Giriş yap
🏺 Anunnaki

Pleiades bağlantısı iddiası neden bu kadar yayıldı? Bir İsviçreli çiftçi, kanal kitapları ve Erra'nın yedi savaşçısı

Ülker yıldız kümesi, yani Batı dillerindeki adıyla Pleiades, çıplak gözle bakıldığında küçük, sisli bir parıltı gibi görünüyor. İyi bir gecede altı ya da yedi yıldız seçilebiliyor. Bu küme, Japonya'dan Anadolu'ya, Aborjin anlatılarından Yunan mitolojisine kadar sayısız hikâyeye konu oldu. Son elli yılda ise yeni bir hikâyenin de merkezine yerleşti: Pleiades'ten gelen, insanlığa yol gösteren varlıklar. Bu anlatı zamanla Anunnaki anlatısıyla da birleşti ve bugün bazı videolarda Anunnaki'nin ya da onlara rakip bir ırkın Pleiades'ten geldiği söyleniyor. Daha önce Ülker'in Anadolu'daki ve Babil'deki yerine değinmiştim; burada iddianın kendisinin nasıl doğduğuna ve neden bu kadar yayıldığına odaklanmak istiyorum.

Bir çiftlik, fotoğraflar ve "Plejaren"

Pleiades'ten gelen varlıklar fikrinin modern popüler kaynaklarından biri, İsviçreli Eduard "Billy" Meier. Meier, 1970'lerin ortasından itibaren, Pleiades kökenli olduğunu söylediği varlıklarla temas kurduğunu iddia etti. Bu varlıklara "Plejaren" adını verdi ve onlarla yaptığı görüşmeleri uzun notlar halinde yayımladı. Meier'in çektiğini söylediği uçan daire fotoğrafları, dönemin UFO dergilerinde geniş yer buldu.

Bu fotoğraflar daha sonra pek çok araştırmacı tarafından incelendi ve maket kullanılarak çekildiği yönünde ciddi eleştiriler aldı. Meier'in çevresindeki topluluk ise iddialarını savunmaya devam etti. Bu tartışma bir yana, Meier'in anlatısı Pleiades'i "iyi niyetli yabancıların yurdu" olarak popüler kültüre yerleştiren ilk büyük örneklerden biri oldu.

Kanal kitapları

1990'lara gelindiğinde Pleiades anlatısı, "channeling" denen akım aracılığıyla yeni bir biçim aldı. Bu akımda bir kişi, kendisi aracılığıyla başka bir varlığın konuştuğunu söylüyor ve bu konuşmaları kitaplara döküyor. Barbara Marciniak'ın 1992'de yayımlanan "Bringers of the Dawn" kitabı, Pleiades'ten gelen varlıkların mesajlarını aktardığını öne süren en çok satan örneklerden biri.

Marciniak'ın kitabında insanlığın geçmişinde "tanrı" diye anılan güçlü varlıkların insanlar üzerinde deney yaptığı, onları kontrol ettiği anlatılıyor. Bu çerçeve, Sitchin'in kitaplarından tanıdık gelen bir yapıya sahip: Gökten gelen varlıklar, insanı biçimlendiriyor ve yönetiyor. Fark şu ki kanal kitaplarında Pleiadesliler bu eski tanrılardan ayrı, insanlığı onların etkisinden kurtarmaya çalışan bir grup olarak sunuluyor.

Böylece Pleiades ile Anunnaki arasında bir tür karşıtlık kuruldu. Bazı anlatılarda Anunnaki kontrol eden taraf, Pleiadesliler ise özgürleştiren taraf. Bazılarında ise ikisi aynı kökene sahip, farklı fraksiyonlar.

Siz "kanal" yoluyla yazıldığı söylenen bir kitabı hiç okudunuz mu?

Babil'de Ülker: Yedi tanrı

Tabletlere dönünce bambaşka bir tablo çıkıyor. Sümercede Ülker kümesi MUL.MUL olarak yazılıyordu; bu ifade kabaca "yıldızlar" ya da "yıldız kümesi" demek. Babil yıldız kataloğu MUL.APIN, bu kümeyi listesinin önemli yıldızları arasında sayıyor ve ayın gökteki yolu üzerindeki işaretlerden biri olarak anıyor.

Daha ilginç olan, bu kümenin bazı metinlerde Sebettu ile, yani "Yediler" adı verilen tanrısal savaşçılarla ilişkilendirilmesi. Sebettu, Mezopotamya'da hem koruyucu hem yıkıcı olabilen yedi tanrıdan oluşan bir grup. Asur kapılarında kötülüğü kovmak için anılıyorlar; ama bazı metinlerde salgın ve savaşla da bağlantılılar.

Tanrılar arasındaki ilişki: An, Erra ve Yediler

Sebettu'nun en çarpıcı göründüğü metin, Akadca Erra Destanı. Destanın açılışında anlatılana göre An, Yedileri yarattıktan sonra onlara kader biçiyor ve sonra onları Erra'ya veriyor: Erra öfkelendiğinde onun yanında yürüyecek, onun silahları olacaklar.

Bu sahne, Mezopotamya tanrıları arasındaki ilişkileri çok iyi gösteriyor. An, yüksek otorite olarak güç dağıtıyor. Erra, bu gücü kullanacak olan savaş ve salgın tanrısı. Yediler ise bağımsız bir irade taşımayan, Erra'yı harekete geçirmeye çalışan bir grup. Destanda Yediler, Erra'yı yerinden kaldırmak için ona sürekli sesleniyor: Neden evinde oturuyorsun, insanlar seni küçümsüyor, diyorlar. Erra'nın veziri Işum ise onu sakinleştirmeye çalışıyor.

Yani Babil göğündeki Ülker, iyi niyetli öğretmenlerin değil, öfkeli bir tanrının yanında yürüyen yedi savaşçının işaretiydi. Bu bilgi, popüler Pleiades anlatısıyla neredeyse tam ters düşüyor.

Bu yedi sayısı, kümeyi farklı kültürlerde benzer biçimde adlandırmaya da yol açtı. Yunan mitolojisinde Pleiades, Atlas'ın yedi kızı olarak anlatılıyor; Türkçede de "Yedi Kardeşler" gibi halk adlarına rastlanıyor. Bu benzerlik, popüler videolarda bazen "bütün kültürler aynı kaynaktan öğrendi" diye sunuluyor. Oysa daha yalın bir açıklama var: İyi gözlü bir insan gökte yaklaşık yedi yıldız görüyor ve her kültür bu sayıyı kendi hikâyesine yerleştiriyor.

Akademik okuma

Asurbilimciler, MUL.MUL ile Sebettu arasındaki bağı, yedi sayısının ve kümenin yedi yıldızlı görüntüsünün doğal bir eşleşmesi olarak açıklıyor. Gökte yedi parlak nokta, metinlerde yedi tanrı. Bu eşleşme, Mezopotamya'da sayıların ve yıldızların sık sık birbirine bağlandığı bir düşünme biçimini yansıtıyor.

Hermann Hunger ve David Pingree'nin MUL.APIN üzerine çalışması, kümenin takvimdeki işlevini ayrıntılı biçimde gösteriyor. Ülker'in sabah ufkunda ilk görünüşü, tarım takviminin önemli noktalarından biriydi. Babilliler için bu küme, mevsimleri takip etmenin bir aracıydı.

Kanal kitapları ve Meier'in iddiaları ise akademik çalışmalarda daha çok yeni dini hareketler ve UFO kültürü başlığı altında inceleniyor. Bu alandaki araştırmacılar, bu anlatıların modern kaygıları, örneğin teknolojiye, savaşa ve çevreye dair korkuları, gökyüzüne yansıttığını öne sürüyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin'in sisteminde Pleiades merkezî bir yer tutmuyordu. Onun Anunnaki'si Nibiru'dan geliyordu ve Sitchin, gökyüzünü daha çok gezegenler ve burçlar üzerinden okudu. Pleiades bağlantısı, Sitchin'den bağımsız olarak gelişen UFO ve kanal geleneklerinden Anunnaki anlatısına taşındı.

Bu bence önemli bir nokta. Bugün aynı videoda Nibiru, Orion ve Pleiades birlikte anılabiliyor. Oysa bunlar farklı yazarların, farklı on yılların ve farklı toplulukların ürünleri. Anunnaki anlatısı, zamanla bütün bu farklı kaynakları içine alan geniş bir şemsiyeye dönüştü.

Neden bu kadar yayıldı?

Pleiades anlatısının yayılmasında birkaç etken var. Birincisi, kümenin güzelliği ve tanınırlığı. Küçük, parıldayan, sisli görüntüsü, insanlara bir tür yakınlık ve sıcaklık hissi veriyor. "İyi niyetli yabancılar" fikri, bu görsel izlenimle çok iyi örtüşüyor.

İkincisi, anlatının umut vadetmesi. Anunnaki anlatısının bazı biçimleri karanlık: insanlar köle olarak yaratılmış, tanrılar onları kontrol ediyor. Pleiades anlatısı ise bu karanlığa bir çıkış yolu sunuyor. Gökte bizi önemseyen biri var, diyor.

Üçüncüsü, kitapların ve atölyelerin oluşturduğu topluluk. Kanal kitapları, okurlarını sadece bilgilendirmiyor, onları bir ruhsal yolculuğa davet ediyor. Bu yolculuğa katılanlar, anlatıyı kendi deneyimleriyle besliyor ve yayıyor.

Forumlarda

Forumlarda Pleiades tartışmaları genellikle iki kola ayrılıyor. Bir tarafta ruhsal gelişim odaklı paylaşımlar var: meditasyon, "yıldız tohumu" kimliği, kanal mesajları. Diğer tarafta ise Meier'in fotoğraflarının düzmece olup olmadığını tartışan şüpheci başlıklar var. Kimi kullanıcılar Babil'deki Sebettu bağlantısını öğrenince şaşırıyor; çünkü popüler anlatıdaki şefkatli Pleiadeslilerle öfkeli Erra'nın savaşçıları arasında büyük bir mesafe var.

Erra Destanı'nı okuyan biri için bu fark daha da belirgin. Yediler destanda Erra'ya "Ülkenin insanları seni hor görüyor, kalk ve gücünü göster" diye sesleniyor. Işum ise ona yumuşak sözlerle direniyor. Bir tarafta kışkırtan bir grup, diğer tarafta yatıştıran bir vezir. Bu ikili yapı, bana Pleiades anlatısının kendi içindeki ikiliği hatırlatıyor: Bir yanda insanları uyandırmak isteyen yabancılar, diğer yanda onları kontrol eden güçler. Eski metinde de modern anlatıda da gökyüzü bir tartışmanın sahnesi.

Bu karşıtlık, iki anlatının da gökyüzünü bir ahlak sahnesine dönüştürdüğünü gösteriyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Pleiades anlatısı, Anunnaki anlatısının ahlaki bir dengeye ihtiyaç duymasından doğdu. Sitchin'in hikâyesinde tanrılar insanları işçi olarak yaratıyor; bu, pek çok okur için rahatsız edici bir köken. İnsanlar bu karanlık hikâyenin karşısına, kendilerini önemseyen başka bir gökyüzü koymak istedi. Ülker, gökte zaten sevilen, şiirlere ve şarkılara girmiş bir küme olduğu için bu rolü üstlenmeye çok uygundu.

İronik olan şu: Babilliler aynı kümeye bakarken barış değil, savaş görüyordu. Yediler, Erra'nın öfkesinin aracıydı. Belki de iki bakış aynı insani ihtiyacın iki yüzü. Babilliler, felaketin nereden geldiğini açıklamak için gökte bir neden aradı. Bugün insanlar ise kurtuluşun nereden geleceğini sormak için aynı kümeye bakıyor. Gökteki yedi nokta, her çağda insanın en büyük sorusunu taşıyor: Bize ne olacak?

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Ülker'i gökte kendiniz bulabiliyor musunuz? Pleiades'ten gelen iyi niyetli yabancılar fikri size bir umut mu, yoksa bir kaçış mı gibi geliyor? Aynı kümenin Babil'de Erra'nın yedi savaşçısıyla ilişkilendirildiğini bilmek, bu kümeye bakışınızı değiştiriyor mu? Gökyüzünde bir yıldız kümesine bakıp barış mı yoksa tehlike mi görmek, sizce bakanın kendisi hakkında ne söylüyor? Yorumlarda paylaşın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap