Mezopotamya'da kölelik: tabletlerdeki insanlar
Anunnaki anlatılarında, sıkça duyduğunuz bir iddia var: insanlar, tanrılar için çalışmak üzere yaratılmış köleler. Bu iddia, Atrahasis destanındaki bir anlatıya dayanıyor: tanrılar, ağır işlerden yorulunca, insanları, kendi yüklerini taşımaları için yarattılar. Ama Mezopotamya'da, insanlar arasındaki kölelik de, gerçek ve gündelik bir olguydu. Tabletler, köle alım satımlarını, kaçak köleleri ve özgürlüğüne kavuşan insanları anlatıyor.
Bu sayfada, Mezopotamya'daki köleliği, tabletlerin anlattığı şekliyle ele almak istiyorum. Kimler köle oluyordu? Hakları var mıydı? Özgürlüğe nasıl kavuşabiliyorlardı? Ve tanrıların kölesi olarak yaratılan insan fikri, bu gündelik gerçeklikle nasıl ilişkiliydi? Siz, bir köle sözleşmesini okusanız, ne hissederdiniz?
Kimler köle oluyordu
Mezopotamya'da, insanlar, birkaç farklı yolla köle olabiliyordu. En yaygın yollardan biri, savaştı. Savaşta esir alınan insanlar, köle olarak, tapınaklara, saraylara ya da özel kişilere dağıtılabiliyordu. Sumer metinlerinde, yabancı topraklardan getirilen esirler, zaman zaman, "dağ ülkesinden gelenler" gibi ifadelerle anılıyor.
İkinci önemli yol, borçtu. Borcunu ödeyemeyen bir kişi, kendisini ya da ailesinin bir üyesini, borç karşılığında, alacaklıya teslim edebiliyordu. Bu tür kölelik, genellikle, sınırlı süreliydi. Hammurabi Kanunları'nın 117. maddesine göre, borç nedeniyle köleleştirilen bir eş ya da çocuk, üç yıl çalıştıktan sonra, dördüncü yılda serbest bırakılmalıydı.
Üçüncü yol ise, satıştı. Zor zamanlarda, kıtlık ya da yoksulluk dönemlerinde, aileler, çocuklarını satabiliyordu. Kuşatma ya da kıtlık dönemlerine ait bazı tabletler, bu tür satışları kaydediyor. Bu belgeler, okuması zor, acı metinler. Bir satış belgesinde, bir annenin ya da babanın adı, alıcının adının yanında, sıradan bir tanık listesiyle birlikte yer alıyor. Belgenin kuru dili, arkasındaki çaresizliği gizliyor; ama okuyan biri için, o çaresizlik, satırların arasından açıkça hissediliyor.
Bir de, köle olarak doğanlar vardı. Bir kölenin çocuğu, genellikle, köle olarak kabul ediliyordu. Ama bu durum, babanın ve annenin statüsüne göre değişebiliyordu. Hammurabi Kanunları, özgür bir adam ile bir köle kadından doğan çocukların durumunu, ayrıca düzenliyor.
Köle sözleşmeleri
Mezopotamya'dan, binlerce köle alım satım sözleşmesi kaldı. Bu sözleşmeler, genellikle, standart bir kalıba göre yazılıyordu: kölenin adı, satıcının ve alıcının adı, ödenen fiyat, tanıkların adları ve tarih. Bazı sözleşmelerde, kölenin sağlığına dair garantiler de yer alıyor.
Hammurabi Kanunları'nın 278. maddesi, ilginç bir garanti içeriyor: satın alınan bir köle, bir ay içinde, bennu adı verilen bir hastalığa yakalanırsa, alıcı, köleyi geri verip parasını alabiliyordu. Bu madde, kölenin, hukuki açıdan, bir mal gibi ele alındığını açıkça gösteriyor.
Köle fiyatları, döneme, yere ve kölenin özelliklerine göre değişiyordu. Eski Babil döneminde, bir kölenin fiyatı, genellikle, birkaç şekel ile birkaç on şekel gümüş arasında değişiyordu; ama bu konudaki rakamlar, kaynaktan kaynağa farklılık gösterdiği için, kesin bir ortalama vermek zor.
Kölelerin hakları
Mezopotamya'da köleler, tamamen haksız değildi. Bazı köleler, mülk edinebiliyor, ticaret yapabiliyor ve hatta, kendi özgürlüklerini satın alabiliyordu. Yeni Babil döneminde, özellikle, bazı köleler, efendileri adına, büyük ticari işler yürüten, oldukça varlıklı kişiler haline gelebiliyordu.
Hammurabi Kanunları'nın 175. maddesi, bir saray kölesinin ya da muşkenum denilen sınıftan bir adamın kölesinin, özgür bir kadınla evlenmesi durumunu düzenliyor. Bu evlilikten doğan çocuklar, özgür kabul ediliyordu. Bu madde, köleler ile özgür insanlar arasındaki sınırın, her zaman, kesin ve aşılmaz olmadığını gösteriyor.
Ama kölelerin hayatı, yine de, ağır ve kırılgandı. Bir kölenin bedeni, efendisine aitti. Hammurabi Kanunları'nın son maddesi, 282. madde, efendisine "sen benim efendim değilsin" diyen bir kölenin, kulağının kesilmesini öngörüyor. Bu madde, sistemin, özünde, ne kadar sert olduğunu hatırlatıyor.
Kaçak köleler ve işaretler
Köleler, zaman zaman, kaçıyordu. Hammurabi Kanunları, kaçak köleleri saklayan ya da şehir kapısından çıkmalarına yardım eden kişilere, ağır cezalar öngörüyor. 15. ve 16. maddeler, bu tür durumlarda, ölüm cezası öngörüyor. Kaçak bir köleyi yakalayıp efendisine teslim eden kişiye ise, 17. maddeye göre, iki şekel gümüş ödül veriliyordu.
Bazı kölelere, kaçmalarını zorlaştırmak için, işaretler konuluyordu. Akadca metinlerde, abbuttum denilen, kölelere özgü bir saç biçiminden ya da işaretten söz ediliyor. Bu işaretin tam olarak ne olduğu, akademisyenler arasında tartışmalı; bir saç kesimi, bir damga ya da başka bir işaret olabilir. Hammurabi Kanunları'nın 226. maddesi, bir kölenin işaretini, efendisinin izni olmadan kazıyan berbere, ceza öngörüyor.
Özgürlüğe kavuşmak
Köleler, birkaç yolla özgürlüğe kavuşabiliyordu. Efendileri, onları, bir belgeyle, serbest bırakabiliyordu. Bu tür azat belgeleri, bazı tabletlerde korunmuş. Bazı belgelerde, serbest bırakılan köleden, efendisinin yaşlılığında ona bakması gibi, yükümlülükler isteniyor.
Bir başka yol, kralların ilan ettiği borç affıydı. Akadca mişarum olarak bilinen bu fermanlar, borç nedeniyle köle olmuş kişilerin, serbest bırakılmasını sağlıyordu. Babil kralı Ammi-saduka'nın fermanı, bu tür belgelerin en iyi korunmuş örneklerinden biri. Bu fermanlar, savaş esirlerini ya da satın alınan köleleri değil, borç kölelerini kapsıyordu.
Tapınak ve saray emekçileri
Mezopotamya ekonomisinde, kölelerin yanında, başka bir emekçi grubu da vardı: tapınaklara ve saraylara bağlı çalışanlar. Ur III dönemine ait on binlerce idari tablet, bu çalışanlara verilen arpa, yağ ve yün tayınlarını kaydediyor. Bu kayıtlarda, kadınlar, çocuklar ve erkekler, ayrı ayrı listeleniyor ve her birine, belirli bir miktar tayın veriliyor.
Bu çalışanların statüsü, akademisyenler arasında, uzun süre tartışıldı. Bazıları, onları, fiilen köle olarak görüyor; bazıları ise, özgür ama bağımlı işçiler olarak tanımlıyor. Sumerce gurus ve geme kelimeleri, sırasıyla, erkek ve kadın işçileri ifade ediyor; ama bu kelimelerin, köleliği mi, yoksa sadece bağımlı emeği mi anlattığı, bağlama göre değişiyor.
Dokuma atölyelerinde çalışan kadınlar, bu kayıtlarda, özellikle kalabalık bir grup olarak görünüyor. Bazı atölyelerde, binlerce kadının çalıştığı kaydediliyor. Bu kadınların hayatları, tayın listelerindeki rakamların arkasında, büyük ölçüde görünmez kalıyor. Bir tayın listesine bakarken, her satırın bir insan olduğunu hatırlamak, insanı durduruyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Atrahasis destanında, insanların yaratılış nedeni açıkça anlatılıyor. Başlangıçta, küçük tanrılar, İgigi, büyük tanrılar, Anunnaki için, kanalları kazıyor ve toprağı işliyordu. Ama bu ağır iş, onları isyana sürükledi. İsyan üzerine, tanrılar, Enki'nin önerisiyle, insanları yarattı: insanlar, tanrıların işini devralacak, onların yükünü taşıyacaktı.
Bu anlatıda, insanlar ile tanrılar arasındaki ilişki, bir efendi ile hizmetkâr arasındaki ilişkiye benziyor. Mezopotamya'da, tapınaklar, tanrıların evleri olarak görülüyordu ve insanlar, bu evlerde, tanrılara hizmet ediyordu. Kralın kendisi bile, tanrının hizmetkârı olarak tanımlanıyordu. Akadca'da, "ardu" kelimesi, hem köle hem hizmetkâr anlamına geliyordu ve krallar, kendilerini, tanrının ardusu olarak tanımlayabiliyordu.
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya'daki köleliği, modern dönemdeki plantasyon köleliğiyle doğrudan karşılaştırmanın yanıltıcı olabileceğini vurguluyor. Mezopotamya'da, kölelik, farklı biçimler alıyordu ve köleler ile özgür insanlar arasında, çeşitli ara statüler bulunuyordu. Bazı araştırmacılar, kölelerin, ekonominin genelinde, sanıldığı kadar büyük bir rol oynamadığını, emeğin büyük bir kısmının, özgür ya da yarı özgür işçiler tarafından sağlandığını öne sürüyor.
Muhammad Dandamayev'in, Yeni Babil dönemindeki kölelik üzerine yaptığı kapsamlı çalışma, bu alandaki en önemli eserlerden biri. Bu çalışma, köleliğin, bir dönem içinde bile, ne kadar çeşitli biçimler alabildiğini gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Atrahasis anlatısını, insanlığın, Anunnaki tarafından, madenlerde çalışmak üzere, genetik mühendislikle yaratılmış bir köle ırkı olduğu şeklinde yorumladı. Bu yorum, Anunnaki literatürünün, en çok bilinen tezlerinden biri haline geldi.
Ama Atrahasis destanında, madenlerden söz edilmiyor. İgigi'nin yaptığı işler, kanal kazmak ve toprağı işlemek. Bu, Mezopotamya'nın tarım ekonomisini yansıtan bir anlatı. Sitchin'in altın madeni yorumu, metnin kendisinde bulunmuyor; bu, onun eklediği bir unsur.
Forumlarda
Forumlarda, "köle ırk" fikri, sıkça tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, insanlığın, bugün bile, görünmeyen efendilere hizmet ettiğini öne sürüyor. Bu fikir, modern dünyadaki eşitsizlik ve güçsüzlük hissini, eski bir mite bağlayan bir yorum.
Bence tabletlerdeki gerçek kölelerin hikâyeleri, bu tartışmalarda, çoğu zaman, unutuluyor. Borcunu ödeyemediği için çocuğunu teslim eden bir baba ya da kulağı kesilme korkusuyla yaşayan bir köle, mitik bir köle ırkından çok daha somut ve acı bir gerçeklik.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Atrahasis'teki "insanlar, tanrıların hizmetkârı olarak yaratıldı" fikri, Mezopotamya toplumunun, kendi hiyerarşisini, gökyüzüne yansıtmasıydı. Yeryüzünde, köleler efendilerine, efendiler krallara, krallar tanrılara hizmet ediyordu. Mit, bu düzeni, kozmik bir zemine oturtuyor ve onu, doğal ve değişmez gibi gösteriyordu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Mezopotamya'daki kölelik hakkında, sizi en çok ne düşündürdü? Atrahasis'teki yaratılış anlatısını, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap