Mezopotamya'da evlilik ve boşanma: sözleşmeler ve çeyizler
Anunnaki anlatılarında, tanrıların evlilikleri, sık sık konu ediliyor: Enlil ile Ninlil, Dumuzi ile İnanna, Nergal ile Ereşkigal. Ama Mezopotamya'da, insanların evlilikleri de, kendi başına, büyüleyici olmaktan çok, şaşırtıcı derecede bürokratik bir konuydu. Evlilikler, sözleşmelerle kuruluyor, çeyizler listeleniyor ve boşanmalar, belirli kurallara göre gerçekleşiyordu.
Bu sayfada, Mezopotamya'daki evlilik ve boşanmayı, tabletlerin ve kanunların anlattığı şekliyle ele almak istiyorum. Bir evlilik nasıl kuruluyordu? Kadınların hakları neydi? Ve boşanma, nasıl gerçekleşiyordu? Siz, dört bin yıl önceki bir evlilik sözleşmesini okusanız, size en tanıdık gelen ne olurdu?
Evlilik bir sözleşmeydi
Mezopotamya'da, evlilik, iki aile arasında yapılan bir anlaşmaydı. Hammurabi Kanunları'nın 128. maddesi, bunu açıkça belirtiyor: bir adam, bir kadınla evlenir ama onun için bir sözleşme, yani riksatum yapmazsa, o kadın, onun karısı sayılmaz. Bu madde, evliliğin, hukuki bir belgeye dayandığını gösteriyor.
Bu sözleşmeler, genellikle, damat ile gelinin babası arasında yapılıyordu. Gelin, çoğu zaman, sözleşmenin tarafı değil, konusuydu. Ama bazı durumlarda, özellikle dul ya da boşanmış kadınlar, kendi evlilik sözleşmelerini, kendileri yapabiliyordu.
Sözleşmelerde, genellikle, tarafların adları, damadın gelinin ailesine verdiği hediyeler, gelinin getirdiği çeyiz, boşanma durumunda uygulanacak cezalar ve tanıkların adları yer alıyordu. Bazı sözleşmelerde, eşlerden birinin diğerini reddetmesi durumunda ödenecek tazminatlar da belirtiliyor.
Başlık parası ve çeyiz
Mezopotamya evliliklerinde, iki tür ödeme önemliydi. Birincisi, damadın, gelinin babasına verdiği, Akadca terhatum olarak bilinen ödeme. Bu ödeme, bazen, başlık parası olarak çevriliyor; ama akademisyenler, bunun, bir satın alma bedeli değil, iki aile arasında, bir bağ kuran bir hediye olduğunu vurguluyor.
İkincisi, gelinin ailesinin, geline verdiği çeyiz, yani şeriktum. Çeyiz, gelinin, evlilik boyunca, kendi mülkü olarak kalıyordu. Hammurabi Kanunları'na göre, kadın öldüğünde, çeyizi, kocasına değil, çocuklarına geçiyordu. Eğer çocuğu yoksa, çeyiz, babasının evine geri dönüyordu.
Çeyiz listeleri, Mezopotamya'nın, en ilginç belgeleri arasında. Bu listelerde, takılar, giysiler, yataklar, sandalyeler, mutfak eşyaları ve bazen köleler, ayrıntılı olarak sayılıyor. Bu listeler, bize, bir Mezopotamya evinin, nasıl donatıldığını gösteriyor.
Kadınların hakları
Mezopotamya'da, evli kadınların hakları, döneme ve yere göre değişiyordu. Hammurabi Kanunları, kadınlara, belirli korumalar sağlıyordu. Örneğin, 138. madde, çocuk doğurmamış bir karısını boşamak isteyen adamın, ona, başlık parası kadar gümüş ödemesini ve çeyizini geri vermesini öngörüyor.
Kadınlar, bazı durumlarda, kendi mülklerini yönetebiliyor, ticaret yapabiliyor ve mahkemede dava açabiliyordu. Eski Asur döneminde, Kaniş'teki tüccar aileleri, özellikle ilginç örnekler sunuyor. Bu ailelerde, kocalar, Anadolu'da ticaret yaparken, kadınlar, Asur'da, ailenin işlerini yönetiyor ve kumaş üretimini organize ediyordu. Kültepe tabletleri arasında, kadınların, kocalarına yazdığı, sert ve kararlı mektuplar bulunuyor.
Ama kadınların hakları, yine de, erkeklerin haklarıyla eşit değildi. Bir erkek, birden fazla eşe sahip olabiliyordu; bir kadın ise, değil. Zina, özellikle kadınlar için, ağır cezalarla sonuçlanabiliyordu. Hammurabi Kanunları'nın 129. maddesi, zina yaparken yakalanan bir kadının ve sevgilisinin, suya atılmasını öngörüyor; ama koca, karısını affederse, kral da, sevgiliyi affedebiliyordu.
Boşanma
Mezopotamya'da, boşanma mümkündü, ama kurallara bağlıydı. Bir erkek, karısını boşamak istediğinde, genellikle, ona, belirli bir tazminat ödemek zorundaydı. Bazı evlilik sözleşmelerinde, boşanma durumunda ödenecek miktar, önceden belirleniyordu.
Boşanma, bazı metinlerde, sembolik bir ifadeyle anlatılıyor: "Sen benim karım değilsin" demek. Bazı sözleşmelerde, kadının, kocasına "Sen benim kocam değilsin" demesi durumunda, ağır cezalar öngörülüyor. Bu cezalar, bazen, ölüm ya da köleliğe satılma gibi, çok ağır olabiliyordu. Bu, kadının boşanma hakkının, erkeğinkinden çok daha sınırlı olduğunu gösteriyor.
Ama Hammurabi Kanunları, kadına da, belirli koşullarda, boşanma hakkı tanıyor. 142. madde, kocası tarafından ihmal edilen ve kendisi kusursuz olan bir kadının, çeyizini alıp babasının evine dönebileceğini belirtiyor. Ama aynı kanunun 143. maddesi, kadının kusurlu olduğu anlaşılırsa, suya atılmasını öngörüyor. Bu iki madde, kadının, boşanma talep ederken, büyük bir risk aldığını gösteriyor.
Kısır evlilikler ve ikinci eş
Mezopotamya'da, evliliğin önemli amaçlarından biri, çocuk sahibi olmaktı. Çocuk, ailenin devamını, mirasın aktarılmasını ve ölülere yapılan ritüellerin sürdürülmesini sağlıyordu. Bu yüzden, çocuk doğuramayan bir evlilik, ciddi bir sorun olarak görülüyordu.
Bu durumda, bazı çözümler vardı. Eski Asur evlilik sözleşmelerinde, karısı belirli bir süre içinde çocuk doğurmazsa, kocanın, bir cariye alabileceği belirtiliyor. Ama bu cariye, ilk eşle eşit statüde değildi. Bazı sözleşmelerde, ilk eşin, kendisi bir cariye seçip kocasına vermesi öngörülüyor; bu durum, Tevrat'taki Sara ve Hacer hikâyesini hatırlatıyor.
Evlat edinme de, yaygın bir çözümdü. Mezopotamya'da, evlat edinme sözleşmeleri, sıkça yapılıyordu. Evlat edinilen çocuk, ailenin mirasçısı oluyor ve yaşlılığında, ebeveynlerine bakmakla yükümlü oluyordu.
Bir sözleşmeyi okumak
Bir Eski Babil evlilik sözleşmesini okumak, bugünün okuru için, tuhaf bir deneyim. Dil, kuru ve resmi; duygulara yer yok. Tarafların adları, ödenen miktarlar, cezalar ve tanıklar sıralanıyor. Belgenin sonunda, tarih ve bazen, bir tanrı adına yemin yer alıyor.
Ama bu kuru dilin arkasında, insanların hayatları var. Bir babanın, kızı için, iyi bir koca bulma çabası; bir kadının, çeyiziyle, yeni bir eve gitmesi; bir çiftin, birlikte bir hayat kurma umudu. Tabletler, bu duyguları anlatmıyor; ama onların varlığını, satırların arasından hissedebiliyorsunuz. Belki de, bu yüzden, bu sözleşmeleri okurken, insan, kendi ailesinin evlilik hikâyelerini düşünmeden edemiyor. Sizin ailenizde, evlilik nasıl kurulurdu? Bir anlaşma mı, bir tören mi, yoksa ikisi birden mi?
Dullar ve miras
Bir evliliğin sonu, her zaman boşanma değildi; çoğu zaman, eşlerden birinin ölümüyle sona eriyordu. Mezopotamya'da, dul kalan bir kadının durumu, kanunlarda, ayrıca ele alınıyor. Hammurabi Kanunları'nın 171. maddesine göre, kocası ölen bir kadın, çeyizini ve kocasının ona hediye ettiği mülkü alabiliyor ve kocasının evinde, hayatı boyunca yaşayabiliyordu.
Bu kanunlar, dul kadınların, tamamen korumasız kalmamasını amaçlıyordu. Ama dul bir kadının, ailesinin desteği olmadan, hayatını sürdürmesi, yine de zordu. Mezopotamya metinlerinde, dullar ve yetimler, toplumun en savunmasız grupları olarak sıkça anılıyor. Krallar, kanunlarının girişlerinde, dulları ve yetimleri koruduklarını, gururla belirtiyordu. Ur-Nammu'nun kanunlarının girişinde de, benzer bir ifade yer alıyor.
Miras konusu da, evlilikle yakından ilişkiliydi. Bir adamın ölümünden sonra, mülkü, genellikle, oğulları arasında paylaştırılıyordu. Kızlar, genellikle, çeyizleri aracılığıyla, mirastan pay alıyordu. Bazı rahibe gruplarındaki kadınlar ise, kendi mülklerine sahip olabiliyor ve onları, kendi seçtikleri mirasçılara bırakabiliyordu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Mezopotamya mitolojisinde, tanrıların evlilikleri, insanların evliliklerine benzer şekilde anlatılıyor. "Enlil ve Sud" adlı Sumer metninde, Enlil, Sud adlı bir tanrıçayla evlenmek için, onun annesine, hediyeler gönderiyor ve resmi bir talepte bulunuyor. Evlilikten sonra, Sud, Ninlil adını alıyor. Bu metin, insan evlilik törenlerinin, tanrısal bir modele dönüştürülmüş hali gibi.
İnanna ile Dumuzi'nin evliliği de, Sumer aşk şiirlerinde, ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bu şiirlerde, İnanna'nın, evlilik öncesi heyecanı, annesiyle konuşmaları ve Dumuzi'yle buluşması, çok insani bir dille tasvir ediliyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya evliliklerini, hukuki ve sosyal bir kurum olarak inceliyor. Samuel Greengus, Raymond Westbrook ve Martha Roth gibi akademisyenler, evlilik sözleşmeleri ve kanunlar üzerine, önemli çalışmalar yaptı. Martha Roth'un, Yeni Babil evlilik sözleşmeleri üzerine yaptığı çalışma, bu alandaki başvuru kaynaklarından biri.
Sitchin'in okuması
Sitchin, tanrıların evliliklerini, Anunnaki arasındaki, hanedan politikalarının bir parçası olarak yorumladı. Ona göre, Enlil ile Ninlil'in ya da Enki ile Ninhursag'ın ilişkileri, Anunnaki soyunun, saflığını korumaya yönelik, genetik stratejilerdi.
Ama Mezopotamya metinleri, tanrıların evliliklerini, insan evliliklerinin yansıması olarak anlatıyor. Tanrılar, hediyeler veriyor, sözleşmeler yapıyor, düğün törenleri düzenliyor; tıpkı insanlar gibi.
Forumlarda
Forumlarda, Mezopotamya'daki kadınların durumu, sıkça tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Mezopotamya'nın, kadınlara, sonraki dönemlerden daha fazla hak tanıdığını öne sürüyor; bazıları ise, tam tersini savunuyor.
Bence gerçek, bu iki uç arasında bir yerde. Mezopotamya'da, kadınların bazı hakları vardı; ama bu haklar, sınıfa, döneme ve yere göre büyük farklılıklar gösteriyordu.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Mezopotamya'daki evlilik sözleşmeleri, bize, insan ilişkilerinin, ne kadar eski zamanlardan beri, hukuk ve ekonomiyle iç içe olduğunu gösteriyor. Tanrıların evlilikleri bile, bu sözleşmelerin dilini taşıyor. Belki de, Mezopotamyalılar için, düzen, sevgiden önce geliyordu; ama sevgi, düzenin içinde, kendine bir yer buluyordu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Mezopotamya'daki evlilik sözleşmeleri hakkında, sizi en çok ne şaşırttı? Kadınların haklarını, nasıl değerlendiriyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap