Nebi Yunus tünelleri: yıkımın altından çıkan saray
Musul'un doğu yakasında, Dicle'nin kıyısına yakın bir tepe var. Yüzyıllar boyunca, bu tepenin üzerinde, Hz. Yunus'a, yani Kitab-ı Mukaddes'teki Yunus peygambere atfedilen bir türbe ve cami bulunuyordu. Tepe, bu yüzden "Nebi Yunus" adıyla anıldı. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için, burası kutsal bir yerdi.
Bu tepe, aynı zamanda, antik Ninova'nın iki büyük höyüğünden biriydi. Altında, Asur krallarının sarayları yatıyordu. Ama türbe ve çevresindeki yerleşim nedeniyle, burada neredeyse hiç kazı yapılamamıştı. Sonra, 2014'te, IŞİD türbeyi havaya uçurdu ve höyüğün altına tüneller kazdı. Bu tüneller, istemeden, bir sarayı gün ışığına çıkardı. Ben bu hikâyeyi, tarihin en tuhaf ironilerinden biri olarak görüyorum. Bir yıkımın, bir keşfe dönüşmesi sizce nasıl karşılanmalı?
Yunus'un kenti
Kitab-ı Mukaddes'teki Yunus Kitabı, Tanrı'nın Yunus'u, günahkâr Ninova kentini uyarmak için gönderdiğini anlatır. Yunus, bu görevden kaçar, bir gemiye biner, fırtınaya yakalanır ve denize atılır. Büyük bir balık onu yutar ve üç gün sonra karaya kusar. Yunus, sonunda Ninova'ya gider, halkı uyarır ve Ninova halkı tövbe eder.
Bu hikâye, Kur'an'da da yer alır. Yunus, İslam geleneğinde "Zünnun", yani "balık sahibi" olarak da anılır. Hikâyenin Ninova'da geçmesi, Ninova höyüklerinden birinin, Yunus'un mezarı olarak kabul edilmesine yol açtı. Bu geleneğin ne zaman başladığı kesin olarak bilinmiyor, ama ortaçağdan beri, Nebi Yunus'ta bir türbe ve ibadet yeri vardı.
Türbe, aslında daha önce bir Nesturi kilisesi olan bir yapının üzerine kurulmuştu. Yüzyıllar içinde, cami genişletildi ve çevresinde bir mahalle oluştu. Bu yerleşim, höyüğün kazılmasını neredeyse imkânsız hale getirdi.
Eski kazılar ve Taharka heykelleri
On dokuzuncu yüzyılda, Layard ve Rassam, Kuyuncuk höyüğünü kazarken, Nebi Yunus'a da göz dikti. Ancak yerel halkın ve dini otoritelerin direnişi nedeniyle, burada ancak sınırlı araştırmalar yapabildiler. Bazı yazıtlar ve kabartma parçaları, evlerin bodrumlarından ve kuyulardan elde edildi.
1950'lerde, Iraklı arkeologlar, Fuad Safar ve Muhammed Ali Mustafa önderliğinde, höyüğün türbe dışındaki bazı bölümlerinde kazılar yaptı. 1954'te, şaşırtıcı bir buluntu ortaya çıktı: Mısır firavunu Taharka'nın adını taşıyan, Mısır tarzında yapılmış heykeller. Taharka, Mısır'ı yöneten Kuşlu bir firavundu; Asur kralı Esarhaddon, MÖ 671'de Mısır'a saldırmış ve Taharka'yı yenmişti. Bu heykeller, büyük olasılıkla, Mısır'dan ganimet olarak Ninova'ya getirilmişti.
Bu buluntular, Nebi Yunus höyüğünün altında, Esarhaddon dönemine ait önemli yapıların olduğunu gösteriyordu. Ama kazılar, türbe nedeniyle, höyüğün merkezine ulaşamadı.
Tüneller
IŞİD, Temmuz 2014'te, Nebi Yunus türbesini ve camisini patlayıcılarla havaya uçurdu. Sonraki aylarda, örgütün militanları, türbenin altına ve höyüğün içine tüneller kazdı. Amaç, eski eserleri bulup satmaktı.
Musul'un doğu yakası, Ocak 2017'de IŞİD'den geri alındı. Kısa bir süre sonra, Iraklı arkeologlar, tünelleri keşfetti. Musul'daki Eski Eserler Müdürlüğü'nden Layla Salih ve ekibi, tünellere girerek, gördüklerini belgeledi.
Tüneller, yaklaşık bir kilometre uzunluğunda, dar ve tehlikeli geçitlerdi. Ama duvarlarında, olağanüstü şeyler vardı: Asur sarayına ait duvarlar, kabartmalar, yazıtlar ve heykeller. Militanlar, taşınabilir eserlerin bir kısmını çıkarıp götürmüştü; ama büyük kabartmalar ve duvarlar yerinde kalmıştı.
Esarhaddon'un sarayı
Tünellerde bulunan kalıntıların, Asur kralları Sanherib, Esarhaddon ve Asurbanipal döneminde kullanılan bir saraya ait olduğu düşünülüyor. Bu saray, Asurca "ekal maşarti" olarak adlandırılan, yani "gözden geçirme sarayı" ya da "cephanelik" anlamına gelen bir yapıydı. Burada, ordunun silahları, atları ve savaş arabaları depolanıyor ve gözden geçiriliyordu.
Tünellerde bulunan bir mermer levhada, Esarhaddon'a ait bir çivi yazılı yazıt vardı. Bu yazıt, sarayın inşasını ve Esarhaddon'un Mısır'a karşı kazandığı zaferleri anlatıyordu. Ayrıca, bir lamassunun alt kısmı, yani bir kanatlı boğanın gövdesi de bulundu.
En çok dikkat çeken buluntular ise, kadın figürlerini gösteren kabartmalardı. Bu figürler, uzun saçlı, takılar takmış ve ellerinde kaplar tutan kadınlardı. Bazı araştırmacılar, bunların, suyu ya da bereketi temsil eden koruyucu tanrıçalar olduğunu öne sürdü. Asur saray kabartmalarında, kadın figürleri nadiren bu kadar belirgin bir şekilde tasvir ediliyor; bu yüzden bu buluntu, özellikle ilgi çekti.
Kurtarma çalışmaları
Tünellerin keşfinden sonra, uluslararası bir ekip, Iraklı arkeologlarla birlikte, bu alanı belgelemeye ve korumaya başladı. Heidelberg Üniversitesi'nden Peter Miglus ve diğer araştırmacılar, tünellerdeki kalıntıları incelemek için çalıştı.
Ancak tüneller, son derece tehlikeliydi. Türbe kalıntılarının ve üzerindeki binaların ağırlığı, tünellerin çökmesine neden olabilirdi. Bu yüzden, kurtarma ekipleri, önce tünelleri güçlendirmek zorunda kaldı. Ayrıca, Nebi Yunus türbesinin yeniden inşası da gündemdeydi; bu, kazı ve koruma çalışmalarıyla dengelenmesi gereken hassas bir konuydu.
Bu durum, ilginç bir ikilem yarattı: bir yanda, yerel halk için kutsal olan bir türbenin yeniden inşası; öbür yanda, bilim dünyası için olağanüstü önem taşıyan bir sarayın kazılması. Bu iki talebi dengelemek, kolay değil.
Tanrılar arasındaki ilişki: Yunus ve Asur tanrıları
Nebi Yunus höyüğü, birbirinden çok farklı dinsel geleneklerin üst üste bindiği bir yer. En altta, Asur tanrıları: İştar, Nabu, Aşur ve diğerleri. Asur kralları, saraylarını ve tapınaklarını, bu tanrıların himayesinde inşa etti. Esarhaddon'un yazıtları, onun tanrı Aşur'un emriyle Mısır'a sefer düzenlediğini söylüyor.
Onun üstünde, Hristiyan geleneği: bir Nesturi kilisesi ve Yunus'a duyulan saygı. Daha üstte, İslam geleneği: Hz. Yunus türbesi ve cami.
Yunus hikâyesinin kendisi de, Asur ile ilginç bir ilişki içinde. Kitab-ı Mukaddes'te, Ninova, İsrail'in büyük düşmanı Asur'un başkentiydi. Yunus'un bu kente gönderilmesi ve kentin tövbe etmesi, tanrının merhametinin düşmanları bile kapsadığına dair bir mesaj taşıyor. Yunus'un kendisi ise, bu merhamete itiraz eder; Ninova'nın cezalandırılmasını istemektedir. Hikâye, Tanrı'nın Yunus'a, "Ben bu büyük kente acımayayım mı?" diye sormasıyla sona erer.
Bazı yazarlar, Yunus'u yutan büyük balığı, Mezopotamya'nın balık-adam bilgesi Oannes ile, yani Adapa ya da apkallu figürleriyle ilişkilendirdi. Bu bağlantı, akademik olarak desteklenmiyor; ama Ninova'da, balık kılığında apkallu figürlerinin tasvir edildiği kabartmaların bulunması, bu yorumu çekici kılıyor.
Esarhaddon kimdi?
Esarhaddon, MÖ 681'den 669'a kadar Asur'u yönetti. Babası Sanherib, kendi oğulları tarafından öldürülmüştü; Esarhaddon, kardeşleriyle bir iç savaşın ardından tahta çıktı. Bu karışık başlangıç, onun saltanatına damgasını vurdu.
Esarhaddon, son derece kuşkucu ve kehanetlere bağlı bir kraldı. Saltanatı boyunca, yüzlerce kez kâhinlere danıştı; yıldızları, koyun karaciğerlerini ve diğer alametleri okuttu. Bu danışmaların kayıtları, Ninova'daki arşivlerde bulundu ve bugün "Esarhaddon'a sorular" olarak biliniyor. Kötü bir alamet görüldüğünde, Esarhaddon'un yerine geçici olarak "vekil kral" tahta oturtuluyor, böylece tanrıların öfkesinin bu vekile yönelmesi umuluyordu.
Esarhaddon'un kehanetlere duyduğu bu derin güven, onun sarayını süsleyen koruyucu figürlerin anlamını da güçlendiriyor. Tünellerde bulunan kabartmalar, belki de, kötülüğü uzak tutması umulan, kralın korkularına karşı dikilmiş bekçilerdi.
Akademik okuma
Akademisyenler, Nebi Yunus tünellerindeki keşfi, Asur arkeolojisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak görüyor. Bu saray, Asur'un son döneminin mimarisine, sanatına ve ideolojisine dair yeni bilgiler sunuyor.
Ancak bu keşif, aynı zamanda, etik bir soru da doğuruyor: bir yıkımın sonucunda ortaya çıkan bir buluntuyu nasıl değerlendirmeliyiz? Bazı araştırmacılar, keşfin IŞİD'in tahribatını aklamaması gerektiğini vurguluyor. Tüneller kazılırken, pek çok eser çalındı ve bağlamları yok edildi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Nebi Yunus'a özel bir ilgi göstermedi. Ancak onun Ninova'ya ve Asur'a dair genel yaklaşımında, Asur kralları, Anunnaki'nin talimatlarıyla hareket eden temsilcilerdi. Asur kabartmalarındaki kanatlı figürleri, Anunnaki ya da onların yardımcıları olarak yorumladı.
Tünellerde bulunan kadın figürleri ve lamassu, Sitchin takipçileri arasında, "yeni Anunnaki kanıtları" olarak paylaşıldı. Akademik okumada ise, bu figürler, Asur saray sanatının bilinen koruyucu motifleri arasında değerlendiriliyor.
Forumlarda
Forumlarda Nebi Yunus tünelleri, büyük bir merakla karşılandı. Bazı kullanıcılar, IŞİD'in asıl amacının, höyüğün altındaki "gizli bilgileri" bulmak olduğunu öne sürdü. Diğerleri ise, örgütün amacının, satılabilir eserler bulmak olduğunu ve bunun belgelendiğini belirtti.
Yunus ile Oannes arasındaki benzerlik de, forumlarda sık sık tartışılan bir konu.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Nebi Yunus, bana, katmanların sadece toprakta değil, inançlarda da biriktiğini hatırlatıyor. Aynı tepe, Asur tanrılarının, Hristiyan azizlerinin ve Müslüman peygamberlerin kutsal yeri oldu. Her yeni inanç, öncekinin üzerine kuruldu, ama onu tamamen silmedi.
Belki de Yunus'un Ninova'ya gönderilmesi hikâyesi, bu tepenin kendi hikâyesi: farklı tanrıların ve inançların, aynı yerde, birbirine "acıyarak" var olması.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir kutsal yerin altında başka bir kutsal yerin olması size ne düşündürüyor? Sizce Nebi Yunus türbesi yeniden inşa edilmeli mi, yoksa önce saray mı kazılmalı? Yorumlarda yazın.
Giriş yap