Mezopotamya'da bira: Ninkasi İlahisi
Mezopotamya'da bira, bir lüks değil, gündelik hayatın bir parçasıydı. İşçilere verilen erzak listelerinde, ekmeğin yanında bira da yer alıyordu. Tapınaklara sunulan adaklarda, şölenlerde ve cenaze törenlerinde, bira vardı. Ve biranın kendine ait bir tanrıçası vardı: Ninkasi.
Ninkasi'ye yazılmış bir Sümer ilahisi, bugün, dünyanın en eski bira tariflerinden biri olarak sık sık anılıyor. Bu ifade, biraz abartılı; ama tamamen yanlış da değil. İlahi, bira yapımının aşamalarını, şiirsel bir dille sıralıyor. Bu sayfada, bu ilahiye ve onun modern yolculuğuna bakmak istiyorum. Siz kadim bir tarifle yapılmış bir içeceği tatmak ister miydiniz?
İlahinin metni
Ninkasi İlahisi, Eski Babil dönemine, yani yaklaşık MÖ on sekizinci yüzyıla tarihlenen tabletlerde korunuyor. Metin, Sümerce yazılmış. İlk akademik çevirisini, 1960'larda, Sümerolog Miguel Civil yayımladı.
İlahi, Ninkasi'yi övmekle başlıyor: onun, akan sudan doğduğunu ve Ninhursag tarafından şefkatle büyütüldüğünü söylüyor. Ardından, her dörtlükte, Ninkasi'nin bira yapımındaki bir işini anlatıyor. Ninkasi, hamuru büyük bir kürekle karıştırıyor; bappir adı verilen ekmeği fırında pişiriyor; maltı ıslatıyor, serin bir hasırın üzerine yayıyor; sonra, mayalanan karışımı, büyük bir fıçıya aktarıyor ve süzülen birayı dökerken, onu, Dicle ve Fırat'ın akışına benzetiyor.
Bu anlatım, bir tarif kitabındaki gibi ölçüler ve süreler vermiyor. Ama aşamaların sırası, bira yapımının bilinen adımlarına uyuyor. Bu yüzden, ilahi, bir dua ile bir talimat arasında, ilginç bir yerde duruyor.
Bappir ve malt
İlahide geçen bappir, akademisyenler arasında tartışmalı bir terim. Bazıları, onu, bira yapımında kullanılan, arpa ile pişirilmiş bir ekmek olarak yorumluyor. Bu ekmek, ufalanıp maltla karıştırılıyor ve mayalanma sürecine katılıyordu. Bazı akademisyenler ise, bappir'in, daha çok bir katkı malzemesi ya da baharatlı bir karışım olduğunu düşünüyor.
Bu tartışma, kadim bir tarifi yeniden yapmanın, ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Bir kelimenin anlamı, biraz değişse, tarifin sonucu, tamamen değişebilir. Ninkasi İlahisi, bize, bira yapımının aşamalarını söylüyor; ama malzemelerin tam olarak ne olduğunu, her zaman söylemiyor.
Pipetle içmek
Mezopotamya'da bira, çoğu zaman, uzun pipetlerle içiliyordu. Silindir mühürlerinde ve kabartmalarda, büyük bir kabın etrafında oturan ve kamış pipetlerle içen insanlar görülüyor. Bu pipetlerin bir nedeni, biranın, süzülmemiş olması ve yüzeyinde kabuk ve tortu bulunmasıydı. Pipet, bu tortunun altındaki sıvıya ulaşmayı sağlıyordu.
Ur Kraliyet Mezarlığı'nda, değerli metallerden yapılmış pipetler bulundu. Puabi adlı kraliçenin mezarında, altın ve lapis lazuliden yapılmış bir içme borusu, bu bulgular arasında. Bu, biranın, sadece işçilerin değil, kraliyet ailesinin de içeceği olduğunu gösteriyor.
Erzak ve ücret
Mezopotamya'nın idari tabletlerinde, bira, bir ücret ve erzak birimi olarak düzenli şekilde geçiyor. İşçilere, günlük ya da aylık olarak, belirli miktarda arpa, ekmek ve bira veriliyordu. Bu miktarlar, işçinin statüsüne ve yaptığı işe göre değişiyordu.
Uruk döneminden kalan, eğik kenarlı kaba kaseler, arkeolojik alanlarda, binlerce sayıda bulunuyor. Bazı akademisyenler, bu kaselerin, işçilere verilen tahıl ya da ekmek erzakını ölçmek için kullanıldığını öne sürüyor. Bu yorum, yaygın; ama kesin değil. Başka akademisyenler, kaselerin, ekmek pişirmek ya da başka amaçlar için kullanıldığını düşünüyor.
Gılgamış'ta bira
Gılgamış Destanı'nın Eski Babil versiyonunda, Enkidu'nun uygarlığa girişi, ekmek ve biranın ona sunulmasıyla anlatılıyor. Bozkırda hayvanlarla birlikte yaşayan Enkidu, ekmeği ve birayı tanımıyor. Ona, ekmeği yemesi ve birayı içmesi söyleniyor; o da, yedi testi bira içiyor, neşeleniyor ve yüzü parlıyor.
Bu sahne, bana çok şey söylüyor. Mezopotamya'da, ekmek ve bira, uygarlığın simgesiydi. Bir vahşi insanın uygarlaşması, onun, tarımın ürünlerini tüketmeye başlamasıyla anlatılıyor. Biranın, bir uygarlık işareti olarak görülmesi, bugün bize tuhaf gelebilir; ama tahılı işleyip yeni bir şeye dönüştürmek, tarım toplumunun en değerli becerilerinden biriydi.
San Francisco'da bir deneme
1989'da, San Francisco'daki Anchor Brewing bira fabrikası, Ninkasi İlahisi'nden esinlenen bir bira yapmayı denedi. Bu girişimin arkasında, fabrikanın sahibi Fritz Maytag ve antropolog Solomon Katz vardı. Katz, kadim tahıl ürünleri ve bira üzerine çalışan bir akademisyendi.
Ekip, ilahideki aşamaları izleyerek, bappir benzeri bir ekmek pişirdi, onu maltla karıştırdı ve mayalandırdı. Ortaya çıkan içeceğe, "Ninkasi" adı verildi. Anlatılanlara göre, bu bira, şerbetçiotu içermediği için, bugünkü biralardan farklı bir tada sahipti ve tarihleri hızla dolmuştu. Bira, satış için değil, bir deneme olarak yapılmıştı ve bir konferansta tanıtıldı.
Bu deneme, kadim tarifin "doğru" yeniden yapımı mıydı? Bunu bilmek mümkün değil. Ama deneme, ilahinin, bir bira yapımı sürecini anlatabilecek kadar ayrıntılı olduğunu gösterdi. Bu da, metnin, yalnızca şiirsel bir övgü olmadığını, uygulamaya dönük bir bilgi taşıdığını düşündürüyor.
Kil kaplardaki izler
Bira yapımının arkeolojik kanıtları, metinlerden daha eski. İran'ın Zagros dağlarındaki Godin Tepe'de bulunan, MÖ dördüncü binyılın sonlarına tarihlenen bir çömleğin iç yüzeyinde, kalsiyum oksalat adlı bir madde tespit edildi. Bu madde, arpa birası yapımında, kapların dibinde biriken bir tortu. 1990'larda yayımlanan bu bulgu, Patrick McGovern ve Virginia Badler gibi araştırmacıların çalışmalarıyla tanındı.
Bu tür kimyasal analizler, kadim içecekler hakkında, metinlerin söylemediği şeyleri söyleyebiliyor. Bir kabın içinde ne olduğunu, kabın kendisinin kimyası anlatıyor. Siz bir arkeolojik bulguda, en çok, kimyasal izlerin mi, yoksa yazılı metinlerin mi ikna edici olduğunu düşünürsünüz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Ninkasi, Sümer panteonunda, büyük tanrılar arasında değil; ama günlük hayata çok yakın bir tanrıça. İlahide, onun, Ninhursag tarafından büyütüldüğü söyleniyor. Bazı metinlerde, Enki ve Ninhursag'ın hikâyesinde, Enki'nin hastalıklarını iyileştirmek için doğan tanrılar arasında, Ninkasi'nin adı geçiyor; bu bağlantı, kaynaklara göre değişiyor.
Ninkasi'nin, biranın kendisiyle özdeşleştirildiği de oluyor. Bazı metinlerde, "Ninkasi" kelimesi, doğrudan bira anlamında kullanılıyor. Bu, kadim düşüncede, bir tanrıçanın ve onun alanının, nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Akademik okuma
Miguel Civil'in çevirisinden sonra, Ninkasi İlahisi, başka akademisyenler tarafından da incelendi ve yeniden çevrildi. Bugün, ilahinin bir çevirisi, Oxford'daki ETCSL projesinde, herkese açık olarak bulunuyor.
Akademisyenler, ilahinin, gerçek bir tarif olarak kullanılıp kullanılmadığını tartışıyor. Bazıları, onun, bira yapanların, çalışırken söylediği bir şarkı olabileceğini düşünüyor; şarkı, aşamaları sırayla hatırlamaya yardım ediyordu. Bu yorum, cazip; ama kanıtlanmış değil.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Ninkasi'ye, kitaplarında, özel bir yer ayırmadı. Ama onun genel çerçevesinde, tarım ve tarımın ürünleri, Anunnaki'nin insanlara verdiği bilgilerdi. Bu çerçevede, bira yapımı da, tanrılardan öğrenilen bir beceri olarak görülebilirdi.
Arkeolojik bulgular ise, bira yapımının, tarımın gelişimiyle birlikte, uzun bir süreç içinde ortaya çıktığını gösteriyor. Bazı araştırmacılar, tahıl tarımının ortaya çıkışında, ekmekten çok biranın rol oynamış olabileceğini bile öne sürdü. Bu görüş, akademik olarak tartışmalı; ama bira yapımının, Mezopotamya'dan çok önce başladığını gösteren kanıtlar var.
Forumlarda
Forumlarda, Ninkasi İlahisi, genellikle, eğlenceli bir bilgi olarak paylaşılıyor. "İlk bira tarifi" başlığıyla dolaşan paylaşımlar, çok ilgi görüyor. Bazı kullanıcılar, ilahiyi, ev yapımı bira denemelerinde kullanmayı deniyor.
Anunnaki forumlarında ise, Ninkasi, daha az anılıyor. Ama bazı kullanıcılar, biranın, "tanrıların içeceği" olarak sunulmasını, Anunnaki anlatısına bağlamaya çalışıyor.
Meyhane ve yasa
Bira, Mezopotamya hukukunda da yer alıyor. Hammurabi Yasaları'nın bazı maddeleri, sabitu adı verilen meyhaneci kadınları ilgilendiriyor. Bir madde, meyhanecinin, biranın karşılığında, tahıl yerine gümüş alması ve biranın değerini düşürmesi durumunda cezalandırılacağını söylüyor. Bir başka madde, meyhanesinde suçluların toplandığını bildirmeyen bir meyhanecinin ölümle cezalandırılacağını belirtiyor. Bir diğer madde ise, naditu kadınlarının, meyhane açması ya da bira içmek için meyhaneye girmesi durumunda, ağır bir cezaya çarptırılacağını söylüyor.
Bu maddeler, biranın, ekonomik ve toplumsal hayatın içinde, düzenlenmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor. Meyhane, bir buluşma yeriydi; ama aynı zamanda, devletin gözetim altında tutmak istediği bir yerdi. Bira, hem bir erzak, hem bir ticaret malı, hem de bir denetim konusuydu. Bugün de, alkol satışının, saatlerle ve izinlerle düzenlenmesi, bu kadim kaygının, hâlâ yaşadığını gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Ninkasi İlahisi, kadim dinin, gündelik hayatın ne kadar içinde olduğunu gösteren en sevimli örneklerden biri. Bir işçinin akşam içtiği bira, aynı zamanda bir tanrıçanın eseriydi. Belki de kadim insanlar için, kutsal ile sıradan arasındaki çizgi, bizim düşündüğümüzden çok daha inceydi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir tarifin, bir ilahi olarak yazılması, size ne düşündürüyor? Kadim bir içeceği yeniden yapmaya çalışsanız, ilk hangi malzemeyi araştırırdınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap