Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ninova ve Musul: yıkımdan sonra ne kaldı?

Şubat 2015'te, internette bir video yayıldı. Videoda, IŞİD militanları, Musul Müzesi'nde, çekiçlerle ve matkaplarla, Asur heykellerini parçalıyordu. Bir kanatlı boğa heykelinin yüzü, matkapla oyuluyordu; kaideler devriliyor, heykeller yere çarpıyordu. Birkaç hafta sonra, başka videolar geldi: Nimrud'daki Asur sarayının duvarları patlayıcılarla havaya uçuruluyor, Hatra'nın heykelleri kurşunlanıyordu.

Bu görüntüler, dünyanın dört bir yanında büyük bir şok yarattı. Ama bu yıkımın ortasında kalan yer, Musul'un hemen karşısında, Dicle'nin doğu kıyısında yatan antik Ninova'ydı. Asur İmparatorluğu'nun son büyük başkenti, Asurbanipal'in kütüphanesinin bulunduğu kent. Ben bu olayları, kültürel mirasın yalnızca geçmişe değil, bugüne ait olduğunu en acı şekilde hatırlatan anlar olarak görüyorum. Siz o videoları izlediğinizde ne hissetmiştiniz?

Ninova'nın geçmişi

Ninova, MÖ yedinci yüzyılda, Asur kralı Sanherib tarafından imparatorluğun başkenti yapıldı. Sanherib, kenti büyüttü, yaklaşık on iki kilometrelik surlarla çevirdi, on beş kapı inşa etti ve "Rakipsiz Saray" adını verdiği devasa bir saray yaptırdı. Kente su getirmek için, dağlardan uzun kanallar ve su kemerleri inşa ettirdi.

Sanherib'in torunu Asurbanipal, Ninova'da, bugün "Asurbanipal Kütüphanesi" olarak bilinen büyük bir tablet koleksiyonu topladı. Gılgamış Destanı'nın en ünlü nüshası, Enuma Eliş'in kopyaları ve binlerce kehanet, büyü ve bilim metni, bu koleksiyondan geliyor. MÖ 612'de, Babil ve Med orduları Ninova'yı yıktı ve Asur İmparatorluğu sona erdi.

Ninova'nın kalıntıları, iki büyük höyükte yoğunlaşıyor: Kuyuncuk ve Nebi Yunus. Kuyuncuk, on dokuzuncu yüzyılda, Austen Henry Layard ve Hormuzd Rassam tarafından kazıldı; Asurbanipal'in kütüphanesi ve Sanherib'in sarayı burada bulundu. Nebi Yunus ise, üzerindeki türbe ve yerleşim yüzünden, uzun süre kazılamadı.

Yıkım

IŞİD, Haziran 2014'te Musul'u ele geçirdi. Sonraki aylarda, örgüt, bölgedeki pek çok kültürel mirası, "putperestlik" gerekçesiyle hedef aldı. Temmuz 2014'te, Nebi Yunus höyüğü üzerindeki Hz. Yunus'a atfedilen türbe ve cami, patlayıcılarla havaya uçuruldu.

Şubat 2015'teki Musul Müzesi videosunda, Hatra'dan ve Ninova'dan gelen heykellerin parçalandığı görüldü. Bazı uzmanlar, videoda parçalanan heykellerin bir kısmının, orijinallerin alçı kopyaları olduğunu belirtti; orijinallerin bir bölümü, daha önce Bağdat'a taşınmıştı. Ancak gerçek eserlerin de yok edildiği kabul ediliyor. Videoda görülen kanatlı boğalardan biri, Ninova'daki Nergal Kapısı'ndaki orijinal lamassuydu; yüzü, matkapla tahrip edildi.

2016'da, IŞİD, Ninova'nın surlarından ve kapılarından bazılarını, özellikle yeniden inşa edilmiş Maşki ve Adad kapılarını, buldozerlerle yıktı. Aynı dönemde, Ninova'dan yaklaşık otuz kilometre güneydeki Nimrud'da, Asurnasirpal II'nin Kuzeybatı Sarayı'nın kalıntıları patlayıcılarla tahrip edildi.

Kurtuluştan sonra

Musul, Temmuz 2017'de, uzun ve yıkıcı bir savaşın ardından, IŞİD'den geri alındı. Kentin eski bölümleri, savaş sırasında büyük ölçüde yıkıldı. Kentin simgesi olan Nuri Camii ve onun eğik minaresi el-Hadba da, IŞİD tarafından havaya uçuruldu.

Savaştan sonra, Iraklı ve uluslararası ekipler, hasar tespiti ve kurtarma çalışmalarına başladı. Musul Müzesi'nde, Irak Eski Eserler ve Miras Kurulu, Louvre, Smithsonian Enstitüsü ve kültürel mirası korumaya yönelik uluslararası fon kuruluşu ALIPH ile birlikte, müzenin yeniden düzenlenmesi için çalışmalar başladı. Parçalanmış heykellerin parçaları toplandı, belgelendi ve restorasyon çalışmaları başlatıldı.

UNESCO, "Musul'un Ruhunu Canlandır" adlı bir girişim başlattı. Bu girişim, Nuri Camii'nin, el-Hadba minaresinin ve kentteki kiliselerin yeniden inşasını amaçladı. Bu çalışmalar, yıllar içinde aşamalı olarak sürdü.

Yıkımın ortaya çıkardıkları

Yıkımın tuhaf bir sonucu, Nebi Yunus höyüğünde ortaya çıktı. IŞİD, türbeyi havaya uçurduktan sonra, höyüğün altında tüneller kazdı ve eski eserleri arayıp sattı. Bu tüneller, Musul'un kurtuluşundan sonra, Iraklı arkeologlar tarafından keşfedildi ve tünellerde, daha önce hiç görülmemiş bir Asur sarayının kalıntıları bulundu. Bu sarayın hikâyesi, ayrı bir yazının konusu.

Bir başka ilginç gelişme, Ninova'daki Maşki Kapısı'nda yaşandı. Savaşın ardından, Heidelberg Üniversitesi'nden Peter Miglus, Stefan Maul ve Iraklı meslektaşları, yıkılmış kapının çevresinde kazılar yaptı. Bu kazılarda, Sanherib dönemine ait kabartmalar ve yeni yapı kalıntıları bulundu. Yani yıkım, acı bir şekilde, yeni keşiflere de yol açtı.

Ninova'nın Tanrıçası

Ninova'nın baş tanrıçası, İştar'dı. Ancak bu İştar, güneydeki İnanna ile tamamen aynı değildi. "Ninova İştar'ı", Hurri tanrıçası Şauşka ile özdeşleştirilmişti ve kendine özgü özellikler taşıyordu. Ninova'daki İştar tapınağı, kentin en eski yapılarından biriydi ve kentin kuruluşundan beri, farklı krallar tarafından onarılıp yeniden inşa edildi.

Ninova İştar'ı, uluslararası bir şöhrete de sahipti. Amarna mektuplarından birinde, Mittani kralı Tuşratta, Mısır firavunu III. Amenhotep'e, Ninova İştar'ının heykelini, firavunun hastalığını iyileştirmesi için gönderdiğini yazıyor. Yani bir tanrıça heykeli, diplomatik bir armağan ve şifa aracı olarak yüzlerce kilometre uzağa yolculuk ediyordu.

Ninova'da, ayrıca, yazı ve bilgelik tanrısı Nabu'nun tapınağı da vardı. Asurbanipal'in kütüphanesinin bir kısmı, büyük olasılıkla Nabu tapınağında saklanıyordu. Nabu, Babil tanrısı Marduk'un oğluydu ve katiplerin koruyucusuydu. Kütüphanenin tanrısı ile aşk ve savaş tanrıçasının aynı kentte yan yana tapınılması, Ninova'nın hem bir imparatorluk başkenti hem de bir bilgi merkezi olduğunu yansıtıyor.

Lamassular: kapının bekçileri

Ninova'nın kapılarını ve saraylarını koruyan kanatlı boğalar ve aslanlar, Asurca "lamassu" ya da "şedu" adıyla biliniyor. Bu yaratıklar, insan başlı, boğa ya da aslan gövdeli ve kartal kanatlıydı. Beş bacaklı olarak yapılmıştı: önden bakıldığında duruyor, yandan bakıldığında yürüyor görünüyorlardı.

Lamassular, kötü ruhları ve düşmanları uzak tutmak için kapılara yerleştiriliyordu. Bu yüzden, IŞİD'in onları hedef alması, ayrı bir sembolik anlam taşıyordu: binlerce yıl boyunca kenti koruyan bekçiler, sonunda yok edildi.

Bugün, Ninova ve Nimrud'dan gelen pek çok lamassu, British Museum'da, Louvre'da, Metropolitan Müzesi'nde ve başka müzelerde bulunuyor. Bu eserlerin varlığı, bir yandan sömürge dönemi tartışmalarını gündeme getiriyor; öbür yandan, yıkımdan kurtulmuş örnekler olarak, korunmanın değerini gösteriyor.

Hukuki sonuçlar

Ninova ve Nimrud'daki yıkım, uluslararası hukukta da tartışmalara yol açtı. 2017'de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2347 sayılı kararıyla, kültürel mirasın silahlı çatışmalarda yok edilmesini ve kaçakçılığını kınadı. Bu karar, kültürel mirasa yönelik saldırıların, uluslararası barış ve güvenlik sorunu olarak ele alındığı ilk kararlardan biri oldu.

Daha önce, 2016'da, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mali'deki Timbuktu türbelerini yıkan bir militanı, kültürel mirasa saldırı suçundan mahkûm etmişti. Bu dava, Ninova gibi yıkımların da gelecekte yargılanabileceğine dair bir örnek oluşturdu.

Akademik okuma

Akademisyenler, IŞİD'in kültürel miras yıkımını, birkaç farklı boyutta değerlendiriyor. Birincisi, ideolojik bir yıkım: örgüt, kendi dini yorumuna göre "putperest" saydığı eserleri hedef aldı. İkincisi, propaganda: yıkımlar, bilinçli olarak filme alındı ve dünyaya yayıldı. Üçüncüsü, ekonomik: örgüt, taşınabilir eserleri kaçakçılık yoluyla sattı ve gelir elde etti.

Bazı araştırmacılar, yıkımın kendisinden çok, yağma ve kaçakçılığın uzun vadede daha büyük bir zarar verdiğini belirtiyor. Kaçırılan eserlerin bağlamı tamamen kayboluyor ve bilimsel değerleri büyük ölçüde azalıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ninova'yı, özellikle Asurbanipal'in kütüphanesi açısından önemsedi. Ona göre, bu kütüphanedeki tabletler, Anunnaki'nin Dünya'ya gelişini ve insanlığın yaratılışını anlatan çok daha eski Sümer metinlerinin kopyalarıydı. Enuma Eliş'i, Nibiru'nun Güneş Sistemi'ne girişinin hikâyesi olarak yorumladı.

Ninova'nın yıkımı, Sitchin'in ölümünden sonra yaşandı. Ancak bazı takipçileri, IŞİD'in Asur eserlerini hedef almasını, "eski bilgilerin yok edilmesi" olarak yorumladı. Akademik okumada ise, yıkımın, dinsel ideoloji ve propaganda ile açıklandığını tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Forumlarda

Forumlarda Ninova'nın yıkımı, büyük bir öfke ve üzüntüyle tartışıldı. Bazı kullanıcılar, yıkımın arkasında başka güçlerin olduğunu, eserlerin aslında kaçırıldığını ve yıkımın bir örtbas olduğunu öne sürdü. Diğerleri ise, bu tür komplo teorilerinin, gerçek kayıpların acısını hafiflettiğini ve dikkati asıl sorundan uzaklaştırdığını belirtti.

Yıkımdan sonra, bazı gönüllü projeler, yok edilen eserleri, eski fotoğraflardan yararlanarak dijital olarak yeniden oluşturmaya çalıştı. Bu projeler, kayıpların en azından bir kısmının dijital ortamda korunmasını sağladı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Ninova'nın hikâyesi, aynı kentin iki kez yıkılmasının hikâyesi. MÖ 612'de, Babilliler ve Medler, Asur'un gücünü yok etmek için kenti yıktı. 2015'te, IŞİD, başka bir ideoloji adına, kentin kalıntılarını yok etti.

Her iki yıkımda da, bir şey hayatta kaldı: hafıza. İlk yıkımda, Asurbanipal'in tabletleri, yangında pişerek korundu. İkinci yıkımda, fotoğraflar, belgeler ve dünyanın dört bir yanındaki müzelerde bulunan eserler, Ninova'nın hafızasını taşımaya devam etti.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Musul Müzesi'nin yıkım videolarını izlediniz mi? Sizce kültürel mirası korumanın en etkili yolu nedir: eserleri müzelerde mi saklamak, dijital kopyalarını mı çıkarmak, yoksa yerinde korumak mı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap