Giriş yap
🏺 Anunnaki

Oannes/balık adamlar: İddia ne, kaynağı ne? Kıyıya çıkan öğretmen ve elindeki kova

Berossos'un anlattığı Oannes sahnesini her okuduğumda bir çocuk resmi gözümün önüne geliyor: denizden çıkan, bedeni balık, başının altında bir insan başı, kuyruğunun yanında insan ayakları olan bir varlık. Gündüzleri insanlarla konuşuyor, onlara yazıyı, bilimi, kent kurmayı, tapınak yapmayı öğretiyor; gece olunca yeniden denize dönüyor. Bu sahne, bugün forumlarda "amfibik uzaylılar" başlığıyla dolaşıyor.

Önceki yazıda Gözcüler'in Mezopotamya bilgeleriyle ilişkisine değindim. Bugün o bilgelerin kendisine bakıyorum: Oannes'e ve balık kılığındaki apkallu figürlerine. İddia, bu varlıkların uzaydan ya da denizden gelen bir başka türün temsilcileri olduğunu söylüyor. Kaynak ise, beklenmedik biçimde, bir Babil rahibinin Yunanca yazdığı bir tarih kitabı.

Berossos kimdi?

Berossos, MÖ üçüncü yüzyılın başlarında yaşamış bir Babil rahibi. Büyük olasılıkla Marduk tapınağı Esagila'ya bağlıydı. İskender'in ölümünden sonra Mezopotamya'yı yöneten Seleukos hanedanından I. Antiokhos'a ithaf ettiği, Yunanca yazılmış üç ciltlik bir Babil tarihi kaleme aldı. Akademisyenler bu esere "Babyloniaka" diyor.

Eserin kendisi kayıp. Bugün elimizde olan, sonraki yazarların ondan yaptığı alıntılar: Aleksandros Polyhistor, Eusebius, Georgios Synkellos gibi yazarların aktarımları. Yani Oannes'i, bir Babil rahibinin Yunanca kitabının, başka yazarların alıntıları üzerinden okuyoruz. Bu zincir, metnin her halkasında küçük değişikliklerin olabileceğini hatırlatıyor.

Bu zinciri düşündükçe, bir dedikodunun kulaktan kulağa nasıl değiştiğini hatırlıyorum. Siz de çocukken "kulaktan kulağa" oyununu oynadınız mı? Oannes'in hikâyesi, bin yıllık bir kulaktan kulağa oyunu gibi.

Oannes'in hikâyesi

Berossos'un aktarımına göre, insanlığın ilk dönemlerinde Babil'de yaşayan insanlar, vahşi hayvanlar gibi düzensiz bir hayat sürüyordu. Sonra Kızıl Deniz'den, yani Yunanların Basra Körfezi ve çevresi için kullandığı Erythra Denizi'nden, Oannes adlı bir varlık çıktı. Bu varlık, insanlara yazıyı, sanatları, kent kurmayı, yasaları, tarımı öğretti. Berossos'a göre ondan sonra insanlar yeni bir şey icat etmedi; bütün bilgi Oannes'ten geldi.

Berossos, Oannes'ten sonra da benzer varlıkların denizden çıktığını, farklı kralların döneminde insanlara öğretmeye devam ettiğini anlatıyor. Bu varlıklar, Mezopotamya geleneğindeki yedi apkallu ile eşleşiyor.

Uan ve Adapa

Oannes adının Mezopotamya'daki karşılığı, Akadca kaynaklarda Uan ya da U-an. Uruk'ta bulunan ve Seleukos dönemine ait bir tablet, akademisyenlerin "Uruk kralları ve bilgeleri listesi" dediği bir belge, tufan öncesi kralları ve onlara eşlik eden bilgeleri sıralıyor. Bu listede ilk bilge, Uan-adapa olarak geçiyor.

Adapa, Mezopotamya mitolojisinin tanıdık bir karakteri. Bir Akadca efsanede Adapa, Eridu'da Enki'nin hizmetkârı olan bir bilge; güney rüzgârının kanadını kırdığı için An'ın huzuruna çağrılıyor ve kendisine sunulan ölümsüzlük yemeğini, Enki'nin uyarısı yüzünden reddediyor. Uan ile Adapa'nın birleşmesi, akademisyenler arasında tartışılıyor; ama Oannes'in Mezopotamya kökü bu listede açıkça görünüyor.

Balık kılıklı bilgeler

Asur saraylarında, özellikle Nimrud'daki II. Aşşurnasirpal sarayında, balık derisi giymiş insan figürleri kabartmalarda tasvir edilmiş. Bu figürler başlarından sırtlarına doğru uzanan bir balık derisi taşıyor; balığın başı, figürün başının üzerinde bir başlık gibi duruyor. Ellerinde küçük bir kova ve bir kozalak benzeri nesne tutuyorlar.

Bu figürler, akademisyenlerce apkallu olarak tanımlanıyor. Kabartmalarda kuş başlı apkallu figürleri de var. Bu figürlerin görevi, sarayı ve kralı kötü güçlerden korumaktı. Kova ve kozalak, büyü ritüellerinde kullanılan araçlar: kovada kutsal su, kozalakla bu suyun serpilmesi. Akademik literatürde bu nesnelerin Akadca adları da tartışılıyor.

Balık kılığı, bilgelerin denizden, yani Enki'nin tatlı su okyanusu Abzu'dan geldiğini simgeliyor. Bu figürleri British Museum'da gördüğümde, yüzlerinin ne kadar sakin olduğuna şaşırmıştım. Korkutucu değil, ciddi ve dingin.

Kova ve çanta

Forumlarda en çok dolaşan görsellerden biri, apkallu'nun elindeki kova. Bu kova, "Anunnaki'nin el çantası" adıyla paylaşılıyor ve dünyanın farklı yerlerindeki benzer şekillerle karşılaştırılıyor: Göbeklitepe'deki bir dikilitaşta görülen çanta benzeri şekiller, Mezoamerika'daki bir heykel. İddia, bu "çantanın" evrensel bir sembol olduğu ve bir teknolojiyi temsil ettiği yönünde.

Bu karşılaştırmalar görsel olarak ilginç, ama kronolojik ve kültürel bağlamları birbirinden çok uzak. Göbeklitepe ile Nimrud arasında binlerce yıl var. Benzer şekiller, farklı kültürlerde farklı nesnelere karşılık gelebilir. Kovası olan bir figür, sonuçta bir kova taşıyor.

Yedi bilgenin adları

Mezopotamya kaynaklarında yedi apkallu'nun adları, farklı metinlerde biraz farklı biçimlerde sayılıyor. Uruk listesinde Uan-adapa'dan sonra Uanduga, Enmeduga, Enmegalamma, Enmebulugga, An-Enlilda ve Utuabzu geliyor. Bu adların çoğu Sümerce öğeler taşıyor ve bazıları tufan öncesi kralların adlarıyla ses benzerliği gösteriyor. Utuabzu'nun göğe yükseldiği söyleniyor; bu ayrıntı, Hanok'la kurulan paralellikte sık sık anılıyor.

Tufandan sonra da bilgeler var, ama bunlar artık yarı insan. Listede bu sonraki bilgelerin bazıları, tanrısal değil insan kökenli olarak tanımlanıyor; son bilgeler ise tamamen insan. Bu, bilginin zamanla tanrılardan insanlara geçtiğini anlatan bir sıralama gibi. Önce denizden gelen balık bilgeler, sonra melezler, sonra insan yazıcılar.

Bu sıralama, Mezopotamyalı yazıcıların kendilerini nasıl gördüğünü de gösteriyor. Bir yazıcı, kendi bilgisinin zincirini Oannes'e kadar geri götürebiliyordu. Bu, bir mesleğin soy kütüğü gibi. Bazı Babil metinlerinin kolofonlarında, yani son notlarında, metnin bir apkallu'nun ağzından aktarıldığı söyleniyor. Siz kendi mesleğinizin böyle bir mitolojik soy kütüğü olsaydı, en başa kimi koyardınız? Ben yazarlık için herhalde Oannes'i değil, onun dinleyicilerinden birini, o ilk notları tutan meraklı kişiyi koyardım.

Tanrılar arasındaki ilişki

Oannes ve apkallu, tanrılar ile insanlar arasındaki aracılar. Enki'nin hizmetkârları olarak, onun bilgeliğini insanlara taşıyorlar. Bu ilişkide Enki, bilginin kaynağı; apkallu, taşıyıcısı; insanlar, alıcısı. Bazı Mezopotamya metinlerinde apkallu'nun bir hata yapıp tanrıları öfkelendirdiği, Abzu'ya geri gönderildiği anlatılıyor; bu, onların da tanrılar meclisinin yargısı altında olduğunu gösteriyor.

Anunnaki anlatıcıları, apkallu'yu Anunnaki'nin bir alt grubu ya da Enki'nin ekibi olarak yorumluyor. Bu yorum, Enki ile apkallu arasındaki gerçek ilişkiyi koruyor, ama apkallu'yu tanrılar topluluğunun üyeleri haline getiriyor. Mezopotamya kaynaklarında ise apkallu, tanrılardan ayrı bir kategori.

Akademik okuma

Akademisyenler, Oannes ve apkallu geleneğini uygarlığın kökeni üzerine bir Mezopotamya açıklaması olarak görüyor. Uygarlık, insanların kendi icadı değil, tanrıların bir armağanı. Bu armağanın tufandan önce verildiği ve sonra yalnızca korunduğu fikri, Mezopotamya'nın geçmişe bakışını yansıtıyor: en değerli bilgi en eski bilgi.

Anthony Green ve F. A. M. Wiggermann gibi araştırmacılar, apkallu figürlerinin ikonografisini ve koruyucu işlevlerini ayrıntılı olarak inceledi. Akademik okumada balık kılığı, bir kostüm; ritüellerde rahiplerin giydiği bir kılığın göksel bir yansıması olarak da yorumlanıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Oannes'i Enki ile özdeşleştirdi ve balık kılığını bir dalgıç giysisi ya da Enki'nin su ile ilişkisini gösteren bir kıyafet olarak yorumladı. Robert Temple'ın 1976 tarihli "The Sirius Mystery" kitabı ise başka bir yol izleyerek, Oannes'i Batı Afrika'daki Dogon halkının Nommo adlı amfibik varlıklarıyla ilişkilendirdi ve hepsinin Sirius yıldızından gelen ziyaretçiler olduğunu öne sürdü.

Temple'ın Dogon iddiaları, antropologlar tarafından ciddi biçimde eleştirildi. Dogon'un Sirius bilgisinin, onları inceleyen Fransız antropologlarla etkileşimden kaynaklanmış olabileceği tartışıldı. Bu tartışma, Oannes'in modern kariyerinin de çok katmanlı olduğunu gösteriyor.

Forumlarda

Forumlarda Oannes, en çok papa başlığı iddiasıyla dolaşıyor. Bazı paylaşımlar, Katolik piskoposlarının giydiği mitranın, apkallu'nun balık başlığından türediğini öne sürüyor. Bu iddia, on dokuzuncu yüzyıl Protestan polemik literatürüne kadar uzanıyor; Alexander Hislop'un "The Two Babylons" kitabı bu tür karşılaştırmaların önemli bir kaynağı. Tarihçiler ise mitranın gelişimini çok daha geç bir döneme, orta çağa yerleştiriyor.

Bir başka sık rastlanan karışıklık, Dagon tanrısının bir balık tanrısı olduğu inancı. Bu inanç da büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyıl yorumlarına dayanıyor; İbranice "dag" yani balık kelimesiyle yapılan bir ses benzerliği. Akademisyenler ise Dagon'u bir tahıl tanrısı olarak görüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Oannes'in denizden çıkması, Mezopotamya'nın coğrafi hafızasıyla ilgili olabilir. Sümer'in en eski kentleri, Basra Körfezi'nin kıyısına yakın bataklık bölgelerdeydi. Eridu, Enki'nin kenti, bu bölgedeydi. Uygarlığın "denizden" geldiği fikri, belki de ilk yerleşimcilerin körfez kıyısından iç bölgelere doğru yayılmasının mitolojik bir hatırası.

Bu bir tahmin; kanıtlayacak bir arkeolojik veri sunamam. Sadece coğrafya ile mit arasında bir köprü kurma denemesi.

Size soru

Bir uygarlığın bilgisinin denizden geldiğini anlatan bir mit size ne düşündürüyor? Apkallu'nun elindeki kovayı bir teknoloji mi, bir ritüel aracı mı, yoksa sadece bir kova olarak mı görüyorsunuz? Yorumlarda paylaşın; British Museum'da bu kabartmaları görenlerin izlenimlerini özellikle merak ediyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap