Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nuh'un gemisi ve Utnapiştim: iki tufan anlatısı yan yana

Tevrat'ın Yaratılış kitabında anlatılan Nuh tufanı, dünyanın en bilinen hikâyelerinden biri. Ama 1872'de, George Smith, British Museum'da, Ninova'dan gelen bir tabletin üzerinde, çok benzer bir hikâyeyi okuduğunda, bu hikâyenin, Tevrat'tan çok daha eski bir geçmişe sahip olduğu anlaşıldı.

Bu sayfada, Tevrat'taki tufan anlatısını, Mezopotamya'daki tufan anlatılarıyla, yan yana koymak istiyorum. Hangi ayrıntılar aynı? Hangi ayrıntılar farklı? Ve bu benzerlikler, iki anlatı arasındaki ilişki hakkında, bize ne söylüyor? Siz, bu iki hikâyeyi, aynı olayın iki farklı anlatımı olarak mı, yoksa, bir hikâyenin dönüşümü olarak mı görüyorsunuz?

İki metin

Mezopotamya'da, tufan hikâyesinin birkaç farklı versiyonu var. En eski versiyonlardan biri, Sümerce Eridu Tufanı; kahramanının adı Ziusudra. Akadca Atrahasis destanında, kahramanın adı Atrahasis. Gılgamış destanının on birinci tabletinde ise, kahraman, Utnapiştim. Bu sayfada, karşılaştırma için, özellikle Gılgamış destanının on birinci tabletini kullanacağım; çünkü bu versiyon, ayrıntılar bakımından, Tevrat'a en yakın olanı.

Tevrat'taki anlatı ise, Yaratılış kitabının altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu bölümlerinde yer alıyor. Akademisyenlerin çoğu, bu anlatının, iki farklı kaynağın birleştirilmesiyle oluştuğunu düşünüyor. Bu kaynaklar, genellikle, Yahvist ve Rahip kaynakları olarak adlandırılıyor. İki kaynak arasındaki farklar, metnin içinde, hâlâ görülebiliyor.

Uyarı

Gılgamış destanında, tanrılar, insanlığı bir tufanla yok etmeye karar veriyor. Ama bilgelik tanrısı Ea, bu kararı, sadık kulu Utnapiştim'e, dolaylı yoldan bildiriyor. Ea, doğrudan Utnapiştim ile değil, onun kamış kulübesinin duvarıyla konuşuyor: "Kamış duvar, kamış duvar, duvar, duvar, dinle." Bu yöntemle, tanrıların yeminini bozmadan, Utnapiştim'i uyarıyor.

Tevrat'ta ise, uyarıyı yapan, tek bir Tanrı. Tanrı, yeryüzündeki kötülüğü görüyor ve insanlığı yok etmeye karar veriyor. Ama Nuh'u, doğru bir adam olarak görüyor ve onu, doğrudan uyarıyor.

Burada, en belirgin fark ortaya çıkıyor gibi görünüyor: Mezopotamya'da, tufanı gönderen tanrılar ile kahramanı kurtaran tanrı, farklı. Tevrat'ta ise, aynı Tanrı, hem cezalandırıyor, hem kurtarıyor.

Tufanın nedeni

Gılgamış destanında, tufanın nedeni, açıkça belirtilmiyor. Atrahasis destanında ise, tanrılar, insanların çıkardığı gürültüden rahatsız oldukları için, tufan gönderiyor. Bu gürültünün, ne anlama geldiği, akademisyenler arasında, tartışmalı. Bazıları, bunu, aşırı nüfus artışının bir sembolü olarak görüyor; diğerleri ise, insanların, tanrılara karşı isyanının bir ifadesi olarak yorumluyor.

Tevrat'ta ise, tufanın nedeni, açıkça ahlaki: yeryüzü, kötülükle dolmuştu. Bu fark, iki anlatının, farklı dünya görüşlerini yansıtıyor.

Gemi

Utnapiştim'in gemisi, Gılgamış destanında, kare biçimli; her kenarı, yaklaşık altmış metre olarak hesaplanıyor. Yedi katlı ve dokuz bölmeli. Gemi, zift ile kaplanıyor ve içine, bütün canlı türlerinden örnekler alınıyor.

Nuh'un gemisi ise, Tevrat'ta, dikdörtgen biçimli; uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği ise otuz arşın. Üç katlı ve içi ve dışı, ziftle kaplanıyor.

Biçimler farklı; ama ziftle kaplanma ayrıntısı, iki anlatıda da yer alıyor. Bu, Mezopotamya'da, kamış teknelerin, bitümle su geçirmez hale getirilmesi geleneğini yansıtıyor olabilir.

Tufanın süresi

Gılgamış destanında, tufan, altı gün ve yedi gece sürüyor. Yedinci gün, fırtına diniyor.

Tevrat'ta ise, iki farklı süre veriliyor. Bir yerde, yağmurun, kırk gün ve kırk gece sürdüğü söyleniyor. Bir başka yerde ise, suların, yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladığı belirtiliyor. Bu iki farklı süre, akademisyenlere göre, iki farklı kaynağın birleştirilmesinin izleri.

Dağ ve kuşlar

Utnapiştim'in gemisi, Nimuş Dağı'na oturuyor. Dağın adı, çivi yazısında, hem Nisir hem Nimuş olarak okunabilecek şekilde yazılmış; W. G. Lambert, 1986'da, Nimuş okumasını önerdi ve Andrew George'un baskısı da bu okumayı izliyor. Dağ, genellikle, Süleymaniye yakınındaki Pir Omar Gudrun ile, bazı araştırmacılarca ise, aynı bölgedeki bir başka zirveyle eşleştiriliyor; ama bu eşleştirme, kesin değil.

Nuh'un gemisi ise, Ararat dağlarına oturuyor. Tevrat'taki "Ararat", tek bir dağı değil, Urartu ülkesini, yani Doğu Anadolu'nun dağlık bölgesini ifade ediyor. Bugün Ağrı Dağı olarak bilinen dağın, Nuh'un gemisinin oturduğu yer olduğu inancı, daha sonraki bir gelenek.

Gılgamış destanında, Utnapiştim, gemi oturduktan sonra, sırasıyla bir güvercin, bir kırlangıç ve bir kuzgun salıyor. Güvercin ve kırlangıç, konacak yer bulamadıkları için geri dönüyor. Kuzgun ise, suların çekildiğini görüyor ve geri dönmüyor.

Tevrat'ta ise, Nuh, önce bir kuzgun salıyor; kuzgun, sular kuruyana kadar, gidip geliyor. Ardından, üç kez güvercin salıyor. İkinci seferde, güvercin, ağzında bir zeytin yaprağıyla geri dönüyor. Üçüncü seferde ise, geri dönmüyor.

Kuşların sırası farklı; ama kuş salma ayrıntısının kendisi, iki anlatı arasındaki en güçlü bağlantılardan biri. Bu kadar özel bir ayrıntının, iki bağımsız gelenekte, rastlantı sonucu ortaya çıkması, pek olası görünmüyor.

Kurban

Utnapiştim, gemiden çıktıktan sonra, dağın tepesinde, tanrılara kurban sunuyor. Gılgamış destanına göre, tanrılar, kurbanın güzel kokusunu alıyor ve sinekler gibi, kurbanın etrafında toplanıyor.

Nuh da, gemiden çıktıktan sonra, Tanrı'ya, bir sunak inşa ediyor ve yakmalık sunular sunuyor. Tevrat'a göre, Tanrı, bu sunuların hoş kokusunu alıyor ve bir daha, insanlığı, böyle bir tufanla yok etmeyeceğine karar veriyor.

Kurbanın kokusu ayrıntısı da, iki anlatı arasında, dikkat çekici bir paralellik. Ama Mezopotamya'daki tanrıların, kurbanın etrafına sinek gibi toplanması, onların, insanların sunularına ne kadar muhtaç olduğunu gösteriyor. Tevrat'ta ise, böyle bir muhtaçlık ima edilmiyor.

İşaretler

Gılgamış destanında, tanrıça Bêlet-ili, ya da bazı versiyonlarda İştar, boynundaki lacivert taş gerdanlığı kaldırıyor ve tufan günlerini asla unutmayacağına yemin ediyor. Bu gerdanlık, bir hatıra işareti.

Tevrat'ta ise, Tanrı, gökkuşağını, insanlıkla yaptığı antlaşmanın işareti olarak koyuyor. Bazı akademisyenler, gerdanlık ile gökkuşağı arasında, bir bağlantı görüyor; ama bu, kesin bir eşleştirme değil.

Kahramanın sonu

İki anlatının, belki de en çok ayrıldığı nokta, kahramanın tufandan sonraki kaderi. Gılgamış destanında, Enlil, gemiye biniyor, Utnapiştim'i ve karısını kutsuyor ve onlara, tanrılar gibi ölümsüzlük veriyor. Çift, "ırmakların ağzında", dünyanın uzak bir köşesinde, yaşamaya gönderiliyor. Gılgamış, ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için, işte bu uzak yere gidiyor.

Tevrat'ta ise, Nuh, ölümsüz olmuyor. Tufandan sonra, toprağı işliyor, bağ dikiyor, şarap yapıyor ve sarhoş oluyor. Bu sahnede, oğlu Ham'ın, babasının çıplaklığını görmesi ve ardından gelen lanet, anlatının, beklenmedik ve tartışmalı bir bölümü. Nuh, tufandan sonra, üç yüz elli yıl daha yaşıyor ve ölüyor.

Yani Mezopotamya'da, tufan kahramanı, insanlığın sınırını aşıyor; Tevrat'ta ise, insan olarak kalıyor ve insanlığın yeni atası oluyor. Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet'ten, bütün milletlerin türediği anlatılıyor.

Bu farkın, bir anlamı var mı? Bence var. Gılgamış destanı, ölümsüzlüğün, sadece bir kez, istisnai bir şekilde verildiğini ve bir daha verilmeyeceğini anlatıyor. Tevrat ise, ölümsüzlük sorusunu bir kenara bırakıp, insanlığın yeniden başlangıcına odaklanıyor.

Babilli rahip Berossos'un, MÖ üçüncü yüzyılda, Yunanca yazdığı tarihte de, tufan kahramanı Xisouthros, tufandan sonra, tanrıların arasına alınıyor. Bu, Mezopotamya geleneğinin, Helenistik döneme kadar, kendi çizgisini koruduğunu gösteriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya tufan anlatısında, tanrılar arasında, açık bir çatışma var. Enlil, tufanı gönderiyor; Ea, insanlığı kurtarıyor. Tufandan sonra, Enlil, insanların kurtulduğunu görünce öfkeleniyor; Ea ise, onu, cezanın orantısız olduğu konusunda eleştiriyor.

Tevrat'ta ise, bu çatışma, tek bir Tanrı'nın içinde, adalet ile merhamet arasında, bir gerilim olarak yaşanıyor.

Akademik okuma

Alexander Heidel'in "The Gilgamesh Epic and Old Testament Parallels" adlı kitabı, bu karşılaştırmanın, klasik eserlerinden biri. Andrew George'un Gılgamış baskısı, metnin standart akademik yayını. Irving Finkel'in "The Ark Before Noah" adlı kitabı ise, 2014'te yayınlanan yeni bir tufan tabletini, yani gemiyi yuvarlak olarak tarif eden, Eski Babil dönemine ait bir tableti, ele alıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, tufanı, Nibiru'nun yaklaşmasıyla, Antarktika buzullarının kayması sonucu ortaya çıkan, gerçek bir felaket olarak yorumladı. Ona göre, Anunnaki, tufanın geleceğini biliyordu; Enki, insanlığı kurtarmak için, Ziusudra'yı uyardı.

Ama bu yorum, ne arkeolojik ne de jeolojik bulgularla destekleniyor.

Forumlarda

Forumlarda, Nuh tufanı ile Gılgamış tufanı arasındaki benzerlikler, en çok tartışılan konulardan biri. Bazı kullanıcılar, bu benzerlikleri, Tevrat'ın, Mezopotamya'dan kopyalandığının kanıtı olarak görüyor; diğerleri ise, iki anlatının, aynı gerçek olayı anlattığını düşünüyor.

Bence iki anlatı, aynı geleneğin farklı yorumları olarak okunmalı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Tevrat'taki tufan anlatısı, Mezopotamya geleneğini, bilinçli olarak dönüştürüyor. Gürültüden rahatsız olan tanrılar yerine, kötülüğe öfkelenen bir Tanrı; sinek gibi kurbana üşüşen tanrılar yerine, hoş kokudan memnun olan bir Tanrı. Bu dönüşüm, bir kopyalama değil, bir cevap gibi görünüyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

İki tufan anlatısı arasındaki hangi benzerlik, size en çarpıcı geldi? Farkları, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap