Giriş yap
🏺 Anunnaki

Mezopotamya'da tıp: asu ve aşipu

Kadim Mezopotamya'da hastalandığınızı düşünün. Kapınıza kim gelirdi? Kaynaklar, iki farklı uzmandan söz ediyor: asu ve aşipu. Asu, bitkilerden, minerallerden ve hayvansal maddelerden ilaçlar hazırlayan, merhem süren, sargı saran bir hekimdi. Aşipu ise, hastalığın arkasındaki tanrısal ya da şeytani nedeni arayan, büyü sözleri okuyan ve ritüeller yapan bir uzmandı.

Bu ikili, modern okura, "bilim" ve "büyü" ayrımı gibi görünebilir. Ama bu ayrım, kadim Mezopotamyalıların kendi bakışına uymuyor. Bu sayfada, asu ve aşipu'nun dünyasına, kaynakların izin verdiği ölçüde bakmak istiyorum. Siz hastalığı, yalnızca bedensel bir olay olarak mı görüyorsunuz?

İki meslek

Asu kelimesi, Sümerce a.zu kelimesinden geliyor; bu kelime, kabaca, "suyu bilen" diye yorumlanıyor. Bu yorum, kesin değil; ama asu'nun, sıvılarla ve karışımlarla çalıştığını düşündürüyor. Asu, ilaçlarını, bira, süt, yağ ve bal gibi taşıyıcı maddelerle karıştırıyordu. Hastaya, ilacı içiriyor, merhem olarak sürüyor ya da lavman olarak uyguluyordu.

Aşipu ise, daha çok, bir din uzmanıydı. Hastalığın nedenini, bir tanrının öfkesinde, bir hayaletin saldırısında, bir cadının büyüsünde ya da hastanın işlediği bir günahta arıyordu. Tedavisi, büyü sözleri, arınma ritüelleri ve koruyucu muskalardı.

Ama bu iki meslek, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyordu. Aşipu da, bazen ilaç reçeteleri veriyordu; asu da, bazen büyü sözleri okuyordu. Bazı tıp metinlerinde, ilaç tarifleri ile büyü sözleri, aynı tablette, yan yana yer alıyor.

Tıp tabletleri

Mezopotamya tıbbının en zengin kaynakları, Asur kralı Asurbanipal'in Ninova'daki kütüphanesinden ve Asur şehrindeki bir aşipu ailesinin özel kütüphanesinden geliyor. Bu tabletler, MÖ birinci binyıla tarihleniyor; ama içerikleri, çok daha eski geleneklere dayanıyor.

Tıp tabletleri, genellikle, belirli bir kalıp izliyor: "Eğer bir adamın başı ağrıyorsa ve gözleri bulanıksa..." diye başlıyor, ardından, bir tedavi öneriyor. Bazı tabletler, hastalıkları, vücudun bölgelerine göre sınıflandırıyor; baştan ayağa doğru ilerleyen bir düzen izliyor.

Teşhis için ise, ayrı bir eser vardı: Sakikku adlı büyük teşhis serisi. Bu seri, belirtileri ve onların anlamlarını listeliyor. Sakikku, kendi başına ele alınmayı hak eden bir eser; bu yüzden, ona, ayrı bir yazıda daha ayrıntılı bakmak istiyorum.

Hammurabi Yasaları'nda hekim

Hammurabi Yasaları, hekimlerin ücretlerini ve sorumluluklarını düzenleyen maddeler içeriyor. Bu maddelere göre, bir hekim, bir bronz neşterle, bir hastanın ciddi bir yarasını tedavi eder ya da gözündeki bir sorunu iyileştirirse, belirli bir miktar gümüş alıyordu. Ücret, hastanın toplumsal statüsüne göre değişiyordu: soylu bir hasta için daha yüksek, köle için daha düşük.

Ama aynı maddeler, bir başarısızlığın cezasını da belirliyor. Eğer hekim, soylu bir hastanın ölümüne ya da gözünün kaybına yol açarsa, hekimin eli kesiliyordu. Bu madde, modern okurları ürkütüyor. Bu yasaların, ne ölçüde uygulandığı ise, tartışmalı. Hammurabi Yasaları, bir uygulama kitabından çok, kralın adaletini gösteren bir anıt olarak da okunuyor.

Gula: şifa tanrıçası

Mezopotamya'da, şifa ile ilişkili en önemli tanrıça, Gula'ydı. Gula, farklı şehirlerde, farklı adlarla da anılıyordu: Ninisina, Nintinugga, Ninkarrak. Bu tanrıçalar, zamanla, birbirleriyle özdeşleştirildi.

Gula'nın simgesi, köpekti. Isin şehrindeki Gula tapınağının yakınında, arkeologlar, çok sayıda köpek gömüsü buldu. Bu gömülerin anlamı, tam olarak bilinmiyor; ama köpeklerin, şifa tanrıçasıyla ilişkili kutsal hayvanlar olduğu düşünülüyor. Köpeklerin yaraları yalamasının iyileştirici olduğu inancıyla ilişkili olabileceği de öne sürülüyor; bu, bir tahmin.

Gula'ya adanmış ilahilerde, tanrıça, kendisini, "hayatı veren", "hastayı iyileştiren" ve "bitkileri bilen" biri olarak tanıtıyor. Hekimler, Gula'nın hizmetkârları olarak görülüyordu. Bir hastanın iyileşmesi, hem hekimin becerisine, hem de tanrıçanın lütfuna bağlanıyordu. Bu iki açıklama, birbirini dışlamıyor, birbirini tamamlıyordu.

Saraydaki hekimler

Asur kralı Esarhaddon'un saray arşivleri, kralın, hekimleriyle yazışmalarını içeriyor. Esarhaddon, sağlığı hakkında endişeli bir kraldı ve hekimleri ile aşipu'larına, sık sık danışıyordu. Bu mektuplarda, kralın ve ailesinin hastalıkları, önerilen tedaviler ve kâhinlerin yorumları geçiyor.

Bu mektuplardan, bir hekimin, Urad-Nanaya adında biri olduğu biliniyor. Urad-Nanaya, kralın bir oğlunun hastalığı hakkında rapor veriyor ve tedavi öneriyor. Bu tür mektuplar, kadim tıbbın, gerçek hastalar ve gerçek endişeler etrafında şekillendiğini gösteriyor.

Herodotos'un iddiası

Yunan tarihçi Herodotos, MÖ beşinci yüzyılda, Babil hakkında ilginç bir iddiada bulundu. Ona göre, Babillilerin hekimleri yoktu; hastalar, pazar yerine getiriliyor ve oradan geçenler, benzer bir hastalık geçirmiş olup olmadıklarını ve nasıl iyileştiklerini anlatıyordu. Herodotos, bu geleneği, Babillilerin bilgece adetlerinden biri olarak sundu.

Bu iddia, Mezopotamya kaynaklarıyla açıkça çelişiyor. Tabletler, asu ve aşipu'nun, yüzyıllar boyunca, düzenli olarak çalıştığını gösteriyor. Herodotos, belki de, yanlış bilgilendirildi ya da gördüğü bir uygulamayı genelleştirdi. Belki de, Babil'de, hekimlere ulaşamayan yoksul insanlar arasında, böyle bir uygulama vardı.

Bu örnek, bana, kadim yazarların, başka kültürler hakkında söylediklerine, dikkatle yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor. Herodotos, değerli bir kaynak; ama o da, bir yabancının gözüyle bakıyordu ve duyduğu her şeyi, doğrulayamıyordu. Siz bir başka kültürü anlatan bir yabancıya, ne kadar güvenirsiniz?

Bitkiler ve listeler

Mezopotamya kâtipleri, ilaç yapımında kullanılan bitkileri ve maddeleri de listeledi. "Uruanna" adıyla bilinen bir seri, bitki adlarını ve onların eşanlamlılarını sıralıyor. Bir başka metin türü, belirli bir bitkinin, hangi hastalık için, nasıl kullanılacağını belirtiyor.

Bu listelerdeki bitki adlarının çoğunun, bugünkü hangi bitkilere karşılık geldiği, kesin değil. Bazı adlar, başka dillerdeki akraba kelimeler ve sonraki dönemlerin bitki bilgisi sayesinde, görece güvenle tanımlanabiliyor. Ama birçok ad, hâlâ, tartışma konusu. Haşhaşın Mezopotamya'da bilinip bilinmediği bile, akademisyenler arasında, uzun süredir tartışılıyor; bir Sümerce terimin haşhaş anlamına geldiği öne sürülmüş, ama bu yorum, birçok uzman tarafından kabul edilmemiş. Bu belirsizlik, kadim tarifleri bugün uygulamayı, hem zor hem de tehlikeli kılıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya tıbbında, hastalık, çoğu zaman, tanrıların dünyasıyla ilişkilendiriliyordu. Bir hastalık, "bir tanrının eli" olarak tanımlanabiliyordu: "Şamaş'ın eli", "İştar'ın eli" ya da "bir hayaletin eli". Bu ifade, hastalığın, belirli bir tanrının ya da varlığın etkisiyle ortaya çıktığını gösteriyordu.

Ea, yani Enki, büyü sözlerinin ve arınma ritüellerinin tanrısıydı. Birçok büyü sözünde, Enki ve oğlu Marduk arasında, kalıplaşmış bir diyalog yer alıyor: Marduk, bir hastalığı görüyor ve babasına ne yapması gerektiğini soruyor; Enki ise, ona, "Benim bildiğimi sen de biliyorsun" diye cevap veriyor ve tedaviyi anlatıyor.

Akademik okuma

Mezopotamya tıbbı, son yıllarda, yoğun bir akademik ilgi gördü. JoAnn Scurlock ve Burton Andersen'in "Diagnoses in Assyrian and Babylonian Medicine" adlı kitabı, kadim teşhisleri, modern tıbbi bilgiyle karşılaştırmaya çalışıyor. Markham J. Geller'in "Ancient Babylonian Medicine: Theory and Practice" adlı kitabı ise, kadim tıbbın, kendi kavramları içinde anlaşılması gerektiğini vurguluyor.

Bu iki yaklaşım arasında, bir gerilim var. Biri, kadim belirtileri modern hastalıklarla eşleştirmeye çalışıyor; diğeri, bu eşleştirmenin, kadim düşünceyi çarpıtabileceği konusunda uyarıyor. Bana göre, iki yaklaşım da, birbirini dengeleyen dersler sunuyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, tıp konusunda, özellikle Enki'nin, insanın yaratılmasındaki rolüne odaklandı. Ona göre, Enki ve Ninhursag, genetik mühendislik yapan Anunnaki bilim insanlarıydı. Gula ve diğer şifa tanrıçaları, bu çerçevede, tıbbi bilgiye sahip Anunnaki olarak görülebilirdi.

Tıp tabletleri ise, deneme yanılma ile biriken, kuşaktan kuşağa aktarılan ve sürekli genişleyen bir bilgi birikimini gösteriyor. Tariflerin bir kısmı, gerçekten etkili olabilecek maddeler içeriyor; bir kısmı ise, bugün bize, etkisiz ya da zararlı görünüyor. Bu karışım, ileri bir teknolojinin değil, insan deneyiminin izlerini taşıyor.

Forumlarda

Forumlarda, Mezopotamya tıbbı, genellikle, Hammurabi Yasaları'ndaki el kesme cezasıyla anılıyor. Bu madde, kadim dünyanın sertliğine dair bir örnek olarak sık sık paylaşılıyor. Bazı kullanıcılar ise, Mezopotamya'da cerrahi yapıldığını, ileri bir bilginin kanıtı olarak sunuyor.

Bu iki tutum, aynı kaynağı, iki farklı yöne çekiyor. Hammurabi Yasaları, ne kadim tıbbın vahşetinin ne de onun ileri teknolojisinin kanıtı; o, bir toplumun, hekimlerden ne beklediğini gösteren bir belge.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence asu ve aşipu ayrımı, bize, hastalığın iki yüzünü hatırlatıyor: bedendeki acı ve o acının anlamı. Asu, bedene bakıyordu; aşipu, "neden ben?" sorusuna cevap arıyordu. Modern tıp, ilk soruda büyük ilerleme kaydetti; ama ikinci soru, hâlâ, her hastanın içinde yaşıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Hastalandığınızda, yalnızca bir tedavi mi, yoksa bir açıklama da mı ararsınız? Asu ve aşipu'dan hangisinin yaklaşımı, size daha yakın geliyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap