Giriş yap
🏺 Anunnaki

Pazuzu: The Exorcist filminden Asur muskasına

1973'te vizyona giren "The Exorcist", Türkiye'de "Şeytan" ya da "Şeytan Çıkarıcı" adlarıyla bilinen film, korku sinemasının en etkili yapımlarından biri oldu. Filmin açılışı, birçok seyirciyi şaşırtır: hikâye, Amerika'daki bir evde değil, kuzey Irak'taki bir kazı alanında başlıyor. Yaşlı bir rahip, toprağın içinde, küçük bir şeytan başı buluyor. Bu baş, Pazuzu'ya ait.

Film, Pazuzu'yu, milyonlarca insana tanıttı. Ama filmin Pazuzu'su ile Asur muskalarındaki Pazuzu, aynı figür mü? Bu sayfada, bu sorunun peşine düşmek istiyorum. Siz Pazuzu adını ilk nerede duydunuz: bir filmde mi, bir müzede mi?

Romandan filme

"The Exorcist", William Peter Blatty'nin 1971'de yayımlanan romanından uyarlandı. Filmi, William Friedkin yönetti; Blatty, senaryoyu yazdı ve yapımcılardan biri oldu. Roman ve film, genç bir kızın, şeytani bir varlık tarafından ele geçirilmesini ve iki rahibin, onu kurtarmak için yaptığı şeytan çıkarma ayinini anlatıyor.

Romanda ve filmde, kızı ele geçiren varlığın kimliği, belirsiz bırakılıyor. Varlık, kendisini, şeytan olarak tanıtıyor; ama filmin açılışındaki Pazuzu imgesi, onunla, kadim bir şeytan arasında, bir bağ kuruyor. Filmin devamı olan "Exorcist II: The Heretic" (1977) ise, Pazuzu adını, çok daha açık bir şekilde kullanıyor.

Kuzey Irak'taki açılış

Filmin açılış sahnesi, Irak'ta çekildi. Sahnede, Max von Sydow'un canlandırdığı Peder Merrin, bir kazı alanında, küçük bir Pazuzu başı buluyor. Daha sonra, kadim bir yerleşimin kalıntıları arasında, büyük bir Pazuzu heykeliyle yüz yüze geliyor. Bu sahnelerin çekildiği yerlerden biri, Hatra'ydı.

Burada, bir anakronizm var. Hatra, Partlar döneminde, yani MÖ birinci yüzyıl ile MS üçüncü yüzyıl arasında gelişmiş bir şehir. Pazuzu ise, Yeni Asur ve Yeni Babil dönemlerinde, yani MÖ birinci binyılın ilk yarısında yaygın olan bir figür. Film, iki farklı dönemi, aynı atmosferde birleştiriyor. Bu, bir hata değil, bir sinema tercihi; ama seyircide, yanlış bir tarih izlenimi bırakabiliyor.

Hatra, 2015'te, IŞİD tarafından ağır şekilde tahrip edildi. Filmin açılış sahnelerinde görülen kalıntıların bir kısmı, artık, o hâliyle yok. Bu, filmin, istemeden, kaybolan bir mirasın görüntülerini de sakladığı anlamına geliyor.

Louvre'daki heykelcik

Pazuzu'nun en ünlü kadim tasvirlerinden biri, Louvre Müzesi'ndeki bronz bir heykelcik. Heykelcik, Pazuzu'yu, ayakta, kanatlarını açmış, bir elini yukarı kaldırmış, diğerini aşağı indirmiş olarak gösteriyor. Yüzü, köpek ya da aslan benzeri, gözleri iri, ağzı açık. Ayakları kuş pençesi, kuyruğu akrep kuyruğu, cinsel organı ise yılan başlı.

Heykelciğin kanatlarının arkasında, Akadca bir yazıt var. Yazıtta, Pazuzu, kendini tanıtıyor: "Ben, Hanbi'nin oğlu Pazuzu'yum, kötü rüzgâr şeytanlarının kralı." Yazıt, Pazuzu'nun, dağlardan şiddetle esen rüzgârlara hükmettiğini söylüyor.

Bu yazıt, Pazuzu'nun, kendi sesiyle konuştuğu nadir belgelerden biri. Bir şeytanın, kendini bu kadar açık bir şekilde tanıtması, bana, ilginç geliyor. Metnin geri kalanı, Pazuzu'nun, dağların rüzgârlarını nasıl kırdığını anlatıyor. Bu tanıtım, muskanın gücünün, Pazuzu'nun adını ve kimliğini bilmekten geldiğini gösteriyor.

İki yüzlü bir şeytan

Asur kaynaklarında, Pazuzu, ikili bir figür. Bir yanda, kötü rüzgârların kralı; hastalık ve kıtlık getiren, korkulan bir varlık. Diğer yanda, Lamaştu'ya karşı, insanları koruyan bir güç. Pazuzu muskaları, bu ikinci rolü için takılıyordu.

Bu ikilik, Mezopotamya düşüncesinde, kötü güçlerin, her zaman tamamen kötü olmadığını gösteriyor. Bir şeytan, doğru şekilde çağrılırsa, başka bir şeytana karşı, bir müttefik olabiliyordu. Bu mantık, Pazuzu'nun, hem korkunç hem de koruyucu bir figür olarak görülmesini sağlıyordu.

Film ise, bu ikiliği tamamen siliyor. Filmde, Pazuzu, yalnızca kötülüğün temsilcisi. Koruyucu yönü, hiç anılmıyor. Bu, sinemanın, kadim bir figürü, kendi hikâyesine uydurmak için, nasıl dönüştürdüğünün güzel bir örneği.

Filmin etkisi

"The Exorcist", gişede büyük bir başarı kazandı ve Akademi Ödülleri'nde, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi ses dalında ödül aldı. Film, aynı zamanda, en iyi film dalında aday gösterilen ilk korku filmlerinden biri oldu. Bu başarı, filmi, popüler kültürün kalıcı bir parçası hâline getirdi.

Filmin etkisi, Pazuzu'nun algılanışını da değiştirdi. 1973'ten önce, Pazuzu, yalnızca akademisyenler ve müze ziyaretçileri tarafından biliniyordu. Filmden sonra ise, milyonlarca insan, bu adı duydu. Pazuzu heykelciklerinin kopyaları, korku filmi hayranları arasında, koleksiyon nesnesi oldu.

Bu durum, müzeler için de, ilginç bir sonuç doğurdu. Bazı müze ziyaretçileri, Pazuzu muskalarının önünde durup, onları, filmle ilişkilendiriyor. Müze küratörleri, bu ilgiyi, Pazuzu'nun gerçek tarihini anlatmak için bir fırsat olarak kullanabiliyor. Bir korku filmi, istemeden, bir arkeoloji dersine kapı açıyor.

Filmin içindeki kadim ses

Filmin açılış sahnesinde, kazı alanında çalışan işçiler, Arapça konuşuyor ve sahne, uzun süre, İngilizce diyalog olmadan ilerliyor. Ezan sesi, demirci örsünün sesi ve rüzgâr, sahnenin atmosferini oluşturuyor. Bu tercih, seyirciyi, Amerikan banliyösünden çok uzak, yabancı ve eski bir dünyaya taşıyor.

Bazı eleştirmenler, bu açılışı, Batı sinemasının, Orta Doğu'yu, kötülüğün ve tehlikenin kaynağı olarak gösterme eğiliminin bir örneği olarak eleştirdi. Kötülük, Irak'tan geliyor ve Amerika'daki masum bir aileyi tehdit ediyor. Bu okuma, filmin bilinçli bir mesajı olmayabilir; ama seyircide bıraktığı izlenim, bu yönde olabilir. Siz filmin açılışını izlerken, böyle bir izlenime kapıldınız mı?

Tanrılar arasındaki ilişki

Pazuzu, tanrılardan biri değil; ama tanrıların dünyasıyla ilişkili. Yazıtta, onun babası olarak geçen Hanbi, başka kaynaklarda, çok az biliniyor. Hanbi'nin kim olduğu, akademisyenler için de, belirsiz.

Pazuzu'nun rüzgârlarla ilişkisi, onu, fırtına tanrısı Adad ve rüzgâr tanrısı Enlil'in alanlarına yakınlaştırıyor. Ama Pazuzu, bu tanrıların hizmetkârı değil; kendi başına hareket eden, ama tanrıların ve büyücülerin çağrısına cevap verebilen bir varlık.

Akademik okuma

Pazuzu üzerine önemli akademik çalışmalardan biri, Nils P. Heeßel'in "Pazuzu: Archäologische und philologische Studien zu einem altorientalischen Dämon" adlı kitabıdır. Heeßel, Pazuzu'nun tasvirlerini ve onunla ilgili metinleri, sistematik olarak inceledi. F. A. M. Wiggermann da, Pazuzu'nun ikonografisi ve rolü üzerine önemli makaleler yazdı.

Akademisyenler, Pazuzu'nun, birinci binyılda, giderek daha popüler hâle geldiğini gösteriyor. Pazuzu muskaları, Mezopotamya'nın yanı sıra, İran'da, Suriye'de ve hatta Yunanistan'ın Samos adasında bile bulundu. Bu yayılma, Pazuzu'nun, kadim dünyada, geniş bir alanda tanındığını gösteriyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Pazuzu'ya, kitaplarında, önemli bir yer ayırmadı. Ama bazı Anunnaki anlatıcıları, Pazuzu'nun kanatlı tasvirini, bir "uçan varlık" ya da "Anunnaki pilotu" olarak yorumluyor. Bu yorumlar, Pazuzu'nun kendini tanıttığı yazıtı ve muskaların işlevini görmezden geliyor.

Yazıt, Pazuzu'yu, açıkça, bir rüzgâr şeytanı olarak tanıtıyor. Kanatlar, rüzgârın ve göğün simgesi. Bu tasviri, bir uçak ya da uzay aracı olarak okumak, kadim sanatın kendi simge dilini anlamamak demek.

Forumlarda

Forumlarda, Pazuzu, en çok, "The Exorcist" filmi ile anılıyor. Bazı kullanıcılar, filmdeki Pazuzu'yu, gerçek bir kadim şeytanın kanıtı olarak sunuyor. Bazıları ise, filmin, Pazuzu'yu yanlış tanıttığını ve onun aslında koruyucu bir figür olduğunu savunuyor.

Türkçe forumlarda, film, "Şeytan" adıyla anılıyor ve korku sinemasının klasiği olarak tartışılıyor. Pazuzu'nun Asur kökeni ise, daha az biliniyor. Filmi defalarca izlemiş biri bile, açılıştaki küçük başın, gerçek bir muska türünü taklit ettiğini, çoğu zaman bilmiyor.

Pazuzu'nun başka hayatları

Pazuzu, "The Exorcist"ten sonra da, popüler kültürde yaşamaya devam etti. Başka korku filmlerinde, video oyunlarında ve çizgi romanlarda, Pazuzu adı ya da ona benzeyen kanatlı şeytan figürleri görüldü. Bu yeni Pazuzu'ların çoğu, filmdeki imgeden besleniyor; Asur muskalarından değil.

Bu zincir, bana, bir figürün, kaynağından ne kadar uzaklaşabileceğini gösteriyor. Asur muskası, bir filme; film, başka filmlere ve oyunlara ilham verdi. Her halkada, Pazuzu, biraz daha değişti. Bugün bir oyunda karşınıza çıkan Pazuzu, Louvre'daki heykelcikle, adından başka, çok az şey paylaşıyor olabilir. Kaynağa geri dönmek, bu yüzden, her seferinde, yeni bir şey öğretiyor. Bu zincirin en başına, yani küçük bronz bir muskaya bakmak, kadim bir annenin korkusuyla, modern bir seyircinin korkusunu yan yana koymak demek.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Pazuzu, kadim bir figürün, modern kültürde, tamamen yeni bir hayata başlamasının en çarpıcı örneklerinden biri. Asurlu bir anne için, Pazuzu, bebeğini koruyan bir muskaydı; yirminci yüzyılın bir seyircisi için ise, saf kötülüğün yüzü. Belki de her dönem, kadim figürlere, kendi korkularını yüklüyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

"The Exorcist"i izlediniz mi? Pazuzu'nun aslında koruyucu bir muska olarak da kullanıldığını bilmek, film hakkındaki düşüncenizi değiştirir mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap