Sakikku: Babil'in teşhis kitabı
Bir hekimin, hastanın yatağına gitmeden önce, yolda gördüklerine dikkat etmesi gerektiğini söyleyen bir tıp kitabı düşünün. Yolda siyah bir köpek görürse, bunun bir anlamı var; beyaz bir domuz görürse, başka bir anlamı. Babil'in en büyük teşhis eseri Sakikku, tam olarak böyle başlıyor.
Sakikku, Sümerce sa.gig ifadesinden geliyor ve kabaca "hastalıklı kaslar" ya da "belirtiler" diye çevriliyor. Bu eser, yaklaşık kırk tabletten oluşan, belirtileri ve onların anlamlarını sıralayan devasa bir derleme. Bu sayfada, Sakikku'yu ve onu bugünkü biçimine sokan kâtibi tanıtmak istiyorum. Siz bir tıp kitabının, kehanet ile teşhisi aynı sayfada birleştirmesine ne derdiniz?
Esagil-kin-apli
Sakikku'nun bugün bilinen standart düzenlemesi, Esagil-kin-apli adlı bir âlime atfediliyor. Esagil-kin-apli, Borsippa'dan bir aşipu idi ve Babil kralı Adad-apla-iddina döneminde, yani MÖ on birinci yüzyılda yaşadı. Bu bilgiyi, kendi düzenlemesine eklediği bir katalog ve açıklama metninden öğreniyoruz.
Bu metinde, Esagil-kin-apli, eski ve dağınık teşhis metinlerini topladığını, onları düzenlediğini ve yeni bir sıraya koyduğunu anlatıyor. Daha önce, "eğri ve dolaşık iplikler gibi" olan metinleri, düzene soktuğunu söylüyor. Bu ifade, kadim bir editörün, kendi işini nasıl gördüğünü gösteren, nadir bir belge.
Esagil-kin-apli, ayrıca, fizyonomi ile, yani insanın dış görünüşünden karakterini ve geleceğini okuma sanatıyla ilgili Alamdimmû adlı bir başka seriyi de düzenledi. Bu iki eser, birlikte, bir aşipu'nun, bir insanı "okumak" için kullanabileceği iki büyük kılavuzdu.
Yolda görülenler
Sakikku'nun ilk tabletleri, hekimin, hastanın evine giderken karşılaştığı işaretleri listeliyor. Bu bölüm, akademik literatürde, "aşipu hastanın evine gittiğinde" diye başlayan bölüm olarak anılıyor. Yolda görülen hayvanlar, nesneler ve olaylar, hastanın durumu hakkında, önceden bir ipucu olarak yorumlanıyor.
Bu bölüm, modern okur için, Sakikku'nun en tuhaf yanı. Bir hekimin, hastanın yatağına varmadan önce, yolda gördüğü bir hayvana bakarak, hastanın iyileşip iyileşmeyeceğini tahmin etmesi, bize, tıptan çok, fal gibi geliyor. Ama Babil düşüncesinde, dünya, işaretlerle doluydu ve bu işaretler, birbirine bağlıydı. Tanrılar, mesajlarını, her yerde bırakabilirdi. Bu bakış açısında, yolda karşılaşılan bir hayvan, rastlantı değil, okunmayı bekleyen bir işaretti. Hekimin görevi, bu işaretleri, gözden kaçırmadan, hastanın durumuyla birlikte değerlendirmekti.
Baştan ayağa
Sakikku'nun ana bölümü, belirtileri, vücudun bölgelerine göre, baştan ayağa doğru sıralıyor. Bir tablet, başla ilgili belirtileri; bir sonraki, gözler ve kulaklarla ilgili belirtileri ele alıyor. Bu düzen, Mezopotamya tıp tabletlerinin genel düzeniyle uyumlu.
Her madde, bir "eğer" cümlesiyle başlıyor: "Eğer hastanın alnı sıcaksa ve..." Ardından, bir yorum geliyor: "Bir tanrının eli; ölecek" ya da "İyileşecek." Bazı maddeler, hastalığa bir ad veriyor; bazıları ise, hastalığın, hangi tanrı ya da varlıktan kaynaklandığını söylüyor.
Bu yapı, Mezopotamya'nın diğer kehanet serilerine çok benziyor. Karaciğer falı ya da gökyüzü kehanetleri de, aynı "eğer... o zaman..." kalıbını kullanıyor. Babil âlimleri için, bir hastanın bedeni, bir koyunun karaciğeri ya da bir gece gökyüzü, aynı türden bir okumaya açık metinlerdi.
Sonraki bölümler
Sakikku'nun sonraki tabletleri, belirli hastalık türlerini, hastalığın günlere göre seyrini, nöbet ve sara benzeri durumları, hamilelik ve doğumu ve bebeklerin hastalıklarını ele alıyor. Bu bölümler, kadim tıbbın, belirli hasta gruplarına, ayrı bir dikkat gösterdiğini ortaya koyuyor.
Sara benzeri nöbetlerle ilgili tabletler, özellikle dikkat çekiyor. Bu tabletler, nöbetlerin farklı türlerini, belirtilerini ve seyrini, şaşırtıcı bir ayrıntıyla anlatıyor. Bazı modern araştırmacılar, bu tasvirlerin, bugün bilinen bazı nöbet türlerine benzediğini öne sürdü. Bu eşleştirmeler, ilginç; ama kesin değil. Kadim belirtileri modern teşhislere çevirmek, her zaman, bir yorum gerektiriyor.
Bir hastanın günleri
Sakikku'nun bazı tabletleri, hastalığın seyrini, günlere göre izliyor. "Eğer hasta, birinci gün böyleyse, ikinci gün şöyleyse..." diye ilerleyen maddeler, hastalığın, zaman içinde nasıl değiştiğine dikkat edildiğini gösteriyor. Bu, bana, kadim hekimlerin, hastayı tek bir anda değil, bir süreç olarak gözlemlediğini düşündürüyor.
Bu tür gözlemler, hekimin, hastanın yanında, birkaç gün boyunca bulunmasını ya da onu düzenli olarak ziyaret etmesini gerektiriyordu. Bir aşipu, bir hastanın ateşinin hangi gün düştüğünü, hangi gün yükseldiğini not ediyor ve bu bilgiyi, tablette yazılanlarla karşılaştırıyordu. Teşhis, tek bir bakışla değil, sabırlı bir izleme ile kuruluyordu.
Sakikku'nun cevapları, çoğu zaman, iki uç arasında gidip geliyor: "iyileşecek" ya da "ölecek". Bazen, bir hastalığın uzun süreceği ya da belirli bir günde değişeceği de söyleniyor. Bu tahminler, hekime, hastanın ailesine ne söyleyeceği konusunda da yol gösteriyordu. Ölümcül bir tablo karşısında, aşipu'nun, tedaviye girişmemesi bile mümkündü. Siz bir hekimin, kötü bir haberi önceden söylemesini mi, yoksa sonuna kadar denemesini mi isterdiniz?
Kâtip okulunda Sakikku
Sakikku, yalnızca uygulamada kullanılan bir başvuru kitabı değildi; aynı zamanda, aşipu adaylarının eğitiminde de okunan bir metindi. Birinci binyılda, Sakikku tabletlerinin, farklı şehirlerde, kopyalandığı ve açıklamalarla zenginleştirildiği biliniyor. Uruk'ta ve Babil'de bulunan bazı açıklama metinleri, Sakikku'daki zor kelimeleri ve ifadeleri, daha bilinen kelimelerle açıklıyor.
Bu açıklama metinleri, kadim âlimlerin, kendi klasik eserlerine, nasıl yaklaştığını gösteriyor. Onlar da, eski metinleri anlamakta zorlanıyor, kelimelerin anlamlarını tartışıyor ve farklı yorumlar öneriyordu. Sakikku, bu yüzden, yaşayan bir metindi: yazıldığı andan sonra da, okunmaya, yorumlanmaya ve tartışılmaya devam etti.
Tanrılar arasındaki ilişki
Sakikku'da, hastalıkların büyük bir kısmı, belirli tanrılara atfediliyor. "Şamaş'ın eli", "Sin'in eli", "İştar'ın eli" ya da "Marduk'un eli" gibi ifadeler, sık sık geçiyor. Her tanrının eli, farklı bir belirti kümesiyle ilişkilendiriliyor.
Bu ilişkilendirme, rastgele değil. Bazı akademisyenler, belirli tanrıların, belirli vücut bölgeleriyle ya da belirli hastalık türleriyle ilişkilendirildiğini gösterdi. Örneğin, ay tanrısı Sin, bazı metinlerde, belirli cilt hastalıklarıyla ilişkili. Bu bağlantılar, Babil'in tanrılar ve beden arasında kurduğu, karmaşık bir haritanın parçası.
Hayaletler ve şeytanlar da, Sakikku'da, önemli bir yer tutuyor. Bir hastalık, "bir hayaletin eli" ya da "Lamaştu'nun eli" olarak tanımlanabiliyor. Bu varlıklar, tanrılarla aynı düzeyde değil; ama insanların hayatına müdahale edebilecek güçlere sahip.
Akademik okuma
Sakikku üzerine en önemli akademik çalışmalardan biri, Nils P. Heeßel'in "Babylonisch-assyrische Diagnostik" adlı kitabıdır. Heeßel, Sakikku'nun yapısını, tarihini ve Esagil-kin-apli'nin düzenleme sürecini ayrıntılı olarak inceledi. JoAnn Scurlock'un "Sourcebook for Ancient Mesopotamian Medicine" adlı kitabı ise, Sakikku'nun büyük bir kısmının İngilizce çevirisini sunuyor.
Akademisyenler, Sakikku'yu, bir yandan, kehanet geleneğinin bir parçası olarak; bir yandan da, sistematik gözlemin bir örneği olarak okuyor. Bu iki okuma, birbirini dışlamıyor. Sakikku, belirtileri dikkatle gözlemleyen ve sınıflandıran bir eser; ama bu gözlemleri, tanrıların ve işaretlerin dünyası içinde yorumluyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Sakikku'ya, kitaplarında, doğrudan yer vermedi. Onun ilgisi, tıptan çok, Anunnaki'nin, insanı nasıl yarattığına odaklanıyordu. Ama Sitchin'in genel yaklaşımına göre, Sakikku gibi bir eser, tanrıların bıraktığı bilginin bir parçası olarak görülebilirdi.
Esagil-kin-apli'nin kendi açıklaması ise, farklı bir hikâye anlatıyor. O, eserini, dağınık eski metinleri toplayıp düzenleyerek oluşturduğunu söylüyor. Bu, tanrılardan gelen bir bilgi paketi değil; bir âlimin, kendinden önceki kuşakların birikimini, yeniden düzenlemesi.
Forumlarda
Forumlarda, Sakikku, çok az biliniyor. Mezopotamya tıbbından söz eden paylaşımlar, genellikle, Hammurabi Yasaları ile sınırlı kalıyor. Bazı kullanıcılar, Babil tıbbını, sadece büyü olarak görüyor; bazıları ise, onu, modern tıbbın atası olarak övüyor.
Sakikku, bu iki görüşün arasında duruyor. O, ne sadece büyü, ne de modern tıbbın doğrudan atası. Kendi dünyasının mantığı içinde, tutarlı ve sistematik bir bilgi birikimi.
Okumak isteyenler için
Sakikku'yu doğrudan okumak isteyenler için, Scurlock'un kaynak kitabı, en ulaşılabilir başlangıç. Ama çevirileri okurken, bir şeyi akılda tutmak gerekiyor: kadim belirtilerin modern tıbbi terimlerle verilmesi, çevirmenin bir yorumu. Aynı satır, başka bir çevirmenin elinde, farklı bir hastalık adıyla karşınıza çıkabilir. Mümkünse, birden fazla çeviriyi yan yana okumak, metnin belirsizliklerini görmenin en iyi yolu.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Esagil-kin-apli, kadim dünyanın en az tanınan editörlerinden biri. Dağınık metinleri toplayıp bir düzen kurmak, bilgi tarihinde, yeni bir şey keşfetmek kadar önemli bir iş. Belki de, kadim bilginin "kaynağını" ararken, bu tür editörlerin sabırlı emeğini, gözden kaçırıyoruz.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir hekimin, yolda gördüğü bir hayvana bakarak hastanın durumunu tahmin etmesi, size tamamen yabancı mı geliyor, yoksa bugün de benzer inançlar sürüyor mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap