Giriş yap
🏺 Anunnaki

Magan: bakır dağları ve diyorit heykeller

Louvre Müzesi'nde, Lagaş valisi Gudea'nın, koyu renkli, parlak taştan yapılmış heykelleri duruyor. Bu heykellerin taşı, o kadar sert ki, onu işlemek, aylarca süren bir emek gerektiriyordu. Gudea, bu taşın nereden geldiğini, heykellerinden birinin üzerine, kendi eliyle yazdırdı: Magan'dan. Bu kelime, Sümerliler için, bakır ve sert taşın ülkesi anlamına geliyordu.

Magan, Mezopotamya metinlerinde, Meluhha ve Dilmun ile birlikte, en sık anılan uzak ülkelerden biri. Bugün, akademisyenlerin büyük çoğunluğu, Magan'ın, bugünkü Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin bir kısmını, belki de Basra Körfezi'nin karşı kıyısındaki İran sahillerini de kapsadığını düşünüyor. Bu sayfada, Magan'ın, Mezopotamya ile ilişkisini, metinler ve arkeoloji üzerinden anlatmak istiyorum. Siz bir heykelin taşının, nereden geldiğini, hiç merak ettiniz mi?

Bakırın ülkesi

Mezopotamya'nın en büyük eksikliklerinden biri, doğal kaynaklardı. Dicle ve Fırat'ın arasındaki topraklar, verimliydi; ama taş, metal ve kaliteli ağaç, neredeyse hiç yoktu. Bu yüzden, Sümerliler ve Akadlar, bu kaynakları, uzak ülkelerden getirmek zorundaydı.

Bakır, bu kaynakların en önemlilerinden biriydi. Bakır, aletlerin, silahların ve süs eşyalarının yapımında kullanılıyordu. Kalay ile karıştırıldığında, bronz elde ediliyordu. Mezopotamya metinlerine göre, bakırın önemli bir kısmı, Magan'dan geliyordu. "Magan bakırı", metinlerde, sık sık geçen bir ifade.

Arkeoloji, bu bilgiyi destekliyor. Umman'ın Hacer Dağları, bakır yataklarıyla zengin. Bu dağlarda, MÖ üçüncü binyıla tarihlenen, çok sayıda bakır madeni ve eritme alanı bulundu. Bu alanlarda, cüruf yığınları, fırınlar ve maden işçilerinin yerleşimleri var. Bu buluntular, Umman'ın, kadim dünyada, önemli bir bakır üretim merkezi olduğunu gösteriyor.

Ummünnar kültürü

Arkeologlar, MÖ üçüncü binyılın ikinci yarısında, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri bölgesinde gelişen kültüre, "Ummünnar kültürü" adını veriyor. Bu ad, Abu Dabi yakınlarındaki Umm an-Nar adasından geliyor; burada, bu kültürün, ilk büyük mezarları kazıldı.

Ummünnar kültürünün en dikkat çekici yapıları, yuvarlak, taştan yapılmış toplu mezarlar. Bu mezarların bazılarının dış duvarları, hayvan ve insan figürleriyle süslenmiş. Mezarlarda, Mezopotamya'dan gelen çanak çömlek, İndus boncukları ve yerel ürünler birlikte bulundu. Bu karışım, Magan'ın, bir ticaret kavşağı olduğunu gösteriyor.

Bir başka önemli alan, El Ayn yakınlarındaki Hili. Hili'de, Ummünnar dönemine ait bir mezar ve bir yerleşim kazıldı. Bu alan, bugün, Birleşik Arap Emirlikleri'nin önemli arkeolojik parklarından biri. Hili'deki mezarın kabartmaları, Ummünnar sanatının, en iyi korunmuş örnekleri arasında.

Naram-Sin'in seferi

Akad kralı Naram-Sin, Sargon'un torunu, Magan'a karşı, askeri bir sefer düzenlediğini iddia etti. Naram-Sin'in yazıtlarına göre, Magan'ın kralı Manium'u yendi ve Magan'ın dağlarından taş getirtti. Bu taşlardan, kendi heykellerini yaptırdı.

Bu seferin, gerçekte, ne kadar büyük olduğu ve Magan'ın ne kadarını kontrol altına aldığı, tartışmalı. Kral yazıtları, genellikle, abartılı bir dil kullanıyor ve her savaşı, büyük bir zafer olarak sunuyor. Ama Naram-Sin döneminden kalan bazı heykel parçalarının, Magan taşından yapıldığı düşünülüyor; bu da, en azından, Magan ile yoğun bir ilişki olduğunu gösteriyor.

Naram-Sin'in Magan seferi, Mezopotamyalı bir kralın, denizin ötesindeki bir ülkeye, askeri bir harekât düzenlediğinin, bilinen en eski kayıtlarından biri. Siz dört bin yıl önce, bir ordunun, Basra Körfezi'ni geçtiğini hayal edebiliyor musunuz?

Gudea'nın taşı

Gudea'nın heykelleri, Mezopotamya sanatının, en ünlü eserlerinden. Bu heykeller, genellikle, "diyorit" olarak tanımlanan, koyu renkli, çok sert bir taştan yapılmış. Jeologlar, bu taşın, aslında, gabro ya da olivin gabro gibi, benzer volkanik taşlar olabileceğini belirtiyor. Ama hangi adla anılırsa anılsın, bu taşın, Mezopotamya'da bulunmadığı kesin.

Gudea, heykellerinden birinin üzerine, bu taşın, Magan dağlarından getirildiğini yazdırdı. Metinde, taşın, Gudea'nın heykeli için seçildiği ve tanrı Ningirsu'nun tapınağına konulmak üzere işlendiği anlatılıyor. Bu, Gudea'nın, tanrısına, en değerli ve en dayanıklı malzemeyi sunduğunu gösteriyordu.

Bu heykellerin, Magan'dan gelen taştan yapılması, Gudea'nın, uzak ülkelerle olan ilişkisini de sembolize ediyordu. Bir vali, eğer uzak bir ülkeden taş getirtebiliyorsa, bu, onun zenginliğinin ve gücünün bir göstergesiydi. Heykelin kendisi, aynı zamanda, bir ticaret ağının anıtıydı. Bu taşı, bir dağdan koparan, kıyıya taşıyan, gemiye yükleyen, Körfez'i geçiren ve Lagaş'ta işleyen yüzlerce insanın emeği, bugün, Louvre'daki o sessiz yüzün içinde saklı.

Magan gemileri

Mezopotamya metinlerinde, "Magan gemisi" diye bir ifade de geçiyor. Bu ifade, büyük olasılıkla, uzun deniz yolculuklarına uygun, büyük bir gemi türünü gösteriyordu. Bazı akademisyenler, bu gemilerin, kamış demetlerinden yapılıp bitüm ile kaplandığını düşünüyor.

Umman'daki Ras el-Cinz gibi kıyı alanlarında, bitüm parçaları bulundu. Bu parçaların üzerinde, kamış ve halat izleri var. Bu izler, gemilerin, kamış demetlerinden yapılıp bitüm ile su geçirmez hale getirildiğini gösteriyor. Bitümün kaynağı ise, analizlere göre, Mezopotamya. Yani Mezopotamya'dan gelen bitüm, Magan'da, gemilerin yapımında kullanılıyordu. Bu, ticaretin, iki yönlü olduğunu gösteriyor.

Doğrudan ticaretten aracılara

Magan ile ilişki, zaman içinde, biçim değiştirdi. Akad ve Ur III dönemlerinde, Mezopotamya metinleri, Magan'dan doğrudan gelen bakırdan ve Magan'a giden gemilerden söz ediyor. Ur III dönemine ait bazı tabletler, Ur limanından, Magan'a, yün, giysi, yağ ve deri gibi malların gönderildiğini kaydediyor. Bu mallar, bakır karşılığında takas ediliyordu.

Eski Babil döneminde ise, tablo değişiyor. Bu dönemde, Mezopotamya'ya gelen bakır, artık, daha çok Dilmun, yani bugünkü Bahreyn üzerinden geliyordu. Dilmun, Körfez ticaretinin, ana aracısı haline gelmişti. Ur'da yaşayan ünlü bakır tüccarı Ea-nasir'e yazılmış şikâyet mektupları, bu dönemden kalıyor; mektuplarda, Dilmun'dan getirilen bakırın kalitesizliğinden yakınılıyor. Magan'ın adı ise, metinlerde, giderek daha seyrek geçiyor.

Bu değişimin nedenleri, tam olarak bilinmiyor. Belki Magan'daki siyasi yapı değişti, belki de Dilmun, ticareti kendi elinde toplamayı başardı. Ama bu, bize, kadim ticaret yollarının, durağan olmadığını, sürekli yeniden şekillendiğini gösteriyor. Siz bugünkü ticaret yollarının, dört bin yıl sonra, nasıl hatırlanacağını düşünür müsünüz?

Tanrılar arasındaki ilişki

"Enki ve Dünya Düzeni" metninde, Enki, Magan'ı da kutsuyor. Metinde, Magan'ın gemilerinin, Enlil'e, mallarını taşıdığı ve Magan'ın, Mezopotamya'nın zenginliğine katkıda bulunduğu anlatılıyor.

"Enki ve Ninhursag" mitinde ise, Dilmun'a, farklı ülkelerden mallar akması dileniyor. Bu ülkeler arasında, Magan da var. Magan'dan, bakır ve diyorit gibi taşların gelmesi isteniyor. Bu mitler, uzak ülkelerin, tanrısal bir düzen içinde, Sümer'e hizmet ettiğini düşündürüyor.

Akademik okuma

Magan'ın yerinin tespiti, yirminci yüzyılda, uzun süre tartışıldı. Bazı akademisyenler, Magan'ı, Mısır ya da Afrika ile ilişkilendirdi; çünkü birinci binyılda, Asur metinlerinde, Magan adı, Mısır için kullanılıyordu. Ama üçüncü binyıl metinlerinde, Magan'ın, bakır ve taş kaynakları ile ilişkilendirilmesi ve Basra Körfezi'nin yakınında olması, Umman'ı daha olası kılıyor.

1970'lerden itibaren, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki kazılar, bu görüşü güçlendirdi. Bakır madenleri, Ummünnar mezarları ve Mezopotamya ile olan ticaretin izleri, Magan'ın, büyük olasılıkla, bu bölge olduğunu gösteriyor. Daniel Potts, Basra Körfezi'nin kadim tarihi üzerine yazdığı çalışmalarda, bu konuyu, kapsamlı bir şekilde ele aldı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Mezopotamya'nın, uzak ülkelerden getirdiği metalleri, Anunnaki'nin madencilik faaliyetleriyle ilişkilendirdi. Ona göre, Anunnaki, Dünya'ya, metal, özellikle altın çıkarmak için gelmişti ve madencilik, insanların yaratılmasının asıl nedeniydi.

Magan'ın bakır madenleri, bu yoruma, ilginç bir karşılık sunuyor. Umman'daki madenlerde, insan emeğinin izleri, açıkça görülüyor: fırınlar, cüruf yığınları ve işçi yerleşimleri. Bu madenler, insanlar tarafından, insanların ihtiyaçları için işletiliyordu. Bu, Sitchin'in, madenciliği, tanrıların bir zorunluluğu olarak sunan yorumuyla, pek örtüşmüyor.

Forumlarda

Forumlarda, Magan, genellikle, Meluhha ve Dilmun ile birlikte, "kayıp ülkeler" olarak tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, bu ülkelerin, Anunnaki'nin, Dünya'daki diğer üsleri olduğunu öne sürüyor.

Bence Magan'ın en ilginç yanı, onun, bugün, kolayca ziyaret edilebilen bir yer olması. Umman'daki bakır madenleri ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Ummünnar mezarları, arkeolojik turizme açık. Bir gün, Hili'deki mezarın kabartmalarına bakarken, dört bin yıl önce, oradan Mezopotamya'ya giden gemileri hayal etmek, bence, çok güçlü bir deneyim olur.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Magan, bize, Mezopotamya uygarlığının, kendi başına değil, geniş bir ilişkiler ağı içinde var olduğunu hatırlatıyor. Sümer'in tapınakları, Magan'ın taşlarından; aletleri, Magan'ın bakırından yapılmıştı. Belki de "Sümer uygarlığı" dediğimiz şey, aslında, Körfez'in iki kıyısında birlikte örülen bir uygarlıktı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir heykelin taşının, binlerce kilometre öteden gelmesi, ona bakışınızı değiştirir mi? Magan ile Mezopotamya arasındaki ilişkiyi, bir ticaret mi, yoksa bir bağımlılık olarak mı görüyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap