Lamassu: Asur kapılarının kanatlı bekçileri
İnsan başlı, boğa ya da aslan gövdeli, kanatlı dev heykeller: Asur denince akla gelen ilk görüntülerden biri bu. Louvre'da, British Museum'da, Chicago'daki Oriental Institute'ta ve New York'taki Metropolitan Müzesi'nde, bu heykeller birer kapı gibi galerilerin girişinde duruyor. Sakallı yüzleri, boynuzlu başlıkları ve dikkatli bakışlarıyla, içeri girenleri süzüyorlar.
Bu heykellere genellikle "lamassu" deniyor. Asur saraylarının ve kent kapılarının girişlerini koruyan bu varlıklar, Mezopotamya'nın koruyucu ruhlar geleneğinin en görkemli ifadesi. Ama lamassuların hikâyesi, yalnızca Asur'la sınırlı değil; Sümer'in koruyucu tanrıçalarından modern sanatın kamusal heykellerine kadar uzanıyor. Bu heykelleri düşünürken, onların bir zamanlar müze girişlerinde değil, gerçek kapılarda, gerçek tehditlere karşı nöbet tuttuğunu hatırlamaya çalışıyorum.
Adın kökeni
"Lamassu" kelimesi, Akadca bir kelime ve Sümerce "lamma" kelimesinden geliyor. Sümer'de Lamma, koruyucu bir tanrıçaydı. Silindir mühürlerde ve kabartmalarda, Lamma genellikle ellerini kaldırmış, uzun etekli bir kadın figürü olarak, bir tapınanı tanrının huzuruna götürürken tasvir ediliyordu. Bu sahnelere "sunum sahneleri" deniyor.
Akad ve sonraki dönemlerde, lamassu ve onun eşi olarak görülen "şedu", koruyucu ruhların genel adları haline geldi. Araştırmacılar, Asur'daki kanatlı boğa heykellerinin tam olarak hangi ruhu temsil ettiğinin tartışmalı olduğunu vurguluyor; Asur metinlerinde bu heykeller için "aladlammû" gibi başka terimler de kullanılıyor. Ama bugün "lamassu" adı, bu heykeller için yerleşik bir ad haline geldi.
Yani Sümer'in nazik, bir insanı tanrıya götüren koruyucu tanrıçası, bin yıllar içinde Asur'un dev, kanatlı kapı bekçisine dönüştü. Bir koruyucunun, bir rehberden bir bekçiye dönüşmesi size ne anlatıyor?
Beş bacaklı heykeller
Asur lamassularının en ilginç özelliklerinden biri, beş bacaklı olmaları. Heykeller, önden bakıldığında iki bacak üzerinde hareketsiz duruyor gibi görünüyor. Yandan bakıldığında ise dört bacakla yürüyor gibi görünüyor. Bu iki görüntüyü birleştirmek için ustalar, köşeye beşinci bir bacak eklemiş.
Bu, izleyicinin hangi açıdan baktığına göre farklı bir görüntü sunan bir tasarım. Kapıdan girerken karşıdan bakan biri, heykeli sabit duran bir bekçi olarak görüyordu; kapının yanından geçen biri ise onu yürüyen bir varlık olarak görüyordu. Araştırmacılar, bu tasarımın, heykellerin hem koruyucu hem de hareketli, canlı varlıklar olarak algılanmasını sağladığını düşünüyor.
Nimrud, Horsabad ve Ninova
Lamassu heykelleri, özellikle MÖ dokuzuncu ve yedinci yüzyıllar arasında, Asur'un büyük saraylarında kullanıldı. II. Asurnasirpal'in Nimrud'daki Kuzey-Batı Sarayı, II. Sargon'un Horsabad'daki sarayı ve Sanherib'in Ninova'daki sarayı, bu heykellerle süslenmişti.
Lamassular, genellikle kapı girişlerinin iki yanına, çiftler halinde yerleştiriliyordu. Bazıları boğa gövdeli, bazıları aslan gövdeliydi. Heykellerin arasında kalan boşluklarda, bazen yazıtlar bulunuyordu; bu yazıtlarda kral, sarayı inşa ettiğini ve tanrıların koruması altına aldığını anlatıyordu.
On dokuzuncu yüzyılda, Fransız diplomat Paul-Émile Botta, 1840'larda Horsabad'da ilk Asur heykellerini buldu. İngiliz kaşif Austen Henry Layard ise Nimrud'da kazılar yaptı. Layard'ın, 1840'ların sonlarında bir lamassu heykelini Nimrud'dan Dicle'ye, oradan da İngiltere'ye taşıma çabası, onun kitaplarında ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Bu ağır heykellerin taşınması, yüzlerce işçinin emeğini gerektirdi.
Tanrılar arasındaki ilişki: koruyucu ruhlar ve büyük tanrılar
Lamassular, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasında, büyük tanrılar ile insanlar arasında duran bir varlık sınıfına aitti. Büyük tanrılar, An, Enlil, Enki, Marduk ya da Aşur, evrenin düzenini yönetiyordu. Koruyucu ruhlar ise daha yerel, daha kişisel bir görev üstleniyordu: bir kişiyi, bir evi, bir sarayı ya da bir kenti korumak.
Mezopotamya'da her insanın kendi koruyucu tanrısı ve koruyucu ruhları olduğuna inanılıyordu. Bu ruhlar, kişiyi kötü güçlerden, hastalıklardan ve şeytanlardan koruyordu. Bir insan kötü şanslarla karşılaştığında, koruyucu ruhunun onu terk ettiği düşünülüyordu.
Lamassular, bu kişisel koruyucuların saraylar ve kentler için büyütülmüş biçimleriydi. Sarayın kapılarında duran lamassular, kralın ve sarayın koruyucusu olarak, büyük tanrıların gücünü kapıya taşıyordu. Boynuzlu başlıkları, tanrısallığın simgesiydi; Mezopotamya'da boynuzlu başlık, tanrıların ve tanrısal varlıkların ayırt edici işaretiydi.
Yıkım ve yeniden doğuş
2015'te, IŞİD militanları Musul'daki müzede ve Ninova'nın Nergal Kapısı'nda lamassu heykellerini çekiçlerle ve matkaplarla tahrip ettikleri videolar yayımladı. Nimrud'daki saray kalıntıları da patlayıcılarla tahrip edildi. Bu görüntüler, dünya çapında büyük bir tepkiye neden oldu.
Bu yıkımlara tepki olarak, birçok sanatçı ve kurum, lamassuları yeniden yaratmaya çalıştı. Iraklı kökenli Amerikalı sanatçı Michael Rakowitz, 2018'de Londra'daki Trafalgar Meydanı'nın "Dördüncü Kaide"sine, Irak'ın hurma şurubu kutularından yapılmış bir lamassu heykeli yerleştirdi. Bu heykel, Nergal Kapısı'ndaki tahrip edilen lamassunun bir yeniden yorumuydu. Heykelin üzerinde, Asurca bir yazıt da yer alıyordu.
Rakowitz'in heykeli, yıkılan bir mirasın, sanat aracılığıyla yeniden kamusal alana dönebileceğini gösterdi. Bir koruyucu ruhun, binlerce yıl sonra bir Avrupa meydanında, bu sefer yıkıma karşı bir anma olarak durması, sizce lamassunun anlamını nasıl değiştiriyor?
Apkallular ve diğer koruyucular
Lamassular, Asur saraylarındaki tek koruyucu figürler değildi. Saray duvarlarında, özellikle Nimrud'da, kanatlı insan figürleri ya da balık kılığında, kuş başlı figürler de bulunuyor. Bu figürler, genellikle "apkallu" olarak adlandırılıyor. Apkallular, Mezopotamya geleneğinde, Tufan'dan önce insanlara uygarlığı öğreten yedi bilgeydi ve Enki'nin hizmetkârları olarak görülüyordu.
Saray kabartmalarında apkallular, bir elinde çam kozalağına benzeyen bir nesne, diğer elinde bir kova tutarken tasvir ediliyor. Bu nesnelerin, arınma ve koruma törenlerinde kullanıldığı düşünülüyor. Apkallular, kralı ya da kutsal ağacı, bu nesnelerle arındırıyor gibi görünüyor.
Lamassular ve apkallular, birlikte bir koruma ağı oluşturuyordu. Lamassular kapılarda, apkallular duvarlarda ve odaların köşelerinde duruyordu. Araştırmacılar, sarayın farklı noktalarına yerleştirilen bu figürlerin, kötü güçlerin içeri girmesini engellemek için tasarlanmış bir sistem olduğunu düşünüyor.
Ayrıca sarayların zemin altına ve kapı eşiklerine, kil ya da ahşaptan yapılmış küçük koruyucu figürler gömülüyordu. Bu figürlerin bazılarının üzerinde, onlara hangi görevin verildiğini anlatan kısa büyü yazıtları vardı: "Kötülük dışarı, iyilik içeri" gibi ifadeler bu yazıtlarda geçiyor. Bu, görünür dev heykellerin yanında, görünmez bir koruma katmanının da olduğunu gösteriyor.
Görünen bekçilerle görünmeyen, toprağa gömülü bekçilerin bir arada kullanılması, size Asurluların korunma ihtiyacı hakkında ne düşündürüyor?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde lamassular, Asur saray sanatının ve dini düşüncesinin önemli bir parçası olarak inceleniyor. Araştırmacılar, bu heykellerin yalnızca süs olmadığını, sarayı kötü güçlere karşı büyüsel olarak koruduğuna inanılan varlıklar olduğunu vurguluyor. Sarayların zeminlerinin altına gömülen küçük koruyucu figürler ve kapı girişlerindeki büyü yazıtları da aynı koruma sisteminin parçalarıydı.
Ayrıca lamassuların, Pers döneminde de kullanıldığı biliniyor. Persepolis'teki "Bütün Milletler Kapısı"nda, Asur lamassularından esinlenen insan başlı boğa heykelleri bulunuyor.
Lamassuların yüzlerindeki ayrıntılar da dikkat çekici: özenle örülmüş sakallar, kıvrımlı saçlar ve kralın sakalını andıran düzen. Bazı araştırmacılar, bu yüzlerin kralın yüzüne bilinçli olarak benzetildiğini öne sürüyor; böylece bekçi ile korunan kral arasında görsel bir bağ kuruluyordu.
Sitchin'in okuması
Sitchin ve onu izleyen yazarlar, kanatlı figürleri, Anunnaki'nin uçabilme yeteneğinin bir hatırası olarak yorumladı. Bu yaklaşıma göre kanatlar, tanrıların gökyüzünden gelen varlıklar olduğunu gösteriyordu. Lamassular da bu bağlamda, Anunnaki'nin kendilerinin ya da onların araçlarının tasvirleri olarak sunuldu.
Ancak akademik okumada kanatlar, tanrısal ve koruyucu varlıkların ortak bir simgesi olarak görülüyor. Mezopotamya sanatında kanat, bir varlığın insanüstü doğasını göstermenin bir yoluydu. Lamassuların boğa ya da aslan gövdeleri ise güç ve korumayı simgeliyordu.
Forumlarda
Forumlarda lamassular, genellikle Asur sanatının en tanınan simgeleri olarak anılıyor. Bazı kullanıcılar, lamassuların Hristiyan geleneğindeki kerubimlerle ilişkili olduğunu öne sürüyor. Bu karşılaştırma, akademik çevrelerde de tartışılıyor; kerub kelimesinin Akadca "karibu" kelimesiyle ilişkili olabileceği düşünülüyor.
Diğer başlıklarda ise IŞİD'in tahribatı ve müzelerdeki heykellerin geri verilmesi tartışılıyor.
Türkiye'den bakınca da tanıdık bir yan var: eşiğe, kapıya ve girişe koruma koyma alışkanlığı bu topraklarda hâlâ farklı biçimlerde sürüyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki lamassular, tanrılar ile insanlar arasındaki sınırın bekçileriydi. Büyük tanrılar uzaktı; tapınaklarda, gökyüzünde, kentlerin en kutsal yerlerinde yaşıyorlardı. Ama sarayın kapısı, her gün insanların geçtiği yerdi. Lamassular, büyük tanrıların gücünü bu gündelik eşiğe taşıyordu.
Belki de Sümer'in Lamma'sının, bir insanı elinden tutup tanrıya götüren nazik figürden, kapıda nöbet tutan dev bir bekçiye dönüşmesi, tanrılarla ilişkinin zamanla daha mesafeli ve daha korumacı hale gelmesinin bir işaretiydi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bir lamassu heykelini müzede gördünüz mü? Beş bacaklı tasarım size nasıl geliyor? Sizce koruyucu ruhlar fikri, bugünkü kültürümüzde hangi biçimlerde yaşıyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap