Naqia-Zakutu: üç kralın gölgesindeki kraliçe
Asur tarihinde, bir kadının, üç kral dönemi boyunca, sarayın en güçlü figürlerinden biri olarak kalması, olağan bir durum değildi. Ama Naqia, ya da Akadca adıyla Zakutu, tam olarak bunu başardı. O, Asur kralı Sanherib'in eşi, Asarhaddon'un annesi ve Asurbanipal'in büyükannesiydi. Ve her üç kral döneminde de, sarayda, büyük bir etkiye sahip oldu.
Bu sayfada, Naqia-Zakutu'nun hayatını, onu anan belgeleri ve onun siyasi rolünü anlatmak istiyorum. İki adı neden vardı? Oğlunun tahta çıkmasında nasıl bir rol oynadı? Ve torunu için yazdırdığı sadakat antlaşması, bize ne anlatıyor? Siz, bir kraliçenin, kendi adına bir antlaşma yaptırdığını duysanız, şaşırır mıydınız?
İki isim
Naqia adı, Batı Sami kökenli bir isim; muhtemelen Aramice. Anlamı, "saf" ya da "temiz" olarak yorumlanıyor. Zakutu ise, aynı anlamı taşıyan, Akadca bir isim. Bu yüzden, akademisyenler, Naqia'nın, Asur sarayına geldikten sonra, adının, Akadca'ya çevrildiğini ve her iki adı da kullandığını düşünüyor.
Naqia'nın kökeni, kesin olarak bilinmiyor. Bazı akademisyenler, onun, Babil'den ya da Batı Suriye'den, Aramice konuşan bir aileden geldiğini öne sürüyor. Bazıları ise, onun, Harran gibi kuzey Mezopotamya şehirlerinden birinden geldiğini düşünüyor. Bu konuda, kesin bir bilgi yok. Yabancı kökenli bir kadının, Asur sarayının en yüksek konumlarından birine yükselmesi, ister Babil'den ister Suriye'den gelmiş olsun, onun, sıra dışı bir kişiliğe sahip olduğunu düşündürüyor. Asur sarayı, farklı kökenlerden gelen insanlarla doluydu; ama bu insanların çok azı, Naqia kadar etkili olabildi.
Sanherib'in eşi
Naqia, Asur kralı Sanherib'in eşlerinden biriydi. Sanherib, MÖ 705'ten 681'e kadar hüküm sürdü. Ninova'yı, görkemli bir başkente dönüştürdü, Babil'i yıktı ve Kudüs'ü kuşattı. Sanherib'in, birden fazla eşi ve birçok oğlu vardı.
Sanherib'in ilk veliahtı, büyük oğlu Aşur-nadin-şumi'ydi; ama o, Babil'de, Elamlılar tarafından esir alındı ve muhtemelen öldürüldü. Bunun ardından, Sanherib, veliaht olarak, başka bir oğlunu, Arda-Mulissu'yu seçti. Ama daha sonra, bu kararını değiştirdi ve Naqia'nın oğlu Asarhaddon'u, veliaht ilan etti.
Bu değişikliğin nedeni, kesin olarak bilinmiyor. Bazı akademisyenler, Naqia'nın, oğlunun veliaht seçilmesinde, belirleyici bir etkisi olduğunu düşünüyor. Ama bu, doğrudan bir belgeyle kanıtlanmış değil; sadece, onun sonraki dönemdeki etkisinden yola çıkılarak yapılan bir çıkarım.
Bir babanın öldürülmesi
MÖ 681'de, Sanherib, oğullarından biri ya da birkaçı tarafından öldürüldü. Tevrat'ta, Krallar kitabında, Sanherib'in, oğulları Adrammelek ve Şareser tarafından, tapınakta dua ederken öldürüldüğü anlatılıyor. Fin Asurolog Simo Parpola, Adrammelek adının, Arda-Mulissu ile ilişkili olabileceğini öne sürdü; yani, veliahtlıktan uzaklaştırılan oğul, babasını öldürmüş olabilir.
Asarhaddon, babasının öldürülmesi sırasında, başkentten uzaktaydı. Kardeşleriyle kısa bir iç savaşın ardından, tahta çıktı. Bu karışık dönemde, Naqia'nın, oğlunun tahta çıkışını desteklemek için, sarayda aktif olarak çalıştığı düşünülüyor. Asarhaddon, daha sonra yazdırdığı bir yazıtta, kardeşlerinin, tanrılara karşı gelerek, ona karşı ayaklandığını ve tanrıların yardımıyla, onları yendiğini anlatıyor. Yazıtta, kardeşlerin isimleri verilmiyor; sadece, onların ihaneti vurgulanıyor.
Asarhaddon'un annesi
Asarhaddon'un saltanatı boyunca, Naqia, sarayda, olağandışı bir konuma sahipti. Ona, krala benzer bir şekilde, yetkililerden ve kâhinlerden mektuplar yazıldı. Bu mektuplarda, Naqia'ya, sağlık, kehanetler ve devlet işleri hakkında bilgi veriliyordu. Bu, onun, devlet işlerine, doğrudan müdahil olduğunu gösteriyor.
Naqia, aynı zamanda, kendi adına, inşaat faaliyetlerinde bulundu. Ninova'da, oğlu için bir saray inşa ettirdiğini anlatan bir yazıt, ona ait. Bu, bir Asur kraliçesinin, kendi adına bir inşaat yazıtı bırakmasının, nadir örneklerinden biri.
Paris'teki Louvre Müzesi'nde bulunan bir bronz kabartma parçası, bir kraliçe figürünü, bir kralın arkasında dururken tasvir ediyor. Bu kabartmadaki kadının, Naqia, kralın ise, Asarhaddon olduğu düşünülüyor. Naqia, elinde bir ayna tutuyor; kral ise, dua eder bir pozisyonda. Bu tasvir, bir kraliçenin, kralla birlikte, resmi bir sahnede gösterilmesinin, nadir bir örneği. Kabartmanın tam olarak nereden geldiği ve hangi yapıya ait olduğu, kesin olarak bilinmiyor; bu yüzden, figürlerin kimliği de, bir ölçüde, yoruma açık. Yine de, kraliçenin, kralla neredeyse aynı boyutta tasvir edilmesi, onun, sarayda, ne kadar yüksek bir konuma sahip olduğunu, görsel olarak da ifade ediyor.
Zakutu Antlaşması
Naqia'nın, belki de en dikkat çekici belgesi, "Zakutu Antlaşması" olarak bilinen bir metin. MÖ 669'da, Asarhaddon, Mısır'a yaptığı bir sefer sırasında öldü. Oğlu Asurbanipal, daha önce, Asur tahtının veliahtı olarak belirlenmişti. Ama tahtın el değiştirmesi, her zaman, tehlikeli bir andı.
Asarhaddon'un ölümünden hemen sonra, Naqia, kraliyet ailesine, soylulara ve bütün Asur halkına, torunu Asurbanipal'e sadakat yemini ettiren bir antlaşma yaptırdı. Bu antlaşmada, Naqia, kendi adıyla, Zakutu olarak, konuşuyor. Antlaşma, Asurbanipal'e karşı yapılacak her türlü komplonun, derhal, kendisine ya da Asurbanipal'e bildirilmesini emrediyor.
Bu metin, bir Asur kraliçesinin, kendi adına, devlet çapında bir sadakat antlaşması yaptırmasının, bilinen tek örneği. Bu, Naqia'nın, o dönemde, sarayın en güçlü figürlerinden biri olduğunu açıkça gösteriyor. Antlaşmanın, bütün kraliyet ailesini, hatta Asurbanipal'in kardeşlerini de kapsaması, onun, aileye karşı bile, temkinli olduğunu düşündürüyor.
İki kardeş, iki taht
Asarhaddon, kendi ölümünden önce, tahtın geleceğini, olağandışı bir şekilde düzenledi. Oğlu Asurbanipal'i, Asur'un veliahtı; bir başka oğlu Şamaş-şum-ukin'i ise, Babil'in veliahtı olarak belirledi. Bu düzenleme, MÖ 672'de, büyük bir törenle ilan edildi ve imparatorluğun dört bir yanındaki vasallara, bu düzenlemeye sadakat yemini ettirildi.
Bu yeminlerin metinleri, "Asarhaddon'un Veraset Antlaşmaları" olarak biliniyor ve bir sonraki yazıda, Türkiye'deki Tell Tayinat'ta bulunan bir kopyasıyla birlikte, ayrıntılı olarak anlatacağım. Naqia'nın, Asarhaddon'un ölümünden sonra yaptırdığı antlaşma, bu büyük düzenlemenin, bir tamamlayıcısı gibi görünüyor.
Ama bu düzenleme, uzun vadede, barışı korumadı. Yaklaşık on yedi yıl sonra, MÖ 652'de, Şamaş-şum-ukin, kardeşi Asurbanipal'e karşı isyan etti. Bu iç savaş, dört yıl sürdü ve Babil'in kuşatılmasıyla sona erdi. Şamaş-şum-ukin'in, sarayının yangınında öldüğü anlatılıyor.
Naqia'nın, bu iç savaşı görüp görmediği, bilinmiyor. Onun ölüm tarihi, kaynaklarda kaydedilmemiş. Ama torunlarının birbirine düşmesi, onun, bütün hayatı boyunca önlemeye çalıştığı türden bir felaketti. Eğer yaşıyorsa, bu savaşı izlemek, ona, nasıl gelmiş olabilirdi?
Mektuplardaki kraliçe
Naqia'ya yazılan mektuplar, bugün, "State Archives of Assyria" serisinde yayınlanmış durumda. Bu mektupların bir kısmında, yetkililer, ona, "kralın annesi" diye hitap ediyor. Bu unvan, Asur sarayında, belirli bir ağırlık taşıyordu. Mektuplarda, yetkililerin, ona, krala gösterdikleri saygıya yakın bir saygıyla yazdığı görülüyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Naqia, dini işlerde de, aktif bir rol oynadı. Ona yazılan mektuplarda, kâhinlerin, onun ve oğlunun sağlığı için yaptığı kehanetler anlatılıyor. Asur'da, kehanetler, devlet işlerinin, ayrılmaz bir parçasıydı. Bir kralın ya da kraliçenin kararları, tanrıların işaretlerine göre yönlendiriliyordu.
Asarhaddon döneminde, İştar'ın kâhinlerinden gelen kehanetler, özellikle önemliydi. Arbela'daki İştar tapınağının kâhinleri, kralı ve annesini destekleyen kehanetler iletiyordu. Bu kehanetlerin bir kısmı, tabletlerde korunmuş durumda. Bazı kehanetlerde, İştar, Asarhaddon'a, "Ben senin annenim" diyerek, onu koruyacağını vaat ediyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Naqia-Zakutu'yu, Asur tarihinin, en iyi belgelenmiş kadınlarından biri olarak görüyor. Sarah Melville'in, Naqia üzerine yazdığı kitap, bu konudaki en kapsamlı çalışma. Melville, Naqia'nın gücünün, resmi bir unvandan değil, oğluyla olan yakın ilişkisinden kaynaklandığını vurguluyor.
Simo Parpola ve Kazuko Watanabe'nin yayınladığı "Neo-Assyrian Treaties and Loyalty Oaths" adlı cilt, Zakutu Antlaşması'nın, transliterasyonunu ve çevirisini içeriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Naqia gibi, tarihsel olarak iyi belgelenmiş Asur figürlerine, pek değinmedi. Bazı Anunnaki yazarları, Asur kraliçelerini, İştar ya da İnanna'nın, yeryüzündeki temsilcileri olarak yorumluyor.
Ama Naqia'nın belgeleri, onu, tamamen tarihsel ve insani bir figür olarak tanımlıyor. Onun gücü, tanrısal bir kökenden değil, siyasi becerisinden ve ailesine olan bağlılığından kaynaklanıyordu.
Forumlarda
Forumlarda, Naqia, Semiramis kadar tanınmıyor. Ama onu tanıyan kullanıcılar, genellikle, onun hikâyesini, sarayın içindeki gizli güç oyunlarının, ilginç bir örneği olarak görüyor.
Bence Naqia'nın hikâyesi, Semiramis efsanesinden daha az romantik, ama çok daha somut. Onun gücü, efsanelerde değil, tabletlerde belgelenmiş.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Naqia'nın yaptırdığı antlaşma, Asur sarayının, ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bir kralın ölümü, her zaman, bir iç savaş tehlikesi yaratıyordu. Naqia, kendi kocasının öldürülmesine tanık olmuştu. Belki de, torunu için yaptırdığı antlaşma, aynı felaketin, tekrarlanmaması için verdiği, son bir mücadeleydi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Naqia-Zakutu'yu daha önce duymuş muydunuz? Bir kraliçenin, kendi adına bir sadakat antlaşması yaptırmasını, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap