Mina ve şekel: Mezopotamya'da ağırlık ve para
Bir Mezopotamya pazarında, bir çömlek tahıl almak istediğinizi düşünün. Cebinizden bozuk para çıkaramazsınız; çünkü madeni para, henüz icat edilmemiş. Bunun yerine, yanınızda, küçük gümüş parçaları, bir kese içinde taşıyorsunuz. Satıcı, gümüşünüzü, bir terazide tartıyor ve karşılığında, size tahılınızı veriyor. Bu tartıda kullanılan birimler, şekel ve mina.
Bu iki kelime, bugün bile, kulağımıza tanıdık geliyor. Şekel, İsrail'in para biriminin adı. Mina ise, Eski Ahit'teki Daniel kitabında, Babil sarayının duvarına yazılan gizemli kelimelerin arasında geçiyor. Bu sayfada, bu birimlerin, Mezopotamya'da nasıl ortaya çıktığını ve gündelik hayatta nasıl kullanıldığını anlatmak istiyorum. Siz parayı, bir madeni para olarak değil de, bir ağırlık olarak düşünmeyi hiç denediniz mi?
Şekel, mina, talent
Mezopotamya'nın ağırlık sistemi, yine altmışlık bir yapıya sahipti. En küçük yaygın birim, Sümerce "še", yani arpa tanesi. Bu birim, adını, bir arpa tanesinin ağırlığından alıyordu. Yüz seksen arpa tanesi, bir şekel ediyordu. Altmış şekel, bir mina; altmış mina ise, bir talent, yani Sümerce "gun" ediyordu. Talent kelimesinin Akadcası "biltu", yani "yük"; bir insanın taşıyabileceği yük anlamına geliyordu.
Bir şekelin tam ağırlığı, döneme ve bölgeye göre değişiyordu. Akademisyenler, genellikle, bir şekelin, yaklaşık sekiz gram civarında olduğunu kabul ediyor; ama bu, ortalama bir değer. Bazı dönemlerde ve şehirlerde, şekel, biraz daha ağır ya da biraz daha hafif olabiliyordu. Bu yüzden, bir tablette geçen ağırlıkları, modern birimlere çevirirken, akademisyenler, her zaman, bir hata payı bırakıyor.
Gümüş, para mıydı?
Mezopotamya'da, gümüş, bugünkü anlamda bir para işlevi görüyordu; ama madeni para biçiminde değil. Gümüş, külçe, halka ya da kırık parçalar halinde kullanılıyordu. Her alışverişte, tartılması gerekiyordu. Arkeologlar, bazı kazılarda, "Hacksilber" adı verilen, kesilmiş gümüş parçalarının biriktirildiği kaplar buldu. Bu parçalar, gerektiğinde, tartılıp ödeme olarak kullanılıyordu.
Ama gümüş, tek değişim aracı değildi. Arpa da, özellikle günlük hayatta, yaygın bir ödeme aracıydı. İşçilerin ücretleri, çoğu zaman, arpa olarak ödeniyordu. Tapınak ve saray hesaplarında, mallar, hem gümüş hem de arpa cinsinden değerlendiriliyordu. Eşnunna Kanunları'nın ilk maddeleri, bir şekel gümüşe, ne kadar arpa, yağ, yün ya da tuz alınabileceğini gösteren bir fiyat listesi içeriyor. Bu liste, gerçek pazar fiyatlarını mı, yoksa ideal bir düzeni mi yansıtıyor, akademisyenler arasında tartışmalı.
Ağırlık taşları
Ağırlıkların doğru olması, ticaretin güvenilirliği için, hayati önem taşıyordu. Arkeologlar, Mezopotamya'nın pek çok yerinde, taştan ya da metalden yapılmış ağırlıklar buldu. Bunların bir kısmı, ördek biçiminde. Ördek ağırlıkları, genellikle, cilalı taştan yapılmış ve bazılarının üzerinde, ağırlıklarını ve hangi krala ait olduğunu belirten yazıtlar var.
Bir başka ünlü grup, Nimrud'da bulunan aslan ağırlıkları. Bronzdan yapılmış bu aslan figürleri, Yeni Asur dönemine ait ve bazılarının üzerinde, hem çivi yazısıyla Akadca, hem de Aramice yazıtlar var. Bu iki dilli yazıtlar, Asur İmparatorluğu'nda, Aramicenin, ticaret dili olarak ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor. Bu ağırlıkların bir kısmı, bugün, British Museum'da sergileniyor.
Krallar, doğru ağırlıkların korunmasını, adaletin bir parçası olarak görüyordu. Ur-Nammu'nun kanun metninin girişinde, kralın, ağırlıkları ve ölçüleri düzenlediği ve standartlaştırdığı anlatılıyor. Bu, kralın, toplumda, adil bir düzen kurduğunun bir göstergesi olarak sunuluyordu.
Hileli terazi
Ağırlık sistemi, aynı zamanda, hileye de açıktı. Bir tüccar, iki farklı ağırlık seti kullanabilirdi: almak için ağır, satmak için hafif. Mezopotamya metinleri, bu tür hilelere karşı, sık sık uyarılar içeriyor. Şamaş'a yazılmış büyük bir ilahide, hileli terazi kullanan tüccarın, güneş tanrısı tarafından cezalandırılacağı söyleniyor.
Hammurabi Kanunları'nda da, tüccarların, borçlulara karşı, hileli ağırlıklar kullanmasını yasaklayan maddeler var. Bir tüccar, borç verirken küçük, geri alırken büyük bir ağırlık kullanırsa, verdiği tüm borcu kaybediyordu. Bu madde, terazinin, toplumda, ne kadar önemli bir güven aracı olduğunu gösteriyor. Siz bir alışverişte, terazinin doğru olup olmadığını, hiç sorguladınız mı?
Faiz ve borç
Gümüşün tartılarak kullanılması, faiz ve borç sistemlerinin de gelişmesine yol açtı. Mezopotamya'da, faiz, çok eski bir uygulamaydı. Eski Babil döneminde, gümüş borçlarında, faiz oranı, genellikle, her mina için yılda on iki şekel olarak belirtiliyordu; bu da, yüzde yirmi demek. Arpa borçlarında ise, oran, daha yüksekti; genellikle, yüzde otuz üç civarında.
Bu oranlar, Hammurabi Kanunları'nda da geçiyor. Ama bunların, gerçek uygulamayı mı, yoksa bir üst sınırı mı gösterdiği, tartışmalı. Borç, Mezopotamya toplumunda, ciddi bir sorundu. Borcunu ödeyemeyen kişiler, bazen, kendilerini ya da ailelerini, borç kölesi olarak vermek zorunda kalıyordu. Krallar, zaman zaman, "mişarum" adı verilen fermanlar yayımlayarak, belirli borçları siliyordu. Ammi-şaduqa'nın fermanı, bu tür belgelerin, en iyi korunmuş örneklerinden biri ve hangi borçların silinip hangilerinin silinmediğini, ayrıntılı olarak sayıyor.
Duvardaki yazı
Daniel kitabında, Babil kralı Belşazar, büyük bir şölen veriyor. Şölen sırasında, bir el beliriyor ve sarayın duvarına, dört kelime yazıyor: "Mene, mene, tekel, ufarsin." Daniel, bu kelimeleri yorumluyor: Tanrı, krallığını saydı ve sona erdirdi; kral, terazide tartıldı ve eksik bulundu; krallığı bölünüp Medlere ve Perslere verildi.
Birçok akademisyen, bu kelimelerin, aslında, ağırlık birimleri olduğunu düşünüyor: mina, şekel ve yarım mina. Yani duvardaki yazı, bir ağırlık listesi gibi okunabiliyor; Daniel ise, bu birimleri, fiillerle oynayarak, kehanet olarak yorumluyor. Bu yorum, kabul görüyor; ama metnin tam anlamı ve kelimelerin kökenleri, hâlâ tartışılıyor. Bu sahne, Mezopotamya ağırlık sisteminin, yüzyıllar sonra, kutsal metinlerde bile, nasıl yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Mezopotamya'da, adil ağırlıklar ve doğru ölçüler, tanrısal düzenin bir parçası olarak görülüyordu. Şamaş, adaletin tanrısı olarak, ticaretteki dürüstlüğün de koruyucusuydu. Tüccarlar, yeminlerini, Şamaş'ın önünde ediyordu.
Nisaba da, ölçü ve hesapla ilişkilendiriliyordu. Bu tanrıça, özellikle, ölçü ipini ve ölçü çubuğunu taşıyan bir tanrıça olarak tasvir ediliyordu. Bu, ölçmenin, sadece pratik bir iş değil, tanrısal bir düzenin parçası olduğunu gösteriyor. Bir tarlanın sınırını ölçen kâtip ya da gümüşü tartan tüccar, kendi işini, bu tanrıçanın gözetiminde yapıyordu. Kral yazıtlarında, ölçü ipini ve çubuğunu bir tanrıdan alan kral sahneleri de var; Ur-Nammu stelinde görülen sahnenin, böyle bir anı tasvir ettiği düşünülüyor. Ölçmek, böylece, kralın, tanrıdan devraldığı bir görev olarak sunuluyordu.
Akademik okuma
Mezopotamya ağırlık sistemi üzerine, çok sayıda akademik çalışma var. Marvin Powell, Reallexikon der Assyriologie'deki "Maße und Gewichte" maddesinde, bu sistemi, ayrıntılı olarak inceledi. Bu madde, alanda, standart bir referans olarak kullanılıyor.
Akademisyenler, Mezopotamya'nın, madeni para olmadan da, karmaşık bir ekonomik sisteme sahip olduğunu vurguluyor. Gümüşün tartılarak kullanılması, kredi, faiz ve uzun mesafe ticaret gibi kurumların gelişmesini engellemedi. Madeni para, ilk kez, MÖ yedinci yüzyılda, Anadolu'daki Lidya'da ortaya çıktı; ama Mezopotamya, ondan çok önce, gümüşü, bir para gibi kullanıyordu.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Anunnaki'nin, Dünya'ya, altın çıkarmak için geldiğini savundu. Ona göre, altın, Nibiru'nun atmosferini korumak için gerekiyordu. Bu yüzden, Mezopotamya'daki değerli metal kültürünü, Anunnaki'nin bu ihtiyacının bir yansıması olarak yorumladı.
Ama Mezopotamya metinlerinde, değerli metallerin en yaygını, altın değil, gümüştü. Gümüş, ödemelerde, borçlarda ve fiyatlarda, en sık kullanılan metaldi. Altın, daha çok, saray ve tapınak eşyalarında kullanılıyordu. Bu, Sitchin'in altın merkezli yorumuyla, pek örtüşmüyor; Mezopotamya ekonomisinin gerçek dili, gümüştü.
Forumlarda
Forumlarda, mina ve şekel, genellikle, Anunnaki ile doğrudan ilişkilendirilmiyor. Ama bazı kullanıcılar, altmışlık sistemin, ağırlık birimlerinde de görülmesini, Anunnaki'nin, insanlara bir sistem öğrettiğinin kanıtı olarak sunuyor.
Bence bu sistemin en ilginç yanı, onun, ne kadar uzun yaşadığı. Mina ve şekel, Mezopotamya'dan, Fenike'ye, İsrail'e ve Yunanistan'a yayıldı. Yunanca "mna" ve Latince "mina", aynı kelimenin devamı. Talent ise, Yunan dünyasında, büyük bir ağırlık ve para birimi olarak kullanıldı ve İncil'deki "talant" benzetmesi aracılığıyla, bugün, "yetenek" anlamına gelen kelimeye dönüştü.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence mina ve şekel, bize, Mezopotamya'nın, en kalıcı mirasının, belki de tanrılar ve mitler değil, gündelik hayatın araçları olduğunu düşündürüyor. Bugün, bir saatin altmış dakikası, bir dairenin üç yüz altmış derecesi ve bir para biriminin adı, hâlâ, o kil tabletlerin dünyasından geliyor. Belki de en büyük miras, en sessiz olanıdır.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Parayı, bir ağırlık olarak düşündüğünüzde, alışveriş deneyiminiz nasıl değişirdi? "Terazide tartılıp eksik bulunmak" ifadesini, hangi bağlamda kullanırdınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap