Giriş yap
🏺 Anunnaki

Meluhha: Sümerlilerin uzak doğusu

Sümer ve Akad tabletlerinde, uzak bir ülkenin adı, tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: Meluhha. Bu ülkeden, gemiler geliyor; gemilerin içinde, karneol taşları, abanoz ağacı, fildişi ve egzotik hayvanlar var. Meluhha, Sümerliler için, denizin ötesinde, zenginliklerle dolu, uzak bir yer. Ama bu yerin, tam olarak neresi olduğu, uzun süre bir bilmece olarak kaldı.

Bugün, akademisyenlerin büyük çoğunluğu, Meluhha'nın, İndus Vadisi uygarlığı, yani bugünkü Pakistan ve kuzeybatı Hindistan'daki Harappa kültürü olduğunu düşünüyor. Bu sayfada, bu sonuca nasıl varıldığını ve Meluhha ile Mezopotamya arasındaki ilişkinin, metinlerde ve arkeolojide nasıl izlendiğini anlatmak istiyorum. Siz dört bin yıl önce, Basra Körfezi'nden Hint Okyanusu'na uzanan bir deniz ticaretini, hayal edebiliyor musunuz?

Sargon'un rıhtımı

Meluhha'nın en ünlü anıldığı metinlerden biri, Akadlı Sargon'un yazıtlarından geliyor. Sargon, MÖ yirmi dördüncü yüzyılda, Mezopotamya'yı birleştiren ilk büyük kral. Yazıtlarından birinde, Meluhha, Magan ve Dilmun gemilerinin, başkenti Akkad'ın rıhtımına demirlediğini övünerek anlatıyor.

Bu ifade, Sargon'un, kendi başkentini, uluslararası bir ticaret merkezi olarak sunduğunu gösteriyor. Uzak ülkelerin gemileri, onun rıhtımına geliyorsa, bu, onun gücünün ve zenginliğinin bir kanıtıydı. Akkad şehrinin kendisi, bugün hâlâ bulunamadı; bu yüzden, bu rıhtımı arkeolojik olarak göremiyoruz. Ama yazıt, en azından, Meluhha'nın, Sargon döneminde, bilinen ve önemli bir ticaret ortağı olduğunu gösteriyor.

Gudea ve Meluhha malları

Lagaş'ın valisi Gudea, MÖ yirmi ikinci yüzyılda, tanrı Ningirsu için, büyük bir tapınak inşa etti. Gudea'nın silindir yazıtları, bu inşaatı, ayrıntılı olarak anlatıyor. Yazıtlarda, tapınak için, uzak ülkelerden getirilen malzemeler sayılıyor. Meluhha da, bu ülkeler arasında.

Gudea'nın metinlerine göre, Meluhha'dan, karneol ve belirli ağaç türleri geliyordu. Bazı metinlerde, Meluhha'nın, altın tozu ve parlak taşlarla da ilişkilendirildiği görülüyor. Bu malzemeler, tapınağın, tanrıya layık, görkemli bir yapı olması için gerekliydi. Uzak ülkelerden gelen malzemeler, aynı zamanda, Gudea'nın, dünyanın dört bir yanına uzanan bir gücü olduğunu da sembolize ediyordu.

Karneol boncuklar

Meluhha'yı, İndus Vadisi ile ilişkilendiren en güçlü kanıtlar, arkeolojiden geliyor. Ur Kraliyet Mezarlığı'nda, Leonard Woolley'nin 1920'lerde kazdığı mezarlarda, uzun karneol boncuklar bulundu. Bu boncuklar, İndus Vadisi'nde üretilen, özel bir teknikle işlenmişti. Bazılarının üzerinde, beyaz çizgilerle süslenmiş, "kazınmış" desenler vardı.

Bu kazınmış karneol boncuklar, İndus Vadisi'nin, karakteristik ürünlerinden biri. Harappa ve Mohenjo-daro gibi İndus şehirlerinde, bu boncukların atölyeleri bulundu. Ur'daki örneklerin, bu atölyelerden ya da en azından İndus tekniğini bilen ustalardan geldiği düşünülüyor. Bu, Meluhha'dan gelen karneolun, gerçekten, İndus bölgesinden geldiği tezini güçlendiriyor.

Metinlerde, Meluhha ile anılan başka ürünler de var: "Meluhha ağacı" diye geçen ve bazı akademisyenlerin abanoz ya da benzeri koyu renkli bir ağaç olarak yorumladığı bir kereste, "Meluhha kuşu" diye anılan ve kimliği tartışmalı bir kuş, ayrıca fildişi ve bakır. Kuşun tavus kuşu olabileceği öne sürülmüş; ama bu, kelimenin kendisinden değil, İndus faunasından yola çıkan bir tahmin. Bu ürünlerin her biri, uzak bir ülkenin, Mezopotamyalıların gözünde, nasıl egzotik bir zenginlik kaynağı olduğunu gösteriyor.

İndus mühürleri

Bir başka kanıt, İndus mühürleri. İndus uygarlığı, kendine özgü, kare biçimli taş mühürler üretiyordu. Bu mühürlerin üzerinde, genellikle, bir hayvan figürü ve henüz çözülemeyen İndus yazısıyla, kısa bir yazıt var. Mezopotamya'nın çeşitli yerlerinde, Ur, Kiş ve başka şehirlerde, bu tür mühürler ya da onların izleri bulundu.

Bazı mühürler, İndus biçiminde olmakla birlikte, Mezopotamya'da üretilmiş gibi görünüyor ya da her iki geleneğin özelliklerini taşıyor. Bu, Mezopotamya'da, İndus kökenli tüccarların ya da onların torunlarının yaşadığını ve yerel kültürle karıştığını düşündürüyor. İndus yazısı çözülemediği için, bu mühürlerdeki isimleri ve unvanları okuyamıyoruz; bu da, Meluhha hakkındaki bilgimizin, büyük ölçüde, Mezopotamya tarafından yazıldığı anlamına geliyor.

Meluhha tercümanı

Meluhha ile ilgili, en çarpıcı belgelerden biri, Louvre Müzesi'nde bulunan bir silindir mühür. Akad dönemine ait bu mühür, Şu-ilişu adlı bir kişiye ait ve onu, "Meluhha dilinin tercümanı" olarak tanıtıyor. Yani Mezopotamya'da, Meluhha dilini bilen ve tüccarlar arasında çevirmenlik yapan profesyoneller vardı.

Bu mühür, bence, Meluhha'nın, ne kadar gerçek ve somut bir ilişki olduğunu, çok güzel gösteriyor. Bir tercümanın varlığı, düzenli bir ticaretin ve iki farklı dilin, sürekli olarak karşılaştığını gösteriyor. Şu-ilişu, belki de, Meluhha'dan gelen tüccarlarla, Akadlı alıcılar arasında, pazarlıkları çeviriyordu. Siz dört bin yıl önceki bir tercümanın, günlük işini nasıl yaptığını merak etmez misiniz?

Meluhha köyü

Ur III dönemine, yani MÖ yirmi birinci yüzyıla ait bazı tabletlerde, Lagaş bölgesinde, "Meluhha köyü" diye anılan bir yerleşimden söz ediliyor. Bu köyde, Meluhha kökenli insanların yaşadığı düşünülüyor. Bazı akademisyenler, bu insanların, ticaret için gelip kalan tüccarların torunları olduğunu ve zamanla, Sümer toplumuna karıştığını öne sürüyor.

Bu yorumun ayrıntıları, tartışmalı. Köyün adı, sadece, bir kökeni mi yoksa yaşayan bir topluluğu mu gösteriyor, kesin değil. Ama bu kayıtlar, Meluhha ile ilişkinin, sadece mal ticaretiyle sınırlı kalmadığını, insanların da, bu iki bölge arasında, yer değiştirdiğini düşündürüyor.

İlişkinin sonu

İndus uygarlığı, MÖ 1900 civarından itibaren, gerilemeye başladı. Büyük şehirler, yavaş yavaş terk edildi. Bunun nedenleri, akademisyenler arasında, tartışmalı: iklim değişikliği, nehirlerin yatak değiştirmesi ve ticaret ağlarının çöküşü, en sık öne sürülen nedenler arasında.

Bu gerilemeyle birlikte, Mezopotamya metinlerinde, Meluhha'nın, ticaret ortağı olarak anılması da azaldı. Daha sonraki dönemlerde, Meluhha adı, farklı bir anlam kazandı. Birinci binyılda, Asur metinlerinde, Meluhha, artık, Afrika'daki bir bölge, muhtemelen Nubya ya da Etiyopya için kullanılıyordu. Yani isim, yaşamaya devam etti; ama gösterdiği yer, değişti. Bu, coğrafi isimlerin, zaman içinde, nasıl kayabileceğinin güzel bir örneği.

Tanrılar arasındaki ilişki

Meluhha, Sümer mitlerinde de geçiyor. "Enki ve Dünya Düzeni" adlı Sümerce metinde, Enki, dünyanın farklı bölgelerine, kaderlerini belirliyor. Meluhha da bu bölgeler arasında. Enki, Meluhha'yı kutsuyor; onun ağaçlarını, kuşlarını, sığırlarını ve metallerini övüyor.

Bu metin, Meluhha'nın, Sümerliler için, sadece bir ticaret ortağı değil, tanrısal düzenin bir parçası olduğunu gösteriyor. Enki, bilgeliğin ve suların tanrısı olarak, uzak ülkelerin zenginliklerini de, Sümer'e akan bir düzen içinde düzenliyor. "Enki ve Ninhursag" mitinde de, Dilmun'a, farklı ülkelerden mallar akması dileniyor; Meluhha, bu ülkelerden biri olarak anılıyor.

Akademik okuma

Meluhha'nın İndus Vadisi olduğu görüşü, bugün, geniş bir kabul görüyor; ama tamamen kesin değil. Bazı akademisyenler, Meluhha'nın, İndus Vadisi'nin yanı sıra, Belucistan ya da Umman Körfezi'nin kıyılarını da kapsayan, daha geniş bir bölgeyi gösterebileceğini düşünüyor.

Shereen Ratnagar ve Jonathan Mark Kenoyer gibi akademisyenler, İndus ile Mezopotamya arasındaki ticareti, ayrıntılı olarak inceledi. Bu çalışmalar, ticaretin, büyük olasılıkla, doğrudan değil, Magan ve Dilmun gibi ara istasyonlar üzerinden, deniz yoluyla yapıldığını gösteriyor. Bu ticaret ağı, kadim dünyanın, en uzun deniz yollarından biriydi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, İndus Vadisi uygarlığını, Anunnaki'nin, insanlara verdiği "üç bölge"den biri olarak yorumladı. Ona göre, Mezopotamya, Mısır ve İndus, Anunnaki'nin, insanlığa armağan ettiği üç uygarlık merkeziydi ve her biri, farklı bir Anunnaki tanrısının yönetimindeydi.

Ama Meluhha ile ilgili metinler, bu bölgeyi, bir Anunnaki merkezi olarak değil, bir ticaret ortağı olarak sunuyor. Tercümanlar, tüccarlar, gemiler ve boncuklar: bunlar, tanrıların değil, insanların ilişkisini anlatıyor. Sitchin'in yorumu, bu somut ticaret izlerini, büyük ölçüde, göz ardı ediyor.

Forumlarda

Forumlarda, Meluhha, bazen, kayıp bir uygarlık ya da Atlantis benzeri bir yer olarak tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, İndus yazısının çözülememesini, onun, Anunnaki'nin gizli dili olduğunun bir işareti olarak yorumluyor.

Bence İndus yazısının çözülememesi, gizemli bir güçten değil, elimizdeki yazıtların, çok kısa olmasından ve iki dilli bir metnin bulunmamasından kaynaklanıyor. Eğer bir gün, Mezopotamya'da, Akadca ve İndus yazısıyla yazılmış, iki dilli bir belge bulunursa, bu bilmece, belki de çözülebilir. Şu-ilişu gibi bir tercümanın, böyle bir belge bırakmış olmasını dilemek, bence, Anunnaki'den çok daha heyecan verici.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Meluhha, bize, kadim dünyanın, sandığımızdan çok daha bağlantılı olduğunu gösteriyor. Dört bin yıl önce, bir Sümer kraliçesinin boynundaki boncuk, binlerce kilometre öteden, bir İndus atölyesinden geliyordu. Belki de "küreselleşme", sandığımız kadar yeni bir şey değil.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Meluhha tercümanı Şu-ilişu'nun, işini yaparken, hangi zorluklarla karşılaştığını düşünüyorsunuz? İndus yazısı bir gün çözülürse, ilk ne öğrenmek isterdiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap