Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nimrud kraliçe mezarları: altının altındaki kadınlar

1988'de, Nimrud'da çalışan Iraklı arkeologlar, Kuzeybatı Sarayı'nın döşemesinin altında, yüzyılın en büyük arkeolojik keşiflerinden birini yaptı. Sarayın, kadınlara ayrılmış bölümünün altında, Asur kraliçelerine ait mezarlar bulundu. Bu mezarlar, yağmalanmamıştı ve içlerinde, altından takılar, taçlar, bilezikler ve kaplar vardı.

Bu sayfada, Nimrud kraliçe mezarlarının hikâyesini anlatmak istiyorum. Bu kadınlar kimdi? Mezarlarında neler bulundu? Ve bu hazine, savaşlar ve karışıklıklar arasında, nasıl korundu? Siz, üç bin yıllık bir mezarın kapağını kaldıran arkeolog olsaydınız, ilk neyi düşünürdünüz?

Keşif

Nimrud, 1840'lardan beri, birçok kez kazılmıştı. Layard, Mallowan ve başka arkeologlar, burada, yıllarca çalışmıştı. Bu yüzden, Nimrud'da, büyük bir keşif yapılmasını, pek kimse beklemiyordu.

1988'de, Irak Eski Eserler Dairesi adına çalışan arkeolog Muzahim Mahmud Hüseyin, Kuzeybatı Sarayı'nın güney bölümünde, restorasyon çalışmaları sırasında, döşemenin altında, tuğladan yapılmış tonozlu bir mezar odası fark etti. Bu, keşiflerin ilkiydi. Sonraki iki yıl içinde, birkaç mezar daha bulundu.

Bu mezarların, Layard ve Mallowan tarafından gözden kaçırılmasının nedeni, döşemenin altında, oldukça derin bir yerde bulunmalarıydı. Önceki arkeologlar, sarayın duvarlarına ve kabartmalarına odaklanmış, döşemenin altını, sistematik olarak kazmamıştı. Bu durum, bize, en çok kazılmış alanlarda bile, hâlâ beklenmedik keşifler yapılabileceğini hatırlatıyor. Bir alanın, tamamen keşfedildiğini söylemek, her zaman, biraz aceleci bir yargı.

İkinci mezar

Keşiflerin en ünlüsü, "İkinci Mezar" olarak bilinen mezar odası. Bu odada, bir lahit içinde, iki kadının kalıntıları bulundu. Mezarda bulunan yazıtlar, bu kadınlardan birinin, Asur kralı III. Tiglat-pileser'in eşi Yaba olduğunu gösteriyordu. Bir başka yazıt, Banitu adlı bir kraliçeden söz ediyordu; Banitu'nun, V. Salmanassar'ın eşi olduğu düşünülüyor. Üçüncü bir isim ise, II. Sargon'un eşi Atalia'ydı.

Bu isimlerin, lahitteki iki kadınla nasıl eşleştiği, akademisyenler arasında tartışmalı. Bazı araştırmacılar, Yaba ve Banitu'nun, aslında aynı kişi olabileceğini öne sürüyor; çünkü Banitu, Yaba'nın Akadca çevirisi gibi görünüyor. Bu konu, henüz kesin bir sonuca bağlanmadı. Yaba, Batı Sami dillerinde, Banitu ise Akadca'da, "güzel" anlamına gelen kelimelere benziyor. Bu benzerlik, aynı kadının, iki farklı dilde, iki farklı adla anılmış olabileceğini düşündürüyor. Asur sarayında, farklı kökenlerden gelen kraliçelerin bulunduğu düşünüldüğünde, bu ihtimal, hiç de uzak görünmüyor.

İkinci Mezar'ın en çarpıcı özelliği, içindeki hazineydi. Kadınların bedenleri, altın takılarla kaplıydı: taçlar, küpeler, kolyeler, bilezikler, halhallar ve yüzükler. Bir taç, ince altın yapraklar ve üzüm salkımları şeklinde süslemelerle, olağanüstü bir işçilik gösteriyordu. Mezarda bulunan altın nesnelerin toplam ağırlığının, onlarca kilogram olduğu belirtiliyor.

Lanetler

Kraliçe mezarlarında bulunan yazıtların bir kısmı, mezarı açanlara yönelik lanetler içeriyordu. Yaba'nın mezarındaki yazıt, mezarı açan ya da kraliçenin takılarını alan kişinin, ruhunun, yeraltı dünyasında, susuzluk çekmesini ve huzur bulamamasını diliyordu.

Bu lanetler, Mezopotamya'da, mezarların korunması için kullanılan, yaygın bir yöntemdi. Ölülerin huzuru, onların mezarlarının bozulmamasına bağlıydı. Bir mezarı açmak, sadece bir hırsızlık değil, aynı zamanda, ölünün ruhuna karşı işlenmiş bir suçtu.

Bu lanetler, belki de, mezarların, yüzyıllar boyunca yağmalanmadan kalmasına, bir ölçüde katkıda bulundu. Ama arkeologlar, lanetlere rağmen, mezarları açtı. Bu, arkeolojinin, kaçınılmaz etik ikilemlerinden biri: ölülerin huzuru ile geçmişi anlama arzusu arasındaki gerilim.

Diğer mezarlar

İkinci Mezar dışında, başka kraliçe mezarları da bulundu. "Üçüncü Mezar", II. Aşurnasirpal'in eşi Mullissu-mukannişat-Ninua'ya aitti. Bu mezar, daha önce yağmalanmıştı; ama mezar odasının önündeki bir bölümde, başka bireylere ait, değerli eşyalarla dolu tabutlar bulundu.

Bu mezarların toplamında, yüzlerce altın nesne, değerli taşlar ve kaplar ele geçti. Bu, Asur sarayının, ne kadar zengin olduğunu ve kraliçelerin, ne kadar önemli bir statüye sahip olduğunu gösteriyordu.

Kraliçelerin hayatı

Nimrud kraliçe mezarları, Asur sarayındaki kadınların hayatına dair, nadir bir pencere açıyor. Asur kaynaklarında, kraliçeler, genellikle, kralların gölgesinde kalıyor. Ama mezarların zenginliği, onların, sarayın içinde, önemli bir konuma sahip olduğunu gösteriyor.

Asur'da, kraliçe, "sarayın kadını" anlamına gelen bir unvanla anılıyordu. Kraliçelerin kendi mülkleri, kendi hizmetkârları ve kendi idari personelleri vardı. Bazı kraliçeler, siyasi olarak da etkiliydi. Bunların en ünlüleri, Sammu-ramat ve Naqia-Zakutu; onları, sonraki yazılarda, ayrıntılı olarak anlatacağım.

Mezarlarda bulunan kemiklerin incelenmesi, bu kadınların, öldüklerinde, nispeten genç olduklarını gösterdi. Bazı araştırmacılar, kalıntıların, ısıya maruz kalmış olabileceğine dair izler bulunduğunu öne sürdü; bu, bir tür cenaze ritüeline işaret ediyor olabilir. Ama bu konu, henüz netleşmiş değil.

Savaş yıllarında hazine

Kraliçe mezarlarının hazinesi, keşfinden sonra, kısa bir süre, Bağdat'taki Irak Müzesi'nde sergilendi. Ama 1991 Körfez Savaşı sırasında, hazine, güvenlik nedeniyle, Irak Merkez Bankası'nın kasalarına taşındı.

2003'te, Irak Müzesi'nin yağmalanmasından sonra, hazinenin akıbeti, büyük bir endişe konusu oldu. Bir süre, hazinenin kaybolduğu ya da çalındığı söylentileri dolaştı. Ama Haziran 2003'te, hazinenin, Merkez Bankası'nın su basmış bir bodrum katındaki kasalarda, sağlam olarak durduğu ortaya çıktı. Kasaların açılması ve hazinenin incelenmesi, uluslararası uzmanların da katılımıyla gerçekleştirildi.

Hazine, Temmuz 2003'te, kısa bir süre, Irak Müzesi'nde, gazetecilere ve bazı ziyaretçilere gösterildi. Bu, savaşın kaosu içinde, umut veren bir an olarak hatırlanıyor. Altın taçların, su basmış bir bodrumdan, sağlam olarak çıkarılması, birçok kişi için, Irak'ın mirasının, bütün kayıplara rağmen, hâlâ yaşadığının bir işaretiydi.

Kuyumcuların ustalığı

Kraliçe mezarlarından çıkan takılar, Asur kuyumculuğunun, ne kadar ileri bir düzeye ulaştığını gösteriyor. Altın tanecikleriyle süslenen granülasyon tekniği, ince altın tellerle yapılan telkari işleri ve renkli taşların altın yuvalara yerleştirilmesi, bu takılarda, ustalıkla uygulanmış.

Bazı takılarda, akik, lapis lazuli, kuvars ve başka renkli taşlar kullanılmış. Lapis lazuli, muhtemelen, uzak Afganistan'dan, Badahşan dağlarından getiriliyordu. Bu, Asur sarayının, uzak ticaret ağlarına erişimini gösteriyor.

Takıların bazılarında, bitki ve hayvan motifleri dikkat çekiyor: nar, palmiye, üzüm salkımı ve kanatlı figürler. Bazı motifler, Fenike ve Suriye sanatıyla benzerlikler taşıyor. Bu da, Asur sarayında, imparatorluğun farklı bölgelerinden gelen zanaatkârların çalıştığını, ya da en azından, onların üsluplarının, sarayda beğenildiğini düşündürüyor.

Mezarların bugünü

2015'te, IŞİD'in Nimrud'u tahrip etmesinden sonra, kraliçe mezarlarının durumu da, endişe konusu oldu. Mezarlar, Kuzeybatı Sarayı'nın altında bulunduğu için, sarayın yıkımından etkilenmiş olabilir. Bölgenin kurtarılmasından sonra yapılan incelemeler, sarayın büyük ölçüde yıkıldığını gösterdi; mezar odalarının tam olarak hangi durumda olduğu ise, farklı raporlarda farklı şekilde aktarılıyor.

Neyse ki, mezarlardan çıkan hazine, çok önceden, Bağdat'a taşınmıştı. Yani, mezar odaları zarar görmüş olsa bile, içlerindeki eserler, korunmuş durumda. Bu, Nimrud'un hikâyesinde, nadir görülen, sevindirici bir ayrıntı. Bir hazinenin, defalarca yer değiştirerek, savaşlardan kurtulması, size ne düşündürüyor?

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya'da, ölüm, yeraltı dünyasına bir yolculuk olarak görülüyordu. Yeraltı dünyasının kraliçesi Ereşkigal'di. Ölüler, onun ülkesine iniyor ve orada, toz ve karanlık içinde yaşıyordu. Mezarlara konan eşyalar, ölülerin, bu dünyada, statülerini korumalarına ve tanrılara hediye sunmalarına yardımcı oluyordu.

Kraliçe mezarlarındaki zenginlik, bu inancın bir yansıması olabilir. Bir kraliçe, yeraltı dünyasına, kraliçeye yakışır bir şekilde gitmeliydi. Altın takılar, onun, ölümden sonra da, saygın bir konuma sahip olmasını sağlıyordu.

Akademik okuma

Akademisyenler, Nimrud kraliçe mezarlarını, Asur kraliyet ailesinin, özellikle de kraliçelerin, hayatını anlamak için, çok önemli bir kaynak olarak görüyor. 2008'de, Londra'da düzenlenen bir konferansın bildirileri, "New Light on Nimrud" başlığıyla yayınlandı. Bu kitap, mezarlar üzerine yapılan araştırmaların, önemli bir derlemesi.

Sitchin'in okuması

Bazı Anunnaki yazarları, kraliçe mezarlarındaki altını, Anunnaki'nin, altın ihtiyacının bir yansıması olarak yorumluyor. Bu yoruma göre, altın, Anunnaki için, değerli bir hammaddeydi ve insanlar, bu altını, tanrılarına sunmak için topluyordu.

Ama mezarlardaki altın, kraliçelerin statüsünü ve Asur sarayının zenginliğini yansıtıyor. Bu zenginlik, Asur'un, imparatorluk boyunca topladığı vergiler ve ganimetlerle oluşmuştu.

Forumlarda

Forumlarda, Nimrud kraliçe mezarları, Tutankamon'un mezarıyla karşılaştırılıyor. Bazı kullanıcılar, bu keşfin, Tutankamon kadar ünlü olmamasının nedenini, Batı medyasının ilgisizliğine bağlıyor.

Bence bu karşılaştırma, haklı. Nimrud kraliçe mezarları, keşfedildiği dönemde, Irak'ın siyasi durumu nedeniyle, dünya çapında, hak ettiği ilgiyi görmedi.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Nimrud kraliçe mezarlarının asıl değeri, altından çok, bu kadınların isimlerinde yatıyor. Asur tarihi, genellikle, kralların savaşları üzerinden anlatılıyor. Ama Yaba, Atalia ve Mullissu-mukannişat-Ninua gibi isimler, bize, sarayın içinde, kendi hayatlarını yaşamış kadınları hatırlatıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Nimrud kraliçe mezarlarını daha önce duymuş muydunuz? Mezarlardaki lanetleri, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap