Giriş yap
🏺 Anunnaki

Piramit-Anunnaki bağlantısı: İddia ne, kaynağı ne? Merer'in günlüğü ve Ninurta'nın taşları

Giza'daki Büyük Piramit'in önünde durduğumu hayal ettiğimde, aklıma gelen ilk duygu bir tür sersemlik. Bu kadar büyük bir yapıyı insanların yapmış olması, gerçekten akıl almaz geliyor. Anunnaki anlatısı, tam bu duygunun içine yerleşiyor: belki de insanlar yapmadı. Belki de piramitleri, gökten inenler kendi işleri için inşa etti.

Burada piramit ve Anunnaki bağlantısının nereden geldiğini izliyorum. İlginç olan şu: Anunnaki, Mezopotamya'nın tanrıları; piramitler ise Mısır'ın. Bu iki dünyayı birbirine bağlayan köprü, yine bir kitap. Ve bu köprünün karşısında, son on yılda bulunan, bir işçi şefinin tuttuğu bir günlük duruyor.

İddia ne söylüyor?

Popüler anlatıya göre Giza piramitleri, Anunnaki'nin uzay araçları için bir yön bulma sisteminin parçası. Sina Yarımadası'ndaki bir uzay limanına inen araçlar, piramitleri ve Ararat Dağı'nı birer işaret noktası olarak kullanıyordu. Piramitler, firavunların mezarları değil; Anunnaki'nin işaret kuleleri. Firavunlar, ancak çok sonra bu yapıları kendilerine mal etti.

Bu anlatının merkezinde, Sitchin'in 1980'de yayımlanan "The Stairway to Heaven" kitabı var. Kitapta Sitchin, Giza'nın Anunnaki tarafından inşa edildiğini ve Büyük Piramit'in içindeki Khufu adının, yani Keops'un adının, on dokuzuncu yüzyılda sonradan uydurularak eklendiğini öne sürdü.

Vyse ve kartuş

Sitchin'in en çok bilinen iddialarından biri, Büyük Piramit'teki "yük boşaltma odaları" denen küçük odalarda bulunan Khufu kartuşu ile ilgili. Bu odalar, 1837'de İngiliz subay Howard Vyse tarafından açıldı. Odaların duvarlarında, inşaat işçilerinin kırmızı boyayla bıraktığı işaretler ve Khufu'nun adını içeren kartuşlar bulundu. Sitchin, Vyse'ın bu yazıları kendisinin boyattığını ve bir yazım hatası yaptığını iddia etti.

Mısırbilimciler bu iddiayı ayrıntılı olarak yanıtladı. İşaretlerin bir kısmı, taşlar yerine yerleştirildikten sonra ulaşılması mümkün olmayan yüzeylerde ve taşların arasındaki birleşim yerlerinin içine doğru devam ediyor. Bu, boyanın taşlar ocakta ya da inşaat sırasında sürüldüğünü gösteriyor. Ayrıca işaretler, işçi ekiplerinin adlarını içeriyor: "Khufu'nun dostları" gibi ekip adları.

Bu ekip adlarını öğrendiğimde çok sevinmiştim. Piramidin içinde, bir işçi ekibinin kendine verdiği adın dört bin beş yüz yıl sonra hâlâ okunabilmesi bana dokunuyor. Siz kendi iş yerinizde ekibinize bir ad verseydiniz, bu ad duvarda ne kadar kalırdı?

Merer'in günlüğü

Asıl büyük kanıt, 2013'te geldi. Fransız Mısırbilimci Pierre Tallet ve ekibi, Kızıldeniz kıyısındaki Vadi el-Cerf'te, eski bir liman yapısının yakınında papirüsler buldu. Bu papirüsler, bilinen en eski yazılı papirüsler arasında. İçlerinden biri, Merer adlı bir müfettişin, yani bir işçi ekibinin şefinin tuttuğu bir günlük.

Merer, ekibiyle birlikte Tura'daki taş ocaklarından kireçtaşı bloklarını Nil üzerinden Giza'ya taşıdıklarını, günlük ayrıntılarla kaydetmiş. Günlükte Akhet-Khufu, yani "Khufu'nun ufku" adı geçiyor; bu, Büyük Piramit'in eski Mısırca adı. Günlük, Khufu'nun hükümdarlığının son yıllarına tarihleniyor. Bu belge, Büyük Piramit'in inşaatının kayıtlı bir lojistik işlemi olduğunu gösteriyor.

Merer'in günlüğünü düşündükçe, bir inşaat mühendisinin şantiye defteri gibi geliyor bana. Taşın nereden alındığı, nehrin taşkın seviyesi, ekibin nerede kaldığı. Tanrılardan değil, kanallardan, teknelerden, yorgunluktan söz eden bir defter.

İşçi köyü

Giza'da, piramitlerin güneyinde, Mark Lehner ve Zahi Hawass'ın yürüttüğü kazılarda, piramit işçilerinin yaşadığı bir yerleşim alanı bulundu. Ekmek fırınları, bira atölyeleri, balık kalıntıları, büyük miktarda hayvan kemiği. Bu kalıntılar, binlerce işçinin beslendiği büyük bir organizasyonu gösteriyor.

İşçilerin mezarları da piramitlerin yakınında bulundu. Bu mezarlarda bazı bireylerde kırık kemiklerin iyileştiği, hatta cerrahi müdahale izleri olduğu gözlemlendi. Bu, işçilerin tıbbi bakım aldığını gösteriyor. Piramitleri yapanlar, kölelerden çok, organize edilmiş ve beslenmiş işçilerdi.

Ninurta ve dağ evi

Sitchin, piramitleri Mezopotamya'ya bağlamak için bir Sümer metnine başvurdu: Lugal-e, yani Ninurta'nın taşlarla savaşını ve onları yargılamasını anlatan şiir. Bu şiirde Ninurta, dağlarda Asag adlı bir canavarı yeniyor ve ardından savaşta ona karşı ya da onun yanında yer alan taşları tek tek yargılıyor. Bazı taşları lanetliyor, bazılarını kutsuyor.

Sitchin, bu şiirdeki "dağ evi" benzeri ifadeleri Büyük Piramit olarak, Ninurta'nın yargıladığı taşları ise piramidin içindeki kristaller ve düzenekler olarak yorumladı. "The Wars of Gods and Men" kitabında bu yorum, Anunnaki arasında geçen bir "piramit savaşı" anlatısına dönüşüyor. Ninurta, piramide girip içindeki taşları söküyor ya da yeniden düzenliyor.

Lugal-e'yi okuduğumda bu şiirin bir taş sınıflandırma şiiri olduğunu düşünmüştüm. Sümerler, taşların özelliklerini, renklerini, sertliklerini bir mitolojik anlatı içinde açıklıyordu. Bir taşın neden heykel yapımına uygun, ötekinin neden kırılgan olduğunu. Şiirde bir piramit, ya da Mısır'a dair bir gönderme görmüyorum.

Zigurat ve piramit

Mezopotamya'nın kendi kademeli yapıları var: ziguratlar. Ur'daki büyük zigurat, Ur-Nammu döneminde inşa edildi. Ziguratlar, tepelerinde bir tapınak taşıyan, kerpiçten yapılmış basamaklı kulelerdi. Piramitlerden farklı olarak mezar değillerdi ve içleri doluydu.

İki yapı türü arasındaki benzerlik, forumlarda sık sık ortak bir köken kanıtı olarak sunuluyor. Ama yapım teknikleri, malzemeleri, işlevleri ve tarihleri çok farklı. Mısır'ın taş piramitleri ile Mezopotamya'nın kerpiç ziguratları, yüksek bir yapı inşa etmenin iki farklı çözümü. Yüksek bir yapı kurmak isteyen her toplum, sonunda geniş bir tabandan dar bir tepeye doğru yükselmek zorunda kalıyor; bu, yerçekiminin dayattığı bir şekil.

Taşların yolculuğu

Piramit tartışmalarında sık sorulan bir soru, bu kadar ağır taşların nasıl taşındığı. Merer'in günlüğü bu soruya kısmen cevap veriyor: taşlar, Nil'in taşkın döneminde açılan kanallar üzerinden teknelerle taşınıyordu. Giza platosunun eteğinde, nehre bağlanan bir liman havzası olduğu düşünülüyor. Taşlar, bu havzaya kadar suyla, oradan sonra rampalar ve kızaklarla taşındı.

Mısır'dan kalma bir duvar resminde, Djehutihotep adlı bir valinin mezarında, devasa bir heykelin bir kızak üzerinde, önündeki kuma su dökülerek çekildiği görülüyor. Bazı deneysel çalışmalar, ıslak kumun sürtünmeyi belirgin şekilde azalttığını gösterdi. Bu, eski Mısırlıların fizik yasalarını deneyimle öğrendiğini düşündüren güzel bir örnek.

Bu tür ayrıntılar, bana piramitleri daha da etkileyici kılıyor. Bir mucize yerine, binlerce küçük çözüm. Suyu nereye dökeceğini bilen bir işçi, tekneyi ne zaman yükleyeceğini bilen bir kaptan, ekmeği kaç kişiye yetecek şekilde pişireceğini bilen bir fırıncı. Siz bir mucizeyi mi, yoksa binlerce küçük çözümü mü daha etkileyici bulursunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Sitchin'in piramit anlatısında tanrılar arasındaki ilişki, bir savaş ilişkisi. Enki'nin soyu, özellikle Marduk ve Mısır'da Ra olarak tapılan figür, Enlil'in soyuyla, özellikle Ninurta ile savaşıyor. Piramitler bu savaşın stratejik noktaları. Sitchin, Mısır tanrılarını Mezopotamya tanrılarıyla eşleştirdi: Ptah, Enki; Ra, Marduk; Thoth, Ningişzida.

Bu eşleştirmeler, iki farklı din sistemini tek bir aile ağacına sığdırıyor. Mısır ve Mezopotamya'nın tanrıları arasında gerçekten bazı işlev benzerlikleri var; bilgelik tanrıları, güneş tanrıları, yeraltı tanrıları. Ama bu benzerlikler, akademik çevrelerde genellikle ortak insani kaygıların yansıması olarak açıklanıyor; aynı varlıkların farklı adları olarak değil.

Akademik okuma

Mısırbilimciler, Giza piramitlerinin Dördüncü Hanedan dönemine ait kraliyet mezarları olduğu konusunda geniş bir uzlaşı içinde. Piramit inşaatının gelişimi, Djoser'in basamaklı piramidinden Sneferu'nun eğik ve kırmızı piramitlerine, oradan Giza'ya uzanan bir deneme yanılma sürecini gösteriyor. Bu süreç, birdenbire ortaya çıkan bir teknoloji değil, yavaş yavaş öğrenilen bir ustalığı gösteriyor.

Akademik okumada Anunnaki'nin Mısır ile doğrudan bir ilişkisi yok. Mezopotamya ve Mısır arasındaki ticaret ve kültürel temaslar biliniyor, ama Anunnaki kavramı Mısır kaynaklarında geçmiyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin'in okumasında piramitler, insan gücünün ötesinde yapılar ve bu yüzden insan dışı bir kaynağa ihtiyaç duyuyor. Bu okuma, eski insanların kapasitesini küçümseyen bir varsayıma dayanıyor. Merer'in günlüğü ve işçi köyü, bu varsayımı doğrudan sorguluyor.

Forumlarda

Forumlarda piramit-Anunnaki bağlantısı, çoğunlukla Orion yıldızları ve piramitlerin dizilişiyle ilgili iddialarla iç içe dolaşıyor. Türkçe forumlarda ise bu bağlantı, sıklıkla Göbeklitepe tartışmalarıyla birleşiyor. Merer'in günlüğü, ilginç bir şekilde, forumlarda çok az anılıyor. Bu belgeyi paylaşan kullanıcılar genellikle büyük bir sessizlikle karşılaşıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki piramit-Anunnaki bağlantısının gücü, piramitlerin önünde hissedilen o sersemlikten geliyor. İnsan, bu kadar büyük bir şeyi kendi türünün yapmış olmasına inanmakta zorlanıyor. Anunnaki, bu zorluğun bir çözümü. Ama belki de asıl hayranlık duymamız gereken şey, taşları teknelere yükleyen, yorgunluğunu bir papirüse yazan Merer ve ekibi.

Bu bir tahmin, bir duygu. Kanıt değil.

Size soru

Piramitlerin önünde durduğunuzda ne hissettiniz? Merer'in günlüğünü duymuş muydunuz? Bir yapının büyüklüğü, sizce onu yapanlar hakkında ne söyler? Yorumlarda paylaşın; Giza'yı ziyaret edenlerin izlenimlerini özellikle merak ediyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap