Giriş yap
🏺 Anunnaki

Michael Tellinger ve "Adam'ın Takvimi"

Güney Afrika'nın Mpumalanga bölgesinde, Kaapsehoop yakınlarındaki bir tepede, dikili taşlardan oluşan bir dizi var. Michael Tellinger, bu diziye, "Adam's Calendar", yani "Adam'ın Takvimi" adını verdi ve onun, yeryüzündeki en eski insan yapımı yapı olduğunu öne sürdü. Burada, o iddianın neye dayandığına ve arkeologların ne dediğine bakmak istiyorum.

Bir yapının yaşını kim belirler? Taşı dikenler mi, ona bakıp hikâye anlatanlar mı? Bu soru, Tellinger tartışmasının tam ortasında duruyor.

Tellinger kimdir?

Michael Tellinger, 1960'ta Zambiya'da doğdu ve Güney Afrika'da yaşıyor. Müzisyen olarak başladı, sonra yazar ve konuşmacı oldu. 2005'te "Slave Species of God" adlı kitabını yayımladı. Bu kitapta, Zecharia Sitchin'in fikirlerinden yola çıkarak, insanlığın, Anunnaki tarafından, altın madenlerinde çalıştırılmak üzere yaratıldığını savundu.

2008'de, Johan Heine ile birlikte, "Adam's Calendar" adlı kitabı yayımladı. Heine, bir pilot ve itfaiyeciydi; dikili taşları, 2003'te, kayıp bir pilotu ararken fark ettiğini anlatıyor. Bu anlatıyı, Heine'nin kendi aktarımı olarak aktarıyorum; bağımsız bir doğrulamasını görmedim.

Tellinger, daha sonra, "Ubuntu" adını verdiği bir siyasi hareket kurdu ve bir dönem, Güney Afrika'da seçimlere katıldı. Bu, onun Anunnaki fikirleriyle siyasi görüşlerinin iç içe geçtiğini gösteriyor.

İddia ne?

Tellinger ve Heine'ye göre, "Adam'ın Takvimi", dikili taşlardan oluşan bir daire. Bu taşlar, güneşin doğuş ve batış noktalarına göre yerleştirilmiş; dolayısıyla, bir takvim işlevi görüyor. Yapının yaşını, Orion takımyıldızının, ufukta belirli bir konumda olduğu döneme göre hesapladılar ve 75.000 yıl gibi bir rakama ulaştılar. Bazı yayınlarında, bu rakam daha da yüksek.

Tellinger, bölgede, binlerce taş halka olduğunu ve bunların, bir zamanlar, büyük bir uygarlığın kalıntıları olduğunu savunuyor. Ona göre, bu uygarlık, Anunnaki'nin altın madenlerini işleten insanların yerleşimleriydi. Taş halkaların arasında uzanan taş yolların, kanal ya da enerji hattı olduğunu bile öne sürüyor.

Tellinger, bu iddiayı, Sitchin'in, Anunnaki'nin, Afrika'nın güneyindeki "Abzu" denen bölgede altın çıkardığı yönündeki yorumuyla birleştiriyor.

Arkeologlar ne diyor?

Mpumalanga'daki taş yapılar, arkeologlar tarafından, uzun süredir biliniyor ve inceleniyor. Bu yapılar, Bokoni denen bir tarım toplumuna ait. Peter Delius, Tim Maggs ve Alex Schoeman gibi araştırmacılar, bu yerleşimleri, ayrıntılı olarak inceledi. Delius, Maggs ve Schoeman'ın 2014'te yayımladığı "Forgotten World: The Stone-Walled Settlements of the Mpumalanga Escarpment" adlı kitap, bu çalışmaların bir derlemesi.

Bu araştırmalara göre, taş yapılar, büyük olasılıkla on altıncı yüzyıl ile on dokuzuncu yüzyıl arasında inşa edildi. Taş halkalar, çoğunlukla, hayvan ağılları ve ev çevreleri. Aralarındaki taş yollar, hayvanların, tarlalara zarar vermeden geçmesi için yapılmış patikalar olarak yorumlanıyor. Tarım terasları da, yamaçlarda, toprak kaybını önlemek için kurulmuş.

Bu yerleşimlerde, çanak çömlek parçaları, demir aletler ve yakın dönem tarım izleri bulundu. Radyokarbon tarihlemeleri de, birkaç yüz yıllık bir yaşa işaret ediyor. Yüz binlerce yıllık bir uygarlığa ait hiçbir buluntu ise yok.

"Adam'ın Takvimi" denen yapı ise, ayrı bir tartışma konusu. Bazı araştırmacılar, dikili taşların, doğal kaya oluşumları olabileceğini ya da yakın dönemde yerleştirilmiş olabileceğini öne sürüyor. Yapının astronomik hizalanmasına ilişkin iddialar, bağımsız bir çalışmayla doğrulanmış değil.

Orion ile tarihleme

Tellinger'in kullandığı tarihleme yöntemi, arkeoastronomide kullanılan bir yaklaşıma benziyor: bir yapının hizalanmasından, onun inşa edildiği dönemi tahmin etmek. Ama bu yöntem, ancak yapının hizalanmasının, kesin olarak bilindiği ve amacının belli olduğu durumlarda işe yarıyor.

Bir dizi taş, herhangi bir yıldız konumuna, bir dönemde mutlaka denk gelir. Gökyüzünde yeterince yıldız ve zamanda yeterince yıl varsa, her hizalama, bir şeylerle eşleştirilebilir. Bu yüzden arkeoastronomlar, hizalama iddialarını, kazı verileriyle birlikte değerlendirmeyi şart koşuyor.

Stonehenge'in yaşı, yalnızca güneşe hizalanmasından değil, kazılarda bulunan kemik ve boynuz aletlerin radyokarbon tarihlemesinden biliniyor. "Adam'ın Takvimi" için ise, benzer bir kazı verisi yayımlanmış değil.

Tanrılar arasındaki ilişki

Tellinger'in anlatısında, Enki, altın madenlerinin yöneticisi ve insanlığın yaratıcısı. Enlil ise, uzaktan yöneten ve insanlığa karşı sert bir tanrı. Bu ikilik, Sitchin'den geliyor.

Ama Sümer kaynaklarında, Enki'nin, Afrika'da maden işlettiğine dair bir bilgi yok. "Atrahasis" destanında, tanrılar, kanal kazma ve toprak işleme işlerinden yorulup isyan ediyor; altından ya da madenden söz edilmiyor. Enki, bu isyanı çözmek için insanın yaratılmasını öneriyor. Yani, Sümer ve Akad kaynaklarında, insanın yaratılış amacı, tanrıların toprak işini devralmak.

Abzu da, Sümer kozmolojisinde, yeraltındaki tatlı su okyanusu. Eridu'daki tapınak, bu okyanusla ilişkilendiriliyor. Abzu'yu Güney Afrika ile eşleştirmek, Sitchin'in yorumu; bu eşleştirmeyi destekleyen bir metin yok.

Büyük Zimbabve tartışmasının gölgesi

Tellinger tartışmasını anlamak için, Güney Afrika bölgesindeki daha eski bir tartışmaya bakmak gerekiyor. Büyük Zimbabve, on birinci ile on beşinci yüzyıllar arasında, Şona halkının ataları tarafından inşa edilmiş, taş duvarlı büyük bir kent. On dokuzuncu yüzyılda, Avrupalı gezginler ve sömürge yöneticileri, bu kentin, Saba Melikesi'nin ya da Fenikelilerin eseri olduğunu öne sürdü.

1905'te David Randall-MacIver, 1929'da Gertrude Caton-Thompson, kazılar yaparak, yapının Afrikalılar tarafından inşa edildiğini gösterdi. Ama Rodezya yönetimi, uzun süre, bu bulguları bastırmaya çalıştı. Rehber kitaplarda, yapının kökeninin "belirsiz" olduğu yazıldı.

Bu tarih, Güney Afrikalı arkeologların, Tellinger'in iddialarına neden bu kadar duyarlı olduğunu açıklıyor. Bir Afrika yapısını, yabancı bir uygarlığa atfetmek, onlar için, yalnızca bir bilimsel hata değil, eski bir yaraya dokunmak anlamına geliyor. Tellinger'in niyeti bu olmayabilir; ama sonuç, benzer bir örüntüyü tekrarlıyor.

Sizce bir anlatının, niyetinden bağımsız olarak, bu tür etkileri olabilir mi?

Akademik okuma

Akademisyenler, Tellinger'in iddialarını, genellikle, sözde arkeoloji olarak değerlendiriyor. Güney Afrikalı arkeologlar, Tellinger'in iddialarının, Bokoni gibi yerel tarım toplumlarının tarihini görmezden geldiğini vurguluyor.

Bu, yalnızca bilimsel bir sorun değil, aynı zamanda tarihsel bir sorun. Güney Afrika'da, sömürge döneminde, Büyük Zimbabve gibi Afrika yapılarının, Afrikalılar tarafından değil, Fenikeliler ya da başka yabancılar tarafından inşa edildiği iddia edilmişti. Bu iddialar, Afrikalıların, büyük yapılar inşa edemeyeceği önyargısına dayanıyordu. Arkeologlar, Tellinger'in anlatısında da benzer bir örüntü görüyor: yerel bir toplumun eseri, başka bir kaynağa atfediliyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Anunnaki'nin, altın çıkarmak için Dünya'ya geldiğini ve bu altının, Nibiru'nun atmosferini korumak için kullanıldığını öne sürdü. Altın madenlerinin, Afrika'nın güneyinde olduğunu da savundu.

Sitchin, bu iddiasını desteklemek için, Güney Afrika'daki bazı eski madenlere atıfta bulundu. Örneğin, Svaziland'deki Lion Cavern, yani Aslan Mağarası'nda, on binlerce yıl önce, hematit çıkarıldığı biliniyor. Ama hematit, altın değil; kırmızı boya yapımında kullanılan bir demir mineraliydi. Sitchin'in ve Tellinger'in, bu madeni, altın madenciliğinin kanıtı olarak sunması, bir karışıklığa dayanıyor.

Forumlarda

Forumlarda, "Adam'ın Takvimi", sık sık, "Stonehenge'den daha eski" bir yapı olarak paylaşılıyor. Bu paylaşımlarda, genellikle, yapının fotoğrafları ve Tellinger'in iddiaları yer alıyor; arkeolojik çalışmalara ise, nadiren değiniliyor.

Bazı kullanıcılar, Tellinger'in iddialarını sorguluyor ve Bokoni araştırmalarına bağlantı veriyor. Ama bu bağlantılar, Tellinger'in videoları kadar yayılmıyor. Türkçe paylaşımlarda da, durum aynı: dramatik bir anlatı, akademik bir rapordan daha hızlı yayılıyor.

İki anlatının ağırlığı

Bir tarafta, bir pilotun keşif hikâyesi ve 75.000 yıllık bir takvim. Öbür tarafta, onlarca yıllık saha çalışması, yüzlerce kazı noktası ve bir tarım toplumunun ayrıntılı tarihi. Hangisi daha çekici? Muhtemelen ilki. Hangisi daha sağlam? Bence ikincisi.

Bokoni hikâyesi de, aslında, ilgi çekici: dağ yamaçlarında, taş teraslar kurarak tarım yapan, hayvanlarını özenle yönetebilen bir toplum. Bu toplumun hikâyesi, uzaylılara ihtiyaç duymadan, insan becerisinin etkileyici bir örneği.

Bazı araştırmacıların dile getirdiğine göre, Bokoni yerleşimlerinin bir kısmı, ağaçlandırma, tarım ve yol yapımı nedeniyle zarar görme riski taşıyor; bu alanların korunması için, zaman zaman çağrılar yapılıyor. Belki de bu yapılara gösterilen ilgi, uzaylı anlatısı yerine, koruma çabasına yönelebilir.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Tellinger'in anlatısı, Sitchin'in Mezopotamya merkezli anlatısını, Afrika'ya taşıyarak, ona yeni bir coğrafya kazandırdı. Bu coğrafya genişlemesi, anlatının, küresel bir uygarlık anlatısına dönüşmesine yardım etti. Ama bu genişleme, yerel bir tarihi, gölgede bırakma pahasına oldu. Belki de asıl kayıp, Bokoni'nin hikâyesinin, uzaylı anlatısı içinde kaybolması.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

"Adam'ın Takvimi"ni daha önce duymuş muydunuz? Bokoni gibi yerel bir toplumun tarihini mi, yoksa yüz binlerce yıllık bir uygarlık anlatısını mı daha ilginç buluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap