Giriş yap
🏺 Anunnaki

Naram-Sin'in Zafer Steli: dağın zirvesi, Lullubi'ler ve Susa'ya giden yol

Louvre'daki Mezopotamya eserleri arasında, pembe kireçtaşından, yaklaşık iki metre yüksekliğinde bir stel var. Üzerinde, bir dağın yamacını tırmanan askerler, ayakları altında ezilen düşmanlar ve dağın zirvesinde, boynuzlu bir miğfer takmış, diğerlerinden çok daha büyük bir kral figürü görülüyor. Bu, Akad kralı Naram-Sin'in Zafer Steli.

Naram-Sin'in kendini tanrı ilan etmesini ve Akad'ın laneti efsanesini daha önce ele almıştık. Bu kez, onun en ünlü anıtına, stelin kendi hikâyesine bakmak istiyorum. Çünkü bu stelin hikâyesi, yalnızca Naram-Sin'in zaferiyle bitmiyor. Yaklaşık bin yıl sonra, bir Elam kralı, bu steli ganimet olarak alıp kendi başkentine götürdü ve üzerine kendi yazıtını kazıttı. Bir anıtın, iki farklı kralın zaferini aynı anda anlatması nasıl bir şey sizce?

Stelin sahnesi

Stelin sahnesi, Mezopotamya sanatında bir yenilik. Daha önceki zafer anıtlarında, örneğin Akbabalar Steli'nde, sahneler yatay sıralara bölünüyordu. Naram-Sin'in stelinde ise, sahne, tek bir bütün olarak, aşağıdan yukarıya doğru akıyor. Askerler, ağaçlarla kaplı bir dağın yamacından, çapraz bir hat boyunca, zirveye doğru tırmanıyor.

Zirvede, Naram-Sin duruyor. Elinde, bir yay ve bir ok var. Ayağının altında, düşman askerlerinin cesetleri. Önünde, bir düşman askeri, boynuna bir ok saplanmış halde, düşüyor; bir diğeri, kraldan merhamet diliyor. Naram-Sin'in başında, boynuzlu bir miğfer var. Mezopotamya sanatında, boynuzlu başlık, yalnızca tanrılara özgü bir simgeydi.

Stelin en üst kısmında, dağın zirvesinin üzerinde, yıldız biçimli semboller bulunuyor. Bunlar, tanrıları temsil ediyor. Başlangıçta, iki ya da üç tane olduğu düşünülüyor; bugün, yalnızca ikisi görülebiliyor. Bu semboller, büyük olasılıkla, güneş tanrısı Şamaş'ı ve İştar'ı temsil ediyor.

Bu kompozisyonun en dikkat çekici yanı, tanrıların kendilerinin değil, yalnızca sembollerinin tasvir edilmesi. Kral, zirvede, tanrılara en yakın noktada, ama tanrılardan ayrı bir figür olarak duruyor. Tanrılar, gökyüzünde, sembolik bir varlık olarak var; kral ise, yeryüzünde, onların temsilcisi olarak.

Lullubi seferi

Stel, Naram-Sin'in, Lullubi adlı bir dağ halkına karşı kazandığı zaferi anlatıyor. Lullubi'ler, Zagros dağlarında, bugünkü İran-Irak sınırı bölgesinde yaşayan bir halktı. Mezopotamya kaynaklarında, sık sık, ovaya inen ve yağma yapan dağlılar olarak tasvir ediliyorlardı.

Stelin orijinal yazıtı, büyük ölçüde aşınmış. Okunabilen kısımlarda, Naram-Sin'in adı, unvanları ve Lullubi'lerin kralı Satuni'nin adı geçiyor. Bu, stelin, belirli bir tarihsel olayı anlattığını gösteriyor.

Zagros'ta, Lullubi topraklarında, Naram-Sin'e atfedilen bir kaya kabartması da var. Darband-i Gawr adlı bu kabartma, bugün Irak'ın Süleymaniye vilayetinde bulunuyor. Kabartmada, Naram-Sin'e benzeyen bir figür, düşmanlarını ezerken tasvir ediliyor. Ama bu kabartmanın, Naram-Sin dönemine mi, yoksa biraz daha sonraki bir döneme mi ait olduğu tartışmalı.

Susa'ya giden yol

Stel, orijinal olarak, büyük olasılıkla, Sippar'da, güneş tanrısı Şamaş'ın tapınağında dikilmişti. Yaklaşık bin yıl boyunca, orada durdu.

MÖ on ikinci yüzyılda, Elam kralı Şutruk-Nahhunte, Babil'e karşı bir sefer düzenledi. Mezopotamya'nın birçok kentini yağmaladı ve en değerli anıtları ganimet olarak, kendi başkenti Susa'ya götürdü. Naram-Sin'in Zafer Steli, bu ganimetlerin arasındaydı. Aynı seferde, Hammurabi'nin yasalarının yazılı olduğu ünlü stel de Susa'ya götürüldü.

Şutruk-Nahhunte, Naram-Sin'in steline, kendi yazıtını kazıttı. Elamca yazılmış bu yazıtta, Şutruk-Nahhunte, steli Sippar'dan aldığını ve Elam'ın tanrısı İnşuşinak'a sunduğunu anlatıyor. Yazıt, stelin dağ kısmına, Naram-Sin'in orijinal yazıtının yanına kazınmış.

Bu, stele, ikinci bir katman ekledi. Artık stel, yalnızca Naram-Sin'in Lullubi'lere karşı zaferini değil, Şutruk-Nahhunte'nin Mezopotamya'ya karşı zaferini de anlatıyordu. Mezopotamyalı bir kralın zafer anıtı, bir Elamlı kralın ganimeti olmuştu.

1898'de, Jacques de Morgan liderliğindeki Fransız ekibi, Susa'da kazı yaparken, steli buldu. Stel, Hammurabi Yasaları'nın steliyle birlikte, Louvre'a götürüldü. Yani, stelin yolculuğu, Sippar'dan Susa'ya, Susa'dan da Paris'e uzandı.

Ganimet olarak anıt

Şutruk-Nahhunte'nin Mezopotamya anıtlarını Susa'ya götürmesi, eski Yakın Doğu'da yaygın bir uygulamaydı. Bir kentin tanrı heykellerini ve anıtlarını ele geçirmek, o kentin tanrılarının ve krallarının gücünü ele geçirmek anlamına geliyordu.

Ama Şutruk-Nahhunte'nin bu anıtları yok etmek yerine, onları koruması ve üzerlerine kendi yazıtlarını eklemesi ilginç. Bu, onun, bu anıtların gücünü ve prestijini, kendi kentine aktarmak istediğini gösteriyor. Susa, bu ganimetlerle, bir tür Mezopotamya müzesi haline geldi. Bazı araştırmacılar, Şutruk-Nahhunte'nin, bu anıtları, İnşuşinak tapınağının önünde, bir sergi gibi dizdiğini düşünüyor.

Büyük isyan

Stelin dışında, Naram-Sin döneminin en önemli olaylarından biri, "büyük isyan" olarak bilinen ayaklanma. Naram-Sin'in krallığının ilk yıllarında, Sümer ve Akad'ın birçok kenti, ona karşı ayaklandı. İsyanın başında, Kiş kenti vardı; Kiş, kendi kralını, İpḫur-Kiş'i seçti. Güneyde ise, Uruk, kendi kralı Amar-girid'in liderliğinde ayaklandı.

Naram-Sin, kendi yazıtlarında, bu isyanları, bir yıl içinde dokuz savaşta bastırdığını anlatıyor. Bu yazıtların bazıları, Eski Babil dönemine ait kopyalarda korunmuş. Naram-Sin'in kendini tanrı ilan etmesi, bu isyanın bastırılmasından sonra gerçekleşti. Bassetki heykelinin yazıtında, kentlerin halkının, Naram-Sin'in, isyanları bastırdığı için, onu kendi kentlerinin tanrısı olarak seçtiği anlatılıyor.

Ebla ve Armanum

Naram-Sin, yazıtlarında, kuzeybatıda, Ebla ve Armanum kentlerini ele geçirdiğini de anlatıyor. Ebla, bugünkü Suriye'de, Tell Mardikh'te bulunan önemli bir kentti. Ebla'nın, Naram-Sin döneminde mi, yoksa ondan önce mi yıkıldığı, akademisyenler arasında tartışmalı. Bazıları, Ebla'yı Sargon'un; diğerleri ise, Naram-Sin'in yıktığını düşünüyor.

Armanum'un yeri ise, kesin olarak bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, Armanum'un, Halep ile özdeşleştirilebileceğini öne sürüyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Stelde, tanrılar ve kral arasındaki ilişki, mekânsal bir hiyerarşi olarak gösteriliyor. Tanrılar, gökyüzünde; kral, dağın zirvesinde; askerler, yamaçta; düşmanlar ise, en altta. Bu, Mezopotamya'nın evren anlayışını yansıtıyor: her varlığın, kendi yerinde olduğu, düzenli bir evren.

Naram-Sin'in boynuzlu miğferi, bu hiyerarşiyi sorguluyor. Kral, tanrıların simgesini taşıyor; ama tanrıların arasında değil, onların altında. Bu, onun tanrısal bir statüye yükseldiğini, ama yine de, büyük tanrılardan farklı bir konumda olduğunu gösteriyor.

Taşın kökeni ve ustalığı

Stelin yapıldığı pembe kireçtaşı, Mezopotamya ovasında bulunmayan bir malzemeydi. Bazı araştırmacılar, taşın, Zagros dağlarından, yani tam da Lullubi'lerin yaşadığı bölgeden getirildiğini öne sürüyor. Eğer bu doğruysa, stel, yenilen düşmanın topraklarından alınan bir taşa kazınmış olurdu; bu da, zaferin simgesel anlamını güçlendirirdi.

Stelin işçiliği, Akad döneminin sanatsal yeniliklerini yansıtıyor. Akad sanatı, Sümer sanatına göre, daha doğal oranlara, daha hareketli figürlere ve daha dramatik kompozisyonlara yöneldi. Naram-Sin'in figürü, kas yapısı, duruşu ve hareketiyle, önceki dönemlerin kral figürlerinden belirgin biçimde ayrılıyor. Akad dönemine ait bir bronz baş, Ninova'da bulunan ve bazen Sargon'a, bazen de Naram-Sin'e atfedilen kraliyet başı, bu döneme ait bir başka ustalık örneği. Bu başın gözlerinden biri, eski bir dönemde kasıtlı olarak oyulmuştu.

Stelin üst kısmının hasarlı olması, sembollerin tam sayısının bilinmesini engelliyor. Bazı araştırmacılar, üç sembolün, Şamaş, İştar ve Sin'i temsil ettiğini düşünüyor. Bu, Naram-Sin'in adındaki Ay tanrısı Sin'in, stelde de temsil edildiği anlamına gelir.

Sizce bir taşın nereden geldiği, üzerine kazınan hikâyeye yeni bir anlam ekler mi?

Akademik okuma

Akademisyenler, Naram-Sin'in Zafer Steli'ni, Mezopotamya sanatının en önemli eserlerinden biri olarak görüyor. Irene Winter, stelin, kralın bedenini, ideal bir erkeklik ve güç simgesi olarak sunduğunu vurguladı. Stelin kompozisyonu, sonraki dönemlerin Mezopotamya ve İran sanatını derinden etkiledi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, stelin üst kısmındaki yıldız sembollerini, gökyüzündeki Anunnaki araçları olarak yorumladı. Dağın zirvesini ise, Anunnaki'nin bir iniş alanı olarak gördü.

Akademik okumada, yıldız sembolleri, tanrıların astral simgeleri olarak kabul ediliyor; Mezopotamya'da tanrılar, sık sık, gök cisimleriyle temsil ediliyordu.

Forumlarda

Forumlarda Naram-Sin'in Zafer Steli, genellikle, boynuzlu miğfer üzerinden tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, stelin Susa'ya götürülmesini ve ardından Louvre'a taşınmasını, eserlerin kendi topraklarına iade edilmesi tartışmasıyla ilişkilendiriyor.

Bazı başlıklarda ise, Şutruk-Nahhunte'nin, stelin üzerindeki Naram-Sin figürünü silmemesi üzerinde duruluyor. Elam kralı, yalnızca kendi yazıtını ekledi; düşmanın kralını yerinde bıraktı. Kullanıcıların bir kısmı, bunu, eski kralın gücüne duyulan saygının ya da çekincenin bir işareti olarak yorumluyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Naram-Sin'in steli, bir anıtın, sahibinin niyetinden bağımsız olarak, farklı hikâyeler anlatmaya devam ettiğini gösteriyor. Naram-Sin, bu steli, kendi zaferini sonsuza kadar anlatsın diye dikti. Ama stel, sonraki dönemlerde, bir Elam kralının zaferini, ardından bir Fransız kazısının başarısını ve bugün de bir müzenin koleksiyonunu anlatıyor.

Belki de her anıt, sonunda, onu kimin elinde tuttuğunun hikâyesine dönüşüyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir anıtın üzerine, onu ele geçiren bir kralın yazıt eklemesi size ne düşündürüyor? Sizce bu stel, nerede sergilenmeli? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap