Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kütüphane fişindeki tanrı: Enki ve Dünya Düzeni'nin yolculuğu

Eski Babil dönemi yazıcıları, bugünkü kütüphanecilere benzer bir şey yapıyordu: Şiirlerin listesini çıkarıyorlardı. Bu listelerde, her şiir kendi ilk satırıyla anılıyordu, tıpkı bizim bir şarkıyı ilk dizesiyle hatırlamamız gibi. Nippur'dan ve Ur'dan çıkan bu "edebi kataloglar", araştırmacılara o dönemde hangi metinlerin bilindiğini, hangilerinin birlikte okunduğunu gösteriyor.

Bu kataloglarla ilk karşılaştığımda aklıma gelen soru şuydu: Enki ve Dünya Düzeni gibi uzun bir şiir, bir yazıcı için ne ifade ediyordu? Bir ders kitabı mı, bir ilahi mi, yoksa raflarda bekleyen bir eser mi? Bugün size, bu şiirin bir kütüphane rafından ekrana kadar nasıl geldiğini anlatmak istiyorum.

Şiirin içeriğini, Enki'nin ülkeleri dolaşıp her şeye bir görev vermesini, İnanna'nın kendisine pay verilmediği için şikâyet etmesini daha önce konuştuk. Benito'nun 1969 tarihli tezini de anmıştım. Bu kez hikâyenin daha önceki ve daha sonraki duraklarına bakalım.

Kataloglar ne anlatıyor?

Edebi kataloglar, kısa tabletler. Her satırda bir şiirin ilk satırı yazılı. Bazen bir kataloğun sonunda, kaç eserin listelendiği belirtiliyor. Samuel Noah Kramer, 1940'larda bu kataloglardan birini yayımlamış ve Sümer edebiyatının ne kadar geniş olduğunu göstermek için kullanmıştı. Sonraki araştırmacılar, Nippur ve Ur'dan çıkan başka katalogları da tanımladı.

Bu kataloglar, bir şiirin o dönemde ne kadar bilindiğine dair kaba bir fikir veriyor. Bir şiir birden fazla katalogda geçiyorsa, büyük olasılıkla yazıcı okullarında okutuluyordu. Bazı kataloglarda, ilahiler, ağıtlar ve tartışma şiirleri ayrı gruplar halinde sıralanmış. Bu, yazıcıların metinleri türlerine göre ayırdığını gösteriyor.

Enki ve Dünya Düzeni'nin hangi kataloglarda geçtiği, araştırmacılar arasında hâlâ inceleniyor. Kesin bir eşleşme için şiirin ilk satırının kataloglardaki satırla tam uyuşması gerekiyor; kırık kataloglarda bu her zaman mümkün olmuyor. Ben bu konuda kesin bir şey söyleyemiyorum. Ama şunu biliyoruz: Şiirin kopyalarının büyük kısmı Nippur'dan, bir kısmı Ur'dan geliyor. Yani en az iki büyük yazıcı merkezinde bu metin kopyalanıyordu.

Kopyaların dağılımı

Şiirin kopyaları, bugün başta Philadelphia'daki Penn Museum olmak üzere, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde ve British Museum'da bulunuyor. Ur'dan çıkan kopyalar, Leonard Woolley'in Ur kazılarına ait; bu kazılar 1922 ile 1934 arasında British Museum ve Penn Museum'un ortak çalışmasıydı. Ur'dan çıkan edebi tabletlerin çizimleri, "Ur Excavations Texts" dizisinde yayımlandı.

Bu dağılım, Enki ve Dünya Düzeni'nin metnini kurmanın neden uzun sürdüğünü açıklıyor. Bir araştırmacı, üç farklı müzedeki parçaları karşılaştırmak zorundaydı. Fotoğrafçılığın ve yayıncılığın yaygınlaşmasından önce, bu karşılaştırma çoğu zaman bizzat yolculuk gerektiriyordu.

Şiir yaklaşık dört yüz elli satır uzunluğunda. Ama hiçbir kopya bütün metni içermiyor. Bazı kopyalar yalnızca başlangıcı, bazıları yalnızca ortasını koruyor. Birleştirilmiş metinde bile, özellikle sonlara doğru boşluklar var.

Benito'dan sonra

Carlos Benito'nun tezi, şiirin ilk eleştirel edisyonuydu. Ondan sonra, Oxford'daki ETCSL projesi şiirin satır satır transliterasyonunu ve çevirisini yayımladı. ETCSL, Benito'nun çalışmasına ve sonradan tanınan parçalara dayanıyordu.

Thorkild Jacobsen ise 1987'de yayımladığı "The Harps that Once..." adlı antolojide, Sümer şiirlerinin bir seçkisini İngilizceye çevirdi. Jacobsen'in çevirileri, akademik doğruluk ile şiirsel akıcılığı birleştirmeye çalışıyordu. Bu kitap, birçok okuyucunun Sümer edebiyatıyla ilk tanışmasına aracılık etti.

Türkçede ise Enki ve Dünya Düzeni'nin tam bir eleştirel çevirisi bildiğim kadarıyla yok. Muazzez İlmiye Çığ'ın kitaplarında bu şiirin anlatımları var, ama satır satır bir çeviri değil. Eğer bunu okuyan bir Sümerolog varsa, bu boşluğu doldurmak güzel bir proje olurdu.

Ur'daki evler

Ur'dan çıkan kopyaların bir özelliği daha var: Bir kısmı, kentin konut bölgesindeki evlerde bulundu. Woolley, Ur'un Eski Babil dönemi mahallelerini kazarken, bazı evlerde tablet yığınlarına rastladı. Bu evlerden bazıları, bir yazıcının ya da öğretmenin hem yaşadığı hem de ders verdiği yerler olarak yorumlanıyor.

Bu, edebi metinlerin yalnızca tapınaklarda ya da saraylarda değil, sıradan bir sokağın sıradan bir evinde de kopyalandığını gösteriyor. Enki'nin dünyayı düzenlediği şiir, belki de bir mutfağın yanındaki küçük bir odada, bir öğretmenin gözetiminde yazılıyordu. Woolley, kazdığı sokaklara İngiliz kentlerinden esinlenen adlar, evlere de kapı numaraları verdi; Ur'daki bir tablet evi bugün hâlâ bu numaralarla anılıyor. Bu kayıtlar, tabletlerin hangi odadan çıktığını yeniden kurmaya çalışan sonraki çalışmalar için çok değerli.

Woolley'in kazı kayıtları, bugünkü ölçütlere göre eksik sayılabilir. Ama o dönem için oldukça dikkatliydi. Onun sayesinde, bazı edebi tabletlerin hangi evden çıktığını hâlâ biliyoruz. Bu bilgi, bir şiirin hangi sosyal ortamda okunduğunu anlamak için kopyaların kendisi kadar önemli.

Neden bu kadar parça?

Bir okuyucu, bir şiirin neden onlarca parçaya bölündüğünü sorabilir. Cevap, kilin doğasında. Pişirilmemiş kil tabletler kırılgan. Mezopotamya'da edebi tabletlerin çoğu pişirilmiyordu; kurutulup kullanılıyordu. Binalar yıkıldığında, tabletler de kırıldı. Bazıları yağmurla eridi, bazıları yangında kazara pişti ve bu sayede korundu.

İronik bir biçimde, bir kentin yanması, onun tabletleri için bazen bir kurtuluş oldu. Ateş, kili sertleştirdi ve binlerce yıl dayanabilir hale getirdi.

Çeviri sorunları

Şiirin en çok tartışılan kısımlarından biri, Enki'nin kendini övdüğü bölüm. Burada Enki, birinci tekil şahısla konuşuyor ve kendi güçlerini sıralıyor. Bu bölümün dilbilgisi karmaşık; bazı satırlar ya Enki'nin kendisine ya da anlatıcıya ait olabilir. Kimin konuştuğu, satırın yorumunu değiştiriyor.

Bir başka sorun, Enki'nin ziyaret ettiği yerlerin adları. Dilmun, Magan ve Meluhha, şiirde Enki'nin kutsadığı ülkeler arasında geçiyor. Araştırmacılar genellikle Dilmun'u Bahreyn ile, Magan'ı Umman ile, Meluhha'yı İndus Vadisi ile ilişkilendiriyor. Bu eşleşmeler, ticaret belgeleriyle destekleniyor; ama şiirin kendisi coğrafi bir harita sunmuyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Kopyaların birleştirilmesiyle netleşen en önemli sahne, İnanna'nın şikâyeti. Enki bütün görevleri dağıttıktan sonra, İnanna ona geliyor ve kendisine bir şey verilmediğini söylüyor. Diğer tanrıçaların görevlerini tek tek sayıyor: Aruru'nun, Nisaba'nın, Ninmug'un ve diğerlerinin. Enki ise cevabında, İnanna'nın zaten sahip olduğu güçleri hatırlatıyor.

Bu sahne, Enki ile İnanna arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösteriyor. İnanna ve Enki şiirinde İnanna, Enki'yi sarhoş edip ondan me'leri alıyor. Burada ise Enki, İnanna'yı yatıştırmaya çalışıyor. İki şiir birlikte okunduğunda, aralarında süregelen bir pazarlık, bir güç dengesi olduğu görülüyor.

Enlil'in şiirdeki yeri de ilginç. Enki, görevleri Enlil adına dağıttığını söylüyor. Yani Enki, Enlil'in otoritesini tanıyor; ama dünyayı fiilen düzenleyen kendisi. Bu, Nippur ve Eridu teolojileri arasında bir uzlaşma gibi okunabilir.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Enki ve Dünya Düzeni'ni Anunnaki'nin Dünya'yı bölgelere ayırıp yönetimini paylaştırmasının kaydı olarak okudu. Ona göre Enki'nin ziyaret ettiği ülkeler, Anunnaki'nin farklı görev bölgeleriydi.

Akademik okumada, şiir Sümer'in kendi dünyasının bir envanteri. Enki'nin dağıttığı görevler, tarım, sulama, inşaat, dokuma, hayvancılık gibi günlük hayatın işleri. Ülkeler ise Sümer'in ticaret yaptığı yerler. Bir gezegen yönetimi değil, bir medeniyetin kendi ekonomisini kutsal bir düzen olarak anlatması.

Forumlarda şiirin yolculuğu

Forumlarda Enki ve Dünya Düzeni, ETCSL bağlantısıyla sık sık paylaşılıyor. Ama metnin nereden geldiği pek sorulmuyor. Bir İngilizce tartışmada bir kullanıcı, "Bu metnin kaç kopyası var?" diye sordu. Cevap veren biri, kopyaların Nippur ve Ur'dan geldiğini, hiçbirinin tam olmadığını açıkladı. Soru soran kullanıcı şaşırmıştı: Okuduğu düzgün çevirinin, aslında onlarca parçanın birleşiminden oluştuğunu bilmiyordu.

Bu, bence forumlardaki en yaygın yanılgılardan biri. Ekranda okuduğumuz akıcı bir metin, arkasında yüzyıllık bir birleştirme emeği saklıyor. Ve o emek, çevirinin kendisi kadar önemli.

SohbeX teorisi: Bir okul müfredatının parçası mı?

Bu bölüm spekülatif.

Enki ve Dünya Düzeni'nin uzun görev listeleri, bana bir yazıcı öğrencisinin ezberlemesi gereken bir kelime dağarcığını hatırlatıyor. Tarım aletleri, hayvan adları, tanrı adları, ülke adları; bütün bunlar, bir yazıcının bilmesi gereken kavramlar. Belki de şiir, öğrencilere hem bir mit hem de bir sözlük gibi okutuluyordu.

Bunu destekleyen doğrudan bir kanıt yok. Ama Nippur'daki yazıcı evlerinden çıkan kopyaların fazlalığı, şiirin okulda kopyalandığını gösteriyor. Okulda kopyalanan bir metnin, aynı zamanda bir öğretim aracı olması şaşırtıcı olmazdı.

Bir yazıcı öğrencisi için, belki de en zor kısım İnanna'nın şikâyet bölümüydü: Uzun bir tanrıça adları listesi, her birinin görevi, hepsi sırayla. Bunu ezberlemek, bir sınavın yarısı gibi bir şey olmalı.

Size soru

Bir şiiri, onun nasıl bulunduğunu, kaç parçadan birleştirildiğini bilerek okumak, sizin için deneyimi değiştirir mi? Ben artık Enki'nin görev dağıtımını okurken, bir yandan da o satırları kil üzerine yazan öğrencinin parmaklarını düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap