Langdon cenneti buldu sandı: Enki ve Ninhursag'ın ilk okuması
1915 yılında Oxford'dan Stephen Langdon, Nippur'dan çıkan büyük bir Sümerce tableti yayımladı ve ona iddialı bir ad verdi: "The Sumerian Epic of Paradise, the Flood and the Fall of Man". Yani "Cennet, Tufan ve İnsanın Düşüşü Üzerine Sümer Destanı". Langdon, bu tablette Tevrat'taki Aden bahçesinin, tufanın ve Adem'in düşüşünün Sümerce bir öncülünü bulduğunu düşünüyordu.
Bugün bu tablete "Enki ve Ninhursag" diyoruz. Ve içinde ne tufan var, ne de bir insanın düşüşü. Langdon'un okuması, Sümerce dilbilgisinin henüz tam anlaşılmadığı bir dönemde yapılmış, cesur ama büyük ölçüde yanlış bir okumaydı.
Bu hikâyeyi seviyorum, çünkü bir metnin ilk okumasının ne kadar güçlü bir iz bırakabileceğini gösteriyor. Langdon'un başlığı bugün bile bazı popüler kitaplarda karşımıza çıkıyor. Dilmun'daki sekiz bitkiyi bu blogda daha önce anlatmıştım; bu kez metnin okunma tarihine odaklanmak istiyorum.
Langdon ne gördü?
Langdon'un önündeki tablet, altı sütunlu, oldukça iyi korunmuş bir tabletti. Pennsylvania Üniversitesi'nin Nippur kazılarından geliyordu. Langdon, metni çözerken Sümercenin pek çok dilbilgisi yapısını henüz bilinmeyen bir şekilde yorumladı.
Ona göre metin, saf ve masum bir ülkede başlayan, sonra bir tufanla bozulan ve insanın bir yasak meyveyi yemesiyle düşüşe geçen bir hikâyeydi. Dilmun, Aden bahçesiydi. Ninhursag'ın lanetlediği tanrı, yasak bitkiyi yiyen ilk insandı.
Bu okuma, dönemin entelektüel havasıyla uyuşuyordu. "Babel und Bibel" tartışması henüz tazeydi; Mezopotamya'da Tevrat'ın kökenlerini aramak popülerdi. Langdon da bu arayışın bir parçasıydı. Belki de görmek istediğini gördü.
İtirazlar
Langdon'un okuması kısa sürede eleştirildi. Başka Asurologlar, tablette tufan sözcüğünün geçmediğini, Langdon'un "tufan" diye çevirdiği satırların başka bir şey anlattığını öne sürdü. Bazı satırlarda Langdon'un insan sandığı figürlerin, aslında tanrılar olduğu gösterildi.
Asıl düzeltme, Samuel Noah Kramer'den geldi. Kramer, 1945'te "Enki and Ninhursag: A Sumerian Paradise Myth" adlı monografiyi yayımladı. Başlıkta "cennet" kelimesi hâlâ vardı; ama tırnak içinde ve çok daha sınırlı bir anlamda. Kramer, metnin Dilmun'u saf ve hastalıksız bir yer olarak anlattığını kabul ediyordu; ama tufan ve insanın düşüşü okumalarını reddetti.
Kramer'in okumasına göre, metin Enki'nin cinsel ilişkileri, ardışık tanrıça doğumları, Enki'nin sekiz bitkiyi yemesi, Ninhursag'ın onu lanetlemesi ve sonra iyileştirmesi üzerine kurulu bir mitti. İnsan figürü yoktu; bütün karakterler tanrılardı.
Ur kopyası
Sonraki yıllarda, Ur'dan çıkan bir başka kopya tanındı. Bu kopya, Nippur versiyonundan bazı noktalarda farklıydı. Özellikle Dilmun'un tasvir edildiği açılış bölümünde ve bazı tanrıça adlarında ayrılıklar vardı.
İki versiyonun karşılaştırılması, metnin tek bir sabit biçimi olmadığını gösterdi. Pascal Attinger, 1984'te bu metin üzerine ayrıntılı bir çalışma yayımladı; iki versiyonu yan yana koyarak dilbilgisel analiz yaptı. Attinger'in çalışması, Langdon'dan yaklaşık yetmiş yıl sonra, metnin dilbilgisi bakımından çok daha sağlam bir okumasını sundu.
Dilmun'un ilk satırları
Metnin açılışı, Dilmun'u bir dizi olumsuzlukla anlatıyor. Orada kuzgun bağırmıyor, aslan öldürmüyor, kurt kuzuyu kapmıyor. Göz hastalığından şikâyet eden yok, baş ağrısından yakınan yok. Yaşlı kadın "ben yaşlı bir kadınım" demiyor.
Langdon için bu satırlar, bir cennet tasviriydi. Kramer de onları ilk başta benzer biçimde okudu. Ama sonraki araştırmacılar, bu satırların farklı bir şey anlattığını öne sürdü: Dilmun henüz "başlamamış" bir yerdi. Hayvanlar henüz kendi doğalarına göre davranmıyordu; insanlar henüz yaşlanmıyordu, çünkü henüz hiçbir şey düzene girmemişti. Yani bu, mükemmel bir cennet değil, yaratılış öncesi bir boşluk olabilirdi.
Bu iki okuma arasındaki fark, bana çok anlamlı geliyor. Birinde Dilmun kaybedilmiş bir mükemmellik; ötekinde henüz kurulmamış bir dünya. Birincisi bir özlem anlatıyor, ikincisi bir başlangıç. Metnin devamında Enki'nin Dilmun'a su getirmesi, onu bir ticaret ve bereket merkezine dönüştürmesi, ikinci okumayı destekliyor gibi görünüyor.
Dilmun'un su getirilmeden önce susuz olduğu da metinde açıkça söyleniyor. Ninsikila, yani Dilmun'un tanrıçası, Enki'ye kentinin suyu olmadığını, rıhtımının boş olduğunu söylüyor. Enki de Utu'nun yardımıyla yerin altından tatlı su çıkarıyor. Bu, bir cennetin değil, bir kentin kuruluşunun anlatısı.
Bir tablet, bir yüzyıl
Langdon'dan Attinger'e uzanan yetmiş yıl, Sümercenin nasıl öğrenildiğinin de hikâyesi. Langdon'un döneminde Sümerce fiil yapıları büyük ölçüde bilinmiyordu. Arno Poebel'in 1923'te yayımladığı Sümerce dilbilgisi, bu alanda önemli bir adımdı. Sonraki on yıllarda, yeni metinler ve iki dilli sözlükler sayesinde dil daha iyi anlaşıldı. Bugün Enki ve Ninhursag'ın çevirileri, Langdon'unkinden çok farklı; ama bu fark, Langdon'un kişisel bir başarısızlığından çok, onun yaşadığı dönemin bilgisinin sınırını gösteriyor.
Çeviri sorunları
Metnin en tartışılan kısmı, Enki'nin ardışık olarak tanrıçalarla birlikte olduğu bölüm. Enki önce Ninhursag'la, sonra onların kızı Ninsar ile, sonra torunu Ninkurra ile birlikte oluyor. Bu kuşaklar arası ilişkiler, okuyucular için rahatsız edici olabiliyor. Bazı araştırmacılar, bu bölümü bitkilerin ve toprağın verimliliğini anlatan bir doğa alegorisi olarak okuyor: Su, toprağı döller; toprak bitkileri doğurur; bitkiler başka bitkiler.
Bir başka tartışma, Ninhursag'ın Enki'yi iyileştirmek için yarattığı sekiz tanrının adları. Her ad, Enki'nin hasta olan bir organıyla bir ses oyunu yapıyor. Örneğin kaburga için "ti", ve Nin-ti adlı bir tanrıça yaratılıyor. Sümercede "ti" hem "kaburga" hem de "hayat" anlamına gelebiliyor.
Bu ses oyunu, Langdon'dan sonra bile, popüler yorumlarda büyük bir ilgi gördü. Bazı yazarlar, Nin-ti'nin "Kaburganın hanımı" ya da "Hayat veren hanım" olarak çevrilebileceğini, bunun Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılması hikâyesinin kökeni olabileceğini öne sürdü. Kramer de bu bağlantıyı dikkate değer buldu. Ama bu bir benzerlik; doğrudan bir aktarım olduğunu kanıtlayan bir belge yok.
Tanrılar arasındaki ilişki
Enki ve Ninhursag, iki büyük tanrının ilişkisini anlatıyor. Enki, suların ve bilgeliğin tanrısı. Ninhursag, toprağın ve doğumun tanrıçası. Aralarındaki ilişki, hem birliktelik hem de çatışma içeriyor.
Enki, Ninhursag'ın yarattığı bitkileri yiyor; onların "kaderini belirlemek" için. Ninhursag bunu bir saygısızlık olarak görüyor ve onu lanetliyor. Enki hastalanıyor. Diğer tanrılar çaresiz kalıyor. Sonunda bir tilki, Ninhursag'ı geri getiriyor ve o, Enki'yi iyileştiriyor.
Bu hikâye, bilgelik ile doğurganlık arasındaki dengeyi anlatıyor gibi. Enki her şeyi bilmek, her şeye ad vermek istiyor; ama bu isteği, Ninhursag'ın yaratıcı gücüne saygısızlık oluyor. Denge, ancak Ninhursag'ın kendi gücüyle yeniden kuruluyor.
Enlil'in rolü de ilginç. Enki hastalanınca, Anunnaki toz içinde oturuyor ve Enlil çaresiz kalıyor. Tilki ona yardım teklif ediyor. Enlil, panteonun başı olmasına rağmen, bu sorunu çözemiyor. Çözüm, Ninhursag'ın elinde.
Tilkinin rolü de üzerinde düşünülmeye değer. Panteonun en güçlü tanrıları çaresiz kalırken, sorunu küçük ve kurnaz bir hayvan çözüyor. Tilki, Enlil'den bir ödül sözü alıyor ve Ninhursag'ı ikna ediyor. Bu, Sümer edebiyatında sık görülen bir motif: Büyükler tıkandığında, küçük ve beklenmedik bir aracı yolu açıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Enki ve Ninhursag'ı genetik deneylerin bir kaydı olarak okudu. Enki'nin ardışık kuşaklarla birlikte olması, ona göre bir genetik soy denemesiydi. Sekiz bitki ise, Enki'nin incelediği genetik örneklerdi.
Bu okuma, Langdon'un okumasına bir bakıma benziyor: İkisi de metne dışarıdan bir çerçeve getiriyor. Langdon Tevrat'ı getirdi; Sitchin ise modern genetik bilimini. Akademik okuma ise, metni Sümer'in kendi doğa ve verimlilik düşüncesi içinde anlamaya çalışıyor.
Forumlarda Langdon
Forumlarda Langdon'un adı çok nadiren geçiyor. Ama onun başlığı, "Sümer cenneti" ifadesiyle hâlâ dolaşıyor. Bir Türkçe forumda bir kullanıcı, Dilmun'un "Sümerlerin cennet anlatısı" olduğunu yazdı ve Tevrat'taki Aden'le birebir aynı olduğunu iddia etti. Bir başka kullanıcı, bu fikrin yüz yıl önce bir Oxford profesörünün okumasından geldiğini ve sonradan düzeltildiğini hatırlattı.
Bu konuşma bana önemli göründü. Çünkü bir okumanın kaynağını bilmek, onu değerlendirmek için ilk adım. Langdon'un cenneti, bir dönemin sorularından doğdu; Kramer'in düzeltmesi, sonraki dönemin daha iyi dilbilgisi bilgisinden.
SohbeX teorisi: Langdon'un yanlışının mirası
Bu bölüm spekülatif.
Langdon'un yanlış okuması, bence bir yandan da yararlı oldu. Metni Tevrat'la ilişkilendirerek, ona geniş bir ilgi çekti. Belki de Kramer'in sonraki çalışması, bu ilgi sayesinde daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Yanlış bir başlık, doğru bir okumaya kapı açmış olabilir.
Bunu ölçmenin bir yolu yok. Ama bilim tarihinde yanlış ama ilgi çekici fikirlerin, sonraki doğru çalışmaları beslediği pek çok örnek var.
Size soru
İlk yanlış okumayla tanıdığınız bir metni, sonradan doğru okumayla yeniden keşfetmek, sizce bir kayıp mı yoksa bir kazanç mı? Ben kazanç diyorum. Langdon'un cenneti olmasaydı, belki de Dilmun'u hiç merak etmeyecektim.
Giriş yap