Giriş yap
🏺 Anunnaki

Piramit iddiaları neden bu kadar yayıldı? Bir astronomun inçleri, bir albayın barutu ve bir kâtibin günlüğü

Giza piramitleri, Anunnaki forumlarında Mezopotamya'nın kendisi kadar sık anılıyor. Oysa Sümer tabletleri piramitlerden hiç söz etmiyor. Bu tuhaf durum beni uzun süre düşündürdü: Mezopotamya tanrıları hakkındaki bir anlatı, nasıl oldu da Mısır'ın en ünlü anıtlarını kendine merkez yaptı? Burada, piramit iddialarının yayılma tarihine bakmak istiyorum. Bu tarih, Sitchin'den çok daha eskiye, Viktorya dönemi İngiltere'sine uzanıyor.

Kraliyet astronomunun piramit inci

1859'da Londralı yayıncı John Taylor, "The Great Pyramid: Why Was It Built and Who Built It?" adlı bir kitap yayımladı. Taylor, Büyük Piramit'in ölçülerinin, tanrısal bir esinle belirlendiğini ve içinde evrensel bir ölçü birimi saklandığını öne sürdü. Bu fikri en büyük coşkuyla benimseyen kişi, İskoçya Kraliyet Astronomu Charles Piazzi Smyth oldu.

Piazzi Smyth, 1864'te "Our Inheritance in the Great Pyramid" kitabını yayımladı ve ertesi yıl piramidi bizzat ölçmek için Mısır'a gitti. Ona göre piramidin yapımında "piramit inci" denen kutsal bir birim kullanılmıştı ve bu birim, İngiliz incine çok yakındı. Smyth, bu bulgunun, İngiltere'nin metrik sisteme geçmemesi gerektiğini gösterdiğine inanıyordu. Piramit, onun gözünde bir taş kehanet kitabıydı.

Bu iddiaları test etmek için genç bir araştırmacı, William Matthew Flinders Petrie, 1880'de Giza'ya gitti. Petrie, babasıyla birlikte Smyth'in fikirlerine ilgi duyarak büyümüştü. Ama aylarca süren titiz ölçümlerden sonra, piramit incinin bir yanılsama olduğu sonucuna vardı. Petrie'nin Giza ölçümleri, modern Mısır arkeolojisinin başlangıç noktalarından biri sayılıyor.

Bu hikâyeyi çok seviyorum, çünkü bir inancı test etmeye giden birinin, kanıtların peşinden giderek fikrini değiştirmesini anlatıyor. Siz hiç savunmak için araştırmaya başladığınız bir fikirden, araştırmanın sonunda vazgeçtiniz mi?

Albay Vyse'ın kartuşu

Sitchin'in piramitlerle ilgili en çok tartışılan iddiası, 1837'de Giza'da çalışan İngiliz subayı Albay Richard William Howard Vyse ile ilgili. Vyse, Büyük Piramit'in Kral Odası'nın üzerindeki "yük hafifletme odaları"na ulaşmak için barut kullandı. Bu odaların duvarlarında, işçilerin kırmızı boyayla yazdığı işaretler ve Firavun Khufu'nun adını içeren kartuşlar buldu.

Sitchin, 1980'de yayımlanan "The Stairway to Heaven" kitabında, Vyse'ın bu kartuşları kendisinin boyattığını öne sürdü. Ona göre Vyse, ünlü olmak için bir keşif uydurmuştu ve kartuşlardaki bir yazım hatası bunu kanıtlıyordu. Bu iddia, piramitlerin Khufu tarafından değil, çok daha eski ve çok daha gelişmiş bir uygarlık, yani Anunnaki tarafından yapıldığı tezinin dayanağı oldu.

Mısırbilimciler bu iddiaya çeşitli yanıtlar verdi. İşaretlerin bir kısmı, taşların yerleştirilmesinden sonra hiçbir insanın ulaşamayacağı yüzeylerde, blokların birbirine değen kenarlarında bulunuyor. Bu, boyanın taşlar yerine konmadan önce, taş ocağında ya da şantiyede sürüldüğünü gösteriyor. Ayrıca yazıların biçimi, Eski Krallık işçi grafitilerinin bilinen örnekleriyle uyumlu. Sitchin'in "yazım hatası" dediği işaret ise, akademisyenlere göre Khufu adının bilinen bir varyantı.

İşçi çeteleri ve bir kâtibin günlüğü

Yük hafifletme odalarındaki işaretler arasında, işçi gruplarının adları da var. Bu gruplar, "Khufu'nun Dostları" gibi, firavunun adını taşıyan isimler kullanıyordu. Mısırbilimci Mark Lehner, bu çetelerin nasıl örgütlendiğini, Giza'daki işçi köyünü kazarak ayrıntılı biçimde inceledi. 1990'da ise Zahi Hawass'ın ekibi, piramitlerin yakınında işçilerin mezarlarını buldu. Bu mezarlar, piramit işçilerinin köle değil, onurlu bir biçimde gömülen, tıbbi bakım gören emekçiler olduğunu gösterdi.

En çarpıcı bulgu ise 2013'te geldi. Fransız Mısırbilimci Pierre Tallet ve ekibi, Kızıldeniz kıyısındaki Wadi al-Jarf'ta, dünyanın bilinen en eski yazılı papirüslerini buldu. Bu papirüslerin bir kısmı, Merer adlı bir müfettişin günlüğüydü. Merer, ekibiyle birlikte Tura'daki taş ocaklarından kireçtaşı blokları Nil üzerinden Giza'ya taşıdığını, Khufu'nun saltanatının sonlarına doğru, gün gün kaydetmişti.

Merer'in günlüğü, bence piramit tartışmasında en güzel belge. Ne bir kraliyet propagandası ne de bir dini metin; yalnızca bir iş kaydı. Bugün yola çıktık, bugün taş yükledik, bugün Giza'ya vardık. Piramit iddialarının yayıldığı forumlarda bu günlüğün ne kadar az anıldığını görmek beni hep şaşırtıyor.

Siz Merer'in adını daha önce duymuş muydunuz?

Piramit ve televizyon

Piramit iddialarının yayılmasında yirminci yüzyılın son çeyreği bir dönüm noktası oldu. 1970'lerde "piramit gücü" denen bir moda ortaya çıktı. Bu modaya göre, piramit biçimindeki küçük yapılar jilet bıçaklarını keskinleştiriyor, yiyecekleri koruyor ve insanlara enerji veriyordu. Max Toth ve Greg Nielsen'in "Pyramid Power" kitabı, bu modanın en çok satan örneklerinden biriydi. Bilimsel deneyler bu iddiaları doğrulamadı; ama piramit, popüler kültürde gizli bir güç sembolü olarak yerleşti.

Sitchin'in kitapları bu ortamda okur buldu. Piramidin bir enerji kaynağı ya da bir uzay işareti olduğu fikri, piramit gücü modasının hazırladığı zemine kolayca oturdu. Daha sonra kablolu televizyon belgeselleri, aynı görüntüleri ve aynı soruları yeniden ve yeniden yayınladı.

Siz evinizde ya da bir tanıdığınızın evinde hiç piramit biçimli bir "enerji" nesnesi gördünüz mü?

Tanrılar arasındaki ilişki ve Ninurta'nın taşları

Sitchin, Mezopotamya metinlerini piramitlere bağlamak için ilginç bir yol izledi. Ona göre Büyük Piramit, Sümer metinlerinde geçen "E.KUR", yani "dağ gibi ev" adlı yapıydı. Oysa Ekur, Nippur'da Enlil'in tapınağının adı ve Mezopotamya'da bulunuyor.

Sitchin, Ninurta'nın kahramanlıklarını anlatan "Lugal-e" şiirini de piramide bağladı. Bu şiirde Ninurta, dağlarda yaşayan Asag adlı bir canavarı yeniyor. Savaştan sonra, Asag'ın yanında savaşan ve ona karşı çıkan taşları tek tek yargılıyor. Bazı taşları lanetliyor, bazılarını ise kutsuyor ve onlara görevler veriyor. Sitchin bu sahneyi, Ninurta'nın piramidin içine girip oradaki kristalleri ve cihazları sökmesi olarak okudu.

Akademisyenler ise "Lugal-e" şiirini, Mezopotamya'nın taş kaynaklarına ve bu taşların nasıl kullanıldığına dair bir köken hikâyesi olarak yorumluyor. Mezopotamya ovasında taş yoktu; taşlar, dağlardan getirilmek zorundaydı. Ninurta'nın taşları yargılaması, hangi taşın neden değerli, hangisinin neden sıradan olduğunu açıklayan bir mitolojik sınıflandırma. Diyorit, kral heykelleri için kutsanıyor; bazı taşlar ise ayaklar altında çiğnenmeye mahkûm ediliyor.

Bu şiirde Ninurta ile babası Enlil arasındaki ilişki de belirgin. Ninurta, Enlil'in savaşçı oğlu olarak, babasının düzenini dağlara ve dış dünyaya karşı koruyor. Annesi Ninmah ise savaştan sonra oğlunu ziyaret ediyor ve Ninurta, onun onuruna yığdığı taş tepeye "Hursag" adını veriyor; tanrıça da bundan sonra Ninhursag olarak anılıyor.

Akademik okuma

Akademik dünyada piramitlerin yapımı, artık ayrıntılı bir biçimde biliniyor. Taş ocakları, rampa kalıntıları, işçi köyleri, fırınlar, bira ve ekmek üretim alanları, Merer'in günlüğü ve işçi mezarları, piramitlerin Dördüncü Hanedan döneminde, binlerce Mısırlı işçinin örgütlü emeğiyle yapıldığını gösteriyor. Elbette hâlâ tartışılan sorular var; özellikle blokların en üst katmanlara hangi rampa sistemiyle taşındığı konusunda farklı görüşler bulunuyor. Ama bu tartışmalar, yapımın "nasıl" olduğu üzerine; "kim" sorusunun yanıtı oldukça net.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Giza piramitlerinin Anunnaki'nin iniş ve kalkışları için bir yön işareti olarak inşa edildiğini öne sürdü. Bu fikir, onun uzay limanı anlatısının bir parçası. Piramitlerin yönelimi ve Sina'ya uzanan bir hat, ona göre bir uçuş koridorunu belirliyordu. Bu okuma, daha önce uzay limanı yazısında ele aldığım iddialarla iç içe.

Forumlarda

Forumlarda piramit tartışmaları, genellikle "insanlar bunu yapamazdı" cümlesiyle başlıyor. Bu cümle, bana her zaman Merer'i, işçi mezarlarını ve Petrie'nin titiz ölçümlerini hatırlatıyor. İnsanların bunu yapamayacağını düşünmek, aslında o insanları küçümsemek anlamına geliyor. Pek çok Mısırlı araştırmacının da vurguladığı gibi, her "uzaylılar yaptı" yorumu, o toprakların insanlarının emeğini başkasına mal ediyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki piramit iddialarının yayılmasının bir nedeni, piramidin fotoğrafla çok iyi anlatılabilmesi. Bir Sümer tableti, uzman olmayan biri için birkaç sıra çizikten ibaret. Ama bir piramit, tek bir kareyle insanı etkiliyor. Anunnaki anlatısı, görsel olarak güçlü bir sembole ihtiyaç duyuyordu ve piramit, bu ihtiyacı karşıladı. Mezopotamya'nın kerpiç zigguratları ise büyük ölçüde aşınmış olduğu için, aynı görsel etkiyi yaratamıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Giza'yı ziyaret edenler, piramitlerin yanında çoğu zaman yalnızca dev blokları ve develeri fotoğraflıyor. İşçi köyünün kalıntıları ve fırınlar ise genellikle kadrajın dışında kalıyor. Belki de anlatıyı değiştirmek, kadrajı biraz genişletmekle başlıyor.

Size soru

Piramitleri kimin yaptığına dair ilk fikriniz nereden geliyor: bir belgeselden mi, bir okul kitabından mı, bir forumdan mı? Merer'in günlüğü size ne düşündürüyor? Sizce bir anıtın fotoğrafının etkisi, onun hakkında yazılmış metinlerden daha mı güçlü? Yorumlarda paylaşın.

Bir sonraki yazıda Baalbek iddialarının neden bu kadar yayıldığına bakacağım.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap