Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nimrud apkalluları ve "çanta" gizemi

İnternette dolaşan bir görsel var: bir yanda Asur kabartmasında, elinde küçük bir çanta tutan kanatlı bir figür; bir yanda Göbekli Tepe'deki bir dikilitaşın üzerinde çantaya benzeyen oymalar; bir yanda da Meksika'daki bir Olmek heykelinde benzer bir nesne. Görselin altında genellikle aynı soru yazıyor: "Bu tanrılar neden hep çanta taşıyor?" Bu soru, Anunnaki forumlarının en sevilen konularından biri haline geldi.

Asur kabartmasındaki figür, bir "apkallu". Bu figürlerin en bilinen örnekleri, Asur kralı II. Asurnasirpal'in Nimrud'daki Kuzey-Batı Sarayı'ndan geliyor. Ben bu konuya bakarken, önce kabartmalara, sonra apkalluların adının geçtiği metinlere dönmenin en doğru yol olduğunu düşündüm. Çünkü "çanta" sorusunun cevabı, Asurluların kendi yazdıklarında saklı.

Kuzey-Batı Sarayı

II. Asurnasirpal, MÖ dokuzuncu yüzyılda Asur'un başkentini Aşur'dan Kalhu'ya, bugünkü Nimrud'a taşıdı. Burada büyük bir saray inşa etti. Sarayın açılışı için büyük bir ziyafet düzenlendiğini anlatan bir stel, "Ziyafet Steli", sarayda bulundu. Bu stelde, kralın on gün süren bir şölende 69.574 konuğu ağırladığı yazıyor; bu sayının abartılı olabileceği de tartışılıyor.

Sarayın duvarları, alçı taşı levhalara oyulmuş kabartmalarla kaplıydı. Bu kabartmaların önemli bir bölümü, savaş ve av sahneleri değil, kutsal bir ağacın çevresinde duran kral ve apkallu figürlerini gösteren tekrarlayan sahnelerdi. Austen Henry Layard, 1840'larda bu sarayı kazdı ve kabartmaların bir kısmını British Museum'a gönderdi. Bugün Nimrud kabartmaları, dünyanın birçok müzesine dağılmış durumda; Amerika'daki birçok üniversite müzesinde bile Nimrud'dan gelen birer apkallu levhası bulunuyor.

Üç biçimli bilgeler

Nimrud kabartmalarında apkallular üç farklı biçimde tasvir ediliyor. Birinci biçimde, sakallı, kanatlı bir insan olarak; ikinci biçimde, kuş başlı ve kanatlı bir figür olarak; üçüncü biçimde ise, sırtına bir balık derisi giymiş bir insan olarak. Balık kılıklı apkallular, Berossos'un anlattığı ve denizden çıkıp insanlara uygarlığı öğreten Oannes'i akla getiriyor.

Bu üç biçimin aynı varlık sınıfını mı, yoksa farklı türdeki koruyucuları mı temsil ettiği tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, kuş başlı figürlerin apkallu değil, başka bir koruyucu ruh türü olduğunu düşünüyor. Ancak üç biçim de aynı nesneleri taşıyor ve benzer hareketler yapıyor.

"Çanta" ve "kozalak"

Apkalluların taşıdığı iki nesne var. Bir elde, çam kozalağına benzeyen bir nesne; diğer elde ise, bugün çanta gibi görünen, kulplu bir kap. Akadca metinlerde bu nesnelerin adları geçiyor: kap, "banduddû" olarak, kozalağa benzeyen nesne ise "mullilu", yani "arındırıcı" olarak biliniyor.

Arınma törenlerini anlatan büyü metinlerinde, kovanın içinde kutsal su bulunduğu ve arındırıcı nesnenin bu suya batırılıp kişinin ya da nesnenin üzerine serpildiği anlaşılıyor. Yani kabartmalarda görülen sahne, bir arınma ve koruma töreni. Apkallular, kralı ya da kutsal ağacı, kutsal su serperek kötü güçlerden arındırıyor.

Kozalak gibi görünen nesnenin gerçekten bir çam kozalağı mı, yoksa hurma ağacının erkek çiçeği mi olduğu tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, bunun hurma ağaçlarının döllenmesini simgelediğini, yani bolluk ve verimlilikle ilişkili olduğunu öne sürdü. Bugün daha yaygın görüş, nesnenin bir arınma aracı olarak kullanıldığı yönünde.

"Çanta"nın aslında bir su kovası olduğunu öğrendiğinizde, bu görüntü size nasıl görünüyor?

Tanrılar arasındaki ilişki: Enki'nin bilgeleri

Mezopotamya geleneğinde apkallular, Tufan'dan önce yaşamış yedi bilgeydi. Bu bilgeler, Enki'nin, yani Akadca adıyla Ea'nın hizmetkârları olarak görülüyordu. Enki, bilgeliğin, büyünün ve tatlı suların tanrısıydı; apkallular onun bilgisini insanlara aktaran aracılardı.

"Bit meseri" adlı bir büyü metni, yedi apkallunun adlarını listeliyor. Bu listede, Uanna, Uannedugga, Enmedugga, Enmegalamma, Enmebulugga, An-Enlilda ve Utuabzu adları geçiyor. Uanna adı, Berossos'un Oannes'ine karşılık geliyor. Metne göre bu bilgeler, Tufan öncesi kralların danışmanlarıydı.

Enki ile apkallular arasındaki bu ilişki, kabartmalardaki sahnelerin anlamını da açıklıyor. Apkallular, Enki'nin tatlı sularıyla, yani kutsal su ile arınma yapıyordu. Kova, Enki'nin suyunu taşıyordu. Bu da apkalluların, kralı Enki'nin bilgeliği ve korumasıyla kuşattığını gösteriyordu.

Gömülü apkallular

Apkallular, yalnızca kabartmalarda değil, toprağa gömülü küçük figürlerde de karşımıza çıkıyor. Nimrud'da, Ur'da ve başka kentlerde, binaların zeminlerinin altına yerleştirilmiş tuğla kutuların içinde, kilden yapılmış küçük apkallu figürleri bulundu. Bu figürler, balık kılıklı ya da kuş başlı olarak yapılmıştı ve genellikle yedişerli gruplar halinde gömülüyordu.

Bu figürlerin nasıl hazırlanacağını ve nereye gömüleceğini anlatan büyü metinleri de var. Metinlerde, figürlerin belirli kil türlerinden yapılması, üzerlerine belirli yazıların yazılması ve evin belirli noktalarına gömülmesi gerektiği anlatılıyor. Bu, görünür kabartmaların yanında, görünmeyen bir koruma katmanının da olduğunu gösteriyor.

Yedi bilgenin, bir evin köşelerine yedi küçük figür olarak gömülmesi, onları uzak tanrısal varlıklardan, her evin günlük koruyucularına dönüştürüyordu. Bilgeliğin tanrısının hizmetkârları, bir ailenin evinin altında nöbet tutuyordu.

Kutsal ağaç

Apkallu sahnelerinin merkezinde çoğu zaman bir "kutsal ağaç" duruyor. Bu ağaç, gerçek bir ağaçtan çok, stilize bir biçim: ortada bir gövde, çevresinde birbirine bağlanan dallar ve palmet biçimli yapraklar. Kabartmalarda apkallular, bu ağacın iki yanında, arındırıcı nesneyi ağaca doğru uzatıyor. Bazı sahnelerde ağacın üzerinde, kanatlı bir güneş kursunun içinde bir tanrı figürü beliriyor; bu tanrının Aşur ya da güneş tanrısı Şamaş olduğu tartışılıyor.

Kutsal ağacın neyi temsil ettiği hakkında birçok yorum var. Bazı araştırmacılar, ağacın evrenin düzenini, bazıları bolluğu ve verimliliği, bazıları ise kralın kendisini ya da krallığı temsil ettiğini düşünüyor. Simo Parpola gibi bazı araştırmacılar, ağacın Asur dininde tanrısal düzenin bir haritası olduğunu öne sürdü; ancak bu yorum tartışmalı ve yaygın kabul görmüş değil.

Hangi yorum kabul edilirse edilsin, sahnenin yapısı açık: ağaç ortada, kral ve apkallular onun yanında, tanrı ise yukarıda. Bu düzen, kralın, tanrıların bilge hizmetkârları aracılığıyla tanrısal düzeni koruduğunu ve sürdürdüğünü gösteriyor. Sarayın her odasında bu sahnenin tekrarlanması, düzenin sürekli olarak yenilenmesi gerektiği düşüncesini yansıtıyor olabilir.

Aynı sahnenin bir sarayın duvarları boyunca onlarca kez tekrarlanması size nasıl bir duygu veriyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde apkallular, Mezopotamya'nın büyü ve arınma geleneklerinin bir parçası olarak inceleniyor. Anthony Green ve F. A. M. Wiggermann gibi araştırmacılar, apkallu figürlerinin ve onların kullanıldığı büyü metinlerinin ayrıntılı çalışmalarını yaptı. Bu çalışmalar, kabartmalardaki figürlerin metinlerle nasıl eşleştiğini gösteriyor.

"Çanta" meselesi ise akademik çevrelerde ciddi bir tartışma konusu değil. Nesnenin bir kova olduğu, metinler ve tasvirler karşılaştırıldığında açıkça anlaşılıyor. Göbekli Tepe ve Olmek örnekleri ise farklı dönemlere, farklı kültürlere ait; aralarında binlerce yıl ve binlerce kilometre var. Kulplu bir kap, birbirinden bağımsız birçok kültürde kolayca ortaya çıkabilecek bir biçim.

Sitchin'in okuması

Sitchin, apkalluları Anunnaki'nin kendisi ya da onların insanlara bilgi aktaran temsilcileri olarak yorumladı. Ona göre kanatlı figürler, uçabilen varlıkları; balık kılıklı figürler ise denizden gelen, belki de su altı araçları kullanan varlıkları gösteriyordu. Kozalak ve kova, onun okumasında, teknik bir araç ya da bir enerji kaynağı olarak yorumlanabiliyordu.

Sitchin'den sonraki yazarlar, "çanta" konusunu daha da geliştirdi ve dünyanın farklı yerlerindeki benzer nesneleri, ortak bir küresel uygarlığın izi olarak sundu. Ancak bu yaklaşım, Asurluların bu nesneler hakkında yazdıklarını hesaba katmıyor.

Forumlarda

Forumlarda "tanrıların çantası" konusu, Anunnaki başlıklarının en popüler görsellerinden biri. Bazı kullanıcılar, bu çantaların enerji kaynağı, bilgi deposu ya da teknolojik bir alet olduğunu öne sürüyor. Bazıları ise bu nesnenin Akadca adının ve kullanımının metinlerde açıkça yazdığını hatırlatıyor.

Diğer başlıklarda ise Göbekli Tepe'deki oymaların gerçekten çanta olup olmadığı tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, bu oymaların çanta değil, başka bir nesne ya da sembol olduğunu öne sürüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "çanta" tartışması, eski görüntülere kendi zamanımızın nesnelerini yansıtma eğilimimizi çok iyi gösteriyor. Biz bir kulplu kap görünce çanta görüyoruz; Asurlular ise Enki'nin kutsal suyunu taşıyan bir kova görüyordu. Bu kova, bir teknoloji değil, bir bağın simgesiydi: kralı, tatlı suların bilge tanrısına bağlayan bir bağ.

Belki de apkallular, gerçekten bir şey taşıyordu: bilgiyi. Ama bu bilgi, bir cihazın içinde değil, bir arınma töreninin hareketlerinde, bir duanın sözlerinde ve Enki'nin suyunun sembolünde saklıydı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

"Tanrıların çantası" görselini daha önce gördünüz mü? Nesnenin bir su kovası olduğunu bilmek, sizin için görüntünün gizemini azaltıyor mu? Sizce farklı kültürlerdeki benzer nesneler, ortak bir kaynağa mı, yoksa insan zihninin benzer çözümlerine mi işaret ediyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap