Nippur kazıları: Pennsylvania'dan Chicago'ya Enlil'in kenti
Sümer'in dinsel merkezi neresiydi diye sorsanız, Mezopotamya uzmanlarının çoğu tek bir kent adı verir: Nippur. Burası, tanrıların kralı Enlil'in kentiydi. Nippur hiçbir zaman büyük bir siyasi güç olmadı; ama Sümer ve Babil kralları, meşruiyetlerini onaylatmak için buraya gelir, Enlil'in tapınağı Ekur'a armağanlar sunardı. Bir kral, Nippur'da tanınmadıkça, gerçekten kral sayılmazdı.
Bugün okuduğumuz Sümer edebiyatının büyük bir kısmı da Nippur'dan geliyor. İnanna'nın Yeraltı Dünyasına İnişi, Enlil ve Ninlil, Gılgamış'ın Sümerce hikâyeleri ve daha pek çok metnin kopyaları, Nippur'daki katip okullarında yazılmıştı. Bu tabletleri gün ışığına çıkaran kazılar ise, modern arkeolojinin en uzun soluklu ve en tartışmalı projelerinden biriydi. Ben Nippur'u, Anunnaki tartışmalarının asıl kaynak kenti olarak görüyorum. Bu kentin adını daha önce duymuş muydunuz?
Amerikalıların ilk büyük kazısı
1880'lerin sonunda, Amerika'daki bazı üniversiteler ve zengin bağışçılar, Avrupalıların Mezopotamya'daki kazılarına rakip olacak bir proje başlatmak istedi. Pennsylvania Üniversitesi, bu amaçla bir kazı heyeti kurdu ve hedef olarak Nippur'u seçti.
İlk kazı mevsimi, 1889'da başladı. Heyetin başında, din adamı ve Sami dilleri uzmanı John Punnett Peters vardı. İlk mevsimler, büyük zorluklarla geçti. Ekip, yerel aşiretlerle çatışmalar yaşadı; kamp bir kez ateşe verildi. Hastalıklar ve sıcak, ekip üyelerini yıprattı.
Daha sonra, kazıların yönetimi, John Henry Haynes'e geçti. Haynes, yıllarca, zaman zaman tek başına, Nippur'da kaldı ve kazıları sürdürdü. Onun döneminde, binlerce tablet bulundu. 1899-1900 mevsiminde ise, Alman kökenli Asurolog Hermann Volrath Hilprecht, kazı alanına gelerek bilimsel yönetimi üstlendi.
Pennsylvania heyetinin dört kazı mevsimi boyunca, on binlerce tablet ve parça bulundu. Bu tabletlerin önemli bir kısmı, Osmanlı yasalarına göre İstanbul'a, Arkeoloji Müzesi'ne gönderildi. Bir kısmı ise, paylaşım yoluyla Philadelphia'ya gitti. Bugün Nippur tabletlerinin en büyük koleksiyonları, İstanbul ve Philadelphia'da bulunuyor.
Tablet Tepesi
Kazıların en verimli alanı, kazıcıların "Tablet Tepesi" adını verdiği bir bölgeydi. Burada, Eski Babil dönemine ait evlerde, binlerce tablet bulundu. Bu tabletlerin önemli bir kısmı, okul tabletleriydi: öğrencilerin kopyaladığı sözcük listeleri, atasözleri, ilahiler ve mitler.
Bu tabletler, bugün Sümer edebiyatının en önemli kaynaklarından biri. Samuel Noah Kramer gibi araştırmacılar, yirminci yüzyılın ortalarında, İstanbul ve Philadelphia'daki Nippur tabletlerini birleştirerek, Sümer mitlerinin büyük kısmını yeniden kurdu. Kramer, bu çalışmaları için defalarca İstanbul'a geldi ve Arkeoloji Müzesi'ndeki tabletler üzerinde çalıştı.
Hilprecht tartışması
Nippur kazıları, Amerikan arkeoloji tarihinin en büyük skandallarından birine de sahne oldu. Hilprecht, 1903'te yayımladığı bir kitabında, Nippur'da büyük bir "tapınak kütüphanesi" bulduğunu iddia etti. Ona göre, Enlil'in tapınağına ait bu kütüphane, binlerce edebi ve bilimsel tableti içeriyordu.
Ancak Peters ve başkaları, bu iddiayı sorguladı. Onlara göre, Hilprecht'in "tapınak kütüphanesi" dediği tabletler, tapınaktan değil, özel evlerden geliyordu. Ayrıca Hilprecht'in, kitabında Nippur'dan geldiğini söylediği bazı tabletlerin, aslında başka yerlerden satın alınmış olabileceği iddia edildi. Hilprecht'in, kazı sırasında bulunan eserlerin bir kısmını kişisel koleksiyonu için aldığı da öne sürüldü.
Bu tartışma, "Peters-Hilprecht tartışması" olarak bilinir ve yıllarca sürdü. Pennsylvania Üniversitesi, bir soruşturma komitesi kurdu; komite, Hilprecht'i ağır suçlamalardan aklasa da, tartışma onun itibarını zedeledi. Hilprecht, 1911'de üniversiteden ayrıldı ve Almanya'ya döndü. Kişisel koleksiyonu, bugün Almanya'daki Jena Üniversitesi'nde bulunuyor ve "Hilprecht Koleksiyonu" olarak biliniyor.
Chicago ve yeni dönem
Nippur'daki kazılar, 1900'den sonra uzun bir süre durdu. 1948'de, Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü ile Pennsylvania Üniversitesi Müzesi, Nippur'da ortak kazılara yeniden başladı. Bu kazılar, daha modern yöntemlerle, kentin tapınaklarını, konut alanlarını ve katmanlarını inceledi.
1972'den itibaren, kazılar, Chicago'dan McGuire Gibson'ın yönetiminde sürdü. Gibson, Nippur'da yaklaşık yirmi yıl boyunca çalıştı ve kentin farklı dönemlerdeki gelişimini ayrıntılı olarak belgeledi. 1990'da, Körfez Savaşı nedeniyle kazılar durdu ve o tarihten beri Nippur'da büyük ölçekli bir kazı yapılamadı.
Tanrılar arasındaki ilişki: Enlil'in evi
Nippur'un kalbinde, Enlil'in tapınağı Ekur vardı. Sümerce "dağ evi" anlamına gelen Ekur, Mezopotamya'nın en kutsal yerlerinden biriydi. Tapınağın yanında, bir ziggurat yükseliyordu.
Sümer metinlerinde, Enlil, tanrıların kralı ve kaderleri belirleyen tanrı olarak anılıyor. Tanrılar meclisi, Nippur'da toplanıyordu. Bir kralın krallığı, Enlil tarafından veriliyor ve gerektiğinde Enlil tarafından geri alınıyordu.
Nippur'da, Enlil'in eşi Ninlil'in ve oğlu Ninurta'nın da tapınakları vardı. Ayrıca Nippur'da, İnanna'ya adanmış önemli bir tapınak bulunuyordu. Bu tapınak, Chicago kazılarında ayrıntılı olarak incelendi ve aynı yerde, yaklaşık üç bin yıl boyunca, birbiri üzerine inşa edilmiş çok sayıda yapı katmanı ortaya çıkarıldı.
Enlil ve Ninlil mitinde, Enlil'in genç Ninlil'e karşı davranışı nedeniyle tanrılar meclisi tarafından Nippur'dan sürüldüğü anlatılıyor. Yani tanrıların kralı bile, kendi kentinin kurallarına uymak zorundaydı. Ninlil ise, onu yeraltı dünyasına kadar takip ediyor ve bu yolculuk sırasında, yeraltı dünyasıyla ilişkili tanrılar doğuyor.
"Agade'nin Laneti" adlı metinde ise, Akad kralı Naram-Sin'in Ekur'u yıkması ve bunun sonucunda Enlil'in Akad'a lanet etmesi anlatılıyor. Bu metin, Nippur'un ve Enlil'in, kralların bile dokunamayacağı bir kutsallığa sahip olduğunu gösteriyor.
Nippur Haritası
Nippur'dan çıkan en ilginç tabletlerden biri, kentin bir haritası. Bu tablette, kentin surları, kapıları, kanalları, Ekur tapınağı ve bazı başka yapılar gösteriliyor. Harita, MÖ ikinci binyılın ortalarına tarihleniyor ve dünyanın bilinen en eski kent haritalarından biri olarak kabul ediliyor.
İlginç olan, haritanın oldukça doğru olması. Modern kazılar, haritada gösterilen bazı yapıların yerini doğruladı. Bu tablet, bugün Jena'daki Hilprecht Koleksiyonu'nda bulunuyor.
İstanbul'daki tabletler
Nippur tabletlerinin İstanbul'daki varlığı, bu kazıların Türkiye ile doğrudan bağını oluşturuyor. Osmanlı döneminde, Osman Hamdi Bey'in hazırladığı eski eserler yasası, kazılarda bulunan eserlerin İstanbul'a gönderilmesini öngörüyordu. Bu sayede, Nippur'dan gelen binlerce tablet, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Eski Şark Eserleri bölümünde korunuyor.
Bu koleksiyon, yalnızca yabancı araştırmacılar için değil, Türk Sümerologlar için de önemli bir kaynak oldu. Muazzez İlmiye Çığ ve Hatice Kızılyay, Kramer ile birlikte, bu tabletlerin kataloglanması ve yayımlanması üzerinde yıllarca çalıştı. Onların çalışmaları sayesinde, Nippur'dan gelen pek çok edebi metin, ilk kez bilim dünyasına tanıtıldı.
Burada kendime de soruyorum: bir müzenin deposunda, henüz okunmamış kaç tablet bekliyor olabilir? Uzmanlar, dünya müzelerindeki çivi yazılı tabletlerin önemli bir kısmının hâlâ yayımlanmadığını söylüyor.
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Nippur, Sümer edebiyatı ve dini çalışmalarının merkezi olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar, Nippur'dan gelen tabletlerin, Sümer mitlerinin ve ilahilerinin en kapsamlı kaynağı olduğunu vurguluyor.
Ancak bazı araştırmacılar, Nippur'un aşırı temsil edildiğini de belirtiyor. Bildiğimiz Sümer edebiyatının büyük kısmı Nippur'dan geldiği için, Sümer dinine dair bilgilerimiz, Nippur'un bakış açısıyla şekillenmiş olabilir. Örneğin Enlil'in tanrıların kralı olarak yüceltilmesi, Nippur'daki katiplerin bir önceliği olabilir; diğer kentlerde, kendi koruyucu tanrıları daha ön planda olabilirdi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Nippur'u, Anunnaki'nin "görev kontrol merkezi" olarak yorumladı. Ona göre, Enlil'in tapınağındaki "Dur-an-ki", yani "gök ile yerin bağı" adlı yapı, uzay araçlarının izlendiği ve iletişimin sağlandığı bir merkezdi.
"Dur-an-ki" adı, Sümer metinlerinde gerçekten Nippur için kullanılıyor. Ancak akademik okumada, bu ad, Nippur'un evrenin merkezi, gök ile yeryüzünün birleştiği kutsal nokta olarak görüldüğünü ifade ediyor. Benzer kavramlar, dünyanın pek çok kültüründe, kutsal kentler için kullanılıyor.
Forumlarda
Forumlarda Nippur, genellikle Sitchin'in "görev kontrol merkezi" iddiasıyla birlikte anılıyor. Bazı kullanıcılar, Nippur'un Mezopotamya'nın coğrafi merkezine yakın olmasını, bu iddiayı destekleyen bir unsur olarak görüyor. Diğerleri ise, kutsal kentlerin genellikle böyle merkezi konumlarda olduğunu belirtiyor.
Nippur Haritası ise, bazı başlıklarda, antik insanların şaşırtıcı haritacılık becerilerinin bir örneği olarak paylaşılıyor.
Bir de şu var: Nippur'un adı, kazılar sırasında bulunan tuğlalardaki yazılarla kesinleşti. Yani kentin kimliği, kendi tabletleri ve tuğlaları tarafından doğrulandı; bu, arkeolojide her zaman rastlanan bir şans değil.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Nippur'un gücü, bir orduya ya da zenginliğe değil, bir fikre dayanıyordu: Enlil'in kenti, tanrıların meclisinin toplandığı yerdi ve kralların meşruiyeti burada onaylanıyordu. Bu fikir, yaklaşık üç bin yıl boyunca sürdü.
Belki de Anunnaki'yi anlamak için, onların "meclisine" bakmak gerekiyor. Tanrılar, tek başına değil, bir arada, bir yerde toplanarak karar veriyordu. Ve o yer, her zaman Nippur'du.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Nippur'u daha önce duymuş muydunuz? Sizce bir kentin gücü, ordusundan mı yoksa inandığı fikirlerden mi gelir? İstanbul'daki Nippur tabletlerini görmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap