Sanherib yıllıkları ve Kudüs kuşatması: aynı olayın iki tanrısı
MÖ 701'de, Asur kralı Sanherib, Levant'a büyük bir sefer düzenledi. Bu seferin hedeflerinden biri, Yahuda Krallığı ve onun kralı Hizkiya'ydı. Bu olay, eski dünyanın en iyi belgelenmiş olaylarından biri: hem Asur kaynaklarında, hem İbranice Kutsal Kitap'ta, hem de Yunan tarihçi Herodot'un anlatısında yer alıyor. Ve bu kaynaklar, olayı birbirinden çok farklı biçimlerde anlatıyor.
Asur kaynaklarına göre Sanherib, Yahuda'yı ezdi ve Hizkiya'yı Kudüs'te "kafesteki bir kuş gibi" kapattı. Kutsal Kitap'a göre ise Yahve'nin meleği, bir gecede Asur ordusundan 185.000 kişiyi öldürdü ve Sanherib eli boş geri döndü. Aynı olay, iki farklı tanrının zaferi olarak anlatılıyor. Ben bu konuyu, Mezopotamya tanrılarının bir başka halkın tanrısıyla karşılaştığı en açık örneklerden biri olarak görüyorum.
Prizmalar
Sanherib'in seferlerini anlatan metinler, altı ya da sekiz yüzlü kil prizmalar üzerine yazılmış. Bu prizmalar, sarayların ya da kent surlarının içine yerleştirilen yapı yazıtlarıydı. En ünlüsü, "Taylor Prizması" olarak biliniyor. Bu prizma, 1830'da Ninova'da, İngiliz Albay Robert Taylor tarafından bulundu ve 1855'te British Museum tarafından satın alındı.
Taylor Prizması'na benzeyen iki prizma daha var: biri Chicago'daki Oriental Institute'ta, diğeri Kudüs'teki İsrail Müzesi'nde. Bu üç prizma, aşağı yukarı aynı metni taşıyor ve Sanherib'in sekiz seferini anlatıyor. Üçüncü sefer, MÖ 701'deki Levant seferi.
Asur'un anlatısı
Prizmalardaki metne göre Sanherib, önce Fenike kentlerine yürüdü ve onların kralını kaçmaya zorladı. Sonra Filistin kentlerine yöneldi ve onları ele geçirdi. Mısır'dan gelen bir yardım ordusunu, Eltekeh yakınlarında yendi.
Ardından Yahuda'ya yöneldi. Metin, Sanherib'in Hizkiya'nın kırk altı surlu kentini ve sayısız küçük köyünü ele geçirdiğini, 200.150 kişiyi sürgün ettiğini söylüyor. Bu sayının abartılı olduğu genel olarak kabul ediliyor. Hizkiya ise Kudüs'te kuşatıldı: "Onu, kraliyet kenti Kudüs'te, kafesteki bir kuş gibi kapattım."
Ancak metin, Kudüs'ün ele geçirildiğini söylemiyor. Bunun yerine, Hizkiya'nın Sanherib'e büyük bir haraç gönderdiğini anlatıyor: otuz talent altın, sekiz yüz talent gümüş, değerli taşlar, mobilyalar, hatta Hizkiya'nın kızları ve saray kadınları. Bu haraç, Ninova'ya gönderildi.
Kudüs'ün düşmemesi ve Sanherib'in kente girmemesi, Asur kaynaklarında açıkça ifade edilmiyor; ama bu sessizlik, araştırmacılar tarafından dikkatle not ediliyor. Bir kralın, bir kenti ele geçirmediğini söylemeden, onu "kafeste" tuttuğunu söylemesi, size ne anlatıyor?
Lakiş kabartmaları
Sanherib, Kudüs'ü ele geçirmedi; ama Yahuda'nın ikinci büyük kenti Lakiş'i ele geçirdi. Bu zafer, Sanherib'in Ninova'daki "Güney-Batı Sarayı"nda, bir odanın duvarlarını kaplayan büyük bir kabartma dizisiyle anlatıldı. Layard, bu kabartmaları 1840'larda buldu; bugün British Museum'da sergileniyor.
Kabartmalar, kuşatmayı ayrıntılı biçimde gösteriyor: surlara yaklaşan kuşatma makineleri, okçular, sapancılar, surlardan atılan meşaleler, kentten çıkan sürgünler ve kazığa oturtulan esirler. Bir sahnede, Sanherib bir tahtın üzerinde oturuyor ve sürgünlerin önünden geçmesini izliyor.
Lakiş'in bir oda dolusu kabartmayla anlatılması, Kudüs'ün yokluğunu daha da belirgin hale getiriyor. Bazı araştırmacılar, Sanherib'in Kudüs'ü ele geçiremediği için, Lakiş zaferini büyütüp sarayının merkezine yerleştirdiğini düşünüyor. Lakiş'teki arkeolojik kazılar, kabartmalarda gösterilen kuşatma rampasının kalıntılarını ortaya çıkardı.
Kutsal Kitap'ın anlatısı
İbranice Kutsal Kitap'ta, 2. Krallar 18-19, İşaya 36-37 ve 2. Tarihler 32 bölümleri, bu olayı anlatıyor. Bu anlatılara göre, Sanherib Yahuda'nın surlu kentlerini ele geçirdi ve Hizkiya ona haraç ödedi. Bu kısım, Asur kaynaklarıyla örtüşüyor; hatta haraçtaki otuz talent altın miktarı da her iki kaynakta aynı.
Ama anlatı devam ediyor. Sanherib'in elçileri, Kudüs surlarının önünde halka seslenerek, Yahve'nin onları kurtaramayacağını, diğer halkların tanrılarının Asur'a karşı hiçbir şey yapamadığını söylüyor. Hizkiya, tapınağa gidip dua ediyor; peygamber İşaya, Yahve'nin Kudüs'ü koruyacağını bildiriyor. O gece, Yahve'nin meleği Asur ordugâhında 185.000 kişiyi öldürüyor ve Sanherib Ninova'ya dönüyor.
Tanrılar arasındaki ilişki: Aşur ve Yahve
Bu olay, Mezopotamya'nın tanrılarının bir başka halkın tanrısıyla karşılaştığı en dramatik anlardan biri. Asur'un bakış açısından, Aşur ve diğer büyük tanrılar, Sanherib'e zafer verdi. Hizkiya, Aşur'un gücü karşısında boyun eğdi ve haraç ödedi.
Kutsal Kitap'ın bakış açısından ise Asur elçilerinin konuşması, Yahve'yi diğer halkların tanrılarıyla eşitleyen bir hakaretti. Elçiler, Hamat'ın, Arpad'ın ve Samiriye'nin tanrılarının kendi halklarını kurtaramadığını söylüyordu. Yahve'nin müdahalesi, onun diğer tanrılardan farklı olduğunu kanıtlıyordu.
Bu iki anlatı, aynı tarihsel olayın iki farklı tanrısal yorumunu sunuyor. Her iki taraf da olayı kendi tanrısının zaferi olarak anlatıyor. Tarihçiler için ise ortak nokta açık: Sanherib Yahuda'yı ezdi, ama Kudüs düşmedi ve Hizkiya tahtında kaldı.
Herodot'un fareleri
Yunan tarihçi Herodot, MÖ beşinci yüzyılda yazdığı eserinde, bu olayın bir başka versiyonunu anlatıyor. Herodot'a göre Sanherib, Mısır'a karşı yürürken, gece boyunca tarla fareleri Asur ordusunun ok kılıflarını, yaylarının kirişlerini ve kalkan kayışlarını kemirdi. Ertesi gün, silahsız kalan Asurlular kaçmak zorunda kaldı.
Bazı araştırmacılar, Herodot'un hikâyesindeki farelerin, bir salgın hastalığı, belki de veba gibi bir hastalığı simgeliyor olabileceğini öne sürdü. Bu yorum, Kutsal Kitap'taki meleğin bir gecede binlerce askeri öldürmesiyle birleştirilerek, Asur ordusunun bir salgınla karşılaştığı tezi geliştirildi. Bu tez, kanıtlanmış değil; ama sıkça tartışılıyor.
Sanherib'in sonu
Sanherib, MÖ 681'de, oğulları tarafından öldürüldü. Kutsal Kitap, Sanherib'in kendi tanrısının tapınağında dua ederken oğulları tarafından öldürüldüğünü anlatıyor. Asur kaynakları da bir suikastı doğruluyor; Sanherib'in yerine geçen oğlu Asarhaddon, yazıtlarında kardeşlerinin isyanını anlatıyor. Kutsal Kitap yazarları, bu ölümü, Yahve'nin Sanherib'e verdiği cezanın tamamlanması olarak sundu.
Babil'in yıkımı ve Marduk'un sürgünü
Sanherib'in tanrılarla ilişkisi, yalnızca Kudüs üzerinden anlaşılamaz. Onun saltanatının en sarsıcı olayı, MÖ 689'da Babil'i yıkması oldu. Babil, Asur'un egemenliğine karşı defalarca isyan etmişti; Sanherib'in oğlu, Babil tahtına atanmıştı ama isyancılar tarafından Elamlılara teslim edilmiş ve bir daha haber alınamamıştı. Sanherib, bu olaydan sonra Babil'i kuşattı ve ele geçirdi.
Sanherib'in yazıtlarına göre, kenti yerle bir etti, evleri ve tapınakları yıktı, hatta kanallar açarak kenti suyla bastı ve toprağını Dicle'ye attı. Bu anlatının ne kadarının abartı olduğu tartışılıyor; ama Babil'in ağır bir yıkım yaşadığı açık. Daha da önemlisi, Babil'in baş tanrısı Marduk'un heykeli, Asur'a götürüldü.
Mezopotamya'da bir tanrı heykelinin götürülmesi, tanrının kentini terk etmesi anlamına geliyordu. Marduk, Asurluların da saygı duyduğu bir tanrıydı; onun heykelini sürgüne göndermek, birçok Asurlu için bile rahatsız edici bir eylemdi. Sanherib'in oğlu Asarhaddon, babasının ölümünden sonra Babil'i yeniden inşa etmeye başladı ve yazıtlarında Babil'in yıkımını, Marduk'un öfkesiyle açıkladı; babasının adını anmadan.
Sanherib'in bir oğlu tarafından öldürülmesi, bazı çevrelerde Marduk'un intikamı olarak yorumlanmış olabilir. Kutsal Kitap yazarlarının bu ölümü Yahve'nin cezası olarak görmesiyle, Babillilerin onu Marduk'un cezası olarak görmesi arasındaki benzerlik, size ne düşündürüyor?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Sanherib'in Levant seferi, eski Yakın Doğu tarihinin en çok tartışılan olaylarından biri. Araştırmacılar, Asur kaynaklarını ve Kutsal Kitap anlatılarını karşılaştırarak, olayların gerçek seyrini anlamaya çalışıyor. Genel görüş, Sanherib'in Kudüs'ü ele geçirmeden, büyük bir haraç alarak geri döndüğü yönünde. Neden geri döndüğü ise tartışmalı: bir salgın, Mısır'dan gelen bir tehdit, Asur'daki bir sorun ya da yalnızca haracın yeterli görülmesi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Kutsal Kitap'taki Yahve'yi, Anunnaki'den biriyle, bazı yorumlarda Enlil'le ilişkilendirdi. Bu yaklaşımda, Kudüs kuşatması, Anunnaki arasındaki rekabetin bir yansıması olarak, Aşur'u destekleyen tanrılar ile Yahve arasındaki bir çatışma olarak okunabilir. Bazı Sitchin izleyicileri, meleğin bir gecede binlerce askeri öldürmesini, Anunnaki'nin gelişmiş bir silah kullanmasıyla açıklıyor.
Ancak akademik okumada, bu anlatılar, farklı halkların aynı olayı kendi tanrı anlayışlarına göre yorumlamasının örnekleri olarak görülüyor.
Forumlarda
Forumlarda Sanherib'in seferi, genellikle Kutsal Kitap'ın tarihsel doğruluğu tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, Taylor Prizması'nın Kutsal Kitap'ı doğruladığını vurguluyor; bazıları ise prizmanın Kudüs'ün düşmediği konusundaki sessizliğine dikkat çekiyor.
Diğer başlıklarda ise meleğin ne olduğu tartışılıyor: bir salgın, bir doğal felaket ya da bir mucize.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Kudüs kuşatması, tanrılar arasındaki rekabetin, yazıcılar arasında yaşandığını gösteriyor. Sanherib'in yazıcıları, Aşur'un zaferini yazdı ve Kudüs'ü sessizlikle geçti. Kutsal Kitap yazarları ise Yahve'nin zaferini yazdı ve haracı da kaydetti. Her iki taraf da gerçeği kendi tanrısının lehine düzenledi; ama hiçbiri tamamen yalan söylemedi.
Belki de eski dünyada tanrıların savaşı, savaş alanında değil, olaylardan sonra yazılan metinlerde kazanılıyordu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Aynı olayın iki farklı anlatısını okumak size nasıl geliyor? Sizce Sanherib Kudüs'ten neden geri döndü? Bir tarihsel olayın, her iki tarafın tanrısının zaferi olarak anlatılması size ne düşündürüyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap