna'yı, İştar adıyla, Anunnaki'nin önemli bir üyesi olarak sundu. Ona göre, İnanna, uçabilen bir "pilot" tanrıçaydı ve me'ler, teknolojik bilgi içeren nesnelerdi. Yeraltı Dünyasına İniş'i ise, Anunnaki arasındaki bir güç mücadelesinin kaydı olarak okudu.
Sitchin'in okuması, feminist okumalarla ilginç bir şekilde kesişiyor: ikisi de, İnanna'yı güçlü bir figür olarak görüyor. Ama Sitchin için bu güç, teknolojiden geliyor; feminist okumalar için ise, kadınlığın kendisinden. Tabletler, ikisine de, kendi diliyle, tam olarak cevap vermiyor.
Forumlarda
Forumlarda, İnanna, en çok tartışılan Sümer figürlerinden biri. Bazı kullanıcılar, Wolkstein'ın kitabını, İnanna'yı tanımak için en iyi başlangıç olarak öneriyor. Bazıları ise, onu, Sitchin'in yorumlarıyla birlikte okuyor ve iki farklı İnanna'yı karıştırıyor.
Türkçe forumlarda, İnanna, çoğu zaman, İştar ve Afrodit ile birlikte anılıyor. Bu tanrıçalar arasında tarihsel bağlar olduğu, akademik olarak tartışılıyor; ama onları tek bir figür olarak görmek, her birinin kendi kültürel bağlamını siliyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence İnanna'nın modern yolculuğu, her kuşağın, kadim bir figürde kendi sorularını aradığını gösteriyor. Wolkstein, onda bir hikâye gördü; Perera, bir dönüşüm modeli; Sitchin, bir uzaylı pilot. Belki de İnanna'nın bu kadar farklı okumayı kaldırabilmesinin nedeni, Sümer metinlerinde de, tek bir kimliğe sığmayan, çelişkili bir tanrıça olarak yazılmış olması.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
İnanna'yı, Wolkstein'ın kitabından, Sitchin'den ya da başka bir kaynaktan mı tanıdınız? Bir uyarlamanın, kaynağa ne kadar sadık kalması gerektiğini düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap