Lovecraft ve Mezopotamya: Kadim Olanlar'ın kökü
Howard Phillips Lovecraft, 1890'da, Providence'ta doğdu ve 1937'de, aynı kentte, kırk altı yaşında öldü. Hayatı boyunca, yalnızca küçük dergilerde yayımlanan öyküler yazdı ve yoksulluk içinde yaşadı. Ama ölümünden sonra, yarattığı kurgu evreni, yirminci yüzyılın en etkili korku ve bilim kurgu mitolojilerinden biri haline geldi.
Lovecraft'ın evreninde, insanlıktan çok önce, Dünya'ya, yıldızlardan gelen kadim varlıklar yerleşmişti. Bu varlıklar, bugün, uykuda ya da gizli; ama bir gün geri dönecekler. Bu fikir, size tanıdık geliyor mu? Jason Colavito gibi araştırmacılara göre, eski uzaylılar kuramının kökleri, kısmen, Lovecraft'ın kurgusuna kadar uzanıyor. Bu sayfada, Lovecraft'ın Mezopotamya ile ilişkisine ve bu ilişkinin Anunnaki anlatısına nasıl sızdığına bakmak istiyorum.
Lovecraft'ın evreni
Lovecraft'ın en ünlü öyküsü, 1928'de Weird Tales dergisinde yayımlanan "The Call of Cthulhu", yani "Cthulhu'nun Çağrısı". Bu öyküde, Cthulhu adlı devasa bir varlık, Pasifik Okyanusu'nun dibindeki batık bir kentte, R'lyeh'de, uyuyor. Dünyanın farklı yerlerindeki tarikatlar, onun uyanışını bekliyor.
1931'de yazılıp 1936'da yayımlanan "At the Mountains of Madness", yani "Delilik Dağlarında" adlı kısa romanında, Lovecraft, Antarktika'da, insanlıktan milyonlarca yıl önce var olan bir uygarlığın kalıntılarını keşfeden bir araştırma ekibini anlatıyor. Bu uygarlığı kuran "Elder Things", yani "Kadim Şeyler", yıldızlardan gelmişti ve Dünya'daki yaşamı, belki de insanlığı, bir yan ürün ya da bir deney olarak yaratmıştı.
Bu son fikir, Sitchin'in Anunnaki anlatısına, şaşırtıcı derecede yakın: yıldızlardan gelen varlıklar, Dünya'da yaşamı ya da insanlığı yaratıyor. Ama Lovecraft, bu fikri, açıkça kurgu olarak sundu.
Mezopotamya'ya bakışı
Lovecraft, Mezopotamya'ya, doğrudan çok fazla yer vermedi. Ama onun evreni, Mezopotamya ve genel olarak Yakın Doğu imgelerinden besleniyordu. Lovecraft'ın en ünlü uydurma kitabı, "Necronomicon", hayalî bir Arap şair, Abdul Alhazred tarafından yazılmıştı. Lovecraft'ın anlatısına göre, Alhazred, Babil'in harabelerini ve Memfis'in yeraltı mezarlarını ziyaret etmiş ve orada, yasak bilgiye ulaşmıştı.
1921'de yazdığı "The Nameless City", yani "Adsız Kent" adlı öyküde, Lovecraft, Arap çölünde, insanlıktan önce var olan, sürüngen benzeri varlıkların kentini anlatıyor. Bu öykü, Yakın Doğu'yu, kadim ve insan dışı bir geçmişin mekânı olarak sunuyor.
1917'de yazılan "Dagon" adlı öyküde ise, Lovecraft, Filistin ve Mezopotamya'da tapınılan bir tanrının adını kullanıyor. Dagon ya da Dagan, Mezopotamya'nın batısında, özellikle Mari ve Ebla gibi kentlerde, tahıl ve bereketle ilişkilendirilen bir tanrıydı. Lovecraft, bu adı, denizden çıkan, balık benzeri bir varlığa verdi. Bu yorum, on dokuzuncu yüzyılda yaygın olan, Dagon'un, balık biçimli bir tanrı olduğu yönündeki, bugün akademisyenlerin büyük ölçüde terk ettiği bir görüşe dayanıyordu.
Neden Mezopotamya?
Lovecraft'ın döneminde, Mezopotamya, Batı'nın hayal gücünde, kadim ve gizemli bir yer olarak duruyordu. On dokuzuncu yüzyılın ortasında, Austen Henry Layard, Nineveh'te, Asur saraylarını kazmış ve kanatlı boğa heykellerini, British Museum'a göndermişti. Bu heykeller, Londra'da, büyük bir ilgi uyandırmıştı.
Çivi yazısının çözülmesi, Gılgamış Destanı'nın keşfi ve Tufan tabletinin bulunması, Mezopotamya'yı, Batı'nın en eski geçmişinin bir parçası haline getirdi. Ama bu geçmiş, aynı zamanda, yabancı ve tedirgin ediciydi: Kitab-ı Mukaddes'teki Babil, günahın, gururun ve düşüşün simgesiydi.
Lovecraft, bu imgeyi, kendi kozmik korku anlayışına uyarladı. Onun için, kadim geçmiş, insanlığın küçüklüğünü ve evrenin kayıtsızlığını gösteren bir aynaydı.
Lovecraft'tan eski uzaylılara
Jason Colavito, 2005'te yayımladığı "The Cult of Alien Gods: H. P. Lovecraft and Extraterrestrial Pop Culture" adlı kitabında, eski uzaylılar kuramının, Lovecraft'ın kurgusundan nasıl beslendiğini, ayrıntılı olarak inceledi. Colavito'ya göre, Lovecraft'ın fikirleri, Fransız yazarlar Louis Pauwels ve Jacques Bergier'in 1960'ta yayımladığı "Le Matin des magiciens" adlı kitap aracılığıyla, Avrupa'da yayıldı. Bu kitap, Lovecraft'ın kurgusunu, gerçek bir olasılık olarak tartıştı.
Colavito, von Däniken'in, bu kitaptan etkilendiğini ve onun aracılığıyla, Lovecraft'ın fikirlerinin, eski uzaylılar kuramına girdiğini öne sürüyor. Sitchin ise, bu zincirin, daha sonraki bir halkası.
Bu iddia, tartışmaya açık. Eski uzaylılar fikrinin, Lovecraft'tan önce de, Theosofi gibi akımlarda, farklı biçimlerde var olduğu biliniyor. Ama Colavito'nun gösterdiği paralellikler, dikkate değer.
Tanrılar arasındaki ilişki
Lovecraft'ın evreninde, tanrılar, yani "Great Old Ones" ve "Outer Gods", insanlara kayıtsız. Onlar, insanları ne seviyor ne de nefret ediyor; insanlar, onlar için, önemsiz. Bu kayıtsızlık, Lovecraft'ın kozmik korkusunun özü.
Mezopotamya mitlerinde ise, tanrılar, insanlarla, yakın bir ilişki içinde. Atrahasis destanında, insanlar, tanrıların işini yapmak için yaratılıyor; tanrılar, insanların sunularına ihtiyaç duyuyor. Tufandan sonra, tanrılar, kurbanın kokusuna, "sinekler gibi" toplanıyor; çünkü tufan sırasında, aç kalmışlar. Yani, Mezopotamya tanrıları, insanlara kayıtsız değil; onlara bağımlı.
Sitchin'in Anunnaki'si, bu ikisinin arasında bir yerde duruyor: insanları, kendi çıkarları için yaratıyorlar; ama onlarla ilgileniyor, onları yönetiyor ve bazen onlara yardım ediyorlar.
Lovecraft'ın kaynakları
Lovecraft, Mezopotamya hakkındaki bilgisini, nereden edindi? Onun mektupları, geniş bir okuma alışkanlığına sahip olduğunu gösteriyor; ama Asuroloji alanında, akademik bir eğitimi yoktu. Büyük olasılıkla, dönemin popüler ansiklopedilerinden, gezi kitaplarından ve Encyclopaedia Britannica'nın dokuzuncu baskısından yararlandı. Bu kaynaklar, on dokuzuncu yüzyıl Asurolojisinin, bugün eskimiş birçok yorumunu içeriyordu.
Lovecraft'ı etkileyen yazarlardan biri de, İrlandalı yazar Lord Dunsany'ydi. Dunsany, uydurma tanrılardan oluşan bir panteon kurdu ve bu panteonu, eski Doğu mitlerini andıran bir dille anlattı. Lovecraft, Dunsany'nin üslubunu, kendi erken öykülerinde taklit etti.
Bir başka etkileyici yazar, Arthur Machen'di. Machen'in öykülerinde, modern dünyanın altında, kadim ve insan dışı güçlerin yaşadığı fikri, sürekli işleniyor. Lovecraft, bu fikri, Mezopotamya ve Arap çölü imgeleriyle birleştirerek, kendi kozmik korkusunu kurdu.
Yani, Lovecraft'ın Mezopotamya'sı, gerçek Mezopotamya'dan çok, Viktorya dönemi Avrupa'sının Mezopotamya hayalinden besleniyordu. Bu hayal, Sitchin'e kadar uzanan anlatıyı da, dolaylı olarak, şekillendirdi. Bir hayalin, bir yüzyıl boyunca, bu kadar farklı biçimlerde yaşaması, size de şaşırtıcı geliyor mu?
Akademik okuma
Akademisyenler, Lovecraft'ı, yirminci yüzyılın önemli bir yazarı olarak, son on yıllarda, giderek daha fazla inceliyor. S. T. Joshi, Lovecraft üzerine en kapsamlı akademik çalışmaları yapan isim; Lovecraft'ın biyografisini ve eserlerinin eleştirel basımlarını hazırladı.
Lovecraft'ın, Yakın Doğu'yu tasviri, aynı zamanda, oryantalizm açısından da eleştiriliyor. Onun öykülerinde, Doğu, karanlık, tehlikeli ve insan dışı güçlerin mekânı olarak sunuluyor. Ayrıca, Lovecraft'ın, mektuplarında ve bazı öykülerinde, açıkça ırkçı görüşler dile getirdiği biliniyor; bu, onun eserlerini okurken, göz ardı edilmemesi gereken bir durum.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Lovecraft'tan, doğrudan söz etmedi. Ama onun Anunnaki anlatısı, Lovecraft'ın evreniyle, bazı yapısal benzerlikler taşıyor: yıldızlardan gelen kadim varlıklar, insanlığın bu varlıklar tarafından yaratılması ve bu varlıkların, bir gün geri dönecek olması.
Fark şu ki, Sitchin, kendi anlatısını, gerçek tarih olarak sundu; Lovecraft ise, açıkça kurgu yazdı. Lovecraft, mektuplarında, Necronomicon'un, kendi uydurması olduğunu, defalarca belirtti. Hatta, bu kitabın ne zaman ve nasıl yazıldığına dair, yarı şaka bir "tarihçe" de kaleme aldı; bu kısa metin, kurgunun, nasıl bir belge görünümüne büründürülebileceğini, ironik bir şekilde gösteriyor.
Forumlarda
Forumlarda, Lovecraft ve Anunnaki, sık sık birlikte tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Lovecraft'ın, aslında, kadim bir gerçeği bildiğini ve bunu kurgu olarak sunduğunu öne sürüyor. Bu iddia, Lovecraft'ın kendi mektuplarıyla çelişiyor.
Türkçe forumlarda, Lovecraft'ın eserleri, son yıllarda, yeni çevirilerle, daha geniş bir okur kitlesine ulaştı. "Cthulhu" adı, Türkçe internette de, sık sık, mizahi ve korku içeriklerinde kullanılıyor.
Kurgunun gerçeğe dönüşmesi
Lovecraft'ın hikâyesi, bir kurgunun, nasıl gerçek olarak algılanabileceğinin çarpıcı bir örneği. Necronomicon, Lovecraft'ın uydurması; ama bugün, birçok kişi, bu kitabın gerçek olduğuna inanıyor. Hatta, 1970'lerde, "Necronomicon" adıyla, Sümer büyüsü olduğu iddia edilen bir kitap bile yayımlandı.
Bu durum, Anunnaki anlatısının yayılmasına dair de bir ipucu veriyor: bir kurgu, yeterince ayrıntılı ve tutarlıysa, okurların bir kısmı, onu gerçek olarak kabul edebilir.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Lovecraft, eski uzaylılar kuramının, farkında olmadan, bir dedesi. Onun kurgusu, kadim yıldız varlıkları fikrini, Batı'nın hayal gücüne yerleştirdi. Von Däniken ve Sitchin, bu fikri, kurgudan alıp, tarih olarak sundu. Belki de asıl ironi şu: Lovecraft, bu fikrin korkutucu olduğunu düşünüyordu; ama sonraki yazarlar, onu, umut verici bir anlatıya dönüştürdü.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Lovecraft'ın öykülerini okudunuz mu? Sizce, kadim varlıkların geri dönüşü fikri, korkutucu mu, yoksa umut verici mi? Yorumlarda yazın.
Giriş yap