Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kültepe tabletleri: Anadolu'daki Asurlu tüccarların mektupları

Kayseri'nin yaklaşık yirmi kilometre kuzeydoğusunda, düz bir ovanın ortasında büyük bir höyük yükseliyor. Bugün Kültepe adıyla bilinen bu yer, MÖ ikinci binyılın başlarında Kaneş adlı bir kentti. Höyüğün eteğinde, kentin aşağı kısmında, Asurlu tüccarların yaşadığı bir mahalle vardı. Bu mahallenin evlerinde, Türkiye'nin yazılı tarihinin en eski belgeleri bulundu: on binlerce kil tablet.

Kültepe tabletleri, çoğunlukla ticari mektuplar ve hesap kayıtları. Ama bu sıradan belgeler, bize Mezopotamya'nın tanrılarının, dilinin ve yazısının Anadolu'ya nasıl geldiğini ve burada nasıl yaşadığını gösteriyor. Anunnaki tartışmaları genellikle güney Irak'ın kentlerine odaklanıyor; Kültepe ise bu dünyanın bir kolunun, Anadolu'nun ortasına kadar uzandığını gösteriyor.

Kazılar

Kültepe'den gelen tabletler, on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren antika piyasasında görülmeye başladı. Uzun süre bu tabletlerin nereden geldiği bilinmedi. 1925'te Çek dilbilimci Bedřich Hrozný, Kültepe'de kazı yaparak tabletlerin kaynağını buldu. Hrozný, aynı zamanda Hititçenin bir Hint-Avrupa dili olduğunu gösteren kişiydi.

1948'den itibaren Kültepe'de, Türk Tarih Kurumu adına Tahsin Özgüç'ün yönettiği sistemli kazılar başladı. Özgüç, yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca Kültepe'de çalıştı. Onun ardından kazılar, Fikri Kulakoğlu'nun başkanlığında sürdü. Bu kazılarda, tüccar mahallesinin evleri, sokakları ve arşivleri ortaya çıkarıldı. Bugün Kültepe'den yirmi binden fazla tablet bilindiği söyleniyor ve bunların büyük kısmı Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde korunuyor.

Karum: tüccarların mahallesi

Asurlu tüccarların yaşadığı mahalleye "karum" deniyordu. Bu sözcük, Akadcada "liman" ya da "rıhtım" anlamına geliyordu; zamanla tüccar topluluklarını ve onların yerleşim alanlarını anlatmak için kullanıldı. Kaneş'teki karum, Anadolu'daki Asur ticaret ağının merkeziydi. Bu ağda, başka kentlerde de daha küçük ticaret noktaları bulunuyordu.

Tüccarlar, kuzey Irak'taki Aşur kentinden, eşek kervanlarıyla Anadolu'ya kalay ve dokuma getiriyordu. Kalay, bakırla karıştırılarak tunç yapmak için kullanılıyordu ve Anadolu'da çok değerliydi. Dokumalar ise Aşur'da, özellikle tüccarların eşleri ve aileleri tarafından üretiliyordu. Tüccarlar, bunlara karşılık gümüş ve altın alarak Aşur'a geri gönderiyordu.

Kervanların Aşur'dan Kaneş'e yolculuğu, haftalar sürüyordu. Mektuplarda, kervanların yükü, yolda ödenen vergiler, kaçakçılık ve dolandırıcılık davaları ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

Dört bin yıl önce, eşek kervanlarıyla binlerce kilometre yol yapan tüccarları düşünmek, size Anadolu'nun tarihini farklı mı gösteriyor?

Aşur'daki kadınlar

Kültepe tabletlerinin en ilginç yanlarından biri, kadınların yazdığı mektuplar. Tüccarların eşleri ve kızları, Aşur'da kalarak dokumaları üretiyor, ticareti yönetiyor ve kocalarına ya da babalarına mektuplar yazıyordu. Bu mektuplarda kadınlar, gönderilen dokumaların fiyatlarından, borçlardan ve ailenin sorunlarından söz ediyor.

Örneğin bir tüccarın eşi olan Lamassi'nin mektupları biliniyor. Lamassi, kocasına, dokumaları zamanında hazırladığını, ama karşılığında gümüş gelmediğini, evin masraflarını karşılamakta zorlandığını yazıyor. Bu mektuplar, Mezopotamya'da kadınların ekonomik yaşamda ne kadar etkin olabildiğini gösteren ender belgelerden.

Bazı kadınlar, rahibe olarak tapınaklara bağlıydı ve kendi adlarına ticaret yapabiliyordu. Mektuplarda, kadınların kendi mallarını yönettiği, borç verdiği ve davalar açtığı görülüyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: Aşur'un hançeri

Kültepe tabletlerinde, Mezopotamya'nın ve Anadolu'nun tanrıları bir arada görülüyor. Asurlu tüccarların baş tanrısı, kentlerinin adını taşıyan Aşur'du. Tüccarlar, sözleşmelerinde ve yeminlerinde Aşur'un adını anıyordu. Bazı davalarda, tanıklar "Aşur'un hançeri" önünde yemin ediyordu; bu hançer, tanrının simgesi olarak kullanılan kutsal bir nesneydi.

Aşur'un yanında, İştar, Adad, Şamaş ve Sin gibi Mezopotamya tanrıları da tabletlerde anılıyor. Aynı zamanda tabletlerde, Anadolu'nun yerel tanrılarının adları da geçiyor. Kaneş'in yerel tanrıları arasında Anna adlı bir tanrıça ve Nipas adlı bir tanrı bulunuyordu. Asurlu tüccarlar, yerel halkla evlilik ve ticaret ilişkileri kurdukça, iki dünyanın tanrıları da birbirine karıştı.

Bu karışım, sonraki Hitit dininin karakterini de belirledi. Hititler, kendi tanrılarının yanında, Mezopotamya'dan ve Hurri dünyasından gelen tanrıları da kabul etti. Hitit metinlerinde, "bin tanrı" ifadesi, bu çok katmanlı tanrılar dünyasını anlatmak için kullanılıyordu.

Hititçenin ilk izleri

Kültepe tabletleri, Hititçe ve ona akraba dillerin bilinen en eski izlerini de taşıyor. Tabletler Akadca yazılmış olsa da, içlerinde yerel halkın adları ve bazı yerel sözcükler var. Bu adlar ve sözcükler, Hint-Avrupa dil ailesinin bilinen en eski kayıtları arasında.

Hititler, kendi dillerine "neşili" diyordu; bu ad, Kaneş'in bir başka adı olan Neşa'dan geliyordu. Yani Hititlerin kendi dillerine verdiği ad, Kültepe'nin bulunduğu kentle doğrudan bağlantılı. Kültepe'de bulunan ve üzerinde "Kral Anitta'nın sarayı" yazan bir mızrak ucu, Hitit krallık tarihinin en eski kralları arasında sayılan Anitta'nın burada hüküm sürdüğünü gösteriyor.

Evlerdeki arşivler

Kültepe'deki tabletler, tapınaklarda ya da saraylarda değil, çoğunlukla tüccarların evlerinde bulundu. Tüccarlar, mektuplarını, sözleşmelerini ve hesaplarını evlerinin belirli odalarında, bazen kil kaplar içinde, bazen raflarda saklıyordu. Bu arşivler, bir ailenin birkaç kuşak boyunca yürüttüğü ticaretin kaydını tutuyordu.

Bazı tabletler, kil zarflar içinde korunmuştu. Sözleşmeler ve hukuki belgeler, bir tablete yazılıyor, sonra bu tablet, üzerinde tanıkların mühürleri bulunan bir kil zarfla kaplanıyordu. Böylece metnin sonradan değiştirilmesi engelleniyordu. Bir anlaşmazlık olduğunda, zarf mahkemenin önünde kırılarak içindeki metin okunuyordu.

Mühürler de ayrı bir dünya açıyor. Kültepe'de kullanılan silindir ve damga mühürlerinde, hem Mezopotamya'nın hem de Anadolu'nun sanat üslupları görülüyor. Bazı mühürlerde Mezopotamya tanrıları, boynuzlu taçlarıyla, bazılarında ise Anadolu'nun yerel tanrıları, örneğin bir boğanın üzerinde duran fırtına tanrısı gösteriliyor. Bu mühürler, iki kültürün sanatının nasıl birbirine karıştığını gösteren küçük ama çok anlamlı belgeler.

Bu arşivlerin önemli bir kısmı, kentin bir yangınla yıkılması sırasında pişerek sertleşti. Yangın, evleri yok etti; ama kil tabletleri dört bin yıl dayanacak kadar sağlamlaştırdı. Bir felaketin, bir arşivi kurtarması, size tarihin tuhaf bir ironisi gibi gelmiyor mu?

Kültepe'deki bu arşivler, eski dünyada yazının yalnızca krallara ve rahiplere ait olmadığını da gösteriyor. Tüccarların bir kısmı, mektuplarını kendileri yazıyor ya da okuyabiliyordu. Bu, yazının, Mezopotamya'nın kâtip okullarının dışına taşarak günlük yaşamın bir aracı haline geldiğinin işareti.

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Kültepe tabletleri, eski dünyanın en ayrıntılı ticari belgeleri arasında sayılıyor. Araştırmacılar, bu tabletlerden yola çıkarak, eski Asur ticaretinin işleyişini, fiyatları, kâr oranlarını, ortaklık biçimlerini ve hukuk sistemini yeniden kurabildi. Bazı araştırmacılar, bu ticaretin, bugünkü anlamda bir piyasa ekonomisinin erken bir örneği olup olmadığını tartışıyor.

Tabletler, aynı zamanda Anadolu'nun yerel siyasi yapısını da gösteriyor. Kaneş, yerel bir kral ve kraliçe tarafından yönetiliyordu. Asurlu tüccarlar, bu yerel yöneticilerle anlaşmalar yaparak ticaret izni alıyor ve vergi ödüyordu. Bu anlaşmalar, uluslararası ticaret antlaşmalarının en eski örnekleri arasında.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Anadolu'yu, Anunnaki'nin metal kaynaklarına ulaşmak için ilgilendiği bir bölge olarak yorumladı. Ona göre Anunnaki, Dünya'ya altın ve başka metaller için gelmişti ve Anadolu'nun maden yatakları bu ilginin bir parçasıydı. Kültepe tabletleri, Sitchin'in kitaplarında doğrudan ele alınmıyor; ama onun genel anlatısında, eski metal ticareti, Anunnaki'nin bir mirası olarak görülüyor.

Kültepe tabletleri ise bize bu ticaretin çok insani bir yüzünü gösteriyor: borçlar, şikâyetler, kaçakçılık, aile sorunları ve uzun kervan yolculukları. Metallerin peşinde olanlar, tanrılar değil, Aşur'dan gelen ve aileleriyle mektuplaşan tüccarlardı.

Bir başka fark da şu: Sitchin'in anlatısında metal, tanrıların ihtiyacı için toplanıyordu. Kültepe'de ise gümüş, Aşur'daki ailelere, borçları ödemek, ev almak ve yeni kervanlar kurmak için gönderiliyordu. Yani metalin hikâyesi, burada tamamen insan ihtiyaçlarına bağlı.

Forumlarda

Forumlarda Kültepe tabletleri, genellikle Türkiye'nin tarihinin "yazının Anadolu'ya gelişiyle" başladığı tartışmalarında anılıyor. Bazı kullanıcılar, Kültepe'nin daha fazla tanınması gerektiğini, bu tabletlerin dünya mirası olarak öne çıkarılması gerektiğini vurguluyor. Kültepe arşivleri, UNESCO'nun Dünya Belleği listesine de alındı.

Bazı başlıklarda ise Kültepe tabletlerinin bir kısmının hâlâ okunmayı beklediği belirtiliyor. Bu doğru; tabletlerin önemli bir kısmı henüz yayımlanmadı ve araştırmacılar, bu tabletleri okumaya devam ediyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Kültepe tabletleri, Mezopotamya'nın tanrılarının Anadolu'ya bir fetihle değil, bir ticaretle geldiğini gösteriyor. Aşur'un hançeri, kalay ve dokumalarla birlikte, eşek kervanlarıyla Kaneş'e ulaştı. Tüccarlar, yeminlerini Aşur'un adıyla ediyor, ama yerel kadınlarla evlenip yerel tanrılara da saygı gösteriyordu.

Belki de Anadolu'nun tanrılar dünyası, bu tür karışımlarla zenginleşti. Hititlerin "bin tanrı"sı, tüccarların, kâtiplerin ve ailelerin, farklı dünyaların tanrılarını bir araya getirmesinin bir sonucu olabilir.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Kültepe tabletlerini daha önce duymuş muydunuz? Mezopotamya tanrılarının Anadolu'ya ticaretle gelmesi size ne düşündürüyor? Aşur'daki kadınların ticarette bu kadar etkin olması sizi şaşırttı mı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap