Nibiru neden bu kadar yayıldı? Her yeni gök keşfinin bir söylentiyi yeniden ateşlemesi
Nibiru hakkında daha önce birçok kez yazdım: Enuma Eliş'teki yeri, Sitchin'in okuması, 2012 ve 2017 söylentileri. Ama bu kez başka bir soru sormak istiyorum. Nibiru'nun ne olduğunu değil, neden bu kadar uzun süre yaşadığını. Akademisyenlerin onlarca yıldır itiraz ettiği, gökbilimcilerin defalarca yanıtladığı bir iddia, nasıl oluyor da her birkaç yılda bir yeniden canlanıyor?
Bu soruyu düşünürken fark ettiğim bir örüntü var: Nibiru, en çok gerçek bilimsel keşiflerin ardından konuşuluyor. Gökbilimciler ne zaman Güneş sisteminin uzak köşelerinde yeni bir şey bulsa, forumlarda aynı cümle beliriyor: "Bakın, Sümerler haklıymış." Burada bu örüntünün izini sürmek istiyorum.
1983: IRAS ve bir gazete haberi
1983'te kızılötesi gözlem uydusu IRAS, gökyüzünü taradı ve binlerce yeni kaynak tespit etti. O yılın son günlerinde Washington Post'ta Thomas O'Toole imzalı bir haber yayımlandı. Haberde, IRAS'ın Orion yönünde, kökeni belirsiz bir gök cismi bulduğu ve bunun dev bir gezegen ya da uzak bir galaksi olabileceği belirtiliyordu. Bilim insanlarının alıntılanan sözleri temkinliydi; ama haber, "gizemli bir gök cismi" ifadesiyle akıllarda kaldı.
Sonraki incelemeler, IRAS'ın bulduğu bu tür kaynakların uzak galaksiler ve yıldızlararası toz bulutları olduğunu gösterdi. Ama haber, Sitchin okurları için bir dönüm noktası oldu. Sitchin'in kitabı yayımlanalı yedi yıl olmuştu ve şimdi büyük bir gazete, sanki onun gezegeninden söz ediyordu. Bu haber, bugün bile forumlarda Nibiru'nun "resmî kabul" kanıtı olarak paylaşılıyor; düzeltme ise neredeyse hiç paylaşılmıyor.
Bu, bir söylentinin yayılmasının en eski mekanizmalarından biri: İlk haber yüksek sesle, düzeltme fısıltıyla gelir. Siz bir haberin düzeltmesini en son ne zaman okudunuz?
Gezegen X arayışı
Nibiru'nun ömrünü uzatan bir başka etken, gökbilimin kendi tarihinde gerçek bir "Gezegen X" arayışının olması. 19. yüzyılda Uranüs'ün yörüngesindeki sapmalar, Neptün'ün keşfine yol açtı. 20. yüzyılın başında Percival Lowell, Neptün'ün ötesinde başka bir gezegen aradı ve ona "Gezegen X" adını verdi. 1930'da Clyde Tombaugh, Lowell Gözlemevi'nde Plüton'u buldu.
Yani gökbilimciler gerçekten de yüzyıllardır görünmeyen gezegenler aradı ve bazen buldu. Bu tarih, Nibiru iddiasına bir tür meşruiyet gölgesi düşürüyor. "Neptün de bir zamanlar görünmüyordu" cümlesi, forumlarda sık kullanılan bir argüman. Ama Neptün'ün keşfi, matematiksel hesaplarla öngörülen bir konumda yapılan gözlemle doğrulandı. Nibiru için ise ne bir hesap ne de bir gözlem var; yalnızca bir okuma.
2016: Dokuzuncu Gezegen
2016'da Caltech'ten Konstantin Batygin ve Mike Brown, Kuiper kuşağının ötesindeki bazı küçük cisimlerin yörüngelerinin, henüz görülmemiş büyük bir gezegenin çekim etkisiyle açıklanabileceğini öne sürdü. Bu varsayımsal cisme "Dokuzuncu Gezegen" adı verildi. Makale, The Astronomical Journal'da yayımlandı ve dünya çapında haber oldu.
O hafta forumlarda bir patlama yaşandı. "Nibiru bulundu" başlıkları, sosyal medyada hızla yayıldı. Oysa Batygin ve Brown'ın gezegeni, Nibiru'dan çok farklı bir şey: Güneş'ten çok uzakta, Dünya'ya hiçbir zaman yaklaşmayan, binlerce yıllık bir yörüngede dolaşan, kütlesi Dünya'nın birkaç katı olabilecek bir cisim. İçinde yaşayan tanrılar ya da Dünya'ya çarpma tehlikesi yok.
Mike Brown'ın bu konudaki tutumu da ilginçti. Brown, Plüton'un gezegen statüsünü kaybetmesinde rol oynayan keşifleriyle tanınıyor ve sosyal medyada Nibiru sorularına sabırla yanıt veriyordu. Bir bilim insanının, kendi gerçek keşfinin bir söylentiye malzeme olmasını izlemesi, sanırım hem komik hem yorucu bir deneyim.
Neden düzeltmeler işe yaramıyor?
Bu örneklerin hepsinde aynı şey oluyor: Gerçek bir bilimsel gelişme, Nibiru anlatısına uyarlanıyor; bilim insanlarının açıklamaları ise bu uyarlamaya yetişemiyor. Psikologlar bu duruma "doğrulama yanlılığı" diyor: İnsanlar, zaten inandıkları şeyi destekleyen bilgilere daha çok dikkat ediyor, onları daha kolay hatırlıyor ve daha çok paylaşıyor.
Bir de "kısmi doğruluk" etkisi var. "Gökbilimciler Güneş sisteminin uzak köşesinde bilinmeyen bir gezegen arıyor" cümlesi doğru. "Bu gezegen Nibiru'dur" cümlesi ise yanlış. Ama ilk cümle o kadar doğru ki, ikinci cümle de onun parıltısından pay alıyor.
Bir söylentinin yaşam döngüsü
Nibiru'nun yayılma tarihine baktığımda, belirgin bir yaşam döngüsü görüyorum. Önce bir tohum: Sitchin'in 1976'daki kitabı. Sonra bir sulama: IRAS haberi gibi, tohumu besleyen gerçek bir gelişme. Ardından bir dallanma: ZetaTalk, 2012, 2017 gibi, ana gövdeden ayrılan yeni versiyonlar. Son olarak bir kış uykusu: Söylentinin sessizleştiği, ama tamamen ölmediği dönemler.
Sosyologlar, söylentilerin yayılmasını uzun zamandır inceliyor. Gordon Allport ve Leo Postman, 1947'de yayımlanan "The Psychology of Rumor" kitabında, bir söylentinin yayılma gücünün iki etkene bağlı olduğunu öne sürdü: konunun önemi ve konudaki belirsizlik. İkisi de yüksekse, söylenti hızla yayılıyor. Nibiru, bu formüle mükemmel uyuyor: Dünyanın sonu kadar önemli bir konu ve uzay kadar belirsiz bir alan.
Allport ve Postman'ın bir başka gözlemi de, söylentilerin aktarıldıkça kısaldığı, keskinleştiği ve dinleyicinin beklentilerine uyarlandığıydı. Sitchin'in yüzlerce sayfalık argümanı, forumlarda tek bir cümleye iniyor: "Nibiru geliyor." Her aktarımda bir ayrıntı düşüyor, bir vurgu güçleniyor. Bu cümleyi okuyan biri, onun arkasındaki uzun ve tartışmalı okuma zincirini hiç görmüyor.
Siz duyduğunuz bir söylentiyi bir başkasına aktarırken, ondan neyi çıkarıp neyi vurguladığınızı fark ediyor musunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Bu yayılma sürecinde, Nibiru'nun Mezopotamya'daki asıl anlamı, yani Marduk'un gökteki geçit noktası olması, tamamen kayboluyor. Enuma Eliş'in beşinci tabletinde Marduk, gökyüzünü düzenlerken Nibiru'yu bir dayanak noktası olarak belirliyor; böylece diğer tanrıların gökteki yerleri de onun çevresinde konumlanıyor. Bu, tanrılar arasındaki hiyerarşinin göğe yazılması. Babil'in tanrısı Marduk, panteonun yeni başı olarak, göğün düzenini de kendi adına kuruyor. Nibiru bu anlamda bir gezegen değil, bir taht.
Plüton'un düşüşü
2006'da Uluslararası Astronomi Birliği, Prag'daki genel kurulunda gezegen tanımını değiştirdi ve Plüton, cüce gezegen sınıfına alındı. Bu karar, dünya çapında beklenmedik bir duygusal tepkiye yol açtı. Okul çocukları mektuplar yazdı, bazı eyalet meclisleri sembolik kararlar aldı. Forumlarda ise bu karar, başka bir biçimde yorumlandı: "Gezegenlerin sayısını bile bilmiyorlar, Nibiru'yu nereden bilsinler?"
Bu argüman, bilimin kendini düzeltmesini bir zayıflık işareti olarak sunuyor. Oysa Plüton kararı, tam tersine, gökbilimcilerin yeni verilerle eski kategorileri yeniden düşünmeye ne kadar açık olduğunu gösteriyordu. Kuiper kuşağında Plüton'a benzeyen başka cisimler bulunmuştu; Mike Brown'ın ekibinin keşfettiği Eris, Plüton'dan daha kütleliydi. Ya Eris'i ve onun gibi düzinelerce cismi gezegen saymak ya da tanımı değiştirmek gerekiyordu.
Bilimin fikir değiştirebilmesi, bence onun en güçlü yanı. Ama söylentiler için bu esneklik, bir saldırı noktasına dönüşebiliyor.
Akademik okuma
Akademisyenler için Nibiru'nun yayılması, bir bilgi meselesinden çok bir iletişim meselesi. Asurologlar, Nibiru'nun Mezopotamya'daki anlamını açıklayan makaleler yazdı; gökbilimciler, Dünya'ya yaklaşan bir gezegenin neden imkânsız olduğunu anlattı. Ama bu açıklamalar, Nibiru söylentisinin yayıldığı kanallara, yani forumlara, videolara ve tabloid manşetlerine ulaşmakta zorlandı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, IRAS haberini ve sonraki gökbilimsel gelişmeleri, kendi kitaplarında Nibiru'nun varlığına destek olarak kullandı. Bu, onun yönteminin bir parçasıydı: Bilimin henüz yanıtlamadığı soruları, kendi anlatısının boşluklarını doldurmak için kullanmak. Bilim ilerledikçe bu boşluklar kapandı; ama Sitchin'in kitaplarındaki alıntılar, yazıldıkları anda donup kaldı.
Forumlarda
Forumlarda Nibiru başlıkları, artık bir tür döngüsel ritüel gibi. Yeni bir gökbilimsel haber geliyor, yeni bir başlık açılıyor, eski argümanlar tekrarlanıyor, birkaç hafta sonra başlık sessizleşiyor. Bazı eski kullanıcılar, bu döngüyü fark edip yeni gelenlere "bu başlığı daha önce de açtık" diye eski tartışmaların bağlantılarını veriyor. Bu, forumların kendi hafızasını oluşturma çabası.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Nibiru'nun en büyük müttefiki, gökbilimin kendisi. Bilim insanları bilinmeyeni araştırdıkça, bilinmeyenin varlığını sürekli hatırlatıyorlar. Her yeni keşif, "henüz bilmediğimiz şeyler var" mesajını taşıyor. Nibiru, bu mesajın içine yerleşiyor ve onunla birlikte yaşıyor. Belki de Nibiru'yu tamamen ortadan kaldırmanın tek yolu, bilinmeyen hiçbir şey kalmaması; ki bu da hiçbir zaman olmayacak.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Bir dahaki gökbilim haberinde, belki önce haberin kaynağı olan makalenin özetine bakmayı deneyebilirsiniz; çoğu zaman birkaç paragraf yetiyor.
Size soru
Dokuzuncu Gezegen haberini duyduğunuzda aklınıza Nibiru geldi mi? Bir haberin düzeltmesini aramayı alışkanlık haline getirdiniz mi? Bilimin bilinmeyeni araştırmasının, söylentilere nasıl alan açtığını düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda Nibiru'nun kardeşi sayılabilecek bir ifadeye, "12. gezegen" adının yayılma gücüne bakacağım.
Giriş yap