Giriş yap
🏺 Anunnaki

Maqlu: cadılara karşı yakma ritüeli

Bir gece düşünün. Ay, ayın sonuna doğru incelmiş. Bir evin damında, bir aşipu ve onun yardımına başvuran bir adam, küçük figürinlerin etrafında duruyor. Figürinler, kilden, balmumundan, ziftten ve hamurdan yapılmış. Her biri, adamı büyüyle hasta ettiğine inanılan bir cadıyı temsil ediyor. Aşipu, büyü sözlerini okumaya başlıyor ve figürinler, ateşe atılıyor.

Bu ritüelin adı, Maqlu. Akadca bir kelime ve "yakma" anlamına geliyor. Maqlu, Mezopotamya'nın en uzun ve en ayrıntılı cadılık karşıtı ritüeli. Bu sayfada, bu ritüele, metinlerin izin verdiği ölçüde yakından bakmak istiyorum. Siz bir hastalığın, başka birinin kötü niyetinden kaynaklanabileceğine inanır mısınız?

Sekiz tablet ve bir ritüel kılavuzu

Maqlu, sekiz tablete yazılmış yaklaşık yüz büyü sözünden ve bunlara eşlik eden bir dokuzuncu tabletten oluşuyor. Dokuzuncu tablet, bir tür ritüel kılavuzu: hangi büyü sözünün ne zaman okunacağını, hangi figürinin ne zaman yakılacağını ve hangi hareketlerin yapılacağını anlatıyor.

Bugün bilinen Maqlu metinlerinin büyük kısmı, birinci binyıla, özellikle Yeni Asur dönemine tarihleniyor. Kopyalar, Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinden, Asur şehrinden ve başka yerlerden geliyor. Ama ritüelin bazı unsurları, daha eski geleneklere dayanıyor olabilir.

Ab ayının sonu

Ritüel kılavuzuna göre, Maqlu, tek bir gece boyunca, akşamdan şafağa kadar uygulanıyordu. Ritüel, Ab adlı ayın sonunda yapılıyordu. Ab ayı, yaz sonuna denk geliyordu ve Mezopotamya'da, ölülerin ruhlarının, yeryüzüne geldiğine inanılan bir dönemle ilişkilendiriliyordu.

Ayın sonu, ayın görünmez olduğu ya da en ince hâline geldiği bir zamandı. Bu zaman seçimi, rastgele değil. Karanlık bir gecede, cadıların güçlerinin, ateşin ışığıyla yok edilmesi, güçlü bir simgesel anlam taşıyordu.

Cadı figürü

Maqlu'daki cadı, Akadca kaşşaptu adıyla anılıyor. Metinlerde, cadı, çoğu zaman, bir kadın olarak tasvir ediliyor; ama erkek büyücüler de geçiyor. Cadının yöntemleri, ayrıntılı bir şekilde listeleniyor: kurbanının figürinini yapıp onu gömmek ya da duvara sıkıştırmak, yiyeceğine ya da içeceğine büyü katmak, onun tükürüğünü ya da saçını almak, ona kötü sözler söylemek.

Bu liste, bana, Mezopotamya'da, cadılık korkusunun, ne kadar somut olduğunu düşündürüyor. Bir hastalığın, bir talihsizliğin ya da bir sosyal dışlanmanın nedeni, görünmez bir düşmanın büyüsü olabilirdi. Maqlu, bu korkuya karşı, bir savunma ve karşı saldırı sunuyordu.

Ama Maqlu'da, dikkat çekici bir eksiklik var: cadının adı, hiçbir zaman verilmiyor. Ritüel, bilinmeyen bir cadıya karşı yapılıyor. Figürinler, belirli bir kişiyi değil, genel olarak "cadımı" temsil ediyor. Bu, ritüelin, belirli bir kişiyi suçlamak yerine, kötülüğün kendisini hedef aldığını gösteriyor.

Ateşin tanrıları

Maqlu'nun merkezinde, ateş tanrısı Girra duruyor. Sümerce adıyla Gibil olarak da bilinen Girra, büyü sözlerinde, cadıları yakması ve onların büyülerini yok etmesi için çağrılıyor. Ateş tanrısı Nusku da, bazı büyü sözlerinde, Girra ile birlikte anılıyor.

Büyü sözlerinin bir kısmı, doğrudan Girra'ya hitap ediyor: "Ey Girra, yak cadımı ve büyücümü!" Bu ifadeler, ritüelin, ateşi, hem fiziksel bir araç hem de tanrısal bir güç olarak gördüğünü gösteriyor. Figürinlerin yanması, cadının gücünün yanmasıydı.

Şafakta su

Gece boyunca yakılan figürinlerden sonra, şafakta, ritüel, farklı bir aşamaya geçiyordu. Bu aşamanın merkezinde, su vardı. Hastanın ve evin arındırılması, suyla yapılıyordu. Ateş, kötülüğü yok ediyor; su ise, onun izlerini temizliyordu. Gece biterken, hasta, yeni bir güne, arınmış olarak başlıyordu.

Bu ateş ve su ikiliği, Mezopotamya ritüellerinde, sık görülen bir yapı. Ateş, yok edici; su, arındırıcı. İkisi birlikte, bir dönüşüm sürecini tamamlıyordu.

Figürinlerin malzemesi

Maqlu'da yakılan figürinlerin malzemeleri, dikkatle seçilmişti. Ritüel kılavuzu, kil, balmumu, zift, hamur, don yağı ve susam küspesi gibi farklı malzemelerden söz ediyor. Her malzeme, ateşte farklı bir şekilde davranıyordu: balmumu eriyor, zift tutuşuyor, hamur kararıyor, kil ise sertleşiyordu.

Bu farklılık, büyü sözlerinde de yansıtılıyor. Bazı sözler, cadının, balmumu gibi erimesini; bazıları, zift gibi yanıp tükenmesini diliyor. Malzeme ve söz, birbirini tamamlıyor. Bir figürinin erimesini izlemek, büyü sözünün gerçekleştiğini görmek gibiydi.

Bu tür benzerlik büyüsü, dünyanın birçok kültüründe görülüyor. Bir şeyin modelini yapıp ona bir şey yapmak, o şeyin kendisine de aynı şeyin olacağı inancına dayanıyor. Maqlu'da, bu inanç, iki yönlü işliyor: cadı, kurbanının figürinini yaparak ona zarar verdiğine inanılıyor; ritüel ise, cadının figürinini yakarak, ona aynı yöntemle karşılık veriyor.

Ritüelin tiyatrosu

Maqlu, bir yönüyle, bir tiyatro gibi kurgulanmıştı. Gece boyunca, belirli bir sırayla, sözler okunuyor, figürinler yakılıyor, hareketler yapılıyordu. Hasta kişi, bu tiyatronun, hem seyircisi hem de oyuncusuydu. Bazı sözleri kendisi okuyor, bazı hareketleri kendisi yapıyordu.

Bazı akademisyenler, bu tür ritüellerin, hasta üzerinde, psikolojik bir etki yaratmış olabileceğini düşünüyor. Uzun ve yoğun bir gece boyunca, korkusunun nesnesinin yakıldığını görmek, hastaya, bir rahatlama ve kontrol duygusu verebilirdi. Bu yorum, makul; ama kadim insanların deneyimini, doğrudan ölçmemiz mümkün değil. Siz bir ritüelin, insanın iç dünyasında, gerçek bir değişim yaratabileceğine inanır mısınız?

Tanrılar arasındaki ilişki

Maqlu'da, Girra ve Nusku'nun yanı sıra, başka tanrılar da çağrılıyor. Şamaş, adalet tanrısı olarak, cadıyı yargılamak üzere çağrılıyor; ritüel, bir mahkeme gibi kurgulanıyor. Hastalıktan kurtulmak isteyen kişi, tanrıların önünde, cadıyı şikâyet ediyor ve tanrılardan, ona hüküm vermelerini istiyor.

Ea, yani Enki, büyü sözlerinin ve arınma ritüellerinin efendisi olarak, arka planda duruyor. Birçok büyü sözü, onun bilgeliğine ve onun suyuna başvuruyor. Ritüelin şafaktaki su aşaması, Enki'nin alanıyla, doğrudan ilişkili.

Akademik okuma

Maqlu üzerine en kapsamlı çalışma, Tzvi Abusch'un yıllarca süren araştırmalarının ürünü olan, "The Magical Ceremony Maqlû" adlı kritik edisyonudur. Abusch, ritüelin yapısını, tarihini ve büyü sözlerinin gelişimini ayrıntılı olarak inceledi. Ona göre, Maqlu, zaman içinde, daha kısa ritüellerin birleştirilmesi ve genişletilmesiyle oluştu.

Akademisyenler, Maqlu'yu, Mezopotamya'daki cadılık inancını anlamak için, en önemli kaynak olarak görüyor. Ama bu inancın, gündelik hayatta, gerçek kişilere yönelik suçlamalara dönüşüp dönüşmediği, net değil. Mezopotamya'da, Avrupa'daki cadı avlarına benzer bir şeyin yaşandığına dair, açık bir kanıt yok.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Maqlu'ya, kitaplarında, özel bir yer ayırmadı. Onun Anunnaki anlatısı, cadılık ve büyü gibi konulara, genellikle, ilgi göstermiyordu. Ama bazı Sitchin okurları, büyü sözlerini, kayıp bir teknolojinin bozulmuş kalıntıları olarak yorumluyor.

Bu yorumun, Maqlu'nun metinlerinde, bir dayanağı yok. Büyü sözleri, açık bir şekilde, tanrılara, ateşe ve suya yöneliyor. Onları teknik talimatlar olarak okumak, metnin kendi dilini görmezden gelmek demek.

Forumlarda

Forumlarda, Maqlu, genellikle, okültizm ve büyü üzerine tartışmalarda anılıyor. Bazı kullanıcılar, Maqlu'nun büyü sözlerini, modern büyü uygulamalarında kullanmaya çalışıyor. Bu, Mezopotamya ritüellerinin, modern spiritüel hareketlerde, nasıl yeniden yorumlandığını gösteriyor.

Türkçe forumlarda, Maqlu, daha az biliniyor. Ama nazar, büyü ve muska gibi konular, Türkçe forumlarda, çok tartışılıyor. Bu tartışmalar, Maqlu'nun dünyasıyla, ilginç paralellikler taşıyor.

Cadının sesi

Maqlu'da, cadının kendi sesi, hiç duyulmuyor. Metin, tamamen, büyüye maruz kaldığına inanan kişinin ve aşipu'nun bakış açısından yazılmış. Cadı, sadece, onların sözlerinde var: korkulan, suçlanan ve yakılan bir figür olarak.

Bu durum, tarih boyunca cadılık suçlamalarının genel bir özelliğini yansıtıyor. Suçlanan, kendini savunma fırsatı bulamıyor; onun hikâyesi, suçlayanların diliyle anlatılıyor. Maqlu'nun cadısı, gerçek bir kişi olmadığı için, bu adaletsizlik, ritüelde, simgesel kalıyor. Ama bir topluluk, bu figürü, gerçek bir kişiyle eşleştirdiğinde, ne olurdu? Mezopotamya kaynakları, bu konuda, sessiz. Bazı mektuplar ve yasa maddeleri, büyücülük suçlamalarının, mahkemelere taşınabildiğini gösteriyor. Hammurabi Yasaları'nın ikinci maddesi, büyücülükle suçlanan kişinin, nehir sınavına tabi tutulacağını söylüyor: nehre atılan kişi boğulursa suçlu, kurtulursa masum sayılıyor. Bu madde, suçlamanın, gerçek kişiler için, ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Aynı madde, suçlananın masum çıkması durumunda, suçlayanın ölümle cezalandırılacağını da söylüyor. Yani yasa, asılsız bir büyücülük suçlamasını da, ciddi bir suç olarak görüyordu.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Maqlu'nun cadısının adının hiç verilmemesi, ritüelin en akıllıca yanı. Bir topluluk, kötülüğü belirli bir kişiye bağladığında, şiddet kaçınılmaz hale gelebilir. Maqlu ise, kötülüğü, adsız bir figürde topluyor ve onu ateşte yakıyor. Belki de bu, korkuyla başa çıkmanın, insanlara zarar vermeyen bir yoluydu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Nazar boncuğu, kurşun dökme ya da muska gibi uygulamalarda, Maqlu'nun dünyasından bir iz görüyor musunuz? Kötülüğü adsız bırakmak, sizce, bir topluluğu korur mu? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap