Giriş yap
🏺 Anunnaki

Muazzez İlmiye Çığ: tabletlerin arasında bir ömür

Türkiye'de, "Sümer" kelimesini duyan pek çok kişinin aklına, ilk olarak, bir isim gelir: Muazzez İlmiye Çığ. Kısa beyaz saçları, enerjik konuşması ve kitaplarıyla, o, Türkiye'de, Sümerlilerin, adeta yüzü haline geldi. 1914'te Bursa'da doğdu ve 2024'te, yüz on yaşında, Didim'de hayatını kaybetti. Hayatı, neredeyse Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi kadar uzundu.

Bu sayfada, Çığ'ın, akademik çalışmalarını, popüler kitaplarını ve hayatının tartışmalı yanlarını, dengeli bir şekilde anlatmak istiyorum. Onu, ne bir aziz, ne de bir hedef olarak görmek istiyorum; sadece, tabletlerin arasında geçen uzun bir ömrü, olduğu gibi anlamaya çalışıyorum. Siz Çığ'ın adını, ilk kez nerede duydunuz?

Ankara'da bir öğrenci

Muazzez İlmiye Çığ, Bursa'da doğdu ve öğretmen okulunu bitirdikten sonra, bir süre, öğretmenlik yaptı. 1930'ların sonunda, yeni kurulan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Sümeroloji eğitimi almaya başladı. Bu fakülte, Türk Tarih Tezi'nin etkisiyle kurulmuştu ve Avrupa'dan, Nazi rejiminden kaçan, önemli bilim insanlarını, kadrosuna katmıştı.

Çığ'ın hocaları arasında, Asurolog Benno Landsberger ve Hititolog Hans Gustav Güterbock vardı. Landsberger, Asuroloji'nin, yirminci yüzyıldaki en büyük isimlerinden biriydi. Güterbock ise, daha sonra, Chicago Üniversitesi'nde, Hititoloji'nin önde gelen isimlerinden biri olacaktı. Bu iki hoca, Çığ'a, çivi yazısının ve Sümercenin, titiz bir akademik eğitimini verdi.

Çığ, 1940'ta mezun oldu. Aynı yıl, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde, Tablet Arşivi'nde çalışmaya başladı. Bu, onun hayatının, otuz yılı aşkın bir bölümünü geçireceği yer olacaktı. Müzenin serin depoları, onun için, adeta ikinci bir ev oldu.

Tablet Arşivi'nde otuz iki yıl

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Tablet Arşivi, dünyanın en büyük çivi yazılı tablet koleksiyonlarından birine sahip. Bu koleksiyon, Osmanlı döneminde, Mezopotamya'daki kazılardan gelen on binlerce tableti içeriyor. Özellikle, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, Pennsylvania Üniversitesi'nin Nippur kazılarından çıkan tabletlerin, önemli bir kısmı, Osmanlı yasaları gereği, İstanbul'a getirilmişti.

Çığ, 1940'tan 1972'ye kadar, bu arşivde çalıştı. Bu süre boyunca, binlerce tableti, temizledi, kataloğa geçirdi ve okudu. Bu iş, çok sabır ve titizlik gerektiriyordu. Pek çok tablet, kırık ve parçalanmıştı; bazı parçaların, başka parçalarla birleştirilmesi gerekiyordu. Bazen, bir parçanın eşi, aynı arşivde değil, okyanusun ötesinde, Philadelphia'daki bir müzede duruyordu.

Çığ, bu süreçte, meslektaşı Hatice Kızılyay ile birlikte çalıştı. İkisi, Alman Asurolog Fritz Rudolf Kraus ile birlikte, Nippur'dan gelen, Eski Babil dönemine ait hukuk ve idari belgeleri yayımladı. Bu yayınlar, uluslararası Asuroloji literatürüne, önemli katkılar sağladı.

Kramer ile işbirliği

Çığ'ın, uluslararası alanda en çok tanındığı çalışmalarından biri, Amerikalı Sümerolog Samuel Noah Kramer ile yaptığı işbirliği. Kramer, Sümer edebiyatının, modern dünyaya tanıtılmasında, en önemli isimlerden biriydi. Sümer edebi metinlerinin önemli bir kısmının parçaları, İstanbul'daki Tablet Arşivi'ndeydi.

Kramer, 1950'lerden itibaren, İstanbul'a, birkaç kez geldi ve Çığ ile birlikte, arşivdeki edebi tabletler üzerinde çalıştı. Çığ, binlerce parça arasından, edebi metinlere ait olanları tespit etti ve Kramer'in çalışmalarına, malzeme sağladı. Kramer, kendi kitaplarında, Çığ'ın ve Kızılyay'ın bu katkılarını andı.

Bu işbirliği, Sümer edebiyatının, birçok metninin, yeniden kurulmasına yardımcı oldu. Gılgamış hikâyeleri, İnanna metinleri ve Sümer atasözleri gibi pek çok eserin parçaları, İstanbul'daki tabletler arasında tespit edildi. Çığ'ın bu çalışmaları, onun, uluslararası Sümeroloji dünyasında, saygın bir yere sahip olmasını sağladı.

Popüler kitaplar

Çığ, 1972'de emekli olduktan sonra, popüler kitaplar yazmaya başladı. Bu kitaplar, Sümer kültürünü, geniş bir okur kitlesine tanıtmayı amaçlıyordu. "Sümerli Ludingirra", "Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni" ve "İbrahim Peygamber" gibi kitapları, Türkiye'de, çok sayıda okura ulaştı.

Bu kitaplarda, Çığ, Sümer kültürünün, sonraki dinler ve kültürler üzerindeki etkisini vurguladı. Ona göre, tufan hikâyesi, cennet anlayışı ve bazı dini ritüeller, kökenini, Sümer'de buluyordu. Bu görüşlerin bir kısmı, akademik literatürde de tartışılan konular; ama Çığ'ın popüler kitaplarında, bu bağlantılar, bazen, akademik metinlerden daha kesin bir dille sunuldu.

Çığ, ayrıca, Sümerce ile Türkçe arasındaki bazı benzerliklere de dikkat çekti ve Sümerlilerin, Orta Asya ile bağlantılı olabileceğini öne sürdü. Bu görüşler, uluslararası Sümeroloji literatüründe, kabul görmedi; ama Türkiye'de, onun popülerliğini artıran bir etken oldu.

Mahkeme

2006'da, Çığ, bir kitabında, başörtüsünün kökeninin, Sümer tapınaklarındaki bazı rahibelere uzandığını yazdığı için, "halkı dini değerler bakımından kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamasıyla yargılandı. Dava, Türkiye'de ve uluslararası basında, geniş yankı uyandırdı. Çığ, o sırada, doksan iki yaşındaydı.

Mahkeme, Çığ'ı beraat ettirdi. Dava, Türkiye'de, ifade özgürlüğü ve bilimsel tartışmanın sınırları üzerine, önemli bir tartışmaya yol açtı. Çığ'ın, başörtüsü hakkındaki iddiası da, akademik açıdan tartışmalıydı; bazı akademisyenler, bu iddianın, kaynaklara dayanmadığını ya da aşırı genelleme içerdiğini düşündü. Ama dava, iddianın doğruluğu ile değil, onu ifade etme hakkıyla ilgiliydi.

Uzun bir yaşamın son yılları

Çığ, yüz yaşını geçtikten sonra da, kamuoyunun gündeminde kaldı. Röportajlar verdi, imza günlerine katıldı ve kitaplarının yeni baskıları yayımlandı. Yaşının ilerlemesiyle birlikte, Didim'de, daha sakin bir hayat sürdü. Bu son yıllarda, onun adı, bir akademisyenden çok, Cumhuriyet'in ilk kuşak kadın bilim insanlarının, yaşayan bir simgesi olarak anılmaya başladı.

Bu simgesel rol, kendi içinde, önemli bir anlam taşıyordu. 1930'larda, bir kadının, Sümeroloji gibi, çok az kişinin çalıştığı bir alanda eğitim alması ve sonra, uluslararası bir koleksiyonun başında, onlarca yıl çalışması, o dönemin Türkiye'sinde, kolay değildi. Çığ'ın kendisi de, röportajlarında, bu dönemin, kadınlara açtığı imkânlardan, sık sık söz ediyordu. Onun hayat hikâyesi, birçok genç kadın için, bilime yönelmenin bir örneği haline geldi.

Ölümü, 2024 sonbaharında, Türkiye'de, geniş bir yankı uyandırdı. Farklı siyasi görüşlerden pek çok kişi, onun bilimsel katkılarını ve uzun ömrünü andı. Siz bir bilim insanının, toplumun gözünde, bir simgeye dönüşmesini, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Çığ'ın popüler kitaplarında, Sümer tanrıları, sık sık, sonraki dinlerin figürleriyle karşılaştırıldı. Örneğin, Enki'nin, insanlığı tufandan kurtaran tanrı olarak rolü, Tevrat'taki Tanrı'nın Nuh'u uyarması ile karşılaştırıldı. İnanna'nın yeraltına inişi ve dirilişi, sonraki dönemlerdeki ölüp dirilen tanrı motifleriyle ilişkilendirildi.

Bu karşılaştırmalar, akademik literatürde de tartışılıyor. Ama Çığ, bu bağlantıları, çoğu zaman, doğrudan bir etki ilişkisi olarak sundu. Akademisyenler ise, benzerliklerin, doğrudan bir etki mi, yoksa ortak bir kültürel ortamın sonucu mu olduğunu, daha temkinli bir şekilde tartışıyor.

Akademik okuma

Akademik dünyada, Çığ'ın mirası, iki farklı şekilde değerlendiriliyor. Tablet Arşivi'ndeki çalışmaları ve Kramer ile işbirliği, Sümeroloji'ye, kalıcı katkılar olarak kabul ediliyor. Onun kataloğa geçirdiği ve tespit ettiği tabletler, bugün hâlâ, akademisyenler tarafından kullanılıyor.

Popüler kitapları ise, daha tartışmalı. Bazı akademisyenler, bu kitapların, Sümer kültürünü, geniş bir kitleye tanıttığı için, değerli olduğunu düşünüyor. Bazıları ise, bu kitaplardaki bazı iddiaların, akademik standartlara uymadığını ve okurları yanıltabileceğini belirtiyor. Bu iki değerlendirme, bence, birbirini dışlamıyor: bir akademisyen, hem değerli bilimsel katkılar yapabilir, hem de popüler yazılarında, tartışmalı iddialar öne sürebilir.

Sitchin'in okuması

Çığ, Sitchin'in Anunnaki yorumlarını, desteklemedi. Bazı röportajlarında, Sümerlilerin, uzaylılarla ilişkilendirilmesine, şüpheyle yaklaştığını belirtti. Onun için, Sümerliler, kendi başlarına, büyük bir uygarlık kuran insanlardı.

Ama Türkiye'deki bazı Anunnaki tartışmalarında, Çığ'ın adı ve Sitchin'in yorumları, birbirine karıştırılıyor. Bazı sosyal medya paylaşımlarında, Çığ'a, Anunnaki hakkında söylemediği sözler atfediliyor. Bu, onun mirasına, bir haksızlık. Çığ'ın, Anunnaki hakkında ne düşündüğünü öğrenmek isteyenler, onun kendi kitaplarına ve röportajlarına bakmalı.

Forumlarda

Forumlarda, Çığ, çok farklı şekillerde anılıyor. Bazı kullanıcılar, onu, Türk biliminin, cesur bir öncüsü olarak görüyor. Bazıları ise, onun popüler kitaplarındaki iddiaları, eleştiriyor. Başörtüsü davası da, forumlarda, sık sık tartışılıyor.

Bence Çığ'ın en kalıcı mirası, Türkiye'de, binlerce insanı, Sümerlilerle tanıştırması. Onun kitapları sayesinde, pek çok kişi, çivi yazısına, Sümer mitlerine ve kadim Mezopotamya'ya ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, bazen tartışmalı yönlere gitse de, bir ülkenin, kendi müzelerindeki hazinelere sahip çıkmasını teşvik etti.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Çığ, Türkiye'de, Sümerlilerin, bir tür köprüsüydü. Bir yanda, Landsberger ve Kramer gibi isimlerle çalışan titiz bir akademisyen; öte yanda, halka hitap eden, tutkulu bir yazar. Belki de onun asıl başarısı, bu iki dünyayı, kendi hayatında, bir arada tutabilmesiydi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Çığ'ın hangi kitabını okudunuz ve sizde nasıl bir iz bıraktı? Bir akademisyenin, popüler kitaplarında, daha cesur iddialar öne sürmesini, nasıl değerlendiriyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap