Giriş yap
🏺 Anunnaki

Mühürlerdeki "kozmik çanta" gerçekten ne?

İnternette bir görsel dolaşıyor, mutlaka görmüşsünüzdür. Solda bir Mezopotamya kabartması, kanatlı bir figür elinde küçük bir çanta tutuyor. Ortada Göbeklitepe'den bir dikili taş, üzerinde üç çanta motifi. Sağda Orta Amerika'dan bir heykel, yine elinde çanta benzeri bir şey. Altında da büyük harflerle bir soru: "Neden hepsi aynı çantayı taşıyor?"

Bu "kozmik çanta" meselesi, antik uzaylı teorilerinin belki de en sevimli parçası. Geçen hafta X'te biri bu çantanın aslında yoğurt kovası olduğunu yazmıştı; gülmekten bir süre devam edemedim. Ama gülmeyi bırakıp gerçekten ne olduğuna bakmaya karar verdim.

Mezopotamya'daki "çanta"

En bilinen örnekler Asur saraylarından, yani MÖ birinci binyıldan. Bu kabartmalarda kanatlı figürler, kimi zaman kartal başlı varlıklar, kimi zaman sakallı insan figürleri, bir elinde küçük bir kova ya da sepet, diğer elinde çam kozalağına benzeyen bir nesne tutuyor. Çoğu zaman da kutsal bir ağacın yanında duruyorlar.

Müze kataloglarında ve akademik yayınlarda bu sahne genellikle bir arındırma ya da kutsama ritüeli olarak yorumlanıyor. Kozalak benzeri nesneyle kovadaki sudan alınıp ağaca ya da krala serpiliyor. Bir teoriye göre bu, hurma ağacının tozlaştırılmasıyla ilgili bir sembolizm. Başka bir görüşe göre tamamen ritüel bir temizlenme. Kesin olarak bilinen şu: Kova, içinde bir şey taşınan bir kap. Elde tutulacak bir sapı var. O kadar.

Bu figürlerin Sümerlerden yaklaşık iki bin yıl sonraki Asur dönemine ait olduğunu da not edeyim. Yani "Sümer Anunnaki'si çanta taşıyordu" demek, kronolojiyi biraz kaydırmak oluyor.

Göbeklitepe ve diğerleri

Göbeklitepe'deki Dikilitaş 43'ün üst kısmında, üç tane çanta benzeri motif var. Yanlarında da hayvan figürleri. Bu motiflerin ne olduğu hâlâ tartışılıyor; kimisi kap, kimisi sepet, kimisi tamamen soyut bir sembol diyor. Göbeklitepe Mezopotamya kabartmalarından çok daha eski; arada binlerce yıl var.

Orta Amerika'daki örnekler de bambaşka bir coğrafyada, bambaşka bir zaman diliminde. Olmek ya da Maya figürlerinin elinde gördüğümüz çanta benzeri nesneler için de araştırmacılar tütsü torbası, ritüel çanta gibi yorumlar yapıyor.

Peki neden hepsi birbirine benziyor?

İşte asıl soru bu. Ve cevabı aslında sıkıcı derecede sade: Çünkü insanlar her yerde bir şeyler taşıyor. Bir şeyi taşımak için en kullanışlı form, üstü açık bir gövde ve bir sap. Bu şekli bir çocuğa çizdirseniz aynısını çizer. Farklı kültürlerin bağımsız olarak benzer biçimler üretmesi, antropologların çok iyi tanıdığı bir durum.

Bir de seçme meselesi var. Bu karşılaştırma görsellerini hazırlayanlar, binlerce eserin içinden birbirine benzeyen üç tanesini seçiyor. Benzemeyen binlerce örnek kadraja girmiyor. Ben de denedim: Biraz arayınca, elinde çantaya benzer bir şey tutan bir Roma heykeli, bir Hint figürü, hatta bir Osmanlı minyatürü bulmak mümkün. Bu, hepsinin aynı kaynaktan geldiğini göstermez; sadece insanın elinin hep bir şeyler taşıdığını gösterir.

Teorinin söyledikleri

Antik uzaylı anlatılarında bu çantalar çeşitli şeyler olarak yorumlanıyor. Kimisi bir enerji kaynağı diyor, kimisi bir teknoloji cihazı, kimisi de "bilgi taşıyan" bir nesne. Bazı yorumcular bunun tanrıların gökten getirdiği bir "güç kutusu" olduğunu öne sürüyor.

Bu iddiaların hiçbirinin metinlerde bir karşılığı yok. Asur metinlerinde bu kovanın adı, kullanımı, ritüel bağlamı üzerine akademik çalışmalar var; ama hiçbiri bir teknolojik nesneden söz etmiyor. Yine de bu teorileri "saçma" diye kestirip atmak istemiyorum. Çünkü sordukları soru güzel: Bu sembol neden bu kadar yaygın? Sadece verdikleri cevap, eldeki verilerle desteklenmiyor.

Apkallu'lar kim?

Mühürlerde ve Asur saray kabartmalarında elinde çanta taşıyan figürlerin önemli bir kısmı "apkallu" olarak tanımlanıyor. Apkallu, Mezopotamya geleneğinde tufan öncesi dönemde insanlara uygarlığı öğreten yedi bilge. Bazı metinlerde Enki tarafından gönderildikleri söyleniyor. Berossos, bunlardan ilkini Oannes adıyla anıyor ve onu denizden çıkan, yarı balık yarı insan bir varlık olarak tarif ediyor.

Asur saraylarındaki kabartmalarda apkallu üç şekilde görünüyor: kanatlı insan biçimli, kuş başlı ve balık pelerinli. Hepsinde elde bir kova ya da çanta, diğer elde bir koni benzeri nesne. Nimrud'daki Kuzeybatı Sarayı'ndan çıkan kabartmalar bugün British Museum'da ve Metropolitan Müzesi'nde sergileniyor.

Kova mı, çanta mı?

Akademik literatürde bu nesne genelde "banduddû" kelimesiyle ilişkilendiriliyor; bir kova ya da su kabı. Elindeki koni ise "mullilu" denen bir arındırma aracı olarak yorumlanıyor. Yani bu figürler, kutsal su ya da benzeri bir maddeyle arındırma yapıyor. Ritüel metinlerde bu tür arındırma işlemlerinin anlatıldığı satırlar var.

Bazı yorumcular kovanın içindeki maddenin su, bazıları da yağ ya da reçine olduğunu düşünüyor. Koninin bir çam kozalağı olduğu da sık söylenen bir görüş. Bazıları ise bunun hurma ağacının çiçeği olduğunu ve figürlerin aslında ağaçları dölleme ritüeli yaptığını öne sürüyor. Bu görüşler arasında tartışma sürüyor ve kesin bir cevap yok.

Popüler yorumların dünyası

Popüler tarafta bu çanta bir anda "kozmik bir teknoloji" hâline geliyor. Bazı videolarda içinde enerji kaynağı, bazılarında genetik malzeme, bazılarında ise bilgi depolayan bir cihaz olduğu iddia ediliyor. Göbeklitepe'deki 43 numaralı dikilitaşta görülen çantaya benzer üç nesne de bu tartışmaya dahil ediliyor. Instagram'da bunların yan yana konduğu kolajlar on binlerce beğeni alıyor.

Ama burada bir sorun var. Göbeklitepe ile Asur sarayları arasında yaklaşık sekiz bin yıl var. Bu kadar uzun bir sürede bir sembolün aynı anlamı koruması pek olası değil. Benzerlik, iki farklı kültürün bağımsız olarak aynı şekli kullanmasından da kaynaklanabilir. Çanta, sonuçta insanların her yerde kullandığı bir nesne.

Olmeklere kadar uzanan çizgi

Forumlarda bu çanta Meksika'daki Olmek kabartmalarıyla da karşılaştırılıyor. La Venta'daki bir taş kabartmada, elinde çantaya benzer bir nesne taşıyan bir figür var. Bu benzerlik, kıtalar arası bağlantı teorilerinin en sevdiği örneklerden biri.

Arkeologlar ise bu benzerliklerin ortak bir kökenden değil, insan elinin benzer ihtiyaçlarla benzer şekiller üretmesinden kaynaklandığını düşünüyor. Bir kulp, bir kap, bir taşıma aracı... Bunlar insan zihninin her yerde bulduğu çözümler.

Ben bu tartışmanın en keyifli yanının, insanları müzelere ve kabartmalara daha dikkatli bakmaya itmesi olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki müze ziyaretinizde Asur kabartmalarının önünde durup o kovaya bir bakın. Belki siz de yeni bir yorum bulursunuz.

Bu figürlerin bir de koruyucu işlevi var. Asur saraylarında kapı girişlerine ve oda köşelerine yerleştirilen apkallu kabartmaları, kötü ruhları uzak tutmak için orada duruyordu. Bazı küçük apkallu heykelcikleri de zemin altındaki tuğla kutulara gömülüyordu ve üzerlerinde koruma formülleri yazılıydı. Yani bu figürler bir ziyaretçi değil, bir bekçi gibi düşünülmüş. Çanta da bu bekçinin aracı. Bu ayrıntı, popüler anlatıların çoğunda hiç yer almıyor. Belki de koruyucu bir bekçi, uzaydan gelen bir bilim insanı kadar heyecanlı bulunmuyor.

Kovanın kendisi de değişen bir şey. Erken dönem mühürlerde daha yuvarlak, sonraki Asur kabartmalarında daha köşeli ve süslü. Bazı örneklerde üzerinde kanatlı figürler, bazılarında rozetler var. Sanat tarihçileri bu değişimi atölyelerin ve dönemlerin üslubuna bağlıyor. Yani "aynı çanta" diye düşündüğümüz şey, aslında yüzyıllar içinde sürekli yeniden çizilmiş bir nesne. Bunu fark ettiğimde, çantaların hepsini tek bir teknolojiye bağlayan anlatıların ne kadar çok ayrıntıyı görmezden geldiğini daha iyi anladım.

Son olarak bir itirafım var: Ben de ilk başta o çantanın bir cihaz olduğuna epey inanmak istemiştim. Fikir çok güzeldi. Ama kabartmaları yakından gördükten sonra, oradaki ustalığın ve ritüel inceliğin bana daha çok şey anlattığını düşünüyorum.

Son bir not: British Museum'un çevrimiçi koleksiyon sayfalarında bu kabartmaların yüksek çözünürlüklü fotoğrafları ücretsiz inceleniyor. Kovayı yakından görünce, üzerindeki işlemeler ve ayrıntılar bir teknoloji fikrinden çok, ustalığın kendisine hayranlık uyandırıyor.

Benim favori yorumum

Kendi adıma, bu motifte en çok sevdiğim şey, sıradan bir nesnenin kutsala dönüşmesi. Bir su kovası düşünün. Her evde var. Ama bir tapınak duvarında, kanatlı bir varlığın elinde, kutsal bir ağacın önünde durduğunda başka bir anlam kazanıyor. Belki de kozmik olan, çantanın kendisi değil, insanların gündelik eşyalara yüklediği anlam.

Bir de yoğurt kovası yorumunu yapan kişiye teşekkür etmek istiyorum. Mizah bazen en iyi eleştiri. "Uzaylı teknolojisi" ile "yoğurt kovası" arasındaki fark, aslında bu tartışmanın tamamını özetliyor.

Sizce bu çantanın içinde ne vardı? Su mu, tohum mu, tütsü mü, yoksa gerçekten başka bir şey mi? Bir de şu: Kendi kültürümüzden bu motife benzeyen bir örnek aklınıza geliyor mu? Yorumlarda paylaşırsanız çok sevinirim.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap