Naram-Sin Zafer Steli: boynuzlu taç takan bir kral
Louvre Müzesi'nin Mezopotamya bölümünde, pembe kireçtaşından, iki metreyi aşan bir stel duruyor. Üzerinde, dağ yamacında ilerleyen askerler, ayakları altında ezilen düşmanlar ve en üstte, diğerlerinden çok daha büyük gösterilen bir kral var. Kralın başında boynuzlu bir miğfer görülüyor. Mezopotamya sanatında boynuzlu taç, tanrılara özgü bir işaretti. Bu kral, kendini tanrı olarak gösteren ilk hükümdarlardan biri: Akad kralı Naram-Sin.
Anunnaki tartışmalarında bu stel, tanrılar ile krallar arasındaki sınırın nerede çizildiği sorusunu sormak için iyi bir eser. Bir insan, ne zaman ve nasıl tanrıların simgelerini kendine alabiliyordu? Ve tanrıların bu duruma tepkisi, metinlerde nasıl anlatılıyordu?
Susa'dan Paris'e
Stel, Akad'da değil, bugünkü İran'da, Elam'ın başkenti Susa'da bulundu. 1890'ların sonunda Jacques de Morgan yönetimindeki Fransız heyetinin kazılarında ortaya çıktı. Peki Akad'ın zafer steli Susa'da ne arıyordu?
Yanıt, steldeki ikinci bir yazıtta saklı. Naram-Sin'den yaklaşık bin yıl sonra, MÖ on ikinci yüzyılda, Elam kralı Şutruk-Nahhunte Mezopotamya'ya bir sefer düzenledi ve pek çok anıtı ganimet olarak Susa'ya taşıdı. Bu stel de onlardan biriydi. Şutruk-Nahhunte, stelin üzerine Elamca bir yazıt ekleyerek onu kendi tanrısı İnşuşinak'a adadığını bildirdi. Aynı seferde taşınan eserler arasında Hammurabi Kanunları Steli de vardı; o da Susa'da bulundu ve bugün Louvre'da.
Yani bu stel, iki kralın zaferini taşıyor: Naram-Sin'in dağ halkına karşı kazandığı zafer ve Şutruk-Nahhunte'nin, Naram-Sin'in mirasını ele geçirmesi. Bir anıtın ganimet olarak alınması, eski dünyada bir kenti ve onun tanrılarını yenmenin simgesiydi.
Lullubi seferi
Stelin Akadca yazıtı, kısmen hasarlı; ama Naram-Sin'in Zagros dağlarında yaşayan Lullubi halkına karşı kazandığı bir zaferi anlattığı anlaşılıyor. Lullubi'nin yöneticisinin adı Satuni olarak geçiyor. Stelin sağ tarafında, kralın önünde, boynuna bir ok saplanmış bir düşman ve aman dileyen başka figürler görülüyor.
Kompozisyon, önceki Mezopotamya sanatından belirgin biçimde ayrılıyor. Ur Sancağı'nın yatay kuşakları yerine, burada tek bir sahne, çapraz bir hat boyunca yukarıya doğru ilerliyor. Askerler, ağaçların arasından dağın tepesine tırmanıyor; kral, en üstte, bir dağ zirvesinin karşısında duruyor. Göz, aşağıdan yukarıya, krala doğru çekiliyor.
Kralın üzerinde, dağın zirvesinin yukarısında, yıldız biçimli simgeler var. Bunlar, gök tanrılarını temsil ediyor olabilir; özellikle güneş tanrısı Şamaş ya da İştar ile ilişkilendiriliyor. Kral, tanrıların simgelerine en yakın duran figür.
Boynuzlu taç ne anlama geliyordu?
Mezopotamya sanatında boynuzlu taç, Akad döneminden itibaren tanrıları insanlardan ayırmanın en açık yoluydu. Silindir mühürlerde, stellerde ve heykellerde, tanrılar boynuzlu başlıklarla gösteriliyordu. Boynuz sayısı bazen tanrının önemini de belirtiyordu.
Naram-Sin'in bu taçla gösterilmesi, yalnızca bir sanat tercihi değildi. Naram-Sin, yazıtlarında adının önüne tanrı adlarının önünde kullanılan belirleyici işareti, yani yıldız biçimli "dingir" işaretini koydurmuştu. Bazı yazıtlarda kendisini "Akad'ın tanrısı" olarak tanımladı. Bir yazıtta, Akad kentinin halkının, büyük bir isyanı bastırdıktan sonra onu kentin tanrısı olarak istediği anlatılıyor.
Naram-Sin, ayrıca "dört yönün kralı" unvanını kullandı. Bu unvan, onun yalnızca bir kentin değil, bilinen dünyanın hükümdarı olduğu iddiasını taşıyordu.
Bir kralın kendini tanrılaştırması, sizce tanrılara karşı bir meydan okuma mıydı, yoksa onların lütfunun bir kanıtı mı?
Tanrılar arasındaki ilişki: Akad'ın Laneti
Naram-Sin'in tanrılarla ilişkisi, onun ölümünden sonra yazılmış bir Sümer metninde çok farklı biçimde anlatılıyor. "Akad'ın Laneti" adlı şiirde, Naram-Sin, Enlil'in Nippur'daki tapınağı Ekur'u yıkan bir kral olarak gösteriliyor. Şiire göre tanrılar Akad'a sırt çevirmişti; Naram-Sin, bunu öğrenmek için kehanet aradı, olumsuz yanıt aldı ve sonunda öfkeyle Ekur'a saldırdı.
Bunun üzerine Enlil, dağlardan Gutileri getirerek ülkeyi cezalandırdı. Şiirde, sekiz büyük tanrının Akad'ı lanetlediği ve kentin yıkıldığı anlatılıyor. Akad gerçekten de bir noktada çöktü ve Guti halkının bazı bölgelerde hâkimiyet kurduğu bir dönem başladı.
Ancak araştırmacılar, Naram-Sin'in Ekur'a saldırdığına dair çağdaş bir kanıt olmadığını, aksine onun Ekur'u onardığına dair yazıtlar bulunduğunu belirtiyor. "Akad'ın Laneti", bir tarih belgesi değil, Akad'ın düşüşünü tanrıların öfkesiyle açıklayan, sonraki kuşakların bir yorumu. Bu metin, tanrılaşan bir kralın sonunu, tanrıların düzenine karşı gelmenin cezası olarak anlatıyor.
Dedesi Sargon ve kızı Enheduanna
Naram-Sin'in tanrılarla ilişkisini anlamak için ailesine bakmak gerekiyor. Dedesi Sargon, sonraki efsanelerde sepet içinde nehre bırakılmış, bir bahçıvan tarafından büyütülmüş ve İştar'ın sevgisini kazanarak kral olmuş biri olarak anlatılıyor. Bu efsane, Sargon'un sıradan bir kökenden geldiğini ve krallığını bir tanrıçanın lütfuna borçlu olduğunu vurguluyor.
Sargon'un kızı Enheduanna ise Ur'da ay tanrısı Nanna'nın yüksek rahibesi olarak atandı. Ona atfedilen ilahiler, özellikle İnanna'ya yazılmış "Ninmešara" adlı uzun ilahi, adı bilinen en eski yazarın eserleri arasında sayılıyor. Enheduanna, Naram-Sin'in halasıydı. Aile, Sümer kentlerinin en önemli tapınaklarına kendi üyelerini yerleştirerek tanrıların dünyasıyla doğrudan bir bağ kurmuştu.
Bu açıdan bakınca, Naram-Sin'in kendini tanrılaştırması, aniden ortaya çıkan bir iddia değil, bir ailenin tanrılarla kurduğu yakınlığın son adımı gibi görünüyor. Dede, tanrıçanın sevgilisi; hala, tanrının rahibesi; torun ise tanrının kendisi. Bu sıralamanın sizce bir mantığı var mı?
Akademik okuma
Sanat tarihçileri, Naram-Sin Steli'ni, Mezopotamya sanatında bir dönüm noktası olarak görüyor. Tek bir sahne içinde zaman ve mekânın birleştirilmesi, peyzajın, yani dağların ve ağaçların gösterilmesi, kralın diğer figürlere göre büyütülmesi: Bunlar, Akad sanatının yenilikleri arasında sayılıyor.
Tarihçiler ise stelin, Akad imparatorluğunun ideolojisini yansıttığını vurguluyor. Akad, Sargon ile başlayan ve Mezopotamya'nın kent devletlerini tek bir yönetim altında birleştiren ilk büyük güçtü. Naram-Sin, Sargon'un torunuydu ve imparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştırdı. Kralın tanrılaştırılması, bu kadar geniş bir alanı yönetmenin ideolojik bir aracı olarak yorumlanıyor: Kral, kent tanrılarının üzerinde, bütün ülkenin ortak bir tanrısal figürü haline geliyordu.
Bu tanrılaştırma geleneği, Naram-Sin'den sonra da sürdü. Ur'un Üçüncü Hanedanlığı'nın kralı Şulgi de adının önüne dingir işaretini koydurdu ve kendisi için ilahiler yazdırdı. Ama Eski Babil döneminden sonra, kralların kendini tanrılaştırması büyük ölçüde sona erdi. Hammurabi, kendini tanrılardan yetki alan bir kral olarak gösterdi, tanrı olarak değil.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Akad kralları ile Anunnaki arasında daha doğrudan bir ilişki kurdu. Ona göre Sargon ve Naram-Sin, İnanna'nın himayesinde yükselmiş krallardı; İnanna, kendi güç alanını genişletmek için onları kullanmıştı. "Akad'ın Laneti"ni ise, Anunnaki arasındaki bir çatışmanın, Enlil ile İnanna arasındaki gerilimin insan dünyasına yansıması olarak yorumladı.
Sitchin'in bu okuması, metindeki tanrıları bir yönetici sınıf olarak, kralları da onların vekilleri olarak görmesine dayanıyor. Ama "Akad'ın Laneti", bir siyasi çatışmanın kaydından çok, bir kentin neden yıkıldığını açıklayan dinî bir anlatı. Sitchin'in boynuzlu taç üzerine ise özel bir yorumu yok; ama onu izleyen bazı yazarlar, boynuzların "bir tür başlık teknolojisi" olabileceğini öne sürdü. Bu iddianın arkeolojik bir dayanağı bulunmuyor.
Forumlarda
Forumlarda Naram-Sin Steli, genellikle "insan mı tanrı mı" tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, Naram-Sin'in kendini tanrılaştırmasını, onun "Anunnaki soyundan" geldiğinin bir kanıtı olarak okuyor. Eleştirel kullanıcılar ise, bunun Mısır'daki firavunlar ya da sonraki Roma imparatorları gibi, birçok kültürde görülen bir siyasi ideoloji olduğunu hatırlatıyor.
Bazı başlıklarda da stelin üstündeki yıldız simgeleri tartışılıyor; bunların gökteki bir nesneyi, belki bir uzay aracını gösterdiği iddia ediliyor. Bu simgeler, Mezopotamya sanatında güneş ve Venüs gibi gök cisimlerinin, dolayısıyla Şamaş ve İştar gibi tanrıların bilinen simgeleriyle aynı biçimde. Çok sayıda başka eserde de benzerleri var.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Naram-Sin Steli ile "Akad'ın Laneti" birlikte okunduğunda, bir kralın kendini tanrı ilan etmesinin, sonraki kuşaklar tarafından nasıl bir uyarı hikâyesine dönüştürüldüğünü görüyoruz. Stelde kral, tanrıların simgelerine en yakın yerde duruyor; şiirde ise aynı kral, tanrıların öfkesiyle bütün bir kentin yıkılmasına neden oluyor.
Belki de Sümerli kâtipler, Akad'ın düşüşünü anlamaya çalışırken, en açık yanıtı Naram-Sin'in kibrinde buldular. Tanrıların düzeninde bir insanın yeri sınırlıydı; o sınırı aşan bir kralın sonunu, tanrıların öfkesi belirliyordu. Bu belki de bir siyasi gerçeği değil, bir ahlaki dersi anlatıyordu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Naram-Sin'in boynuzlu taçla gösterilmesini nasıl yorumluyorsunuz: siyasi bir araç mı, yoksa gerçek bir inanç mı? "Akad'ın Laneti"ni bir tarih kaydı mı, yoksa bir ahlak hikâyesi mi olarak okuyorsunuz? Bir anıtın başka bir kral tarafından ganimet olarak alınması size ne düşündürüyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap