Lahar ve Aşnan'da Anunnaki nerede geçiyor? Açılış satırındaki doğum
"Lahar ve Aşnan" münazarası hakkında bu sitede daha önce üç yazı yayımladım: koyun ile tahılın tartışması, tahıl sahibinin kapısı ve münazara şiirlerinin ailesi. Bu kez yalnızca şiirin ilk satırlarına, Anuna kelimesinin geçtiği o açılışa dönmek istiyorum. Çünkü bu açılış, Sümer edebiyatında Anuna'nın nereden geldiğini doğrudan söyleyen nadir yerlerden biri.
Şiir şöyle başlıyor: göğün ve yerin tepesinde An, Anuna tanrılarını doğurduğunda. Kelimenin ilk görünüşü bir doğum sahnesinde. Anuna, burada bir meclis, bir yargıç kurulu ya da bir övgü korosu değil; An'ın çocukları. Bu açılış, Anuna kelimesinin anlamı hakkında bize ne söylüyor?
Açılışın dili
ETCSL çevirisinde açılış satırları, An'ın Anuna'yı göğün ve yerin tepesinde doğurduğunu anlatıyor. Kullanılan Sümerce fiil, bir çocuğun doğması ya da bir canlının üremesi için kullanılan bir fiil. Anuna, An'ın soyu olarak tanıtılıyor.
Bu soy ilişkisi, kelimenin kendisiyle de uyumlu. Akademisyenlerin çoğu, Anuna kelimesini "prens soyundan gelenler" ya da "soylu tohum" gibi bir anlama bağlıyor. Kelimenin ilk hecesi An'la ilişkilendirilmeye uygun görünse de, bu bağlantı tartışmalı; bazı araştırmacılar kelimenin "a-nun-na", yani "prensin tohumu" şeklinde okunmasını öneriyor. Her iki okumada da Anuna, bir kökene, bir soya işaret ediyor.
"Lahar ve Aşnan"ın açılışı, bu soy anlamını bir anlatıya dönüştürüyor. Anuna, An'ın tohumundan geliyor; bir aile, bir kuşak.
Doğumun ardından gelen yokluk
Açılışın hemen ardından şiir, bir yokluk listesi veriyor. An, Anuna'yı doğururken tahıl tanrıçasını onlarla birlikte doğurmamıştı; Uttu'yu, dokumayı da yaratmamıştı. Bu yüzden Anuna ne tahılı biliyordu ne koyunu. Ekmek yemeyi bilmiyorlardı, giysi giymeyi bilmiyorlardı. Koyunlar gibi ağızlarıyla ot yiyor, hendeklerden su içiyorlardı.
Bu liste, Anuna'yı neredeyse hayvan gibi tasvir ediyor. Tanrılar, doğdukları anda medeniyetin hiçbir aracına sahip değil. Ne tarım var, ne hayvancılık, ne dokuma. An'ın çocukları, çıplak ve aç.
Bu tasvir, Anuna hakkında okuduğum en şaşırtıcı tasvirlerden biri. Kaderi belirleyen, kentleri yıkan, krallara krallık veren tanrılar, varlıklarının başında koyunlar gibi ot yiyor. Siz bu görüntüyü ilk okuduğunuzda ne düşünmüştünüz?
Doğumdan meclise
Açılışın devamında Lahar ve Aşnan yaratılıyor ve Anuna'nın sofrasına konuyor. Anuna onlardan yiyor ama doymuyor. Bunun üzerine Lahar ve Aşnan, insanlığa veriliyor. Buradan sonra şiir, iki tanrıçanın münazarasına dönüyor ve Anuna bir daha merkeze gelmiyor.
Bu yapıda Anuna'nın iki aşaması var. Birinci aşama, doğum ve yokluk: An'ın çocukları, hiçbir şeye sahip değil. İkinci aşama, sofra: Anuna, Lahar ve Aşnan'ın ürünlerinden yiyor. Bu iki aşama arasında Anuna, bir aileden bir topluluğa dönüşüyor; bir sofranın etrafında toplanan bir topluluğa.
Bu dönüşüm, bence Anuna'nın meclis olarak anılmasının öncesini anlatıyor. Bir meclis, önce bir sofra etrafında toplanır. Tanrıların karar veren bir topluluk olmasından önce, yemek yiyen bir topluluk olmaları gerekiyor.
Başka açılışlarla karşılaştırma
Sümer edebiyatında tanrıların başlangıcını anlatan başka açılışlar da var. "Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Dünyası", göğün yerden ayrıldığı, An'ın göğü, Enlil'in yeri aldığı, Ereşkigal'in yeraltına hediye olarak verildiği o eski günlerle açılıyor. "Enki ve Ninmah" ise tanrıların kendi yiyeceklerini kazanmak için çalıştığı, kanal kazdığı ve yakındığı bir zamanla başlıyor.
Bu açılışların her biri, tanrıların ilk zamanlarını farklı bir yokluk ya da yük üzerinden anlatıyor. "Enki ve Ninmah"ta tanrılar çalışmaktan yorgun; "Lahar ve Aşnan"da ise çalışmayı bile bilmiyorlar, çünkü üzerinde çalışılacak tahıl ve koyun yok. Birinde emek var, ürün yok; diğerinde ne emek var ne ürün.
Bu fark, bence iki şiirin farklı sorulara cevap verdiğini gösteriyor. "Enki ve Ninmah", insanın neden yaratıldığını soruyor: tanrıların yükünü taşımak için. "Lahar ve Aşnan" ise tarımın ve hayvancılığın nereden geldiğini soruyor: tanrıların açlığını gidermek için yaratıldılar, sonra insanlara verildiler.
Her iki cevapta da Anuna, ihtiyaç içindeki taraf. Tanrıların meclisi, bir eksiklikle başlıyor. Ve o eksiklik, ya insanın ya da tarımın varlık nedeni oluyor.
Giysisiz tanrılar
Açılıştaki yokluk listesinde giysinin de olmaması, bence ayrıca düşünülmeye değer. Sümer'de giysi, statünün ve kimliğin göstergesi. Rahipler, krallar ve tanrı heykelleri, özel giysilerle tanınırdı. İnanna'nın yeraltına inişinde, her kapıda bir giysisinin alınması, gücünün alınması anlamına geliyordu.
Anuna'nın giysisiz doğması, onların henüz bir statüye, bir kimliğe sahip olmadığını söylüyor olabilir. Doğdular, ama henüz kim olduklarını bilmiyorlar. Uttu'nun dokuması onlara giysi verdiğinde, belki de ilk kez birer tanrı olarak görünür oluyorlar.
Tanrılar arasındaki ilişki
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, An merkezli bir soy ilişkisi. An, babası; Anuna, onun çocukları. Enki ve Enlil, Lahar ile Aşnan'ı yaratmak ve münazarayı sonuçlandırmak için devreye giriyor; ama açılışta yoklar. Açılış, yalnızca An ile onun soyundan söz ediyor.
Münazaranın sonunda Enki, Aşnan'ın üstün olduğunu söylüyor ve Enlil bu hükmü onaylıyor. Bu yapı, Sümer panteonunun bilinen hiyerarşisini yansıtıyor: An soyun kaynağı, Enlil ve Enki ise düzenin ve hükmün sahipleri. Anuna ise bu hiyerarşinin geniş tabanı.
Akademik okuma
Herman Vanstiphout, Sümer münazara şiirleri üzerine yaptığı çalışmalarda, bu şiirlerin açılışlarının genellikle bir kozmogoniyle, yani evrenin oluşumuyla başladığını gösterdi. "Lahar ve Aşnan"ın açılışı da bu kalıba uyuyor: önce dünyanın ve tanrıların başlangıcı, sonra tartışmanın konusu.
Bendt Alster ve Herman Vanstiphout, 1987'de bu şiirin ayrıntılı bir yayınını yaptı. Bu yayında açılış satırları, Sümer düşüncesinde medeniyetin tanrılar arasında bile sonradan geldiği fikrinin bir ifadesi olarak yorumlanıyor. Tanrılar medeniyetle doğmadı; medeniyet onlara sonradan verildi.
Bu fikir, Anuna kavramına yeni bir boyut ekliyor. Anuna, medeniyetin yaratıcıları değil, ilk tüketicileri. Medeniyet, Enki ve Enlil'in eseri; Anuna onun ilk alıcıları.
Sitchin'in okuması
Sitchin, "Lahar ve Aşnan"ın açılışını Anunnaki'nin Dünya'ya ilk geldiği dönemin bir anlatısı olarak okudu. Ona göre Anunnaki, Dünya'ya geldiklerinde yiyecek kaynaklarına sahip değildi; tarım ve hayvancılığı, kendi ihtiyaçları için geliştirdiler. Açılıştaki yokluk listesi, bu ilk dönemin zorluklarını yansıtıyor.
Bu okuma, açılışın yokluk temasıyla uyumlu. Ama şiir, Anuna'nın başka bir yerden geldiğini söylemiyor; An tarafından göğün ve yerin tepesinde doğurulduğunu söylüyor. Anuna burada göçmen değil, yeni doğmuş. Sitchin'in okuması, doğum fiilini bir varış eylemine çeviriyor.
Doymayan sofra
Lahar ve Aşnan'ın ürünleri Anuna'nın sofrasına konduğunda, şiir tanrıların yediğini ama doymadığını söylüyor. Bu ayrıntı, bence açılıştaki yokluğun tam olarak giderilmediğini gösteriyor. Tahıl ve koyun var; ama tanrıların açlığı sürüyor. Ürünlerin insanlara verilmesi, belki de bu doymamışlığın bir sonucu: tanrılar, kendi sofralarını insanların emeğiyle doldurmak zorunda.
Forumlarda
Forumlarda "Lahar ve Aşnan"ın açılışı, Anunnaki'nin dünyaya gelişinin kanıtı olarak sıkça paylaşılıyor. Kimi forum yazarları açılıştaki "göğün ve yerin tepesi" ifadesini Anunnaki'nin iniş noktası olarak yorumluyor. Başka kullanıcılar ise Anunnaki'nin "koyunlar gibi ot yemesi"ni, onların başlangıçta farklı bir beslenme düzenine sahip olduğunun kanıtı olarak sundu.
Açılıştaki doğum fiili, forumlarda hemen hiç tartışılmıyor. Türkçe tartışmalarda kimi kullanıcılar, "Anunnaki'yi kim yarattı?" diye soruyor; bu şiirin açılışı, o sorunun en doğrudan cevabını veren metinlerden biri, ama kimse onu hatırlatmamıştı.
Lahar ve Aşnan'ın açılış satırlarını yüksek sesle okumayı deneyin; o tekrarlı ritim, bir iniş anlatısından çok bir ilahiye benziyor.
SohbeX teorisi
Şimdi bir spekülasyon; doğrudan bir metin kanıtına dayanmıyor.
"Lahar ve Aşnan"ın açılışı, bence Sümer düşüncesinde Anuna'nın iki farklı tasavvurunu birleştiriyor: soy olarak Anuna ve topluluk olarak Anuna. Soy olarak Anuna, An'ın çocukları; doğuştan gelen bir aidiyet. Topluluk olarak Anuna, sofra etrafında toplanan, sonra da kaderleri belirleyen bir meclis.
Şiir, birinciden ikinciye geçişi anlatıyor. Bu geçiş, belki de Sümer toplumunun kendi geçişini yansıtıyor: akrabalık bağlarıyla bir arada duran topluluklardan, ortak bir sofra, ortak bir ekonomi ve ortak kararlar etrafında toplanan kentlere. Tanrıların hikâyesi, insanların hikâyesinin göğe yansıması. Bu bir spekülasyon; şiirin yazarlarının böyle bir paralellik kurmayı amaçlayıp amaçlamadığını bilmiyoruz.
Size soru
Bir tanrı topluluğunun aç ve çıplak doğması, size onların gücü hakkında ne söylüyor? Sizce Anuna'nın başlangıçtaki yoksulluğu, onların sonraki gücünü azaltıyor mu, yoksa daha anlamlı mı kılıyor?
Ben bu açılışı her okuduğumda, göğün ve yerin tepesinde, hendeklerden su içen o yeni doğmuş tanrıları düşünüyorum. Kaderleri belirleyecekler, kentleri yıkacaklar, krallara taç verecekler. Ama önce, birinin onlara ekmek vermesi gerekiyor. Ve o ekmeği verenler, şiirin geri kalanında birbirleriyle kavga eden iki tanrıça olacak; tanrıların sofrası, bir tartışmanın üzerine kurulu. Bunu hiç unutmuyorum.
Giriş yap