Lapis yolu: Badahşan'dan Ur'a mavi taş
Ur Kraliyet Mezarlığı'ndan çıkan eserlere bakarken, bir renk, hemen gözünüze çarpar: koyu, derin bir mavi. Kraliçe Puabi'nin başlığındaki boncuklarda, "Çalılıktaki Koç" heykelciğinin tüylerinde, Ur Sancağı'nın arka planında, hep bu mavi var. Bu renk, lapis lazuli adlı bir taştan geliyor. Ve bu taş, Mezopotamya'nın hiçbir yerinde bulunmuyor.
Bilinen en önemli lapis kaynağı, bugünkü Afganistan'ın kuzeydoğusunda, Badahşan bölgesindeki dağlarda. Bu dağlardan, Ur'a kadar, binlerce kilometrelik bir yol var. Bu sayfada, lapisin, bu yolu nasıl katettiğini ve Mezopotamya'da neden bu kadar değerli olduğunu anlatmak istiyorum. Siz bir taşın, sadece rengi yüzünden, bu kadar uzun bir yolculuğa çıkarılmasını, nasıl açıklardınız?
Badahşan'ın madenleri
Lapis lazuli, koyu mavi renkli, içinde bazen altın renkli pirit parçacıkları bulunan bir taş. Bu pirit parçacıkları, taşa, yıldızlı bir gece gökyüzü görüntüsü veriyor. Kadim dünyada, lapisin en önemli kaynağı, Badahşan'daki Sar-i Sang madenleriydi. Bu madenler, bugün bile, işletilmeye devam ediyor.
Sar-i Sang, yüksek dağların arasında, ulaşılması zor bir yerde. Kadim dönemde, madencilerin, taşı, ateş ve su yardımıyla, kayadan ayırdığı düşünülüyor: kaya ısıtılıyor, ardından soğuk suyla çatlatılıyordu. Bu yöntem, sonraki dönemlerin kaynaklarında anlatılıyor; ama üçüncü binyılda da aynı yöntemin kullanıldığı, kesin değil. Başka olası kaynaklar da öne sürüldü; örneğin Pakistan'daki Çağay tepeleri. Ama Badahşan, en sık kabul edilen kaynak olmaya devam ediyor.
Yolun durakları
Lapis, Badahşan'dan Mezopotamya'ya, büyük olasılıkla, birçok aracı eliyle taşındı. Arkeologlar, bu yolun bazı duraklarını, buluntular aracılığıyla izleyebiliyor. Kuzey Afganistan'da, Amuderya Nehri yakınlarındaki Şortugay adlı yerde, İndus uygarlığına ait bir ticaret karakolu bulundu. Bu karakolun, lapis ticaretini kontrol etmek için kurulduğu düşünülüyor.
İran'ın doğusundaki Şehr-i Sukhte, yani "Yanık Şehir", bir başka önemli durak. Bu şehirde, büyük miktarda işlenmemiş lapis ve lapis işleme atölyeleri bulundu. Bu, lapisin, ham taş olarak getirilip, burada işlendiğini ve sonra, boncuk ya da yarı işlenmiş parçalar olarak, batıya gönderildiğini gösteriyor.
Daha batıda, İran platosundaki başka yerleşimler, örneğin Tepe Hissar, de lapis işleme ile ilişkilendiriliyor. Lapis, buradan, Elam üzerinden, Mezopotamya'ya ulaşıyordu. Bazı akademisyenler, deniz yolunun da kullanıldığını, lapisin, İndus kıyılarından, Körfez üzerinden, Mezopotamya'ya geldiğini öne sürüyor. Muhtemelen, her iki yol da, farklı dönemlerde, kullanıldı. Her durakta, taşın fiyatı artıyor ve onu taşıyan tüccarlar, kendi paylarını alıyordu.
Ur'un mavisi
Ur Kraliyet Mezarlığı, MÖ yirmi altıncı ve yirmi beşinci yüzyıllara tarihleniyor. Leonard Woolley'nin 1920'lerde kazdığı bu mezarlıkta, binlerce lapis boncuk ve lapis kakmalı eser bulundu. Bu, Ur'un, o dönemde, lapis ticaretinin, en büyük alıcılarından biri olduğunu gösteriyor.
Puabi'nin mezarında, kraliçenin, altın yapraklarla süslenmiş başlığı ve lapis, altın ve karneol boncuklardan oluşan bir giysisi bulundu. "Çalılıktaki Koç" adı verilen heykelcik, altın, lapis ve deniz kabuğundan yapılmış; koçun boynuzları ve omuz tüyleri, lapis ile kaplanmış. Ur Sancağı adı verilen, savaş ve barış sahnelerini gösteren ahşap kutu, arka planında, lapis kakmalarla dolu.
Bu eserlerdeki lapis miktarı, Ur'un elitinin, bu taşa, ne kadar büyük bir değer verdiğini gösteriyor. Lapis, sadece süs için değil, aynı zamanda, statü ve güç sembolü olarak kullanılıyordu. Bir kraliçenin mezarında, binlerce kilometre öteden gelen bir taşın bulunması, onun, dünyanın uzak köşelerine uzanan bir gücü olduğunu gösteriyordu.
Ebla'nın deposu
Lapis, sadece Güney Mezopotamya'da değil, kuzeyde de çok değerliydi. Suriye'deki Ebla şehrinde, MÖ üçüncü binyıla tarihlenen sarayın kalıntılarında, büyük miktarda ham lapis bulundu. Bu lapis, sarayın deposunda, işlenmeyi bekliyordu.
Ebla'daki lapis, büyük olasılıkla, Mezopotamya üzerinden ya da kuzey yolları aracılığıyla gelmişti. Bu buluntu, lapisin, sadece bitmiş eşyalar olarak değil, ham madde olarak da ticaret yapıldığını ve büyük sarayların, bu taşı, stoklayabildiğini gösteriyor. Ebla'nın arşivlerinde de, lapisin, değerli bir hediye ve ticaret malı olarak geçtiği kayıtlar var.
Aratta ve Enmerkar
Lapisin Mezopotamya'daki değerini en iyi gösteren metinlerden biri, Sümerce "Enmerkar ve Aratta'nın Efendisi" adlı destan. Bu destanda, Uruk kralı Enmerkar, tanrıça İnanna için, büyük bir tapınak inşa etmek istiyor. Bunun için, uzak bir dağ ülkesi olan Aratta'dan, altın, gümüş ve lapis istiyor.
Enmerkar ile Aratta'nın efendisi arasında, bir dizi mesaj alışverişi ve meydan okuma yaşanıyor. Sonunda, Aratta, Uruk'a, istenen değerli taşları göndermeyi kabul ediyor. Destan, ayrıca, Enmerkar'ın, mesajlarını iletmek için, yazıyı icat ettiğini anlatıyor; bu, Sümerlilerin, yazının kökenine dair, ilginç bir efsane.
Aratta'nın tam olarak nerede olduğu, bilinmiyor. Bazı akademisyenler, onu, İran platosunda, lapis yolunun üzerinde bir yerde arıyor. Ama Aratta, belki de, gerçek bir yerden çok, lapis ve değerli taşların geldiği, uzak doğu dağlarının, efsanevi bir simgesi.
Mısır'daki lapis
Lapis yolu, sadece Mezopotamya'ya değil, Mısır'a da uzanıyordu. Mısır'da, lapis, hanedanlık öncesi dönemden itibaren biliniyordu ve firavunların mücevherlerinde, sık sık kullanıldı. Tutankamon'un ünlü altın maskesinde, gözlerin ve kaşların çevresinde, lapis kakmalar var. Mısır'a ulaşan lapisin de, büyük olasılıkla, Badahşan'dan, Mezopotamya ve Levant üzerinden geldiği düşünülüyor.
Amarna mektuplarında, yani MÖ on dördüncü yüzyılda, Mısır firavunlarıyla, Babil, Mitanni ve Asur kralları arasında yazışılan diplomatik mektuplarda, lapis, sık sık, değerli bir hediye olarak geçiyor. Babil kralları, firavuna lapis gönderiyor; karşılığında ise, Mısır'dan altın istiyordu. Bu mektuplar, lapisin, kadim dünyanın uluslararası diplomasisinde, bir tür prestij parası işlevi gördüğünü gösteriyor.
Bu da, lapisin, sadece bir süs taşı değil, krallar arasında, ilişkileri güçlendiren bir araç olduğunu gösteriyor. Siz bugün, iki devlet başkanının, birbirine, bir parça mavi taş hediye ettiğini hayal edebiliyor musunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Lapis, Mezopotamya'da, tanrılarla, özellikle göğün tanrılarıyla ilişkilendiriliyordu. Taşın koyu mavi rengi ve içindeki altın parıltılar, gece gökyüzünü andırıyordu. Bu yüzden, lapis, göğün, tanrısal bir taşı olarak görülüyordu.
"İnanna'nın Yeraltı Dünyasına İnişi" adlı Sümerce metinde, İnanna, yeraltı dünyasına inerken, kendini, çeşitli takılarla süslüyor. Bu takılar arasında, lapis bir ölçü çubuğu ve ölçü ipi var. Bu, İnanna'nın, tanrısal gücünün, lapis ile sembolize edildiğini gösteriyor. Ayrıca, bazı metinlerde, tanrıların sakallarının, lapisten yapıldığı söyleniyor; bu, tanrıların, insanüstü bir güzelliğe sahip olduğunu anlatmanın bir yolu.
Akademik okuma
Lapis ticareti, arkeologlar ve tarihçiler tarafından, uzun süredir inceleniyor. Georgina Herrmann, 1968'de, Iraq dergisinde yayımladığı "Lapis Lazuli: The Early Phases of its Trade" adlı makalede, lapisin kaynaklarını ve ticaret yollarını, sistematik olarak ele aldı. Bu çalışma, alanda, öncü bir eser olarak kabul ediliyor.
Son yıllarda, kimyasal analizler, lapisin kaynağını tespit etmek için kullanılmaya başlandı. Bu analizler, Mezopotamya'daki lapis eserlerin, büyük çoğunluğunun, Badahşan kökenli olduğunu destekliyor; ama bazı örneklerin, başka kaynaklardan gelmiş olabileceği de tartışılıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, lapisin, Mezopotamya'daki önemini, doğrudan Anunnaki ile ilişkilendirmedi; ama tanrıların, değerli taşlarla tasvir edilmesini, onların, ileri bir teknolojiye sahip olmalarının bir yansıması olarak yorumladı. Ona göre, lapis ve diğer değerli taşlar, Anunnaki'nin, kendi gezegenlerinden getirdiği ya da kullandığı malzemelerin, insanlar tarafından taklit edilmesiydi.
Ama lapisin kaynağı, bugün, büyük ölçüde biliniyor: Afganistan'ın dağları. Lapisin, Mezopotamya'ya, insanlar tarafından, uzun ve zorlu bir ticaret yoluyla getirildiği, arkeolojik olarak izlenebiliyor. Bu, Sitchin'in, değerli taşları, tanrısal bir kökene bağlayan yorumunu, büyük ölçüde gereksiz kılıyor.
Forumlarda
Forumlarda, lapis, bazen, mistik özellikleri olan bir taş olarak tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, lapisin, Anunnaki ile iletişim kurmak için kullanıldığını ya da özel enerjileri olduğunu iddia ediyor. Bu tür iddialar, kadim metinlerde değil, modern kristal inançlarında kökenini buluyor.
Bence lapisin en büyüleyici yanı, onun yolculuğu. Bir madenci, Badahşan'ın dağlarında, bir parça mavi taş kırıyor. Bu taş, belki de, onlarca elden geçerek, binlerce kilometre yol katediyor ve sonunda, Ur'da, bir kraliçenin başlığında son buluyor. Bu yolculuk, kadim dünyanın, ne kadar bağlantılı olduğunu, çok güzel gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence lapis, bize, kadim insanların, güzelliğe ne kadar değer verdiğini gösteriyor. Ur'un kralları, bu taşı, savaşmak ya da beslenmek için değil, sadece rengi için istiyordu. Belki de insanlık, en eski zamanlardan beri, ihtiyacından fazlasını, güzel olanı aramak için, en uzak yollara çıkmaya hazırdı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Ur'daki lapis eserlerden hangisini görmek isterdiniz? Bir taşın, sadece rengi yüzünden, binlerce kilometre taşınmasını, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap