Giriş yap
🏺 Anunnaki

Lipit-İştar ve Eşnunna: Hammurabi'den önce kanunlar

Mezopotamya kanunları denince, akla hemen, Hammurabi geliyor. Louvre'daki o büyük siyah stel, okul kitaplarından tanıdık bir görüntü. Ama Hammurabi, kanun yazan ilk Mezopotamya kralı değildi. Ondan önce, Ur-Nammu'nun yanı sıra, en az iki kanun derlemesi daha yazılmıştı: Isin kralı Lipit-İştar'ın kanunları ve Eşnunna şehrinin kanunları.

Bu sayfada, bu iki az bilinen kanun derlemesini anlatmak istiyorum. Nerede bulundular? İçlerinde neler yazıyordu? Ve Hammurabi'nin kanunlarıyla, aralarında nasıl bir ilişki var? Siz, bir kanun metnini okurken, önce cezalara mı, yoksa korunan haklara mı bakarsınız?

Isin ve Lipit-İştar

Ur III devletinin çöküşünden sonra, Güney Mezopotamya'da, birkaç şehir devleti, üstünlük için yarıştı. Bunların en önemlilerinden biri, Isin'di. Isin kralları, kendilerini, Ur III krallarının mirasçıları olarak görüyor ve "Sumer ve Akad'ın kralı" unvanını kullanıyordu.

Lipit-İştar, Isin'in beşinci kralıydı ve yaklaşık MÖ yirminci yüzyılın ortalarında, on bir yıl kadar hüküm sürdü. Onun döneminde, Sumerce yazılmış bir kanun derlemesi hazırlandı. Bu derleme, Ur-Nammu Kanunları gibi, bir giriş, kanun maddeleri ve bir sonuç bölümünden oluşuyordu.

Kanunların bulunuşu

Lipit-İştar Kanunları, büyük ölçüde, Nippur'dan gelen tabletler üzerinde korunmuş. Bu tabletlerin bir kısmı, Philadelphia'daki Penn Museum'da, bir kısmı ise, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunuyor. Amerikalı akademisyen Francis Steele, 1940'ların sonunda, bu tabletleri bir araya getirerek, metnin ilk kapsamlı yayınını yaptı.

Metnin tamamı korunmamış; giriş ve sonuç bölümleri, nispeten iyi durumda, ama kanun maddelerinin bir kısmı kayıp. Bugün bilinen maddeler, mülkiyet, kiralama, miras, evlilik, köleler ve bazı suçlarla ilgili.

Kanunların giriş bölümünde, Lipit-İştar, Sumer ve Akad'a adaleti getirdiğini, borç kölelerini serbest bıraktığını ve ailelerin içindeki görevleri düzenlediğini anlatıyor. Sonuç bölümünde ise, bir stel diktirdiğini ve bu steli bozan ya da adını silen kişiye, tanrıların lanet etmesini istiyor. Bu kalıp, daha sonra, Hammurabi'nin stelinde de, neredeyse aynı şekilde tekrarlanacaktı.

Lipit-İştar'ın maddeleri

Lipit-İştar Kanunları'nın maddeleri, genellikle, "eğer bir adam..." diye başlayan, koşullu cümlelerle yazılmış. Bu kalıp, Mezopotamya kanunlarının tamamında görülüyor ve akademisyenler tarafından, "kazuistik" ya da durum odaklı hukuk olarak adlandırılıyor.

Maddelerden biri, bir adamın, başka birinin bahçesine izinsiz girip ağaç kesmesi durumunda, gümüş ödemesini öngörüyor. Bir başka madde, kiralanan bir öküzün yaralanması durumunda, kiracının, sahibine ödeyeceği tazminatı düzenliyor. Bu maddeler, tarım ekonomisinin, günlük sorunlarını yansıtıyor. Bir bahçe, bir öküz, bir tarla sınırı: bunlar, dört bin yıl önce, insanların, komşularıyla en sık tartıştığı konulardı. Bugün bir köyde yaşayan biri için, bu maddelerin hiçbiri, yabancı gelmeyecektir.

Miras ve aile ile ilgili maddeler de var. Örneğin, bir adamın, ikinci bir eşten çocukları olması durumunda, mirasın nasıl paylaşılacağı düzenleniyor. Bu maddeler, Mezopotamya ailesinin, karmaşık yapısını gösteriyor.

Eşnunna ve Tell Harmal

Eşnunna, Dicle'nin bir kolu olan Diyala Nehri vadisinde yer alan, önemli bir şehir devletiydi. Bugün, Tell Asmar olarak bilinen bu şehir, Ur III devletinin çöküşünden sonra, bağımsız bir krallık haline geldi ve Hammurabi tarafından fethedilene kadar, bölgenin önemli güçlerinden biri olarak kaldı.

Eşnunna Kanunları, ilginç bir şekilde, Eşnunna'da değil, Bağdat yakınlarındaki Tell Harmal'da bulundu. Tell Harmal, antik adıyla Şaduppum, Eşnunna krallığına bağlı küçük bir idari merkezdi. 1940'larda, Iraklı arkeolog Taha Baqir'in yönettiği kazılarda, bu kanunları içeren iki tablet bulundu. Amerikalı Asurolog Albrecht Goetze, bu metni, 1956'da, kapsamlı bir şekilde yayınladı.

Eşnunna Kanunları, Akadca yazılmıştı. Bu, onları, Sumerce yazılmış Ur-Nammu ve Lipit-İştar kanunlarından ayırıyor ve Hammurabi'nin Akadca kanunlarına yaklaştırıyor. Metnin, hangi kral döneminde yazıldığı, kesin olarak bilinmiyor; giriş bölümü, çok kötü korunmuş.

Eşnunna'nın maddeleri

Eşnunna Kanunları, yaklaşık altmış maddeden oluşuyor. Metnin başında, gündelik malların fiyatlarını ve işçi ücretlerini belirleyen bir liste yer alıyor. Bu liste, bir kanun metninin, ekonomiyi düzenleme amacı da taşıdığını gösteriyor.

Maddelerin en ünlüsü, süsen öküzle ilgili olanlar. Eşnunna Kanunları'na göre, bir öküz, başka bir öküzü süserek öldürürse, iki öküzün sahipleri, yaşayan öküzün değerini ve ölen öküzün etini, aralarında paylaşıyordu. Bir başka maddeye göre, bir öküzün süsme alışkanlığı olduğu, sahibine bildirildiği halde, sahibi önlem almazsa ve öküz bir insanı öldürürse, sahip, belirli bir miktar gümüş ödüyordu.

Bu maddeler, Hammurabi Kanunları'ndaki benzer maddelerle ve Tevrat'taki Çıkış kitabının yirmi birinci bölümündeki süsen öküz yasasıyla, çarpıcı benzerlikler gösteriyor. Bu benzerlik, akademisyenler arasında, uzun süredir, Mezopotamya hukukunun, Eski Yakın Doğu'daki, ortak bir hukuk geleneğinin parçası olup olmadığı tartışmasını besliyor.

Eşnunna Kanunları, bedensel yaralanmalar için de, büyük ölçüde, para cezaları öngörüyor. Bir burnu ısırarak koparan kişi, bir mina gümüş ödüyordu; bir göz, bir diş ya da bir kulak için de, farklı miktarlar belirleniyordu. Bu yaklaşım, Ur-Nammu Kanunları'yla benzer; Hammurabi'nin, sınıflara göre farklılaşan ve bazen bedensel misilleme öngören yaklaşımından ise ayrılıyor.

Kanunlar uygulandı mı?

Akademisyenler arasında, uzun süredir tartışılan bir soru var: bu kanunlar, mahkemelerde gerçekten uygulandı mı? Mezopotamya'dan, binlerce mahkeme kaydı ve sözleşme kaldı; ama bu belgelerde, kanun derlemelerine, doğrudan atıf yapıldığı, neredeyse hiç görülmüyor.

Bu yüzden, bazı akademisyenler, kanun derlemelerinin, bağlayıcı bir hukuk kodu değil, kralların adaletini gösteren, edebi ve ideolojik metinler olduğunu düşünüyor. Bu derlemeler, bir kralın, adil bir yönetici olduğunu, tanrılara ve halka göstermek için yazılmış olabilir. Bir başka görüşe göre ise, bu metinler, kâtip okullarında, hukuki düşünceyi öğretmek için kullanılan, örnek davalar koleksiyonlarıydı.

Ama bu, kanunların, tamamen pratik değerden yoksun olduğu anlamına gelmiyor. Derlemelerdeki maddeler, muhtemelen, gerçek davalardan ve gerçek uygulamalardan esinleniyordu. Kanunlar, uygulanan hukukun, idealize edilmiş bir aynası gibi düşünülebilir.

Hammurabi'nin mirası

Hammurabi, MÖ on sekizinci yüzyılda, Eşnunna'yı fethettiğinde, bu şehrin hukuk geleneğiyle de karşılaştı. Hammurabi Kanunları'nın, Eşnunna Kanunları'yla paylaştığı benzerlikler, bazı akademisyenlere göre, Hammurabi'nin kâtiplerinin, önceki derlemeleri bildiğini ve onlardan yararlandığını gösteriyor.

Ama Hammurabi'nin kanunları, öncekilerden, bazı açılardan, belirgin şekilde ayrılıyor. En önemli farklardan biri, toplumsal sınıflara göre farklılaşan cezalar. Hammurabi Kanunları'nda, bir avilum, yani özgür bir adam, bir muşkenum ve bir köle için, farklı cezalar öngörülüyor. Bir avilumun gözünü çıkaran kişinin gözü çıkarılıyor; ama bir muşkenumun gözünü çıkaran kişi, sadece gümüş ödüyor.

Bu sınıf ayrımı, önceki derlemelerde de, kısmen görülüyor; ama Hammurabi'de, çok daha sistematik bir hal alıyor. Bu fark, Hammurabi döneminin, toplumsal yapısındaki değişiklikleri mi yansıtıyor, yoksa sadece farklı bir hukuki üslubu mu? Akademisyenler, bu soruya, farklı cevaplar veriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya kanunlarında, adalet, tanrısal bir kaynağa bağlanıyordu. Güneş tanrısı Utu, yani Akadca adıyla Şamaş, adaletin tanrısıydı. Krallar, adaleti, Şamaş'tan aldıklarını iddia ediyordu. Hammurabi'nin stelinin üst kısmında, kral, Şamaş'ın önünde dururken tasvir ediliyor.

Lipit-İştar, kanunlarının girişinde, büyük tanrılar An ve Enlil'in, kendisini, ülkeye adaleti getirmek için çağırdığını anlatıyor. Bu ifade, kralın otoritesinin, tanrısal bir görevlendirmeye dayandığını vurguluyor. Kral, kanunları kendi başına değil, tanrıların adına ve onların isteğiyle koyuyordu.

Akademik okuma

Martha Roth'un "Law Collections from Mesopotamia and Asia Minor" kitabı, Lipit-İştar ve Eşnunna kanunlarının çevirilerini içeriyor. Reuven Yaron'un, Eşnunna Kanunları üzerine yazdığı kapsamlı çalışma ise, bu alandaki klasik eserlerden biri. Raymond Westbrook, Mezopotamya kanunlarının, ortak bir hukuk geleneğinin parçası olduğunu savunan, önde gelen akademisyenlerdendi.

Sitchin'in okuması

Sitchin ve Anunnaki yazarları, Mezopotamya kanunlarını, genellikle, Anunnaki'nin, insanlığa verdiği bir armağan olarak yorumluyor. Bu yoruma göre, kanunlar, insanların, kendi başlarına geliştiremeyecekleri kadar karmaşık bir sistemdi.

Ama Lipit-İştar ve Eşnunna kanunları, bize, Mezopotamya hukukunun, yüzyıllar içinde, yavaş yavaş geliştiğini gösteriyor. Her derleme, öncekilerden etkilenmiş, onları değiştirmiş ve geliştirmiş. Bu, birden bire verilen bir armağan değil, uzun bir insan sürecinin ürünü.

Forumlarda

Forumlarda, Hammurabi Kanunları, çok tanınıyor; ama Lipit-İştar ve Eşnunna kanunları, neredeyse hiç bilinmiyor. Bu kanunlardan söz eden kullanıcılar, genellikle, onların, Hammurabi'den daha eski olmasına şaşırıyor.

Bence bu iki derleme, Mezopotamya hukukunun, tek bir kralın dehası değil, birçok nesil kâtibin ve hukukçunun ortak eseri olduğunu gösteriyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Eşnunna Kanunları'nın başındaki fiyat listesi, Mezopotamya'da, adaletin, sadece ceza vermek değil, aynı zamanda, piyasayı adil tutmak anlamına geldiğini gösteriyor. Belki de, bu kralların gözünde, adil bir arpa fiyatı, adil bir hükümden daha az önemli değildi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Hammurabi'den önceki bu kanunları biliyor muydunuz? Süsen öküz yasasındaki benzerlikleri, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap