Giriş yap
🏺 Anunnaki

Prometheus ve "mühendisler": yaratıcı uzaylılar sinemada

Ridley Scott'ın 2012 yapımı "Prometheus" filmi, bir açılış sahnesiyle başlıyor: soluk tenli, iri yapılı, insansı bir varlık, bir şelalenin kenarında, siyah bir sıvı içiyor. Bedeni, parçalanıyor; DNA'sı, suya karışıyor. Bu sahne, yaşamın, belki de insanlığın, bir uzaylı varlığın kendini feda etmesiyle başladığını ima ediyor.

Filmde, bu varlıklara, "Engineers", yani "Mühendisler" deniyor. İnsanlığı yaratan, sonra da yok etmeye karar veren kadim uzaylılar. Bu fikir, size tanıdık geliyor mu? Bana, Sitchin'in Anunnaki'sini hatırlatıyor; ama aradaki farklar da, en az benzerlikler kadar ilginç.

Filmin hikâyesi

"Prometheus", 2089'da, iki arkeoloğun, Elizabeth Shaw ve Charlie Holloway'in, farklı antik kültürlerin mağara resimlerinde, aynı yıldız haritasını bulmasıyla başlıyor. Bu harita, uzak bir ay'ı, LV-223'ü gösteriyor. Weyland şirketinin finanse ettiği bir keşif ekibi, bu aya gidiyor; insanlığın yaratıcılarıyla karşılaşmayı umuyor.

Ekip, ayda, Mühendislerin terk edilmiş bir üssünü buluyor. Üste, biyolojik silah olarak kullanılması planlanan siyah bir sıvı var. Ekip, Mühendislerin, insanlığı yarattıktan sonra, onu yok etmeye karar verdiğini öğreniyor. Neden? Film, bu soruya, net bir cevap vermiyor.

Filmin adı, Yunan mitolojisindeki Prometheus'tan geliyor. Prometheus, tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren ve bu yüzden cezalandırılan titan. Filmin adı, insanlığa bilgi veren ve bunun bedelini ödeyen bir yaratıcı figürü, bilinçli olarak çağırıyor.

Mağara resimleri ve yıldız haritası

Filmin başlangıcı, eski uzaylılar kuramının alışıldık yöntemine, şaşırtıcı derecede benziyor: farklı kültürlerin sanat eserlerinde, ortak bir motif bulmak ve bu motifi, uzaylı ziyaretinin kanıtı olarak yorumlamak.

Filmde, Shaw ve Holloway, Mısır, Maya, Sümer, Babil ve Hawaii kültürlerinin resimlerinde, aynı yıldız haritasını buluyor. Bir Sümer tabletinin görüntüsü, filmde, kısaca gösteriliyor. Bu sahne, von Däniken ve Sitchin'in yaklaşımının, doğrudan bir sinema versiyonu gibi.

Gerçek arkeolojide, farklı kültürlerde, benzer motiflerin bulunması, genellikle, ortak insan deneyimiyle ya da kültürel etkileşimle açıklanıyor. Örneğin, birçok kültürde, gökyüzündeki belirgin yıldız grupları, Ülker gibi, ayrı ayrı fark edilip tasvir edildi. Ortak bir motif, ortak bir kaynak anlamına gelmiyor.

Ridley Scott'ın esinleri

Ridley Scott, "Prometheus" için, eski uzaylılar kuramından etkilendiğini, röportajlarında, açıkça söyledi. Senarist Damon Lindelof da, filmin, insanlığın kökenine dair büyük sorular sormak istediğini belirtti.

Scott, bazı röportajlarında, Mühendislerin, insanlığı, Mesih'in çarmıha gerilmesinden sonra, yok etmeye karar verdiği fikrini düşündüğünü dile getirdi; ama bu fikir, filmde açıkça yer almadı. Bu tür bilgiler, film dışı kaynaklardan geliyor ve filmin kendisinde doğrulanmıyor.

Filmin devamı, 2017 yapımı "Alien: Covenant", Mühendislerin hikâyesini, farklı bir yöne taşıdı. Bu filmde, android David, Mühendislerin gezegenini, siyah sıvıyla yok ediyor. Yani, yaratıcılar, kendi yarattıkları bir varlık tarafından yok ediliyor.

Yaratıcı uzaylılar sinemada

"Prometheus", yaratıcı uzaylılar fikrini işleyen ilk film değil. Stanley Kubrick'in 1968 yapımı "2001: Bir Uzay Destanı", insanlığın evrimini başlatan bir siyah monolitle açılıyor. Monolit, kimin tarafından bırakıldığı belli olmayan, ama insanın atalarına, alet kullanmayı öğreten bir nesne.

1994 yapımı "Stargate", eski Mısır tanrısı Ra'nın, aslında bir uzaylı olduğunu ve insanları, köle olarak kullandığını anlatıyor. Bu film, Sitchin'in Anunnaki anlatısına, belki de en yakın Hollywood filmi. Filmden türeyen "Stargate SG-1" dizisinde, Goa'uld denen uzaylılar, farklı mitolojilerin tanrılarını taklit ediyor; bu tanrılar arasında, Mezopotamya tanrıları da var. Dizinin dördüncü sezonundaki "The Tomb" bölümünde, ekip, Marduk adlı bir Goa'uld'un hapsedildiği bir zigguratı keşfediyor.

"Star Trek: The Next Generation" dizisinin "The Chase" adlı bölümünde ise, galaksideki insansı türlerin, ortak bir kadim ırk tarafından, DNA'larına yerleştirilen bir programla yaratıldığı anlatılıyor. Bu fikir, yaratıcı uzaylılar temasının, bilim kurgu dünyasında ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

"Prometheus"ta, Mühendisler, insanlığın yaratıcısı; ama aynı zamanda, onu yok etmek isteyen güç. Bu çelişki, Mezopotamya mitlerinde de var. Atrahasis destanında, Enki, insanlığı yaratıyor; Enlil ise, insanların gürültüsünden rahatsız olup, onları, salgınlar, kıtlıklar ve sonunda tufanla yok etmeye çalışıyor.

Film, bu çelişkiyi, tek bir ırkın içinde gösteriyor; Mezopotamya mitleri ise, iki farklı tanrı arasında paylaştırıyor. Enki, yaratıcı ve koruyucu; Enlil, cezalandırıcı. Film, Mühendisler arasında böyle bir bölünme olup olmadığını göstermiyor; ama Shaw'un sorusu, "Neden bizi yarattınız ve neden şimdi yok etmek istiyorsunuz?", Atrahasis'in insanlarının da sorabileceği bir soru.

Panspermi: bilimdeki karşılığı

Filmin açılış sahnesi, bilimde tartışılan bir fikre de dokunuyor: panspermi. Bu fikre göre, yaşamın tohumları, uzayda, göktaşları ve kuyruklu yıldızlarla taşınabilir ve uygun bir gezegene ulaştığında, orada yaşamı başlatabilir. Fikrin kökleri, on dokuzuncu yüzyıla, İsveçli kimyager Svante Arrhenius'a kadar uzanıyor.

1973'te, DNA'nın yapısını çözen bilim insanlarından Francis Crick ve kimyager Leslie Orgel, "Directed Panspermia", yani "Yönlendirilmiş Panspermi" adlı bir makale yayımladı. Bu makalede, yaşamın, Dünya'ya, ileri bir uygarlık tarafından, bilinçli olarak gönderilmiş olabileceğini, bir düşünce deneyi olarak tartıştılar. Crick, bu fikri, daha sonra, "Life Itself" adlı kitabında da ele aldı.

Ama Crick ve Orgel'in önerisi, bir olasılık tartışmasıydı; kanıta dayalı bir iddia değildi. Bugün, bilim insanlarının çoğu, yaşamın, Dünya'da, kimyasal süreçlerle başladığını düşünüyor; panspermi ise, hâlâ tartışılan, ama kanıtlanmamış bir hipotez. Göktaşlarında amino asitlerin bulunması, yaşamın yapı taşlarının, uzayda da oluşabildiğini gösteriyor; ama bu, yaşamın uzaydan geldiğini kanıtlamıyor.

"Prometheus", bu bilimsel tartışmayı, dramatik bir sahneye dönüştürdü. Sizce, bir film sahnesi, bir bilimsel hipotezi, nasıl etkileyebilir?

Akademik okuma

Akademisyenler, "Prometheus"u, bilim kurgu ile din arasındaki ilişki çerçevesinde tartıştı. Filmde, Shaw, Hristiyan inancını koruyor ve bir haç kolye takıyor; aynı zamanda, insanlığın, uzaylılar tarafından yaratıldığına inanıyor. Bu ikili tutum, filmin, din ile bilim kurguyu, birbirine karşıt değil, iç içe gösterme çabasını yansıtıyor.

Bazı akademisyenlere göre film, eski uzaylılar kuramını eleştirisiz aktarıyor ve seyirciye, bu kuramın bilimsel bir olasılık olduğu izlenimini veriyor. Bazıları ise, filmin, yaratıcıyla karşılaşmanın, hayal kırıklığı ve şiddetle sonuçlandığını göstererek, kuramın iyimserliğini sorguladığını savundu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, 2010'da öldü; yani "Prometheus"u görmedi. Ama filmin hikâyesi, onun kuramına, birçok açıdan benziyor: insanlığı genetik olarak yaratan kadim uzaylılar, insanlığın, bu yaratıcılara karşı bağımlılığı ve yaratıcıların, insanlığı yok etme kararı.

Sitchin'in anlatısında, Anunnaki, insanı, kendi DNA'larını, Homo erectus'un DNA'sıyla birleştirerek yarattı. Filmde ise, Mühendis, kendi DNA'sını, Dünya'nın sularına bırakarak, yaşamı başlattı. İki anlatı da, insanlığın, uzaylı bir genetik mirası taşıdığını öne sürüyor.

Forumlarda

Forumlarda, "Prometheus", Anunnaki tartışmalarının, sık başvurulan bir referansı oldu. Bazı kullanıcılar, filmin, Anunnaki anlatısının, Hollywood tarafından, "üstü kapalı olarak" kabul edildiğini öne sürdü.

Daha dikkatli kullanıcılar, filmin bir kurgu olduğunu ve Ridley Scott'ın, eski uzaylılar kuramından, yalnızca esinlendiğini hatırlattı. Türkçe forumlarda da, film, benzer tartışmalara konu oldu; özellikle, filmin açılış sahnesi, "insanlığın kökeni" başlıklı paylaşımlarda sık sık kullanıldı.

Yaratıcıyla karşılaşmak

Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri, ekibin, uyuyan son Mühendisi uyandırdığı sahne. Ekip, bu varlıktan, cevaplar bekliyor: Neden bizi yarattınız? Ama Mühendis, sorulara cevap vermiyor; şiddetle saldırıyor.

Bu sahne, bir anlamda, eski uzaylılar kuramının, gizli bir varsayımını sorguluyor. Kuram, yaratıcılarla karşılaşmanın, insanlığa bilgelik ve cevaplar getireceğini varsayıyor. Film ise, bu karşılaşmanın, bir hayal kırıklığı, hatta bir felaket olabileceğini gösteriyor. Mezopotamya'da da, tanrılarla doğrudan karşılaşmak, çoğunlukla tehlikeliydi; Gılgamış'ın tanrılarla ilişkisi, onun için, kayıplarla doluydu.

Bu sahneyi, Gılgamış'ın, Utnapiştim'le karşılaşmasıyla da karşılaştırabiliriz. Gılgamış, uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra, tufandan kurtulan ve ölümsüzlüğe kavuşan Utnapiştim'e ulaşıyor. Ondan, ölümsüzlüğün sırrını öğrenmeyi umuyor. Ama Utnapiştim, ona, bir sır değil, bir sınav veriyor: altı gün yedi gece uyumadan kalmak. Gılgamış, bu sınavı geçemiyor.

Hem filmde hem destanda, cevap arayan kahraman, beklediği cevabı bulamıyor. Bu ortaklık, belki de, insanlığın kökenine dair büyük soruların, bir başkasından alınacak cevaplarla değil, kendi sınırlarımızla yüzleşerek düşünülebileceğini gösteriyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence "Prometheus", eski uzaylılar kuramının, Hollywood'daki en karanlık yorumu. Von Däniken'in ve Sitchin'in anlatılarında, uzaylı yaratıcılar, bir şekilde, insanlığın gelişimine katkı sağlıyor. "Prometheus"ta ise, yaratıcılar, insanlığı, belki de bir hata olarak görüyor. Belki de bu karanlık yorum, Mezopotamya mitlerine, iyimser yorumlardan daha yakın: Enlil'in tufanı, yaratıcıların, yarattıklarından bıkabileceğini gösteriyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

"Prometheus"u izlediniz mi? Yaratıcılarımızla karşılaşmak sizce bir umut mu, yoksa bir tehlike mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap